Hawa Bairut

Istanbul gibi yuzunu batiya donmus ama her hucresiyle oryantal bir sehir dusunun… Tarih boyu kan ve gozyasi eksik olmamis… Bir daha ve bir daha, yasama sevinciyle yeniden davranmis, yeniden kendini var etmeye calismis.

Dunyanin ote ucundan gunlerdir Beyrut’a olanlari izliyorum endise ile. Uzakta oldugum icin mi hersey daha kotu geliyor gozume? 17 Agustos depremi oldugunda da hissetttigim en guclu duygu sucluluk idi. Insanlar o gece olduler, sevdiklerini ya da yuvalarini kaybettiler. Ben uyanmadim bile! Gunlerce CNN’de seyrettigim Kuran’a sarilip aglayan dedenin yuzu gitmedi gozumun onunden… Sanirim hayatta sahit oldugum en dramatik kareydi o.

Bu gunlerde de, siddeti 17 Agustos’la kiyaslanabilecek yogunlukta olmasa da benzeri bir sucluluk duyuyorum. Savas hep vardi, hep olacak. Biliyorum. Ama bu savas Beyrut’ta olunca daha cok dokunuyor bana. Yasitim cogu insan cocukluk ve genclik yillarini savasarak gecirmis orada. O insanlarin hikayelerini dinledim ben. Sarmaya calisiyorlardi yaralarini. Hemen hepsi ulkeden kacmanin olanaklarini ariyordu. Kim ait oldugu topraklari terketmek ister ki, umudu olsa? Simdi daha iyi anliyorum o insanlari. Bazi insanlarin (ya da sehirlerin/ ulkelerin) kaderidir bu. Evren, duzluge cikmalarina izin vermez nedense.

Fairuz’un bir sarkisi var: Hawa Bairut (The love of Beirut).

They will come back Beirut/ the days will come back.

Hersey daha kotuye gitmez umarim.

Insanin hic ayrilmak istemedigi, aidiyet hissettigi, insanlarinin ruhuna dokunarak aldigi ve verdigi, sevkatle sevdigi, merakla sarmalandigi sehirler vardir. Cok degildir belki, ama vardir. Iste biz oyle bir sehirle tanistik. Oyle bir sehiri tanidik, sevdik ve simdiden ozledik. Kalbimizde en guzel duygularla hatirlamaya ve mutlaka tekrar gitmeye soz verdik.

Lubnan’in 8000 yıllık tarihi Fenike’lilere dayanıyor. Romalilar, Misirlilar, 4 asir kadar Osmanli’lar ve Osmanli’nin cortlamasiyle firsati degerlendiren Fransizlar tarafindan yonetilmis. Arap ulkesi olarak geciyor kitaplarda, Arapca konusuluyor ama ozellikle Fransizlarin etkisiyle batiya cok yakinlasmis. Ulkede hemen herkes Fransizca’yi ana dili gibi konusuyor (hatta gencler Arapca yerine kendi aralarinda Fransizca konusuyorlar). Ingilizce de ozellikle gencler tarafindan gayet iyi biliniyor. Kendilerini pek Arap gibi gormuyorlar. Bizim yurdumuza benzer hafif kompleks durumu orada da yasaniyor denebilir. Belki de bu yargi haksizlik olur: Tarihi cok eskilere dayanan, onlarca farkli medeniyet ve kulturle bugunlere gelen bir ulkeye Arap demek ve kenara ayirmak belki de baska bir kompleksin urunudur.

1975-90 yillari arasinda yasanan savastan once dogunun Paris’i olarak bilinen sehir, savastan sonra bu konumunu Dubai’ye kaptirmis. Savasta kursunlanmamis tek bir bina kalmamis. Son 15 yili da savasin goturduklerini tamir etmeye calisarak gecirmisler. Halk kesinlikle baris istiyor. Insanlar gecmisi hatirlamak ve ofkeyi bilemek degil, nedenini bile bilmedikleri ya da anlamsiz bulduklari ve herseyden once gonulden yara aldiklari savasi unutmak ve ulkelerine, bayraklarina ve geleceklerine sahip cikmak istiyorlar. Ofkeyi degil affediciligi seciyorlar.

Bizde terorist orgut olarak bilinen Hizbullah’in orada legal bir partisi var: General Hizbullah olarak siiler arasinda bayagi populer. Ulkede %40 hiristiyan, %60 kadar musluman var (sunni ve sii olmak uzere). Biz genelde din kardeslerimizle takilmadik.

Gunduz biri oraya biri baska yone bakan, kel alaka tarzda binalari ile cirkin bir sehir iken, gece bambaska bir havaya burunuyor. Sehir neredeyse hic uyumuyor İstanbul gibi. Bodrum ya da Istiklal’deki tatta bir gece hayati anlayisi var. Haftaici, haftasonu fark etmiyor. Saat 21:00 oldu mu, hemen her yer doluyor ve atraksiyon kacinilmaz oluyor.

Lubnan’lilar kesinlikle guzel. Esmeri, kumrali, uzunu, kisasi… hepsi ayri vaatler sunuyor. Bu guzellige sempati, dogululara ozgu seksapel, sevkat, sicaklik ve derinlik de katilinca tadindan yenilmez bir durum ortaya cikiyor. Hepsini seviyorum diyorsun:) Sevgili ile gidilecek bir yer degil Beyrut. Ikinize de yazik olur.

Biz 4 gunduzumuzun ikisini Beyrut’ta, ikisini de sehir disina cikarak degerlendirdik. Beka vadisine gittik; Zahlet ve Baalbek sehirlerine. Baska bir gun de Byblos’a. Filistin kamplarini gorduk (ve dehsete dustuk). Geceleri sehir merkezinde ve Monot Street’te takildik. Gunde 2 saat uyuduk. Cok mutlu bir tatil gecirdik. Maalesef donduk. Guzel ve sevgi dolu anilarla…



http://ozlem-pansiyon.blogspot.com 

5 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Çok haklısınız, Lübnanda da bir ırklar karmaşası yaşanıyor.Haçlı seferleri sırasında buraya gelen sarışın Avrupalıları da düşünürsek melezlerin güzelliği ortaya çıkar.Keşke daha çok foto görebilseydik,ama olsun çok teşekkürler.

  • mugeyidogan dedi ki:

    değişik duygulara kapılmanıza sebep olan bir seyahat olmuş. ülkelerini bir umut uğruna terk etmek zorunda kalanlara her zaman için üzülmüşümdür. bir de o umut yolunda heba olanlar var.

  • sevgimm dedi ki:

    belki de bir çok avrupa başkentinden güzel, ama ne yazık kıymeti bilinmiyor.

  • MIYU dedi ki:

    ne kadar hatırlatılsa az kalıyor sanırım, nedense her türlü güzelliğin kıymeti kaybedilince biliniyor, bir de o güzelliklerin ellerinizden kayıp gidişini seyretmek var ki en acısı… paylaşımınız için teşekkürler

  • dulce de leche dedi ki:

    haha! tam da biletleri almıştık. ve “sevgiliyle gitmeyin, yazık olur ikinize de” uyarınızı yeni okuyorum! :))
    Filistin kamplari Baalbek’ e giderken mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*