Gürcistan – Batum

Kendimizi bir 12 gün kadar yormaya niyetlenip akıllara
zarar rotalarımdan birisini çizdim yine. İstanbul (yaaa, ben İstanbul’a
taşındım artık) çıkışlı Gürcistan – Ermenistan – İran – Van – İstanbul
şeklinde. İstanbul’dan bulutlu bir 1 Mayıs sabahı Metro Turizmin Batum otobüsü
ile öğleden sonra yola çıkıyoruz (Otobüs bileti 2 kişi 180 TL). Hostesimiz
Gürcü, 1 no’lu koltukta oturan ablamız ise küçükken konuşmayı geç öğrenmenin
acısını çıkarmak istermişçesine gürültücü. Yolcuların çoğu Trabzon ve Artvin’e
gidiyor. Bizimle birlikte  3-5 gürcü
daha var Batum’a kadar devam edecek olan. Yolculuk süresi 18 saat olarak
gözüküyor ama ben insanımızı tanıdığımdan Cuma günü 15:30’da kalkan otobüsün
sabah 11 gibi anca Batum’da olacağını tahmin ediyorum. Yanılmıyorum da, otobüs
dolmuş misali bulduğu her deliğe yolcu almak veya indirmek için giriyor. En
enteresanı Fatih Sultan Mehmet köprüsü çıkışı otobüs durağına girip pazarlıkla
biletsiz Kocaeli’ne kadar gidecek yolcular toplamasıydı. İlginç pazarlıklara
şahit oldum. 15 TL’ye gidebiliyormuşsunuz. Metro turizmin kendince suit olarak
adlandırdığı 3 sıra ama koltuk araları çok dar olan otobüsünde yarım yamalakta
olsa uyuduktan sonra sabah Hopa’ya girmeden önce otobüsten hepimizi
indiriyorlar. Arkadan başka otobüs gelecekmiş, onunla gidecekmişiz. Hostes
Gürcülere kendi dilinde anlatıyor sonra biz soruyoruz bekleyeceksiniz diyor.
Sende gelmiyor musun diyoruz, yok ben geri döneceğim diyor. O arada taksiciler
üşüşüp Batum’a kadar götürmeyi teklif ediyorlar. Tabi 100 TL gibi bir fiyattan
bahsediyorlar. Bazı gürcüler gidiyor, biz arkadan gelen otobüsü bekliyoruz.
Yarım saat sonra otobüs geliyor, 15 – 20 dakika sonrada Sarp sınır kapısında
oluyoruz. Bagajlarımızı alıp yurtdışı çıkış harç pulu almaya gidiyoruz.
Filmlerde olur ya hani, bir ülkede savaş çıkar herkes kaçmaya çalışır, hah işte
tam öyle bir görüntü var sınır kapısında. İnanılmaz bir kalabalık ve tabii ki
Türk usulü, ittiren öne geçer düzeninde. Gördüklerimin hepsi nüfus cüzdanıyla
geçiyorlardı Gürcistan’a. Yurtdışı pulu satan memurlar sarı formlara pulları
yapıştırıp satmaya yetişemiyorlar. Dünyada başka ülkede böyle saçma bir
uygulama var mıdır bilmiyorum; başkasının ülkesine gidiyoruz diye kendi
ülkemize para vermemiz. Bari yurda giriş pulu olarak girişte alsınlarda
kendimizi daha az salak hissedelim. Burada hemen bir pasaport notu eklemek
istiyorum. Dilek evlenmeden önce 10 yıllık pasaport çıkarttığından pasaportta
hala kızlık soyadı var. Evlendikten sonra çok bilen bazı arkadaşları Dilek’e
evlendikten sonra pasaportunu değiştirmen gerekir demişler. Dahası pasaport
çıkartırken konuştuğu memur evlendikten sonra yine değiştirmesi gerektiğini
söylemiş. Bende bunun sözkonusu olmadığını söylemiştim. Sonunda benim dediğim
oldu. Kızlık soyadıyla düzenlenmiş pasaportuyla sorunsuz bir şekilde ama itiş
kakış yaklaşık bir saatte Türk tarafından çıkıyoruz. Gürcü tarafı daha düzenli.
