HİNDİSTAN – NEPAL

Hindistan vizesi almak zor değil. 2 fotograf, hesap cüzdan fotokopisi, dönüş uçak bileti ile başvurduğunuzda ertesi gün vizenizi alıyorsunuz.. Eğer Nepal gibi bir ülkeye daha Hindistan üzerinden gidecekseniz Çift Giriş Çıkışlı vize talep etmenizde fayda var. En çok çift girişli vize veriyorlar zaten.

 

YENI DELHI

THY’nin İstanbul- Delhi seferiyle 1,5 saat rötarla 5 saatte Delhi’ye vardım. Uçakta Hintli yolcular çoğunlukta.. Seferin sonunda uçağın çöp yığınlarıyla dolması halkın alışkanlıkları hakkında ön bilgi verip karşılaşacağımız manzaraya hazırlıyor. Aşağılamak anlamında değil, bu alçakça bir davranış olur, temizlik konusunda sıkıntı yaşayacağımı doğruluyorlar.  Delhi havaalanı temiz.. Yerler nedense halı kaplı.. Pasaport kontrolü çabuk ve sorunsuz. Zaten yüzümde öyle bir ifade var ki, görevli hiçbir soru sormaya yeltenmedi. Bagajlar da kısa sürede geldi. Dışarısı kalabalık ama bir hengame görünmüyor. Taksiler yapışmıyor. Taksimetre çalışıyor. Şehre yaklaşık 10 dolara geliniyor. 1 usd 47 ile 50 Rupi arasında işlem görüyor.

İlk gün şehrin karmaşasına, gürültüsüne alışmakla ve onlarca şeye sinirlenmekle geçti demek doğru olur.. Şehirde ilk göze çarpan sınırsız bir yoksulluksa da asıl farkedilmesi gereken sanırım bu yoksulluğun içselleştirilmiş olması, kabullenilmesi ve kanıksanmaması.. Kast sisteminin resmi olarak kalmadığını ancak fiiliyatta bunun hala geçerli olduğunu daha önceden söylemişti bir Hintli tanıdığım. Bunun izlerini günlük yaşamda görmek mümkün. Hintliler kendi insanlarına karşı son derece acımasızlar. Bunun altında uzun yıllar, önce Moğol sonra ingiliz egemenliğinde kalmış olmalarına bağlamak ne kadar yanlış olabilir ki.. İşin sosyolojik çözümlemesi bir yana hiçbir egemen gücün bu halka temizlik alışkanlığını kazandırmadığı ortada. Iran’da adım başı ya da her köşe başında diyeyim, soğuk su makinaları görmüştüm. Ücretsiz, halkın faydalanması için. Burada da her köşe başında ‘’açık’’ tuvaletler var. Etrafa olağanüstü koku salan bu tuvaletlerin kiminin önüne bir set konmuşsa da kimisi tamamiyle açıkta. Hintliler tuvaletlerini gidermek için gördükleri ilk duvar dibini tercih ediyor. Ne duvarı olduğu önemli değil. Sanırım bunun önüne geçmek için adım başı tuvalet yapılmış, ama bu, çözüm olamamış. Sadece buralardan değil her yanı kaplamış çöp yığınlarından da yeterince koku yayılıyor.

Ortada serbest dolaşan inek görmedim. Gördüklerim arabaya koşulmuşlardı. Ama son derece rahat, kimsenin ilişmediği sokak köpeklerini görmek mutlu etti.

Şehrin turistin varlıkları 3 kümeye ayrılmış birçok kaynakta.. Eski şehir, central park bölgesi, yeni şehir..

Eski şehir, Red Fort (Kızıl Kale mi demeli) bölgesi.. Red Fort’a girebilmek için yerel halkın aksine daha pahalı bir bilet almanız gerekiyor. 250 rupi.. Yerel halk ise 10 Rupi ödüyor.Ben bu bileti önce kombine bilet sandım ama daha sonra öyle olmadığını öğrendim.  Red Fort’un içerisinde Moğol dönemine ait saray ve unsurları yer almakta..Bir de müze.. Müzede pek bir şey yok.. İlgi çekebilecek tek şey birkaç resim. Gandi resmi.  

Hemen karşısında 500 yıllık bir Hindu tapınağı (12.00 – 18.00 arası kapalı ve fotoğraf çekmek yasak) ile Kuş Hastanesi duruyor. Kuş hastanesi  diye turist duygusallığına pazarlanan yer üç beş yaralı kuşa küçücük kafeslerde eziyet ettikleri bir yer. 

Biraz daha ilerisinde –yürüme mesafesinde- berbat bir pazardan geçerek ulaşılabilinecek Jami Mescid. Moğol mimarisinin örneklerinden biri olan bu camiye girmek Moğol ordusunu yenmek gibi bir şey. Girişte eli sopalı bir manyak duruyor. Eğer namaz vakti ise turistleri kovalayarak girmelerine engel oluyor. Kimin Müslüman kimin olmadığını nasıl anlıyor bilmiyorum. Bilet almanız gerekiyor. 200 Rupi.. 4 dolar.. Bunu sizden hiddetle alıyorlar. Bununla bitmiyor. Ayakkabılarınızı başında bekleyen bir öküze teslim ediyorsunuz. Fırlatıp bir kenara atması için. Bayan iseniz üzerinize pislikten kolalanmış gibi duran bir örtüyü sarmalarına izin vermeniz gerekiyor. Çarşaflı değilseniz bu örtüden kaçamıyorsunuz.  Yanınızda galoş yoksa -ki, benden başka kimsede yoktu, diğer turistler gıptayla baktılar, gelirken migrostan 40 çift almıştım,- o pis ortamda yalın ayak dolaşacaksınız. Minareye çıkmak 200 rupi daha gerektiriyor. Namaz çıkışı bir grup benimle resim çektirdi. Daha doğrusu gruptan birisinin öncülüğünde. Anlamadım. Elimde fotoğraf makinası, sırt çantasıyla gördüklerinden herhalde.. Sonra da Allah’ın hepimizin Allah’ı olduğuna dair kısa bir fetva verdiler. İçlerinden birinin Alman olup sonradan Müslüman olduğunu söylediler. Ses etmedim. Haydi sen de Müslüman ol, demelerini bekliyorum..  Ama bana ‘’La ilahe illallah’’dedirtmek istediler, hem de heceleyip, tekrarlamamı isteyerek. Söylemedim. Niye söyleyeyim ki, dedim. Ben zaten Müslümanım, sizin demenizle niye diyeyim, dedim. Öyle bir mahcubiyet ve bozulma ki, bir anda kayboldular. Eminim çektikleri resmi de hemen silmişlerdir.  Yüzlerce kilise gezmişimdir, hiçbir papaz bana İncil’den birşeyler söyletmeye kalkmadı şimdiye kadar. Müslümanların ise böyle bir kompleksi var. Hayır, sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu falan olsam neyse de bu tipimle Hristiyan bir turiste benzetilmek angutça. Bu keyifle camiye girdim. Cami alanının ortasında bir havuz.. Bu havuzun çevresine dizilmiş abdest alanlar.. Allah kabul etsin. Ama ters giden: Herkes aynı havuzdan su alıp aynı havuza sümkürüyor. Koşarak uzaklaştım. Uzun sürmedi camiyi dolaşmam zira ahım şahım bir yer değil. Bakımsız ve pis. Pakistan-Lahor’da gördüğüm Moğol şaheserinden sonra buranın beni etkilemesi düşünülemez bile. Oradaki temizlik ve görevlilerin anlayışlı, nazik tavırları.. Burada adım başı nefret etmek için bir bahane bulmak zor değil. Caminin minaresine çıkmak 200 Rupi. Buradan şehrin panoramasını çekmek mümkün.

Internette Anatolia Turkish Restaurant diye bir yer buldum. Adresini yazıp oraya koşturdum. Binbir zahmetle bulduğum yerde çoktan kapandığını öğrendim. Madem kapattın, ilan verdiğin sitelerden ilanını da silsene öküz ! Binbir hevesle onca yol teptim. Sinir harbi yaptım. Kahır çektim. Gelmeden önce de bir Türk oteli ilanı bulmuştum. Adamlara mail attım. Hemen cevap geldi, biz kapattık, yardımcı olabileceğimiz bir konu varsa yazın, diye. Sagolsunlar. Moralim bozuk, central park bölgesindeki McDonald’a geldim. İki chicken burger ancak kesebildi öfkemi. Yanında da bir miktar nugget. Menu fiyatı 150 Rupi civarında.

