Hazan mevsiminde Kopenhag

  Arkadaşımın 50. yaş gününü kutlamak için,  kısa bir Avrupa seyahati planladım. Amerika’da yaşayan arkadaşımın Avrupa seyahatimi duyunca, Kopenhag da buluşma önerisi üzerine, yolcuğumun yönünü kuzeye doğru uzattım. Kopenhag’da arkadaşlarımla görüşmelerimden arta kalan günde şehri daha iyi tanımak için program yapıyorum. Gün’e Selandia otelde, İskandinav usulü açık büfe kahvaltı yaparak başlıyorum. Otel Helgolandsgade caddesi üzerinde, eski, şirin ve tadilat görmüş bir otel. Merkez Tren istasyonuna 100 mt mesafede. Bu bölgede birçok otel var, aşırı hassasiyeti olanlar için, çok güvenli gibi durmuyor. Biz, herhangi bir sorunla karşılaşmadık. İskandinav usulü açık büfe kahvaltıda tabiî ki iki çeşit balık vardı. Daha önce hiçbir yerde görmediğim, bu yöreye özgü peynir kesme makinesi vardı. Basit bir sistemi var. Bir kolu çevirerek, üzerine bağlı ince tel yardımı ile dikey duran kaşar peynirini dilimler halinde kesiyorsunuz.

     Otelden aldığım haritada gideceğimiz yerleri işaretleyerek yola çıkıyoruz. Otelin yakınındaki, 3 boyutlu sinemanın olduğu Planetarium’u dışarıdan gördükten sonra, bir başka sinema solunu olan Palads’a gidiyoruz. Önündeki küçük meydana göz attıktan sonra, Tivoli bahçesinin önünde geçerek şehir meydanına doğru gidiyoruz. Şehir turu yapan Jump on Jump off firmasının elemanı yolumuzu kesiyor. Bu coğrafyada Kara kafalıları zor bir yaşam bekliyor. Turist olduğunuz anlaşılınca, iyi yabancı statüsünde rahatça dolaşabilirsiniz. Tivoli bahçesi bu mevsimde pek neşeli durmuyor. Birkaç dakika sonra, Radhuspladsen’e ulaşıyoruz. Sol  köşede ki binanın üzerinde ilginç termometre 10 dereceyi gösteriyor. Marmara bölgesinde aşırı yağışın olduğu bir dönemde, Kopenhag’da yağışsız, kapalı bir hava var.

             

      Yolun karışındaki gösterişli bina Belediye sarayı. Belediye sarayının yanında H.C. Andersene merhaba dedikten sonra, belediyenin kapısını çalıyorum. İçeri girmek serbest. Dev kapının ardında kocaman bir salon bizi karşılıyor. Salonda bir çok masa ve bayraklar var.   Beş kıtadan, değişik ülkelerin(Portekiz, İran, Meksika gibi) yemeklerini sergilendiği etkinlik için yapılmış. Benim gittiğim saatte etkinlik yoktu. Buradaki ihtiyaç molasından sonra kendimizi, Stroget alış- veriş caddesine atıyoruz. Birkaç caddenin birleşmesinden oluşan caddede, ünlü mağazalar,  Restoranlar, Cafeler ve Danimarka’nın dünyaca ünlü markalarını, tarihi binaları görebilirsiniz. Caddenin girişinde, Baltık sahillerinde çokça olan  Kehribar(Amber) taşı satan dükkan dikkatinizi çekecektir. Hemen yanındaki döviz bürosuna uğrayıp, para bozdurmak istiyoruz. Yazdıkları rakamlar üzerinden %12 komisyon alıyorlar. 100 € karşılığında 628 DKK teklifini kabul etmeyip, ikinci döviz bürosundan 710 DKK alıyorum. Oldukça şık tasarlanmış Vitrinlerdeki fiyatları görünce, daha çok döviz bozdurmam gerektiğini anlıyorum. Kopenhag pahalılık konusunda, dünyada ilk beş içinde olduğunu söyleyebilirim. Ana caddeye paralel ara sokaklarda butik tarzı dükkanlar bana daha cazip geliyor. Tekrar Stroget caddesinde yürümeye başladığımızda Royal Copenhagen Porselenleri satan mağazanın önünden geçip, Leylekli çeşmenin de bulunduğu Hojbro meydanına ulaşıyoruz. Sağa döndüğünüz zaman, kanala ulaşıyorsunuz. Daha sonra kanal turu yapacağımız için, sola doğru Kobmagergade caddesine giriyoruz. Caddenin köşesinde İllum cafe ve alışveriş mağazasının fırın kısmına giriyorum. Burada ekmek çeşitlerinden, pizza ve Danimarka’nın  tarçın’lı çörek ve sandviçlerini bulabiliriniz. Bol tahıllı ekmekten yapılmış, somon balıklı sandviç alıyorum. Danimarkalılar, bu ekmeği o kadar çok seviyorlar ki, tatile giderken bile yanlarında götürüyorlarmış.

