HİNDİSTAN-3-(2012) DELHİ- Qutub Minar-Lotus Tapınağı–Jaigurudey Tapınağı- Ekber’in Anıt Mezarı-AGRA -TAJ MAHAL-Hümayun’un Türbesi-İSA KHAN’ın türbesi

    Ana sayfaAsyaHindistanHİNDİSTAN-3-(2012) DELHİ- Qutub Minar-Lotus Tapınağı–Jaigurudey Tapınağı- Ekber’in Anıt Mezarı-AGRA -TAJ MAHAL-Hümayun’un Türbesi-İSA KHAN’ın türbesi

Karnımızı doyurduktan sonra, çok merak ettiğim yapı, Qutup
Minar’ı görmeye gittik. Girişte x-ray ve arama var. UNESCO Dünya Mirası
olarak koruma altına alınmış. 73 Metre yüksekliğinde. Pisa Kulesi’nin 56 metre,
Eiffel Kulesinin de 300 metre yüksekliğinde olduğu düşünülürse ikisinin
arasında bir yüksekliğe sahip. Kırmızı taş ve mermer kullanılmış. Hint –İslam
mimarisinin en eski örneklerinden biri. Burada ilgi çeken demir bir sütun var.
Denilene göre bu kadar yıl geçmiş, ama bu sütunda en ufak bir paslanma olmamış.
Bin yıldan daha fazla bir zamandır burada olduğu düşünülüyor. İnanışa göre
kollarınla bu sütunu sarmalarsan tüm dileklerin kabul olurmuş. Minarenin
tepesine çıkmak zor.350 den fazla basamak var. Ama biz gittiğimizde kapalıydı.
Açık olsa çıkar mıydık, bilmem.

Delhi’yi bir de buradan seyrederdik.  Minarenin
işlemeleri değişik ve çok güzel. Ulu bir minare. Cumhuriyet bayramı yakın
olduğu için avluda bir resim sergisi vardı. Aslında bu bir karmaşık yapılar
topluluğu. İçerde ibadet yerleri var. Sütunlarda özenle işlenmiş Kamasutra
Sanatı örneklerini görünce çok şaşırdım. Her şey birbirine karışmış. Yerlerde
ise küçük bir sincap türü dolaşıyor. Çok sevimliler.

 Hava karamak
üzere Lotus Tapınağı’ görmeliyiz. Acele ediyoruz. Aslında şoför
de acele ediyor.Zira bizi alışverişe götürecek.Burası Bahai Tapınağı.Nilüfer
çiçeğinden esinlenerek yapılmış.. Mabedi dokuz büyük havuz çevrelemekte. Bahaî
dini Hindistan’a 1800 lü yıllarda gelmiş. Dağıtılan broşürler içinde Türkçe de
olması dikkatimizi çekti. İstanbul’da da adresleri var. İnanışa göre hangi dinden
olursan ol, mabet sizi burayı ziyaret etmeye çağırıyor.1986 yılında bitirilen
bina, hizmete açılmış. Pazartesi günleri kapalıymış.

Panama, Samoa, Amerika, Uganda, Avustralya, Almanya’da
da bu inanış için yapılmış mabetler varmış. İnanışın lideri Hz Bahaullah’ mış.
Dönüşte yeni Delhi’de Zen Restorana gittik.
Çok hoş bir yer. Ama ben biraz rahatsızlanınca otele dönmek zorunda kaldık. Meşhur
migrenim ağır havaya dayanamadı.Biraz dinleneyim dedim. Dışarıdan bando sesleri
gelince fırladık. Fener alayı zannettik ama değilmiş. Önde falan bandosu yazılı
bir pankart taşıyan çocuklar, arkada kırmızı giyinmiş bando takımı. Bir düğün
alayıymış. Arkadaki atların üstünde çocuklar. Şık giyinmiş sürekli dans eden
bir grup. Onların arkasında kırmızı tonların hâkim olduğu sâriler içinde
kadınlar. En ilginç olanı ise alayın her iki tarafında kocaman ışıklı fenerleri
taşıyan bir grup. En arkada ise bu fenerlere ışık sağlayan, bir at arabasında
taşınan jeneratör. Başım çok ağrıdığı için fotoğraf çekemedim. Turistler alayın
içine dalıp bol bol fotoğraf çektiler. Ertesi gün sabah yolculuk Agra’ya Erken yattık.