Humayun’s Tomb etkileyici. Nispeten temiz tutulmuş. Bir kısmı restorasyonda olsa da mutlaka görülmesi gereken bir yer..  Red Fort’ta aldığım biletin kombine olduğunu sanıyordum, değilmiş.. Her yer için ayrıca 250 rupi ödeyip bilet almak gerekiyormuş.

Indian Gate yapış yapış bir kalabalık barındırıyor.. Satıcılar, dilenciler.. Yapışıp minik bir Hindistan bayrağı yakanıza iliştirip 100 Rupi isteyenler.. Çabucak fotoğraf çekip ayrılmakta fayda var.

National Museum haritada yakın gibi görünse de yürüme mesafesinde değil India Gate’e.. Tuk-tuk’larla 50 Rupi (1 usd) karşılığında gitmek mümkün. Girişi ise 300 Rupi. Fotoğraf çekecekseniz 300 Rupi daha ödüyorsunuz. Gelmişken fotoğraf çekmemek olmayacağına göre toplamda 600 Rupi (12 dolar) vermek gerekiyor. İçerisi beklentiyi karşılamıyor. Üç katlı müzeyi çabucak gezmek mümkün.. Minyatürler ilgi çekici ama çoğunlukla kopya. Bir kısmı da restorasyon için kaldırılmıştı.

Hindistan’ın simgelerinden biri sayılan Bahai Tapınağı Lotus Temple ilginç mimarisiyle görülmeye değer. İçeri sırayla alıyorlar.. Salonda 5 dakika kadar oturuluyor. Bu arada meditasyon yapanlar da oluyor. Sonra da salondan çıkılıyor. İç kısımda pek görecek bir şey yok. Bir konferans salonunu daha çok andırıyor. Zaten fotoğraf çekmek veya konuşmak yasak.  Burada da uzunca bir mesafeyi ayakkabısız katetmek zorundasınız. Ayakkabıları birilerine teslim etmektense yanınızda poşet taşımakta fayda var.

Qutub Minar Delhi’de mutlaka görülmesi gereken yerlerin sanırım başında gelir. Devasa bir kule çevresine konumlanmış tarihi yapılar. Bir çoğu kalıntı durumunda olsa bile yine de oldukça etkileyici. Devasa minareye çıkış yok. Çevresindeki kalıntılar ve sütunlar çok güzel.

Mahatma Gandhi’nin yaşadığı ve ofis olarak kullandığı ev müze haline getirilmiş. Son derece sade ve düzenli bir yaşamı sergileyen müze bir dönem Hindistan’ı için ayna niteliğinde.. En ilgi çeken yanı ise (bence) Gandhi’nin örgüleri oldu. Kadın her zaman kadın..

Nehru müze kompleksi ise içerisinde bir Moğol sarayı ile çocuklar için teknoloji müzesi de barındırıyor. Bahçede çok sade bir şekilde yanan Nehru, Mahatma ve Rajiv için yanan meşale var. Yalnız Mahatma Gandhi müzesindeki temizlik burada pek yok.

 

Amritsar, Delhi’ye yaklaşık 450 km uzaklıkta Pakistan sınırına yakın bir bölgede.. Arabayla 8 saat sürdüğünü söylediler ama 12 saatte gidebildim. Zira yollar hem kalabalık hem de çok kötü. Bu şehrin tek özelliği ise Golden Temple.. Yalnız içeriye yalınayak girmek gerekiyor. Üstelik yüzlerce kişinin geçtiği bir sudan geçip.. Galoşla da almıyorlar.. Erkek de olsanız başınızı bağlamanız gerekiyor.  Bu kadar yolu çekmemek için uçakla günü birlik gidilinebilinir.

AGRA

Delhi’den arabayla 4 saat civarında sürüyor. Taksi şirketleri bu mesafeyi 3500 ile 9000 Rupi  (70*180 usd) arasında gidiyorlar.. Fark aracın cinsinden ve kiralanan yerden kaynaklanıyor. Delhi’den gelirken Agra’ya 15 km kala Sikandara denen yerde Akbar’s Tomb bulunmakta.. Mutlaka görülmesi gereken  bu Moğol eseri geliş yolunda planlanırsa vakitten tasarruf edilmiş olur.

Agra’nın en önemli varlığı Taj Mahal. Bu Moğol şaheserini Hintliler kendi eserleri olarak kabul ettirme çabasındalar. Aslında bir Shiva tapınağı olup sonradan mozole haline getirildiğini söyleyenler var.. Bunu kayda değer bulup Lonely Planet de yazabilmiş. Neyse ki yapının mimari özellikleri bu zırvaları gölgede bırakmak için yeterli. Taj Mahal’in girişi 750 Rupi (15 usd). Ana mozolenin içerisinde fotoğraf çektirmek yasak.. Buna uymayanların peşinden koşan bir amca var.. ama belli ki herkese yetişemiyor.  Taj Mahal’in hiçbir yerinde video çektirilmiyor. Girişteki aramada video kamera olup olmadığı kontrol ediliyor. Ama neredeyse bütün fotoğraf makinalarının video çekimi yapabildiği düşünülmemiş herhalde. Ayakkabıları bırakabileceğiniz yerde kullanılmış galoş (!) satan biri var. Taj Mahal’den öyle aman aman etkilendiğimi söylemem doğru olmaz. Belki çevresel koşullar, belki gözümde fazla da büyütmemiş olmam bu görüşümü etkilemiş olabilir. Hindistan’ın reklam amacıyla burayı fazlaca boyadığını düşünüyorum. Sadece gördüğüm iyi oldu diyebilirim. Ama düşüp bayılmadım.

Mehtab Bagh, Taj Mahal’in nehrin karşı kıyısından, cepheden görülebileceği bir yer.. Girişi 150 Rupi. Video çekimine izin verilmiyor ama fotoğraf serbest. Hindistan’da genel olarak yaşadığım hava kirliliği fotoğraf çekmeyi olumsuz etkiliyor. Belki profesyonel olanlar daha sağlıklı sonuçlar alabilirler. Sabah gündoğumunda ortalığı kaplayan duman çok kötü.

Itimad-ud-Daulah’da nehir kenarında görülmesi gereken yerlerden biri. Cihangir Şah’ın (Şah Cihan’ın babası.. Türbesi Pakistan-Lahore’da..) Iran’lı vezirinin türbesi. Mirza Ghiyas Beg aynı zamanda bir yazar ve Cihangir Şah’ın çok sevdiği eşi Nur Jahan’ın (hikayesi Pakistan notlarında) babası.

Agra Fort, Hindistan’daki en güzel Moğol kalelerinden birisi. İçerisinde çeşitli saray unsurları var.. Etkileyici ama Lahore’daki kale kadar değil. Üstelik önemli bir kısmı da kapalı.  Girişi ise 250 Rupi (5 usd).

Agra da kirlilikte Delhi ile boy ölçüşebilecek halde.. Yoğun turist alması nedeniyle satıcılar ve dilenciler çoğunlukta ve hiçbir adımda sizi yalnız bırakmıyorlar. Döviz büroları da aynı anlayışa sahip.. Önce size düşük kur söylüyorlar, ardından artık neye tutturabilirlerse.. Her haliyle vıcık vıcık, kokuşmuş bir yer.

JAIPUR

Jaipur, Rajastan eyaletinin başkenti. Sanki biraz daha derli toplu, temiz bir şehir gibi. Pembe şehir olarak biliniyor. Agra’dan yaklaşık 230 km, Delhi’den de aşağı yukarı bu kadar.. Ama yol daha iyi ve boş sanki. Bu yüzden yaklaşık 3.5 saatte gitmek mümkün oldu.

Jantar Mantar, bir astroloji ortamını andırıyor. İşlevini anlayamadığım bir sürü şeyle dolu.

City Palace’ın genel kısımları 300 Rupiye gezilebiliniyor. Özel kısımlar için ise 2500 Rupi (50 usd) ödemek gerekiyor. Yerel kıyafetli vatandaşlar fotoğraf çekimi için çevrenizde dolanıyorlar.. Buradaki su tankları ilginç.. Hindistan Maharajası Madhu Sing II İngiltere’ye seyahate gider. Oradaki suyun nasıl olacağından emin olmadığından yanından 2 tank Ganj suyu götürür.. Bu tanklar hemen girişte sergilenmekte.. O zamanlar Ganj temizdi, şimdiki gibi kahverengi değildi herhalde. Yine de ölülerin ganja teslim edilmesi yeni bir gelenek olmadığından, buradan su içmek pek mide bulandırıcı geldi bana.. Şu anda kullandığımız suyun ve hatta içtiğimiz suyun nereden geldiğini ise düşünmek bile istemiyorum.

