ho amca’nın ruhunu tünellerinde bıraktığının farkındasın, değil mi vietnam?

    Ana sayfaAsyaVietnamho amca’nın ruhunu tünellerinde bıraktığının farkındasın, değil mi vietnam?

“hala hatırlıyorum rimbaud’u ve verlaine’i/şiirin kendinden geçmiş iki adamı/acayip dizelerle ve tutkuyla sarhoş/yıpranmış rotalara ve eski yollara meydan okuyan…” xuan dieu


26062008


dokuz milyon insanın yaşadığı ho chi minh city’deyim ya da benim doğduğum yıla kadar anıldığı-üzere: saigon’da. veya onyedinci yüzyılda vietnamlılar tarafından elde-edilmeden önceki khmer adıyla: prey nokor’da…
*
phnom penh’ten geliyoruz buraya otobüsle. isveçli arkadaşım c. ile. sabah sekizde geleceği söylenen minibüs dokuzda geliyor. sıkış tepiş haldeyiz onbeş-yirmi gezgin/turist. kamboçya’da olduğunu-bilmek, kızgınlığımızı azaltıyor. belki bazılarımızın.
*
küçük terminale ulaşıp otobüse bindikten üç saat sonra kamboçya-vietnam sınırındayız. herkesin pasaportunu topluyor muavin. sınırda vize kontrolü yapılması amacıyla götürüyor. benim pasaportum hariç. benim vizeye ihtiyacımın olmamasını anlayamıyor. yöneticisiyle görüştürüyor beni telefonda. eğer vizem yoksa otobüsten inmemi istiyor telefonun diğer-ucundaki. ‘ben hallederim kendi-başıma’ deyip sorumluluğu aldığımı söyleyince yumuşuyor.
herkes otobüsle geçerken kamboçya tarafından vietnam tarafına sınırda, ben yürüyerek aşıyorum sınırı. önce kamboçyalı görevlilerle görüşüyorum. sonra vietnamlı. ve kendi işimi kendim hallediyorum kolayca:)
*
otobüs vietnam’a girer girmez etraftaki kırmızı bayrakların üzerindeki sarı yıldız ile orak ve çekiç, bir de ho chi minh’in posterleri, bana ikinci kez sosyalist bir ülkeye geldiğimi söylüyor. küba’dan sonra…
ve yol-üzerindeki kasabalar bize, dört-günlük kamboçya yolculuğundan sonra yeniden uygarlığa geldiğimizi hatırlatıyor. uygarlığa-alışmış bedenler için sevindirici, geride-bırakılanlar için hüzünlü…
*
şehre ulaşınca ‘cho ben thanh’ terminalinde iniyoruz otobüsten. aslında merkeze çok yakınız. ancak iner-inmez ilk-ve-son-dümene uğruyoruz bu ülkedeki. taksi sürücüsü bizi hostele götürmek için dolaştırıyor onbeş dakika kadar ilgisiz yerlerde. farkında-değiliz bunun elbette. sonunda ulaşıyoruz hostelin olduğu caddeye. ve yedi dolar ödüyoruz bu kısa-mesafe için. aslında indiğimiz yerden sadece ikiyüz metre uzaklıkta olduğumuzu akşamüstü anlıyoruz. bravo doğrusu taksiciye:)
*









dağınık mı:)


ana caddedeki hostelde yer-olmadığı için kendime ucuz bir otel buluyorum. ‘le vu hotel’. (1). kliması ve televizyonu olan.
*
vietnam’da da singapur’da olduğu gibi paralar plastik. eskimeyen-cinsten yani. ve hepsinde ho-amca’nın gülümseyen yüzü…
*









yerel bira


turist-egemen bir barda bir bardak bira otuzbin dong. ucuz bir bar bulursan onikibin dong ödeyebilirsin ama.
*
nasıl hızlı-akan/gözle-takip-edilmez bir trafik şehirde. birkaç saat bu trafiği izlemenin bende yarattığı his: her an her şey olabilir bu şehirde.
korna sesi tabii ki hiç eksik olmuyor havada. yüzlerce motorun sesi ile beraber ortaya çıkan gürültü ve elbette hava kirliliği ise kimin umurunda? doğrusu benim değil:)









milyonlarca motor desem abartmış olurum:)


27062008











ne sattığını çözen?:)


meyve ve içecek satan seyyar ve sabit satıcıların çoğu yaşlı-kadın. kimisi sırtına/omzuna koyduğu kalın bir sopanın ucuna sepet bağlamış. öyle sağlamaya çalışıyor geçimini.
*
‘ben-thanh-pazarı’nın karşısındaki ‘yirmiüç-eylül’ parkında bir kartonun üzerinde taşlarla dama-benzeri bir oyun oynayan gençleri izliyorum. yanımdan piyango satıcıları geçiyor. az-ilerde aerobik-yapan kadınlar.
*
türkiye’ye alışkın biri olarak karşıdan karşıya korkuyla geçiyorsam, gerisini sen hayal et:)
*











pijamalar ve şapkalar:)