Delhi’nin havası bana dokundu. Ağır bir hava. Ertesi
sabah yola koyulduk. Trenle giderseniz Delhi Agra arası dört saat sürüyor. Aslında 200 kilometre ama bu
yolculukta trafik düşünülmesi gereken en önemli nokta. Cumhuriyet Bayramı
olması dolayısıyla tren bileti kalmamıştı. Yollar fena değil. Aslında daha
önceden bir gün Agra’da kalırız diye düşünmüştük ama Delhi’ye dönmeye karar verdik.
Yollardaki kalabalık, curcuna, bir facia. Her taraftan birileri fırlıyor. Güya
iki şehir arasındaki yol ama Delhi trafiği devam ediyor. Çok fazla polis ya da
görevli her yolun başını tutmuş. Sen dur sen geç diye kalabalığı idare ediyor.
Nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Tabi en ilginç olanı da bu trafikte neden
bu kadar az kaza var. Sağ salim varabilmeyi diliyoruz.Yolda mola veriyoruz.
Kahvaltı gibi bir şey yapıyoruz.

Durduğumuz yer Gangaur
Motel
. Bir adam maymunu ile geliyor. Maymun çok hoş. Çeşitli atraksiyonlar
yapıyor. Aslında kara yolu ile gitmenin çok da avantajları da var. Çevreyi
inceleme fırsatınız oluyor. Şoför bir yöne doğru akın akın giden giden insanlar
hakkında bize açıklama yapıyor. Bir Guru
gelmiş büyük bir meydanda toplantı yapıyormuş. Hintliler pikniğe gider gibi
elleri kolları dolu yol alıyorlar. Guru sağlık hakkında konuşacakmış. Yolda
çocuklarını yıkayan annelerden tutun da müşterisini önüne oturtmuş traş yapan
berberler kadar her türlü manzara ile karşılaşıyorsunuz. Hintliler yaşamlarını
dışarıda sürdürüyorlar. Yolda Jaigurudey
Tapınağı’
nı görüyoruz. Dört saat diye düşündüğümüz yol tam altı saat sürdü.
Karayolunu tercih edenler için bu bilgi yararlı olur diyorum.

Yamuna Nehri kıyısında yer alan
Agra’ya varmadan, Moğol İmparatoru Ekber’in
Anıt Mezarı,
SİKANDERA –FORT’a
geliyoruz. Muhteşem bir yapı. Böyle bir yere gelince hemen bir rehber yanınıza
yanaşıyor. Biz artık teslim olduk. Hemen olur diyoruz. Aslında fena da olmuyor.
Bayağı bilgi alıyoruz. Bahçesinde ceylanlar dolaşıyor. Rehber kulağımızı duvara
dayamamızı istiyor. Akustik muhteşem. Yapının bir girişinde Kuran-ı Kerim’den
bir alıntı var “Burası cennet
bahçeleridir. İçeri
girin ve
ebediyen yaşayın
”.

Yamuna nehri oldukça büyük. Agra’ya giriş, yolunda
nehrin öbür yakasında TAJ MAHAL tüm
heybetiyle gözüktü. Biz trafiğin içinde sanki düğüm olduk. Yollarda gördüğümüz
polislerden eser yok. Bayağı işe yarıyorlarmış. Taj Mahal’in en az üç saatte
gezileceği düşüncesiyle önce yemek yemek gerekir diye düşündük. Şoför bizi bir
rehberle tanıştırdı. Bundan sonra onunla gezeceğiz.” Namaste İNDİA” Restoran. Yemekte iki bayana rastladık.
Aralarında Türkçe konuşuyorlardı. “Merhaba” deyince şaşırdılar. Avustralya’da
yaşıyorlarmış. Taj Mahal’i görmeye gelmişler. Sohbet ettik. Daha sonra,
rehberimizle yola koyulduk.

Taj Mahal UNESCO
DÜNYA MİRAS LİSTESİNDE
yer alıyor. Egzoz gazlarından yapıyı korumak adına
iki kilometre kala arabadan iniyorsunuz. Elektrik ile çalışan arabalara ya da
atların çektiği arabalara biniyorsunuz. Girişte arama var. Hiçbir kesici alet
almıyorlar. Hatta benim keçeli kalemimi bile sonra vermek üzere aldılar.
Fotoğrafçılar klasik pozları çekebilmek için peşinizden koşturuyor. Tabii ki
olur diyoruz. Babür imparatoru Şah CİHAN
tarafından yaptırılmış. O zamanlar AGRA başkentmiş.