 

     Kuzeye doğru yürüyoruz, karşıma Rundetaarn gözlem evi  ve kütüphanesi çıkıyor. Silindir şeklindeki bu kuleden şehri kuş bakışı seyredebilirsiniz. Kopenhag oldukça düz bir şehir. Tepeden seyredeceğiniz bir yer yok Ulaşım için bisiklet kullanıyorlar. Bu kule 1642 yılında  IV.Christan  tarafından yaptırılmış. Kuleye çıkmak için Asansör yok. 209 mt uzunluğunda Rampayı tırmanmak zorundasınız. Avrupa mimarisinde başka örneği olduğunu zannetmiyorum. Hemen yan tarafında Trinitatis kilisesi var. Yolun sonunda Norreport metro istasyonuna çıkıyoruz. Buradan sağa dönerek, Kongens Have(Kralın Bahçesi) ulaşıyoruz. İçerisinde Danimarka’nın en popüler kralı  IV.Christan’a ait eşyalarında sergilendiği  Rosenborg Sarayı var. Kralın bahçesinde, sonbaharın güzelliklerini yaşadıktan sonra, Gothersgade caddesini takip ederek, Kongens Nytorv’a(Kral Meydanı) ulaşıyorum. Meydanın girişinde sağda Danimaraka tasarım markası Bang-olufsen’i görebilirsiniz. Hemen yanında İkiyüzelli yıllık geçmişi ile Danimarka tarihinde önemli olaylara tanıklık etmiş D’Angleterre hoteli var.  Meydanın sonunda Nyhavn’dan kalkan ilk tekneye 60 Dkk ödeyerek, kanal turuna başlıyoruz.

      Kanal turu sezonu kapatmadığı için çok seviniyoruz. Oldukça farklı turlar sezonda mevcut(www.canaltours.com). Bu bölge, Amsterdam’a benziyor. Tekne büyük kanala doğru yol alıyor, karşımıza modern mimarisi ile yeni opera binası çıkıyor. Dünyanın en büyük denizcilik şirketi Mearsk firması, yaklaşık 500 milyon € harcayarak yaptırmış. Küçük adacıkların arasında dolaşırken eski ve yeni binaları yakından ve farklı açıdan görme şansına sahip oluyorsunuz. Tekne birçok iskeleye yanaşıyor, bu bölgeyi gezdikten sonra, bir sonraki tekneye binebiliyorsunuz. Bunlardan ilki Little Mermaid heykelinin bulunduğu park. Üzücü haberi teknedeki rehber veriyor. Heykel Çine gitmiş, iki gün sonra gelecekmiş. Heykel o kadar çok seyahate çıkıyor ki, denk gelmek oldukça zor. Eski opera binasının önünden geçerek, Christianshavn  bölgesine ulaşıyoruz.  Kopenhag’ın en değerli bölgesi diyebilirim. Buraya Metro ile ulaşmak mümkün. Bazı bölümlerinde hippiler yaşıyor. Belediye bu bölgeyi boşaltmak istese de başarılı olamamış. Tekne turu sırasında 1680 yılında yapılmış ilginç bir kilise ile karşılaşıyoruz. On saniye kadar görebildiğimiz kilise, barok tarzda yapılmış ender yapılardan birisi. Devrin kralı kılıçla savaşırken merdivenleri çıkabileceği bir kule yapılmasını istemiş. Mimarda bunu gerçekleştirmiş. Küçük bir detay, merdivenleri çıkarken, sol elinizle kılıç kullanmak zorundasınız. Mimarin sonu hakkında değişik söylentiler var. Tekrar ana kanala çıktığımızda, karşımızda Afrika’dan getirilmiş siyah granit ve camla yapılmış Black Diamond (Kara Elmas) çıkıyor. Konser salonu ve kütüphane olarak kullanılıyor. Fotoğraf çekerken bir Türk’le tanışıyoruz. Psikiyatri kongresi için 800 kişi gelmişler. Bizi de aynı gruptan zannediyor. Kara Elmasın bulunduğu adayı teknemizle dolaşırken, Parlemento binası, müze ve borsa binasını görüyoruz. Yaklaşık bir saatin sonunda, turu tamamlıyoruz.