ortayaşlı kadınların pijamalar içinde günlük-yaşam-dolaşmaları, gezginlerin gözüne-değiyor sağda-solda…
*
vietnam şapkası…
*
bir enstantane: yolun tam köşesindeki ingilizce-müzik çalan turistik bardayım. sağ tarafımdaki ahşap masada iki kadın ve bir adam durmadan konuşuyor-ingilizce. kumral olan kadınlardan birisi, sağ elini çenesine koyuyor. şimdi sağ eliyle sol kolunu kaşıyor. onların hemen önündeki masada oturan sakallı ve sarışın bir adam, sol eli sağ dirseğinin altında sigarasını içiyor. sağ bacağı solun üzerinde. parmak arası terliğiyle yolu izliyor. bir ayakkabı boyacısı çocuk sol-gözünü ovalıyor tam karşımda. bir japon turist, arkadaşlarının fotoğrafını çekiyor aynı anda. motorunun önündeki kasada yüzlerce sarı ve yeşil muz taşıyan bir adam geçiyor ondan az sonra. sağ kolunda bir-iki yaşlarındaki çocuğunu taşıyan genç-anne, sakız ve mendil satmaya çalışıyor turist masalarını dolaşarak. bu arada genç garson, masamı kaldırıma alıyor. istifimi bozmadan geçiyorum bir çırpıda. sol ayağı kesilmiş, tahta-değneğiyle dolaşan genç bir adam, şapkasını açmış, dileniyor. kimsenin umurunda olmuyor. sadece uzun bir şort giymiş, şişman bir vietnamlı geçiyor motoruyla onun yanıbaşından. ondan bir dakika sonra ‘good morning vietnam’ yazılı bir tişört giymiş, tipik-bir-turist ilerliyor kaldırımda. sağ cebimdeki cüzdan ve arasındaki pasaport rahatsız ederken bacağımı oluyor tüm bunlar.
*
ekmek bulamazsın asya’da. onun yerine pirinç. yağ-sız ve tuz-suz. sağlıklı bu nedenle. yanında/üstünde sebze ve/ya et ile lezzet kazanan.


28062008


bağımsızlık sarayında durmaktadır hala. savaşı-sonlandıran o tank
*









kahraman…


cu-chi tünellerine gidiyorum dün bir tur-otobüsüyle. yaklaşık iki saat uzaklıkta saigon’a. (2).









tur-rehberi anlatıyor


kırklardaki fransız işgali zamanında yapımına başlanan ve oldukça basit aletlerle kazılan tüneller, altmışlardaki savaşta önemli bir savunma gücü sağlıyor direnişçilere. yaşam yıllarca, yaklaşık ikiyüzelli-kilometrelik ve birkaç-katlı yeraltı odalarında sürüyor.









tünelden sağsalim çıkmanın mutluluğu:)


tünelin bir kısmında otuz metreden fazla yürüyorum. çömelerek. ilginç bir deneyim bu benim için. ve ancak, klostrofobisi olanlar uzak dursun bu tecrübeden!









bir diğer-kahraman…


bombaların açtığı çukurları, kullanılan tuzakları görebiliyorsun zaman zaman.
*
vietnam demek, sadece vietnam savaşı (vietnamlılar için adı elbette amerikan savaşı) ve rambo filmleri idi benim için önceleri. şimdi daha derin bir anlama sahip doğal olarak…










tarih ‘sizlerden’ nefret etmekte pek haklı…


*
bugün savaş müzesine (amerikan savaş suçları sergi-evi) gidiyorum bir motor-taksiyle. yirmibin donga anlaşıyorum genç sürücüyle. motora binmeden önce başlığımı uzatıyor sürücü bana. ve sonunda ben de dahil oluyorum, karmaşanın-içindeki-zevke. birkaç dakikalığına:)










amerikan helikopteri


(3). bahçesinde amerikalılardan kalma tanklar, jetler ve helikopterler sergileniyor. ve savaşa dair siyah-beyaz-fotoğraflar, amerikan-politikasından bir kez daha nefret ettiriyor insanı.










amerikan jeti


*









seni gidi punk seni:)



yağmur hızlandı şu anda. ama çoğu sürücü hazırlıklı buna. hemen yağmurluklar geçiriliyor sırtlara. bir motor devrildi az önce. ama sorun yok. kalkıp-devam yola:)