Amber Fort, Jaipur’un hemen dışında, tepelere kadar çıkan duvarlarıyla Çin seddini andıran görkemli bir kale.. Kalenin sadece merkezi kısmı ziyaretçilere açık.. Duvarlar ve diğer unsurlara giriş yok. Yüzde biri ancak açık demek abartı olmaz. Kaleye araçla çıkılabileceği gibi yürüyerek veya fillerle çıkmak gibi alternatifler de var. Kalede bulunan galeride çok güzel tablolar var ancak çok pahalı.. 700 dolarlık bir tablo beni tamamiyle büyüledi. Bu tabloların printer çıktısını da satıyorlar aynı yerde.  Kalenin içerisinde dolaşırken karşınıza çeşitli atraksiyonlar çıkabiliyor. Yılan oynatıcıları gibi.

Jal Mahal ise ancak kıyıdan resimlenebiliyor. İçine girilmesine izin verilmiyor. Muson yağmurlarının oluşturduğu gölette kalan bu yapı kıyıdan ilginç bir görüntü veriyor.

Şehre ismini veren eski şehrin en bildik noktası  Hawa Mahal.. Buradan şehrin görüntüsü de alınabiliniyor. Giriş 200 Rupi. Çevre dükkanlardan üzerinize saldıran satıcılardan kurtulabilirseniz tabii.

Amber Müzesi-Merkez Müze de ilgi çekici.. Yapının kendisi de çok güzel.. Binlerce kuşa ev sahipliği yapıyor. Hint Kültüründeki Arap etkisini de görmek mümkün. Fotoğraf çekmek serbest.. Giriş 200 Rupi.

Lakshimi Narayan Temple, mermerden yapısıyla görmeye değer.. İçeride fotoğraf çekilmiyor. Zaten içerisinde bir şey yok.. Yapının kendisi güzel.

Isarlat Minar ise şehrin yukarıdan görülebileceği iyi bir fırsat. Çıkması zor değil. Ama yukarıda yer çok kısıtlı. Tel örgüyle kaplı olduğu için de zorlukla fotoğraf çekilebiliniyor. Girişinde bulunan yaşlı bir nemrut bilet kesiyor. 50 Rupi.

Jaipur’da kaldığım Royal Heritage Haveli hotel, Hindistan’da gördüklerimin en iyisi. En düzgün

çalışanı.. Sahibi herşeyi dikkatle takip ediyor, herkesle ayrı ayrı ilgileniyor.. Elemanlarını da iyi yetiştirmiş. Delhi ve Agra’dan sonra dinlenme imkanı buldum. Üstelik yemekleri de son derece iyi. İlk kez doğru dürüst yemek yedim. Son akşam yemeğinin parasını da almadılar. Otel sahibinin 3 köpeği ise tam neşe kaynağı.. Teklifsiz geliyor odaya yaşlı olan. Kafayı vurduğu gibi horlamaya başlıyor. O kadar tatlı ki.. Küçüğünün bir koşması var.. Hemen sarılası geliyor insanın. Ben girmedim ama yüzme havuzu da bulunuyor otelin. Herşey Hindistan’a yakışmayacak kadar temiz. Şaşırtıcı..

Jaipur Havaalanı hemen şehrin yanıbaşında.. Çakmaklara el koyuyorlar ama ikinci katta sigara içme odası bulunuyor. Hindistan’da havaalanlarına elinizde biletiniz yoksa almıyorlar.. Bu nedenle havaalanına gelmeden biletinizi yazdırmanızda fayda var. Gerçi havaalanına girmeden değişik havayollarının ofisleri var, oradan da yazdırılabilinir ama tedbirli olmakta da fayda var.  Hindistan’da gördüğüm havaalanları hediyelik eşya açısından sıfır. Dolayısıyla havaalanında birşeyler buluruz diye düşünmemek lazım. Bir şey yok.

MUMBAI

Mumbai havaalanından çıkmadan taksi bankolarından taksi almak gerekiyor. Aksi halde dışarıda sıkıntı oluyor. Havaalanı şehir merkezine yaklaşık bir saat mesafede.

Deniz kıyısı olması dolayısıyla boğucu bir nem karşılıyor havaalanı çıkışında. Ama şehre doğru giderken karmaşanın daha az olduğu gözlemlenebiliyor. Tuk-tuklar şehir merkezine giremiyor. Bu da trafiği daha az karmaşık hale getiriyor. Şehir merkezinde kimi klasik kimisi yeni taksiler çalışıyor. Klasik taksilerde klima yok ve bazısı fena halde sidik kokuyor. Ambassador marka klasik araçların fiyatları 14 000 usd civarında. Çok güzeller.

Mumbai’nin en bilindik noktası India Gate.. Seyyar satıcılar ve halk kalabalığı sarmış halde. Çevre adalara motorların da buradan kalkmasından dolayı kalabalık hat safhada. Hemen karşısında ise Taj Mahal oteli.

Viktoria Terminali şehrin bence en görkemli yapıtı. Gerçekten güzel bir eser, görülmeye değer. Ancak ana binanın içerisine almıyorlar. Terminalin çevresindeki binalar da terminalle boy ölçüşür vaziyette. Terminalin gar kısmına ise gözatmakta fayda var, içerideki hengameyi görmek açısından.

Haji Ali Camisi ve dergahı  sahilde, bir mendireğin ucunda yer alıyor. Kontrolsuz bir kalabalık buraya akın ediyor. Tek kelimeyle pislik içinde. Deniz zaten son derece kirli. Çöpten geçilmiyor. Çocuklar bu kirli suya giriyor. Yol boyunca dizili dilenciler kimi zaman ilginç görüntü veriyor. İçerisi bambaşka bir karmaşa. Erkeklerin de başlarını bağlamaları gerekiyor kapalı alanlara girmek için. Ayakkabılar tepeler oluşturmuş, başlarında çaresiz bir adam.

Geldiğim sırada bayram olduğundan dolayı Hindu tapınaklarının önünde inanılmaz kuyruklar ve bu kuyruklarla debelenen polisler manzarayı oluşturuyor. Tapınak çevresinde bağlı birkaç inek. Gelen giden dokunup, okşuyor. İneğin sahibi tenis topundan biraz daha büyükçe bir şey satıyor.. İnekle ilgili bir şey mi, bilmiyorum. Hajı Ali Camisinin olduğu sokağa gelmeden 100 metre kadar önce Mumbai’nin en önemli tapınağı yer alıyor ancak caddeden belli olmuyor. Girmek mümkün olmadı ama okuduğum kadarıyla ‘’renkli’’ bir tapınak.

…. Ghat bölgesinde şehrin çamaşırhanesi var. Oteller de dahil olmak üzere çoğu çamaşırını buraya getiriyor. Çalışanlar erkekler. Betona vura vura yıkıyorlar çamaşırları ve yine aynı bölgede asıyorlar. Tren istasyonunun yanındaki köprü gözlemlemek için ideal yer (LP).

Viktoria Gardens içerisinde yer alan Dr. Bhau Daji Lad Müzesi dünden bugüne Hindistan yaşamı hakkında bilgi vermesi açısından görülmesi gereken bir yer. İçeride fotoğraf çekilemiyor ve devasa bir kalabalık oradan oraya koşuyor. Çantayı emanete bırakmanızı istiyorlar ama bırakmamakta ısrar edilince izin veriyorlar.

KALKUTA

Hintliler Kolkata diyor. Büyük ve kozmopolit bir şehir. Yoğun bir trafik var. Çok farklı inançlardan milyonlar yaşadığından bir çok cami, sinagog, kilise ve tapınak görmek mümkün.

Victoria Memorial şehrin mücevheri gibi duruyor. Dehşet bir yapı. İçerisinde müze ve galeriler var. Yoğun ziyaretçi alıyor. Büyük bahçesinde dolaşarak yapıyı incelemek zevk veriyor. Havuzları çok temiz olmasa da yine de güzel görünüyor. İçeride fotoğraf çekilmiyor ve iyi bir aramadan sonra giriliyor. Hindistan’da genel olarak bu tür yapılarda güvenlik önlemleri sıkı. Müslüman teröristlerin saldırısından endişe ediliyor. Bir insan hem Müslüman ya da bırakalım Müslümanlığı hem inançlı hem terörist olabilir mi, o da ayrı bir konu.  Victoria Memorial 1901 yılında inşa edilmeye başlanmış, pazartesi günleri kapalı, diğer günler 10-17 arası açık. Kocaman bir bilet veriliyor, girişi 150 Rupi (3 usd)..

Botanik bahçesi şehrin diğer yakasında. Son derece büyük bir bahçe.. Pek serin bir yer sayılmaz.  Daha çok gençler yayılmışlar yeşilliğe. Girişi ücretli ve 150 Rupi. Bahçe içerisinde sigara içmek yasak. İçerideki umumi tuvalet ise girilecek gibi değil doğal olarak.