     Kongens Nyton meydanındaki, çok katlı Magazin mağazasının önünde arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Mağazanın dış görünümü İngiltere’deki, Harrods’a benziyor. İçeriye biraz göz atıyoruz. Danimarka dışından alınan kredi kartı ile ödeme yaparsanız, %10 indirim yapıyorlar. Tax Free ile uğraşmanıza gerek yok. Mağazanın arka kapısından çıkıyoruz. Karşı köşede çok taze çiçeklerin satıldığı dükkana bakıyoruz. Arkadaşlarım, Kraliçenin evlendiği kiliseyi göstermek isteği için, tekrar Stroget’e gidiyoruz. Vor Frue Kilisesi Norregade caddesi üzerinde. Bana pek cazip gelmiyor. Buradan çıkıp hediyelik eşya satan dükkana giriyoruz. Arkadaşım, Rundetaarn kulesi Kartpostalını gösterdi ve burasını intihar etmek için kullanıldığını söyledi. Arkamızdan Türkçe; İntihar etmeyi mi düşünüyorsun? diyen kişiye bakıyoruz. Psikiyatri kongresine geldiği her halinden belli olan uzman, mesleki refleks ile yardım etmeyi düşünüyor. Benim intihar etmeyi düşünmediğimi söyleyerek gülüşüyoruz.

 

     Buradan, kraliçenin yaşadığı Amalienborg Palace gidiyoruz. Yolda Kraliyet ailesi hakkında küçük bilgiler veriyor. Akşam saatleri, çok yorulduğumuzu anlıyoruz. Arkadaşımın yemek için Geyik eti önerisini reddederek, Jensen’s Bofhus’a gidiyoruz. Rezervasyonumuz olmadığı için, 10 dakika bekliyoruz. Mönüde Biftek, Somon balığı, Tavuk şiş, Şarap, bira ve ara sıcak var.(www.jensens.com) Otopark ücreti Danimarka’da oldukça pahalı. 1,5 saat için 120 DKK ödüyoruz. Yarın Oresund köprüsünü geçerek, Malmö’ye gitmeyi planlıyoruz. Malmö anılarını başka bölümde yazmak üzere sizlere veda ediyorum. Yolunuz hep açık olsun.

9 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Benim için hep kasvetli bir görünüşü olan Kopenhag ı neşeli anılara çevirdiniz…Deniz kızı için üzülmeye değmez,boyutlarının küçüklüğünü görünce belki de biraz hayal kırıklığı olacaktı…Döviz büroları işi biraz sıkıcı,,parayı ATM den de çekebilirdiniz..Çok teşekkürler..

  • NEŞE dedi ki:

    İlk yazınıza “hoşgeldin” bile diyemeden hemen yoruma girdim,kusura bakmayın…Aramıza hoşgeldiniz !

  • Dodi dedi ki:

    Neşe Hanım,
    Deniz ve Nehir olan her yer benim için güzeldir. Şehir’in oldukça sıcak bir havası vardı. Orta Avrupa turundan tecrübeliyim, Bankamatik ve kredi kartı kullanıyorum. Bende Gezi dostlarının arasına katıldığım için mutluyum. Hoşbulduk.

  • mertakinci dedi ki:

    little mermaid heykelini görememenize gerçekten üzüldüm ama sayenizde keyifli bir şehir turu yaptık

  • Zeynep dedi ki:

    akşam akşam keyifli bir kopenhag turu yaptım bu güzel yazınız için ellerinize sağlık

  • Corto_Turco dedi ki:

    Kopenhag’a gitmek isteyenler için iyi bir rehber yazısı. Keşke daha fazla fotoğraf koysaydınız.

  • incialp dedi ki:

    bende öncelikle hoşgeldiniz diyorum. yazınızı bir solukta okudum. biraz daha fazla fotoğraf olmasını isterdim ben de.

  • Dodi dedi ki:

    Arkadaşlar haklısınız, daha çok fotograf yüklemek için uğraştım ama beceremedim. Başka yazılarda daha çok fotograf yükleyeceğim.

  • kedicik dedi ki:

    Yazınızı çok beğendim. Anlaşılan Kopenhagda güzel vakit geçirip, bir çok yeri gezmişsiniz.
    Kopenhag deyince benim aklıma Hans Christian Anderson masallarına ilham kaynağı olan, serin sular içinde vakurca yüzen, büyülüyücü güzellikte kuğular geliyor.
    Alış veriş önerilerinizede ekleme gereği duyduğum ufak tefek noktalar var.
    Eğer kendinize veya başkasına Danimarkaya ait bir hediye almak isterseniz, Pilgrim marka takı ürünlerini seçebilirsiniz. Şık ve güzel, aynı zamanda kaliteli görünüyor.Bu markanın bazı ürünleri sınır tanımaz doktorlara yardım amacıyla satılıyor. Fiyatlarıda makul sayılır, hele Amber fiyatlarını görünce!
    Diğer önerim Skandinavia ülkelerine özgü kar desenli kazak , hırka, eldiven, şapka veya atkılardır. Fiyatları ucuz değil, ama made in China da olsa uygununuda bulabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*