*
tiger-biramı içiyorum şimdi. öncesinde iki jack-on-the rocks içiyorum. (4).
*
üniversite-öğrencisi olan iki garsonla sohbet ediyorum. biri günde seksenbin dong kazandığını, hem de ortalama oniki saat çalışarak, söylüyor. üç bira parasından daha az!!! asıl amacının yaz tatilini ingilizce pratik-yaparak değerlendirmek olduğunu söylüyor. görece-rasyonel.
*
salaş bir mekanda öğle yemeği yiyorum.
şehirde iyi ki mcdonald’s yok.
vietnam mutfağında fransız koloni zamanlarının etkisi, kendisini bagetlerde gösteriyor.
*
ondokuzuncu yüzyılın ortasında fransızlar tarafından işgal edilen kentin %onu, yirminci yüzyılın başında fransız imiş.
*
budist bir ülke.
*
ingilizcesi ‘agent-orange’ olan bir tarım ilacının kimyasal silah olarak, savaşta amerikalılarca kullanılmasının üzerinden yıllar geçmesine karşın, tarımsal üretim üzerindeki negatif etkileri hala devam ediyor. fiziksel ve zihinsel olarak sakatlanan insanlardan söz-etmem, ancak bilinenin tekrarı olacaktır…
*
sigarayı bırakmalıyım artık. bu yaz gününde bile nasıl öksürüyorum. kesinlikle terk-etmeliyim bu onüç yıllık alışkanlığımı.
*
bu akşam mekong deltasına gitmek üzere bir tur-bileti satın alıyorum. (5).


30062008


sabah vazgeçiyorum mekong deltasına gitmekten.
*
arkadaşım c. başkent hanoi’ye giden otobüste şu anda. kırksekiz saatlik uzun bir yolculuk.
*
kahvaltı olarak bir tost ve meyveli yoğurt. (6).
*
sigara her yerde serbest…
*
arkadaşım c.’nin geçen gün gittiğimiz elbise pazarında satıcı kadının otuz dolar değer biçtiği elbiseyi on dolara aldığını hatırlıyorum. pazarlığın gücü…
*
duymaya alıştım artık: ‘same-same’…
*
hava sıcak.
*
kamboçya gibi vietnam’da da kamusal alanda sevgi gösterme rahatlığına rastlayamıyorum.
*
öğle-yemeği için sadece dört masanın olduğu salaş bir mekandayım. yaşlı aşçı-kadın. pirinç ve dana eti. (7).
*
giyim ve hediyelik-eşya alışverişlerinde, mağazalar-dışında ama, pazarlık normal/gerekli-belki. kamboçya’da ve tayland’ta olduğu gibi. bunun etik-sorgulamasını bir başka zamana bırakıyorum…
*
norveçli turist-arkadaşım m. ile ister-istemez gittiğim bir turistik-barda brezilyalı ve irlandalı gezginlerle tanışıyorum. herkesten birşeyler öğrenmenin olanaklı olduğunu bir kez daha yakalıyorum. ne kadar kısa sürerse sürsün diyalog


01072008


öğlene geliyor zaman. gece yine berbat bir uykuydu odamdaki. iki gün önce sokak satıcısından yediğim et mi garip geldi bünyeme acaba?
*
kendime bir büfe buldum. sabah çorbası sonrası gelip vietnam kahvesi içtiğim. ince, uzun bir bardakta. oldukça iyi tadı. kafein bağımlısı benim için.









keyif…


büfenin sahibi elbette-pijamalı-orta yaşlı kadınla bisikletinde-et-ve-sebze-satan kadın tartışıyor şu anda. sorun, etin ağırlığı galiba. küçük, yeşil bir tartı çıkardı satıcı-kadın az önce. ama hala devam ediyor ağız dalaşı. gülümseyerek izlerken ben onları, büfenin müdavimlerinden bir adam açıklıyor sorunu bana: satıcı-kadının tartısının fazla tarttığını iddia ediyormuş büfenin sahibi:)
*
norveçli arkadaşımın, kamboçya plajlarındaki yaşlı-batılı-erkek ve genç-kamboçyalı-kadın birlikteliklerini görmekten artık iğrenmiş olduğundan bahsettiğini hatırlıyorum…


02072008


gece yarısı. ayrılıyorum bugün vietnam’dan. isterdim ki zamanım olsaydı: hcmc’den hanoi’ye kadar güney çin denizi kıyısından giderek, doğal güzelliklerine de tanıklık edebilmeyi. geçmişi çin’in işgallerine direnmekle geçmiş olan bu ülkenin…
*
taksiyle geldim havaalanına. (8). son kez yaşayarak trafik keşmekeşini. yarım saatte.
manila’ya uçuyorum cebu pacific havayollarıyla. (9).
*

harcama bilgilerim:
(a) 1 dolar 16,000-18,000 dong arasında.
(1) geceliği 11 dolar odanın.
(2) giriş için 85,000 dong ödüyorum.
(3) müzeye giriş için 15,000 dong veriyorum.
(4) 12,000 dong ve 110,000 dong.
(5) 30 dolar.
(6) 32,000 dong veriyorum.
(7) 18,000 dong ödüyorum.
(8) 6 dolar.
(9) yaklaşık 200 dolar.

1 Yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Son 2 gündür bizi yazı yağmuruna tuttunuz…Yetişmekte zorlanıyorum ama Vietnam yazısı olunca bizim kuşak için iş değişir…Savaş yıllarında hepimiz boynumuza asmıştık o meşhur”savaşma seviş” sembollerini …Sonra acı anıları yaşayarak yılları geçirdik…Hatırlatmanız iyi oldu,ders çıkaracak gençler iyi okumalı..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*