Kalkuta’da özellikle yoksul kesimlerde Komunist ve sosyalist partiler etkin gibi. Bunu heryerde asılı bayraklardan anlamak mümkün.

Sheetalnathji tapınak kompleksi ya da üçlü tapınak çok güzel. Rengarenk.. Sevimli, bir anaokulu bahçesini andırıyor. Girişteki hediyelik eşya dükkanında ise çok ucuz şeyler bulmak mümkün. Gittiğimde saat 14’tü. Saat 15’te açılıyormuş. Bir çok tapınak bu saatte açılıyor. Tapınak görevlisine bahşiş verilirse iç kısmı da görülebiliniyor. Ayrıca yaşlı ve sevimli tipler çevrenizde dolaşıp gezdirmeyi teklif ediyor. Bir de tabii dilenciler..

Rahibe Teresa’nın evi ya da yardım merkezi tertemiz. Çevredeki pislikle o kadar tezat ki. Sessiz bir ortam..  Rahibe Teresa’nın mezarı da burada, girişte bir odada.. İnsanlar gelip dua ediyor.. Merkez içinde sadece Rahibe Teresa’nın olduğu yerde fotoğraf çekilebiliyor.. Diğer yerlerde yasak. Rahibe Teresa’nın odası ise bir mütevazilik örneği. Küçük bir yatak, bir çalışma masası. Nobel ödüllü iyilik meleğinin bütün lüksü bu. Bu odaya bakınca taşıdığımız onca gereksiz  ayrıntının anlamsızlığını düşünüyor insan..

Kalkuta’da yollarda çeşmeler göze çarpıyor.. Suyu nehirden geliyor. Yolları yıkamak için yapılmış bu çeşmelerde şimdi insanlar yıkanıyor. Bir tür ücretsiz banyoya dönüşmüş. Metro girişlerine ise güzel resimler yapılmış. Herbiri diğerinden ilginç.  

Mullik Ghat bölgesinde görülecek çok şey var.. Hindu tanrılarının heykellerinin üretildiği mahalle oldukça büyük ve ilginç. Burada farklı motiflerde heykeller yapılıyor. İçerisi ot, dışına ise sıva yapılıyor. Üzerine alçı türü bir kat sıva daha.. Sonra da boyanıyor.. Yüzlerce dükkanda binlerce farklı örnek görmek mümkün.. Nehir kıyısından ilerlediğinizde nehirde banyo yapanları veya sadece ibadet için suya girip sonra dua edenleri görebiliyorsunuz.. Ama su pislikten neredeyse siyaha dönmüş. İnsanlar umursamıyor. Biraz ileride ise ölülerin yakıldığı krematoryum var.. İlkinde odun ateşi ile yakılıyor.. Burada durumu iyi olanların ölüleri yakılıyor(muş). Bedeli  5000 Rupi yani 100 dolar. Pek fazla kimse yok. Bir ölü var yerde yatan.. Birileri bekliyor, birileri de ateşe odun getiriyor. Kimsede bir tepki, ağlama, sızlama yok. Fotoğraf çekilmesine izin verildiğini söylediklerinden çekiyorum ama fazla da değil.. Sonuçta bir cenaze töreni ve abartmamak gerektiği düşüncesindeyim. Yakılma sahnesine katılmadım. Hem buna kendimi hazır hissetmedim hem de o kokuyu duymak istemedim. Sokakta fazlasıyla dilenci var.. Krematoryumun görevlisi kimseye para vermemem gerektiğini söyledi. Vereceğin parayı ne yapacakları belli değil, dedi. Eğer yardım etmek istiyorsam karşıdaki tapınakta bağış yapmalıymışım. Şuna göre : bir kişi bir öğün pirinç 5 Rupi.. 100 Rupi (2 usd) verirsen 20 kişinin karnı doyar.. Bu yeterli, dedi. Anlayışı/yaklaşımı beğendim ve yerine getirdim. Biraz ilerisinde elektrikli krematoryum. Buradaki işlem 200 Rupi (4 usd) kişi başına.. Dolayısıyla düşük gelir gruplarına hitap ediyor. Oldukca kalabalık. Yerde yatan 4-5 ölü.. Ölülerin fotoğrafını çekmek istemedim. Anlamsız bir şey olur, diye düşündüm, saygısızlık belki de.. Her ölünün başında yakınları.. üzeri örtülmüş ama yüzü ve ayakları açıkta. Yakınlardan birisi elinde ucu yanan bir odunu yere ve ölüye doğru tutarak çevresinde dönüyor. Birşeyler mırıldanıyor. Görevli sırası gelenin yakınlarına sesleniyor, kabaca.. Yakınları ölüyü hay hay hay sesleri ile fırına doğru götürüyorlar.. Yine ağlama, sızlanma yok.. Yakılma işlemi başladığında ise ben çoktan çıkmış oluyorum  oradan.. Yolun karşı tarafında ise 600 yıllık Kalighat Temple var.. Kendisi kapalı olursa da kapıya açılmış küçük pencereden içerisi görünebiliyor. Küçük bahçesindeki ağaca yüzlerce çaput bağlanmış. Çocuk isteyenler, cinsel güç isteyenler bağlıyor..  Sokağın devamı çiçek pazarına açılıyor. Rengarenk bir pazar. Toptan satış yapılıyor. Hindular tapınaklara devamlı çiçek götürdüğünden kendi pazarını da yaratmış oluyor. Çok ama çok kalabalık..

Öğrendiğim kadarıyla Kali, Shiva’nın karısı.. Manyak bir tip.. Erkek düşmanı gibi sanki.. Kapkara bir şey.. Resimlerinde hep ellerinde kesilmiş erkek kafaları, ayaklarının altında en azından birkaç erkek, boynunda erkek kafalarından yapılmış uzun bir kolye.. Bazı resimlerde ise kocası Shiva da ayağının altında resmedilmiş.. Ama bu bölgede çok önem verilen bir tanrı ve Kali tapınakları genellikle hınca hınç.. Gelenler ise neredeyse tamamen erkekler.. Kali aynı zamanda cinsel gücü de simgeliyor veya cinsel güç de veriyor, bu yüzden sanırım.. Yoksa pek mantıklı değil.. Kali tapınaklarında, ortada bir halka ve bunun içinden geçen bir dikey var. Kadın ve erkeği simgeliyormuş. Bütün Kali tapınaklarında bunu gördüm. Ayrıca Kalküta’nın en büyük Kali tapınağında (adını unuttum) bir gelenek de halen devam ediyor. Simsiyah erkek keçi kurban ediliyor. Şeytanı simgeliyormuş. Bırakın içerisine girmeyi kapıdan bakmak bile mümkün değil.. Hınca hınç. Kendilerini kapıya iplerle asan iki görevliden birisi bağış parası topluyor, diğeri ise bağışta bulunanlara minik bir torbacık veriyor. Artık içinde ne varsa.. Görebildiğim kadarıyla içeride Kali’nin 3 gözlü yüz resmi ve malum simge var.. Kali’nin üç gözünün biri geçmişi, diğeri geleceği, ortadaki ise şimdiyi simgeliyormuş. Tapınağın içerisinde bir de havuz var..  Suyu ganj nehrinden geliyormuş. İçerisinde yıkanan biri vardı.. Alık Avrupai turistleri bu havuz başında elinde bir çiçek olan görevli kimini kutsuyor çiftlere ise nikah kıyıyor. Sonra da bir defter uzatıp adını soyadını ve ülkesini yazmasını istiyor.. Defterde gördüğüm kadarıyla isimlerin karşılığında iyi rakamlar var.. Bağış yapılması gerekiyor yani. Bildigim kadarıyla hiçbir Avrupalı öyle 100-200 dolar bağış yapmaz.. Hele benim hiç işim olmaz. Yani böylesi bir rakam vermem. 100 Rupi bırakınca adamın yüzü ekşidi.. E zaten beni de kutsamamıştı.. Sonrasında neyin geleceğini bildiğim için kabul etmemiştim. Parayı vermemin asıl sebebi burada her gün saat 15’te yaklaşık 2000 yoksula bir öğün yemek veriliyor. Yemek mutfakta pişiriliyor. Odun ateşinde.. Görevli yemeğin kutsal olması için odun ateşinde pişirilmesinin şart olduğunu söyledi. Bir ağaç ismi söyledi ama anlamadım. Her görevli bilgi veriyor ama bahşiş de istiyor.. Ben de gülümsememi bırakıyorum ellerine. Bundan iyi bahşiş mi olur?

