HAITI




Haiti ile ilgili bu yazı, sitenin içeriğidir, yoruma ve puana açık değildir





HAİTİ


 


Genel Bilgiler ve Tarih


 


Haiti, Karayip Denizi’nde yer alan bir ada ülkedir. Haiti, Kuzey ve Güney Amerika ülkeleri arasında, Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra bağımsızlığını ilan eden ikinci ülkedir. Ülke, eski bir Fransız sömürgesidir.


 


Kristof Kolomb ülkeyi keşfetmiş ve adını Hispaniola koymuştur. Bu ada, yenidünyayı keşfedenler’in üslerinden biri durumuna gelmiştir. 18.yy’da adanın batı kısmı Fransız korsanlarının eline geçti. Daha sonra, adanın Saint Dominigue isimli bölümünde şeker ve kahve üretmeye başladılar. 1780’li yıllarda Avrupa’da tüketilen çekerin ve kahvenin çoğu burada üretildi.


 


1789 Fransız İhtilali, bu bölgenin kaderini etkiledi. Köleler Haiti İsyanı başlattılar, yerliler ordusu,  Fransız güçleri ile Napoleon Bonapart’ın 1803’te gönderdiği orduyu yendi ve Haiti bağımsızlığını ilan eden ilk Karayip adası oldu. 1805’te anayasa ilan edildi. Herkes din özgürlüğüne sahipti ve herkes Haiti’li siyah olarak tanımlandı. Adada yaşamaya devam eden Fransızlara ise işkence ve katliam yapıldı. Bu katliam sırasında Jean Zombi adında bir yerli, beyaz insanlara öldürülmeden önce işkenceler yaptırıyordu. “Zombi” kelimesinin kökeninin buradan geldiği söylenir. Sonuç olarak Haiti, bağımsızlığını ilan etmiş tarihin ilk siyah toplumudur.


 


Haiti 1862’ye kadar Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınmamıştır. 20.yy. boyunca da Haiti’de katliamlar ve savaşlar sürdü.


 


Başkenti Port-au-Prince’dir. Tropik iklime sahiptir. Amerika’nın en fakir ülkesidir. Fransızca ve Kreyolece konuşulmaktadır.


 


Din ve Müzik


 


1970’e kadar tüm ülke Katolik’ti. 18. yüzyılda Haiti’ye getirilen köleler voodoo inanışını da kendileriyle birlikte adaya getirdiler. 2004 yılında bağımsızlığının 200. yılını kutlayan 8 milyon nüfuslu Haiti’de voodoo resmi din haline geldi.


 


Haiti müziği de voodoo ritüelleriyle iç içe geçen bir sanat halini aldı. Özellikle davul çalmak, dans etmek ve şarkı söylemek… 20. yüzyıl boyunca blues ve jazz’dan etkilenen Haiti müziği daha da gelişti ve bu fakir adada müzik patronları bile oluşmaya başladı.


 


Haiti kültürü ne kadar modernleşirse modernleşsin, Afrikalı ritüellerden asla vazgeçilmiyor. Haitililer, voodoo inancının batıl bir inanç değil bir din olduğunun anlaşılması konusunda çok hassaslar. “Nasıl Hıristiyan olmayan birine, Hıristiyan dininin gerekleri tuhaf gelirse, bu dinin gerekleri de size tuhaf gelebilir ama bu, onun bir din olduğu gerçeğini değiştirmez” diye düşünüyorlar. Voodoo aktivitelerinin %60’ı insanları sağlığa kavuşturma yollarından oluşuyor. Bitkisel ilaçlar ve dualara başvuran Haiti’li voodooist’ler, batıdan gelen ilaçlara da karşı değiller. Voodoo ruhbanlarının, geleceği görme özellikleri olduğu gibi, iyileştirme veya büyü oluşturma gibi özellikleri de var. Voodoo’nun en çok eleştirilen ve batı düşüncesinden farklı görünen özelliği, kaderciliği. Batı sistemindeki bireycilik voodoo dininde yok, voodoo’da bir Tanrı vardır ve her şeyi bir tek Tanrı düzeltebilir.


 


Ülkede hala Katoliklik ve Voodoo ritüelleri birlikte yapılabiliyor, birbirini etkilemiyor.


 


Turizm


 


Karayiplerin incisi Haiti, sadece sefalet ve voodoo büyüleriyle anılmaktan şikayetçi. Özellikle adanın kuzeyi, Kolomb’dan sonra biz turistler tarafından da keşfedilmeyi bekleyen bir cennet.


 


Port-au-Prince, yani başkent, aynı zamanda ülkenin en büyük şehri. Bir amfitiyatro’ya benzeyen şehir, yamaçlarında gecekondu mahallelerini taşır. Şehrin ekonomisi ticaret ve sanayi temellidir. Şehirde kahve, şeker, çimento ve sabun fabrikaları mevcuttur. Şehre Miami’den bir saatlik uçak yolculuğuyla ulaşılabilir. Buraya gelmişken Prestige marka bira ve yerel içki klerin denenmelidir. Şehir içinde dolaşırken sanat galerileri ve rengarenk boyanmış otobüsler, duvarlar görülebilir. Fakirliğe rağmen halkın, sanatlarıyla, müzikleriyle, renkleriyle nasıl da kendilerine yettiklerine şahit olabilirsiniz.


 


Cap-Haitian isimli şehir, Fransız sömürgeciliği zamanında Karayiplerin en zengin bölgesiydi. Bu zenginlik artık var olmasa da şehirde hala yerel ve rahat bir atmosfer hissedilir. Sokaklarındaki düzenli hat sistemi sayesinde şehirde kaybolmanız neredeyse imkansızdır. Mimari açıdan eski liman şehri havası ve şık balkonlarıyla gezi esnasında güzel fotoğraflar çekmenize imkan sağlayabilir.. Şehrin adı konuşma dilinde Cap (Kep) olarak kısaltılmıştır. Zengin geçmişine rağmen şu an fakirliğin görülebildiği şehir, gene de gelişme göstermektedir. Bu şehirde yapacak çok bir şey olmasa da yakınlarında bulunan Plage Labadie’deki plajlar görülmeye değerdir.


Citadelle la Ferrière, tüm Karayiplerin en önemli kalesidir. Bağımsızlığın ilk yıllarında inşa edilmiş olan kale, konumu itibariyle tropik Hollywood macera filmi setlerine benzer.


 


Jacmel adlı şehir, 3 kilometrelik muhteşem bir körfeze sahip olan,Haiti’nin en sevimli kentlerinden biridir. Haftasonları popüler olan bölgede ülkenin en güzel festivalleri gerçekleşir. Bu şehirde el sanatı gelişmiştir. Şehrin bir bölümü eskişehir olarak kalmış ve bu haliyle de ilgi çekmiştir. Bu bölümde bir çok eski tip konak ve binalara rastlamak mümkündür. Eski evlerin duvarlarına birçok sanatçı duvar resimleri yaparak güzelleştirmişlerdir.


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*