 
Eşi Ercüment Banu Begüm,14.çocuklarını doğururken
vefat etmiş. Şah CİHAN eşinin ölümünden sonra iki yıl yas tutuyor ve 1632 de,
büyük bir aşkla sevdiği eşinin anısına Taj Mahal’in temellerini atıyor. Yapımı
yirmi yıl sürmüş. Eşi ve Şah Cihan burada yatıyor. Duvarlarında çeşitli değerli
taşlar gömülmüş. Benim hoşuma giden önündeki havuza düşen gölgesi. Beyaz
mermerden yapılmış. Ayrıca üzerindeki işlemeler de renkli mermerlerden. Adeta
bir nakış gibi işlenmiş. Hayran olmamak elde değil. Yapı olarak diğer yapılara
benziyor. Ama burası bir başka güzel. Bahçe içindeki yapılar simetrik olarak
yapılmış. Aslında gün batımı ya da gün doğumunda görmek gerekir diyorlardı ama
bizim için mümkün olamadı. Bahçeler içinde huzurlu bir yapı. Mimar Sinan’ın
öğrencilerinden biri tarafından çizilmiş. Bu mezarların içinde hazineler de
varmış ama yağmalanmış. Mozolenin iki tarafında birbirinin aynı iki cami var.
Bir tanesi ibadete açık. Öbürü ise sadece yapıyı simetrik hale getirebilmek
için yapılmış. Cuma günleri Müslümanlar burada namaz kılabiliyorlarmış. Orada
saatlerce kalabilirdim. TAJ MAHAL görülmeye değer bir yapıt. Delhi’ye dönme
vakti. Çıkışta rehber bizi bir mermer atölyesine götürüyor. İlginç işlemeler
var. Dönüş yolculuğumuz başladı.

Akşam 11.00 doğru ancak otelimize vardık. Otel lobisinde
bir grup Türk’le karşılaştık. NEPAL’den geliyorlarmış. Biz de ertesi sabah Nepal’e gidiyoruz. Sohbet edip, bilgi
aldık. İki kişi yolculuğa çıktık deyince şaşırdılar. Ertesi gün Cumhuriyet
Bayramı 26 Ocak. Sabah kahvaltıdan sonra, televizyondan Cumhuriyet Bayramı
şenliklerini izledik. Çocukluğumuzdaki gibi. Ne hoş. Hayat durmuş herkes
bayramı kutluyor. Otelin dışında bir gürültüler duyuyoruz. Bir anne baba teneke
kapakları birbirine vurarak dikkat çekiyor. Sonra da toplanan halka çocukları
ip üzerinde cambazlık yapıyor. Hindistan’da böyle gösterilere birçok kez
rastladım.

KATMANDU’ya kalkacak uçağımız öğleden sonra olduğu için sabah da ünlü Moğol Hükümdarı
HÜMAYUN’un Türbesi’ni görmek istedik. Otele bayağı uzakmış. Önce ünlü Hanuman (Maymun Tanrı) tapınağına
gittik.Çok ilginçti.Her yerde maymunlar dolaşıyordu.Hanuman yaşamın sürdürülebilmesinde birçok katkılarda bulunan bir
tanrı olarak tanınıyor.Aynı zamanda insanlara bereket sağladığına inanılan bir
tanrı.Buradan yemeğe gittik.Güzel bir restoran. Sonra da HÜMAYUN’UN TÜRBESİ. En sakin yerlerden biri. Mantar şeklinde
kubbeleri var. Bahçe çok güzel. Bahçede AFKAN krallarından İSA KHAN’ın türbesi var. Büyük bir kemerli kapı bahçeye açılıyor.
Aynı Taj Mahal gibi burada da türbeye gelmeden bir havuz var. Yukarıdaki
terasta manzara muhteşem. Sorduğumuz her Hintli buranın Taj Mahal’e benzediğini
söyledi. Doğru.Dönüşte şoför yolları şaşırınca biraz telaşlanıyoruz. Uçağımız
kaçmasın diye. Neyse yetiştik. Havaalanına giderken MAHATMA GANDİ’nin TUZ ARAMAYA GİTMESİNİ temsil eden heykelleri görüyoruz.

 
Yazıma NEPAL
ile devam edeceğim.

3 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Bir an evvel gidelim şu Nepal’e . Kurtulalım trafikten 🙂

  • besteerbak dedi ki:

    Beni gülümsettiniz.Teşekkürler.Ben de hemen yazmak istiyorum.

  • NEŞE dedi ki:

    Hindistan ın tüm renklerini gördük ve neredeyse kokuları da duyduk…Kutbeddin Aybey in Kutub Minar ı ve havadaki uçak fotonuz çok ilginç,renkli ve işlemeli şemsiyeleri de çok sevdim.Bahai tapınağı çok enteresan bu konuda okuyacak çok şey var benim için..Çok güzel bir gezide sizlere eşlik ettik,teşekkürler Beste Hocam.

besteerbak için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*