Son olarak Adalet Sarayı, Belediye Binası, St. John Kilisesinin olduğu bölge.. İngiliz egemenliği döneminden kalan binalar son derece etkileyici.

Kalkuta’nın ünlü tramvayları iki sınıf.. İlk vagon vantilatörlü (klima değil).. Dolayısıyla bilet 3 Rupi ve 1. Sınıf diye anılıyor. Arkadaki ikinci vagon ise vantilatörsüz ve 2 Rupi, 2. Sınıf diye adlandırılıyor. Ama her haliyle tramvaylar tarih öncesinden kalmış gibi duruyor. Son derece eski ve bakımsız. Otobüsler onlardan beter.. Kamyondan bozma.. Hurda görüntüsü veriyor.

NEPAL

Kalkuta’dan Kathmandu’ya 1.5 saatlik uçak yolculuğu ile gelinmekte.. Ama vizeyi havaalanından alacakları tam bir işkence bekliyor. 2 saatte zor alabildim vizeyi. Eğer birkaç uçak birden inseydi kuyruğu tahmin etmek bile istemiyorum. Sonuçta hiçbir eleme yapmadan herkese veriliyor bu vize, neden zorlaştırmak için bürokrasiye boğulur, anlamak zor..  Bir fotoğraf ve doldurulan bir formla 25 doları verdiniz mi pasaporta vize yapışıyor.  Ama bu işlemi 4 kişi yapıyor.. Aheste.. Vizesini önceden almış olanların (ki çok az böylesi) kontuarları bomboş.. Neyse bu eziyet bittikten sonra 10 dolara şehir merkezine yolculuk. Bir saatten fazla sürüyor yoğun trafikte.. Daha temiz ve düzenli bir Kathmandu bekliyordum.. Çevrede renk renk tapınakları, yerel kıyafetler içinde halkıyla.. Motosiklet sürüsü, çirkin yapılaşma, kötü yollar ve ortalık toz duman.. Kendimi olumsuz düşünmemek için zorluyorum. Hindistan’dan sonra daha iyisi için..

Otel şehir merkezinde, Thamel denen mahallede.. Dark sokaklardan güçlükle ilerleniyor. Her taraf hediyelik eşya dükkanı ile dolu.. Tek gelirin turizm olduğu ortada..  Backyard otel yavaş internet bağlantısı, kirli suyu ve havluları gözönüne alınmazsa fena değil.. Çalışanları güleryüzlü en azından. Mutfağı ile ilgili yorumları gelmeden okuduğumdan yemek yemeği aklımdan geçirmiyorum doğal olarak.. Pazardan domates, salatalık, meyve alıp peynirle bütünleştirmek tabii ki en iyi çözüm burada da.. Market sıkıntısı yok en azından Kathmandu’da.. Her şeyi bulabildim.

İlk noktam Dreams Garden..  Oldukça hoş bir bahçe.. Çok büyük olmayan bu bahçede restaurant ve cafe de var.. Giriş ücretli ve 150 Rupi. Bahçe düzenlemesi ilgi çekici.. Ayrıca bahçenin dünü ve bugünü gösteren bir fotoğraf galerisi de var. Yorgunluk atmak için ideal bir yer. Cafede wi-fi da var. Bu çok şirin ve huzur verici bahçenin girişinde Omer Hayyam’ın dizeleriyle karşılaşmak ayrı bir hoşluk.

Kraliyet Sarayı Müzesi.. 2008 yılında Maocu gerillaların kraliyet ailesini yoketmesiyle birlikte burası da müzeye dönüştürülmüş.. İçeride fotoğraf çekmek yasak.. Sigara, çakmak, fotoğraf makinası, çanta.. ne varsa kapıdaki emanete bırakılıyor.  Yalnız bir krala göre oldukça fakir bir saray demek mümkün.. Sade bir yaşam sürmüş burada merhum kral. Bahçesi  de aynı mahzunlukta.

Thamel’den Durbar Meydanına yürüyerek gitmek izlenim için iyi bir olanak.. Yoksa sokağa çıktığınız anda çevrenizi sarıyor bisikletli taşıyıcılar veya taksiler.. Çok fazla hediyelik eşya dükkanı olduğundan yol boyunca satıcılarla da uğraşmak gerekiyor.. Satıcılar her yerde aynı, sonuçta işlerini yapıyorlar.. Bazen çok sinirlensem de sonradan bunun yersiz olduğunu düşünüyorum. Yol üzerinde çok ilginç birkaç tapınak da var. Durbar Square ilgi çekici bir yer.. Birçok tapınak ve Golden Palace olmasıyla Kathmandu’nun gözde yeri. Yapılardaki ağaç işlemeler hayranlık verici.. Golden Palace da aynı şekilde.. Ancak içeri çanta ile girmek yasak, emanete bırakmak gerek.. Fotoğraf çekme imkanı yok dolayısıyla.. Meydana girişlere kulübe konmuş, bilet 150 Rupi. Kontrolsüz gibi dursa da arada tesadüfi kontrol yapıyorlar. Bilet bir günlük veya daha fazla günlük alınabiliniyor. Nepal’de oldukça Hindu var.. Bulunduğum sırada Hinduların bir ozel günüydü sanırım. Durbar Meydanında kalabalık bir Hindu grup tapınaklardan birinin önüne koydukları tanrı resmini öpmek ve kutsanmak için sıraya girmişlerdi. Özellikle rengarenk giysileriyle bayanlar meydanı renk cümbüşüne çevirdiler. Daha sonra bir kamyonet üzerinde gelen bir heykele ise çiçekler sundular. Bazıları meyve tabakları gönderip kutsattılar. Nepal tapınaklarında görülen ahşap süslemeleri başka yerde görmedim. Olağanüstü.. En küçük ayrıntı bile o kadar ustalıkla işlenmiş ki, dakikalarca seyretmek mümkün. Meydanda bulunan müzenin içerisinde de fotoğraf çekilmiyor ama mutlaka gezilmesi gereken bir müze. Meydanın bir ucunda sebze-meyve satan kadınlar, hemen arkasında ise hediyelik eşya pazarı bulunuyor.

Swayambhunath Tapınak kompleksi Kathmandu’nun hemen dışında, ormanlık alanın içerisinde.. Monkey Temple olarak da biliniyor.. Onlarca  maymunun özenle beslendiğini görmek mümkün. Maymunlar insanlara son derece alışkın ve yüzsüz.. Kimse ilişmediğinden olsa gerek. En çok ilgi çekici olan ise yavrusunu sırtında taşıyanlar.. Bir de elinde poşet vb olanların poşetlerini çalmaya çalışıyorlar.. Boynunda çiçekler asılı kadınların çiçeklerini koparıp alıyorlar.. Ama kimse bir şey demiyor, kovalamıyor.

Patan, Kathmandu’nun dışında bir kasaba.. Buranın da bir Durbar meydanı var.. Bir çok şehrin bir Durbar Meydanı var sanırım. Yine oldukça ilginç bir meydan.. Müzesinde fotoğraf çekilebiliniyor.

Bakhtapur, Nepal’in önemli turistik merkezlerinden birisi.. Kathmandu’ya yaklaşık 15 km uzaklıkta.. Buradaki Durbar meydanı oldukça büyük ve renkli. Bakhtapur’u gün boyunca gezmek mümkün. Özellikle şehrin nehir tarafındaki mahallelerde çok renkli görüntülere rastlanabiliniyor. Gittiğimde hasat zamanıydı.. Bence Bakhtapur’a en azından 2 gün ayırmalı. Br çok yanıyla Kathmandu’dan da güzel olduğunu düşünüyorum. Burada satılan küçük oyma kapılar başka yerde yok. Daha doğrusu bu kadar güzeli yok. Kathmandu’da nasıl olsa bulurum diye düşündüm. Yanılmışım, hayıflandım almadığıma. Bir de yine nehir kenarındaki krematoryumu görmekte fayda var.. Hem bu sayede köy yaşamını da gözlemleme olanağı yakalanmış oluyor. Yürüyerek yorucu bile olsa tatlı bir keyif veriyor. Durbar meydanında soluklanmak için kafeler mevcut.

Boudha kasabası Kathamandu’ya yaklaşık 5 km mesafede.. Burada görülmesi gereken ilk yer Buda Stupası. Kocaman bir stupa. İsa’dan sonra 400 yıllarında inşa edilmiş, sonra 14. YY’da Moğollar tarafından yıkılmış ve sonra bugünkü hali yapılmış. Sözlükten baktım : Stupa için anıt ve tapınak tanımlaması kullanılmış. Sanırım ikisi de doğru. Görüntü itibariyle anıt izlenimi veren stupa, gelenlerin duaları açısından da tapınak işlevi görüyor. İnsanlar bu stupanın çevresinde dönüp dua ediyor. Ben tam dönmüştüm (dua etmedenJ) ki, olağanüstü şiddette bir yağmur başladı, hava aniden karardı.. Ben ve yüzlerce turist kendimizi çevredeki dükkan ve pasajlara zor attık. Üstüne üstlük bir de elektrikler kesildi. Dükkanlarda kimse rahatsız olmadı sığınmalardan. Herkes sakince yağmurun dinmesini bekledi.. Gerçi yağmur uzun süre dinmedi.. Sadece bir ara yavaşlar gibi olunca kendimizi attık taksilere. Bu yağmur sebebiyle Tibet Manastırını da göremedim, çok üzüldüm.

Pashupatinath, Kathmandu’ya yaklaşık 5 km mesafede bir kasaba.. Buradaki Hindu tapınakları ve krematoryum ilgi çekici. Yerel kıyafetler giymiş korkunç görünümlü Hindular para karşılığı fotoğraf çektiriyorlar.. Krematoryumu hemen nehrin diğer yakasından izlemek olası. Dolayısıyla fotoğraf çekmek de.. Hemen üst kısımdaki tapınaklarda ise yüzlerce maymun taciz ediyor gelenleri.

Changu Narayan Kathmandu’dan 22 km uzaklıkta.. Buradaki tapınak da oldukça güzel ama pislik götürüyor içeriyi.. Çöpler yığın yığın etrafta.. Tapınağın iç kısmını fotoğraflamaya izin vermiyorlar.. Hindu tapınağı.. Tapınağa giden yolda sağlı sollu onlarca hediyelik eşya dükkanı var.. Güzel yerel el işi bebekler bulmak mümkün. Hem bu sayede yerel halka da destek olunur.

Güneş en güzel Nagarkot’tan batar dediler, ama ne yazık ki yetişmek mümkün olmadı. Yetiştiği kadarını fotoğraflayabildim. Nagarkot’ta dağ zirvesinde turistler bu anın keyfini çıkarıyorlar. Çoğu da orada bulunan otelde kalıp hem doğuşunu hem batışını izliyor.

Nepal gezimi Varanasi’deki festival yüzünden hiç de istemeden kısa kesmek zorunda kaldım. Buda’nın doğduğu yer olan Lumbini ve Pokhara’ya gidemedim. Everest’i uçakla görmek de mümkün olmadı.. 200 dolar civarında bunun maliyeti.. Bir dahakine daha düzgün bir program yapıp, daha iyi hava koşullarında Nepal ve Tibet seyahati yapmak istiyorum. Sanırım Nepal’e ayrılması gereken zaman en azından bir hafta.

Nepal’de Nepal Rupisi geçerli ve bir dolar yaklaşık 70 Nepal Rupisine denk geliyor 2011 Kasım ayında. Havaalanı girişinde çıkış vergisi de ödenmesi gerekiyor diye yazıyordu ama alınmadı. 

VARANASİ

Nepal-Kathmandu’dan 40 dakikalık uçuş mesafesinde Varanasi. 10 Kasım’da buranın en büyük ve en önemli festivali yapılacağından Nepal’deki gezimi tamamlayamadan kısa kesmek durumunda kaldım. Havaalanındaki sevimsiz işlemlerden sonra şehre gelirken tekrar Hindistan’da olduğum gerçeği gerilmeme yetti. Aynı sıfır noktasındaki insan görüntüleri arasında şehre vardım.

Kalacağım pansiyon eski şehirde, Ganj nehrinin kıyısında… Havaalanından Prepaid taksiler 580 Rupiye gidiyor. Ancak eski şehrin girişinde bırakıyorlar. Sonrasında dar sokaklardan ve devasa kalabalık arasından yolu bulmak gerek. Eski şehirdeki otellerde kalınması durumunda önceden aranıp havaalanı karşılaması talep etmek gerek.. Aksi halde tam bir rezillik ve sinir harbi. Kaldığım pansiyon internette adından en iyi sözedilen pansiyon.. Berbat bir yerde.. O dar sokaklarda bir yandan hayvan pisliklerine basmamak, diğer yandan da inekler ve insanlar arasından yol bulmak zor. Pansiyon beklediğim gibi. Oda temiz sayılmaz.. Odada klima var, eski tip.. ama dışı koridora çıkıyor.. Dolayısıyla çalıştığında diğer odalardakilerin uyuması zor.. Zaten her odada klima yok.. Talep üzerine odaya küçük bir buzdolabı getirdiler. Başka bir alternatifim de yok zira bütün oteller dolu.. Festival nedeniyle herkes buraya akın ediyor. Dolayısıyla fazla da stres yapmamak gerek. Odanın penceresini açmak pek mümkün değil. Odada kertenkeleler dolaşıyor ve fena halde ısıran minik sinekler.. Odadaki meraklı kertenkele yüzünden odayı değiştirmek istedim. Zira Hırvatistan’da bu yüzden sabaha kadar uyumamıştım. Adamlar  kertenkelenin zararsız olduğunu, aksine böcek ve sinekleri yedikleri için faydalı olduğunu, sadece duvarlarda dolaştıklarını, yatağa falan girmeyeceklerini anlattılar.. Kertenkelenin bir zarar vermeyeceğini biliyorum, daha doğrusu tahmin ediyorum ama yine de ürkütüyor beni. Kertenkeleyi çıkarmak için iki kişi elinde sopayla gelince zavallı hayvanın zarar görme ihtimali bulunduğunu anladım. Odayı değiştirmekten de, kertenkelenin tahliyesinden de vazgeçtim. Zaten küçücük bir şey. Anlaşırız diye düşünüyorum. Gece, kertenkelenin pek de masum olduğu sonucuna vardım. Zira maymunlar öylesine gürültü yapıyorlar ki.. Balkondan zıplamalar, tenekeleri devirmeler, çığlıklar.. Alışmak zor.. Bütün gece bir gözüm küçük kertenkelede yarı uyur yarı uyanık sabahı zor ettim.

Sabah otelde çalışan Viki ile anlaştığımız üzere şehri gezmeye koyulduk. Viki, sakin ve efendi bir genç..  İlk olarak satıcılarının çoğu kadın olan küçük bir pazardan geçip Ganj kıyısını gezmeye başladık. Yarın festival olacağından yoğun bir çalışma (bu yoğunluk merdivenlerin üstün körü boyanması, hortumlarla kaldırımlardaki çamur ve pisliğin Ganja süpürülmesinden ibaret.. Bir de kayıklarını boyayanlar var) göze çarpıyor. Suya yıkanmak amacıyla girenler, suya ibadet amacıyla giren hacılar, oracıkta traş olanlar, çamaşır yıkayanlar, balık tutanlar, kıyıda oturup sadece dua edenler, kutsayıcılar, yoga yapanlar, turistler, her yerin olmazsa olmazı : satıcılar ve dilenciler, herkes kendi halinde, derdinde.. Kıyıda bilmem hangi kral tarafından yapılmış saraylar gerçekten güzel .. Ama artık hepsi ya pansiyon ya da benzeri bir amaçla kullanılıyor ve bakımsızlıktan iç acıtan bir görünüme sahip. Varanasi’nin su arıtma kuleleri ise dehşet verici.. Ganj’dan olağanüstü kirli suyu alıp arıtarak şehre veriyorlar.. Suyun alındığı noktada biriken çöplükte ise ne ararsanız var.. Yine sahilde bir rahip okulu bulunuyor.. Çocuklar burada sankristçe ve rahiplik eğitimi görüyor ve eğitim boyunca da evlerine gidemiyorlar.. Sahil boyunca beş-altı da tapınak yer alıyor.. Kimi Hindu, Kimi Jain, kimi de Nepal.. Tapınakların içinde fotoğraf çekilmiyor.. Hindular bu fotoğraf konusunda çok nemrut davranıyorlar.. Bazı tapınakların dışından bile fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor. Hemen av tüfekli bir android koşup geliyor : No ! No ! Bazılarına ise zaten girmek bile mümkün değil eğer Hindu değilseniz. Bir de doğal olarak tapınaklara yalın ayak girilmesi gerekiyor.. Ama o kadar kirli ki içerisi.. Anlatılmaz.  Galoş konusu gerçekten çok önemli. Yalnız galoşla almayan tapınağa da rastladım. Çıplak ayak şart dediler.. Girmedim. Yani saygı duyarım, öyle gerekiyorsa öyle davranmak gerek ama temiz tutulmalı o zaman.. Yerler vıcık vıcık çamur, pislik.. Ayakkabı ile girmeye bile imtina eder insan.

Varanasi, Hinduların kutsal şehri. Burada doğan ve ölenin cennet konusunda önceliği olduğuna inanılıyor. Yani Viki böyle söyledi. İneklerin şehirde farkedilen bir rahatlığı var.. İstedikleri yerde durabiliyor, yatabiliyorlar.. Yol ortasında bile. Dolayısıyla yürürken dışkılarına basmamak için çaba sarfetmek gerek.

Golden Temple, eski şehrin ortasında yine dar sokaklardan geçerek ulaşılabilen son derece önemli bir tapınak. Buradaki siyah taşın tanrı tarafından Ganj’dan çıkarılıp getirildiğine inanılıyor. Bir diğer önemli ayrıntı ise adını şimdi hatırlamadığım İslam kralı (büyük ihtimalle Moğol) burayı yıkıp yerine cami yapmış.. Daha sonra tekrar düzenlenip tapınak ortaya çıkarılmış, cami de yerinde duruyor. Tapınağın 5000 yıllık olduğu söyleniyor. Golden Temple olağanüstü güvenlik önlemleriyle korunuyor.. Bir kibrit çöpü bile içeri sokmak mümkün değil. Kutsal bir zamanda olduğumuzdan da önünde anlatılmaz bir kuyruk vardı. Bu cami-tapınak ikileminden dolayı Müslümanların hedefi burası.

Varanasi’de Ganj Kıyısında 2 tane natural dedikleri 1 tane de elektrikle çalışan Burning Place (Ölü yakma yeri, krematoryum) var. Natural dediklerinde odun ateşinde yakıyorlar.. Sıradan bir odun değil.. Ama açıkçası hangi cins olduğunu bilmiyorum. Yalnız, bu odunun özelliği kokuyu yok etmesi.. Yani onlarca ceset bir arada yakıldığı halde koku yok. Açıkcası dayanılmaz bir koku bekliyordum ama eser yok. Krematoryumlardan birisi küçük, sanırım 8-10 kişilik.. Hemen yanında da kasvetli görüntüsüyle elektrikli krematoryum duruyor korku filmlerinden çıkmışçasına. Büyük olan krematoryum en kutsal olanı. 30-40 ceset bir anda yakılabiliyor.. Günde 400-500 ceset yakılıyor ortalama.. Her bir işlem 3 saat sürüyor ve 200-300 kg odun harcanıyor.  Krematoryum çevresindeki evlerde ölü sahipleri kalıyor.. İşlem yapılana kadar ölü de aynı evde kalıyor.. Ardından Ölüyü nehir kenarına getiriyorlar.. Nehirden Ağzına su veriyorlar.. ve yakma işlemine geçiyorlar.. Ölü düzenli olarak yerleştirilmiş tomrukların üzerine konuyor.. Üzeri ve çevresi de odunla kapatılıyor.. Elektrikli krematoryumdakinin aksine burada ölü kefen tarzında beyaz bir örtüye sarılı. Krematoryumun ortasında 4000 yıldır yandığı söylenen ve devamlı odunla beslenen bir ateş var.. Buradan tutuşturulan otla ateş odunlara veriliyor.. Ölen kadın ise en küçük oğlu, erkek ise en büyük oğlu bu işlemi yapıyor.. Çocuğu yoksa kim yapıyor, sormak aklıma gelmedi o ruh haliyle. Ardından krematoryum çalışanları devreye girip mevcut odunla yakma işleminin bitmesini sağlıyorlar.. Zira odun pahalı.. Arada elinde uzun çubuklar olan görevliler ateşi ve cesedi karıştırarak yanmayı hızlandırıyorlar. En iç kaldırıcı sahne de bu zaten. Yanma işlemi bitene kadar ölü sahipleri seyrediyor. Ne bir ağlama, ne sızlama.. Ceset ve odunlar tamamen yandığında akrabalar ganjdan toprak bir kapta aldıkları suyu omuz üstünden ölüye (daha doğrusu yanmış küllere) bakmadan döküyorlar.. Eğer bakan olursa o kişinin de öleceğine inanılıyor.. Zira ölünün gittiği yerde yalnız kalmak istemeyeceği ve yanına tanıdıklarını da çağırmak istediği düşünülüyor.  Eğer ölen erkek ise göğüs kemiği, kadın ise sol kalça kemiği en sona kalıyor, yanmıyor veya en son ve zor yanıyor.. İşte bu kemik ölü sahibi tarafından nehire atılıyor.. Kalan küller ise yine krematoryumun dibinde, nehir kenarına dökülüyor. İşte bu yerde ellerinde tepsilerle insanlar nehirden toprak çıkarıp inceliyorlar.. Bunlar altın arayıcıları.. Zira ölünün küpesi, hızması, altın dişi vb gibi altın eşyaları ölüyle birlikte yakılıyor.. Krematoryumda fotoğraf çekmek ve yüksek sesle konuşmak yasak. Viki, fısıldıyor : ‘’This is end of life!’’ Evet, her şeyin boş olduğunun anlaşıldığı yer.. Para, ev, araba, dünyevi kaygılar, diyor Viki, ‘’Hepsi Boş!’’ .. Hepsi bu anda ve bir anda kaybediyor anlamını..

Sadece 5 ceset yakılmıyor.. Çocuklar (günahları olmadığı için), hamile kadınlar (iki can taşıdıkları için), rahipler (kutsal insanlar olduklarından), cüzzamlılar (yakma işleminde çıkan dumanın hastalığı yayabileceği düşünüldüğünden), hayvanlar (günah kavramı olmadığından).. Bunlar bir beze sarılıp, bağlanıp nehre veriliyor..

Krematoryumun hemen yanında 3-4 katlı birkaç korkunç bina var.. Buralarda yoksul yaşlılar gelip ölümü bekliyorlar.. Bunlara ziyaretçiler, buraya hacca gelenler yardımda bulunuyor.. Odun yardımı.. kimi 20 kilo, kimi 30 kilo.. Korkunç bir dram.. Varanasi’de yakılmak çok önemli ve bir o kadar da pahalı.. Kalkuta’da odun ateşinde yakılmak 100 dolar iken burada 800 dolar civarında.. Kalkuta’da elektrikli krematoryumda yakma 4 dolar iken burada 20 dolar.. Yüzlerce, belki binlerce yıldır bu işlem yapıldığından ve her ölü için bu kadar odun kullanıldığından, kesilen orman insanı düşündürüyor..  Yaşlı bir insanın gelip bu izbede ölümü beklemesi ve yakılması için gereken odun yardımının ölene kadar toplanmasını ümit etmesi herşeyden daha fazla düşündürücü, dehşet verici.. Yazdığım bilgiler Viki’nin aktardıklarıdır..

Sandal kiralamanın saati 200 rupi (4 dolar) normal zamanda.. Bugün de böyle.. Ama yarın, yani festival günü saati 200 dolarları buluyormuş. Kaldığım otel sahibi 4 sandal kiralamış yarın için ve toplam 800 euro ödemiş..Sandal sahipleri yılda bir kere para yüzü görüyor, diyor..  Ama bu nehir gezisi mutlaka yapılmalı.. Nehirden, şehir bir başka görünüyor.. Hele de akşam vakti.. Nehirde cesede rastlanabileceğini söylemişlerdi, hatta bunu internette de okumuştum ama ben rastlamadım.. Çok dikkat de etmedim.. Ancak nehire bırakılmış çiçek içerisindeki mumlar hoş bir görüntü.

Sandalla gezerken krematoryumu uzaktan fotoğraflamak mümkün.. Ancak yakınlaşıp fotoğraf çekince uyarıyorlar hemen.. Viki sayesinde bu hataya düşmedim, fotoğraf çekilmemesi gereken durumları hep önceden söyledi. Ancak turist merakı ile çok fazla bu hatayı yapanı da gördüm.

Yarın festival olacağından kıyıda seramoni yapıldı.. Yüzlerce sandal bu seramoniyi izledik. Seromoninin yapıldığı yer ana baba günü gibi.. Müthiş bir kalabalık. Ama turistlerin neredeyse tamamı sandallarda.. Geçtiğimiz yıllarda bu yerde aynı zamanda bomba patlatılmış. 300 civarında kişi ölmüş.. Turistlerin tamamının denizden izlemesi bu yüzden herhalde.. Hindistan’ın her yerinde bu kaygı var… Bu nedenle bu tür yerlerde yoğun güvenlik önlemleri göze çarpıyor.. Hele de bu festival için bir çok bakan vs.nin geldiği düşünülürse.. Seramoni bittikten sonra kalabalık kıyıda eğlenmeye, havai fişek atmaya devam etti. Viki dolaşmanın iyi bir fikir olmadığını söylemişti. Zaten 2.5 saat sandalda oturunca yoruluyor insan fena halde.. Domates-salatalık alıp pansiyona döndüm. Ama maymunlar uyutmadı.. Her havai fişek patladığında ortalığı ayağa kaldırdılar, çığlık çığlığa.. Kertenkele de iyice yerleşti odaya.. Alçı tavanın kenarından beni izliyor.. Tedbir olarak çantayı kapattım. Türkiye’ye kertenkeleyle gelmek istemiyorum. Bir de ayakkabılarımı dolaba koydum. Sabah giyerken bir sürpriz olursa aklımı oynatabilirim.

Ramnagar Fort Varanasi kralının oturduğu konut.. Sadece müze kısmı ziyaretçilere açık. Açıkcası müze diyebilmek için de epeyce bir yalancı şahit toplamak lazım. Öncelikle içerisini pislik götürüyor.. Sergilenen üç-beş ıvır zıvır o kadar kötü durumdaki acıma hissiyle doluyor insan. Kral amca çöpe atmaya kıyamadıklarını buraya koymuş anlaşılan. Kral aslında oldukça zengin.. Krallığı bir formalite.. Bölgedeki bütün lüks oteller ona ait.. Hatta Varanasi’nin varlığının yüzde sekseni ona ait deniyor. Kralın o sırada evde olduğunu konuta çekilen bayraktan anlıyoruz. İşin en komik yanı ise müzedeki süprüntülerin fotoğrafının çekilememesi.. Herhalde rezalet belgelensin istemiyorlar.  Sarayın dış balkonundan Ganj fotoğraflanabiliyor..

Dhamekh Stupa ise Budist bölgesi.. Dolayısıyla son derece temiz. Geniş bir alana serpili tarihsel kalıntılar var.. Buda’nın öğretisini ilk olarak yaymaya başladığı yer olarak kabul ediliyor. Buda Nepal-Limnibi’de kraliyet ailesinin bir üyesi olarak doğmuş. Daha sonra buraya gelerek meditasyon öğrenmiş ve fikirlerini açıklamaya başlamış, diyor Viki..

Akşam festival nedeniyle Ganj kıyısındaki bütün alanlar, merdivenler mumlarla süslenmiş oldu. Gerçekten güzel bir görüntü. Pansiyonun organize ettiği toplu bot gezisi adam başı 500 rupi (10 usd). Yine yüzlerce turist nehirde, yine her yanda havai fişekler.

KHAJURAHO

Khajuraho sanırım Hindistan’ın en temiz şehri. Diğer şehirlerle göre farkedilen bir temizlik, tertip var. En önemli turistik varlığı tapınaklar grubu.. Doğu, Batı, Güney tapınakları. Tapınaklar son derece temiz tutulmuş.. Öyle ki ayakkabıları çıkarmakta tereddüt edilmiyor. Dış figürler bütün tapınaklarda aynı.. Sıralaması bile değiştirilmemiş. Yalnız her tapınakta değişen tek şey : 3 adet kama-sutra figürü.. Her tapınakta yan yüzeyde yeralan bu figürler farklı. Tuk-tuklarla bir günde tamamını 400 rupiye (8 usd) dolaşmak mümkün. Batı tapınak grubuna biletle giriliyor.. Sıkı bir aramadan geçerek.. sigara, cakmak vs alınmıyor içeri.. Diger tapınakların girişi ücretsiz. Ozellikle batı tapınak grubunun kabartmaları çok ilgi çekici.. Son derece yeni durduğundan bunların sonradan yapıldığı izlenimi doğuyor.. Hatta heykel atölyelerini gezince bu izlenim yoğun bir şüpheye dönüşüyor. Restorasyon gördüklerini söylemek zor değil, ama bu restorasyon tamamını kapsamış gibi.

Akşam yerel dans gösterisi olduğunu söyledi dolaştığım tuk-tuk şoförü. Kendisi de gündüz şoförlük akşam da dans ediyormuş. 300 rupi. Ama mutlaka görülmeli. Son derece hoş bir saat geçirmek mümkün.

Raneh Şelalesi ve Panna Ulusal Parkı mutlaka görülmesi gereken bir yer.. Bu mevsimde yağış olmadığından biraz zayıf ama muhteşem huzur verici bir ortam. Sessizliği hissetmek mümkün. Parkın içerisinde soluklanmak için kafeler de var. Etrafta antiloplar, maymunlar, farklı hayvanlar serbestçe dolaşıyor.. Tabii ki inekler de.. Gelir gelmez size yapışıp rehberlik etmek isteyecek park görevlilerini bir iki dolar verip kovaladıktan sonra sakince dolaşmak lazım. Nehir kıyısında botla gezmek de mümkün. Kimi bölgelerdeki serbest timsahları görmek de.. Bu dönemde hava sıcak olduğundan ortalıkta gözükmediler. Son derece güzel bir manzara ve huzurlu bir ortam bütün yorgunluğu alıyor burada.

Buraya en iyisi tuk-tukla gitmek ve yavaş gitmek.. Yol boyunca geçilen köylerde köy yaşamı son derece güzel gözlemlenebiliniyor.


Not : Nedense ne bunda ne de önceki gezi yazılarımda fotoğraf çıkmıyor.. Bu nedenle eklemiyorum.. Teknik olarak yanlış yaptığım bir şey de yok !

6 yorum

  • bora arasan dedi ki:

    Hindistandaki müze ücretleri can acıtacak denli yüksek. Müslüman cemaatin davranışını daha önceden de duymuştum. Hangi dinden olurlarsa olsunlar garip bir topluluklar. Yanımızda pek çoğu çalışıyor. Barışçıyız diyorar ama bence tek ortak noktaları Pakistan düşmanlığı

  • NEŞE dedi ki:

    Uzun yazınızı,güzel anılarınızı zevkle okudum,daha doğrusu ben de yaşadım sanki…Cami girişindeki abdest alma sahnesi bana Turan Dursun un KULLETEYN adlı kitabını hatırlattı,okumayanlar kesinlikle okumalı…Cami de karşılaştığınız zorlayıcı tutumu milyonlarca yıl önce Irak-Kerbela da yaşadım,siyah çarşaflara büründüm,yine de dualar okuyarak ispat etmeye mecbur edildim ve aynen sizin gibi gezdiğim yüzlerce manastır ve kilisede kimse bana başını çevirip bakmadı bile…Ençok Varanasi de ölü yakma sahnelerinden etkilendim,bu konuda pekçok belgesel seyrettim ve hepsi de etkiledi beni…Fotolarınızı kesinlikle görmeliyiz,hiç değilse en sona veya “albüm” bölümüne yükleyin lütfen…Sonsuz teşekkürler..

  • sadiye dedi ki:

    Güzel geziniz hakikaten insanı çok cezbediyor.Rica etsem daha büyük punto ile yazarmısınız, göremediğim fotoğraflarıda inşallah eklersiniz, Saygılar..

  • shadowtr dedi ki:

    Bora arkadaşa katılıyorum. Hintlilerde hissedilir bir Pakistan düşmanlığı var.. Orada bulunduğum dönemde Hindistan Devlet Başkanı ile Pakistan Devlet Başkanı bir toplantıda tokalaştılar.. Televizyon kanallarında kıyamet koptu.

    Fotoğraf çekme konusunda son derece yeteneksiz olduğumun bilincinde, farkındayım.. Ama buna rağmen gördüğüm herşeyin fotoğrafını çekmekten kendimi alamıyorum. Öyle ki çektiğim her 100 fotoğraftan ancak 1 tane fena değil denebilecek fotoğraf çıkıyor.. Bu eksikliği gidermek için bir kursa devam etmeyi planlıyorum.

    Yine de fotoğrafları albüme eklemeye başladım. Sadiye arkadas, albumlerden gorebilirsiniz.

  • Zeynep dedi ki:

    farklı dinlerin, dillerin, kültürlerin ve kimliklerin bir arada yaşadığı renkleri ve kokularıyla büyüleyen hindistan…

  • yasemin_yasemin dedi ki:

    çok pis bir ülke… hijyenden uzak…. heleki ölü yakma törenlerindeki enteresanlık… bir kaç hindistanlı arkadaşımdan öğrendiğim kadarıyla orada yaşamak para biriktirmek çok zormuşş ki birde transexüel “hijra”lar var ki.. akıllara zarar! halak acayip saygı duyuyormuş bu hadım edilmiş kişilere… ve milyonlarca tanrı… arkadaşım bana” sana bilgi tanrıçamızın resmini göndereryim” dediğinde şaşmış kalmıştım:) görmeli… görmeli.. savaş çıkmadan görmeli… mısır suriye libya gibi olmadan..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*