Polisler insanları düzgün sıraya girmeleri konusunda uyarıyor. Birde bizde 3
bankoda hizmet veriliyorken adamlarda 7 bankoda hizmet veriliyordu ve bunlardan
ikisi sadece Gürcü vatandaşlarına hizmet veriyordu. Pasaport kontrolden
geçtikten sonra Dilek mühüre bakınca 1 Mayıs yerine 1 Nisan olarak mühür
basıldığını görüyor. Ermenistan çıkışında sıkıntı olmaması için bir polise
soruyoruz o başka polisi çağırıyor ve birlikte bankoya gidip bayan polis
memuruna düzelttiriyoruz. Arkadaş Mayıs ayına yeni girdiğimiz için hala Nisan
ayında kalmış. Neyse, çıkıyoruz gümrükten. Kapının önünde her yerde Türkçe
yazılarla özellikle ucuz olduğunu sandığımız fiyatlardan içki satıyorlar. TL
bozuluyor ancak kurlar 1 USD 2,20 1TL 0,70 gibi. İnanılmaz kazık oranlar.
Otobüsle biraz gidince ilk benzinlikte duruyoruz. Benzincide TL kuru 0,84.
Bende inip 100 TL bozuyorum. Şehir merkezinde de bütün döviz bürolarında TL
kabul ediyorlar. Oran her yerde aynıydı TL 0,84 USD 2,31. Kurlardan emin olunca
50 dolar daha bozuyorum. Batum çok küçük bir yer olduğundan kalacağımız hosteli
bulmakta zorluk çekmiyoruz. 2 kişi 1 gece için 35 lari ödediğimiz hostel çok
şirin, temiz ve çalışanları güleryüzlü bir yer. (özellikle tavsiye ederim
Calypso hostel: https://www.booking.com/hotel/ge/hostel-calypso.tr.html?sid=a9247f54bdac30f7c2b4652a551c309d;dcid=2)
Tek eksiği çalışanlar ingilizce bilmiyorlar ama yardımcı olmaya çalışıyorlar.
Tarzancayla da olsa anlaşıyoruz ve bize bir şehir haritası veriyorlar. Eşyları
odaya bıraktıktan sonra çarşıyı gezmeye çıkıyoruz. İzmir’dekine çok benzeyen
bir saat kulesi görüyoruz. Söylendiğine göre akşamları yarım saatliğine
çeşmelerinden içki akıyormuş (votka olabilirdi, unuttum). Şarap içemiyorum
(Dilek surat yapıyor) bari Batum’un diğer ünlüsü olan haçapuri deneyelim
diyorum. Temiz bir yerde 2 haçapuri ve çay alıyoruz (18,50 lari). Ben çok
seviyorum bu pidemsi şeyi çünkü içinde bol bol peynir var. Bizdeki yumurtalı
pide gibi ancak yumurtayı ortasına löp diye kırıp koymuşlar ve içinde bol
miktarda peynir var. Batum’un muhteşem bir sahil düzenlemesi var. Şehir
sakinleri buraya toplanıp şehirden uzaklaşmış hissine kapılsınlar diye
yapmışlar sanki. Kilometrelerce uzayan bir sahil şeridi, yürüyüş, bisiklet
yolları arkasında ağaçlar ve yeşil bir sahil. Harikaydı. Magnet alıyoruz,
tanesi 5 lari. İki tane dondurma 6 lari. Fiyatlar çok yüksek. Sultanahmette
bile 7 TL’ye magnet satılmıyor Türkiye’de. Sahilde geze geze Dolphinarium’a
geliyoruz. Ama tadilattaymış, giremiyoruz. Turizm danışma bürosu’na gidiyoruz
ertesi gün Tiflis’e tren var mı diye. Bir yere telefon açıp sadece sabah 01:45’te
olduğunu söylüyorlar. Otobüsle hemen hemen aynı fiyata olduğu için o saate
kadar beklemek istemiyoruz. Teşekkür edip çıkıyoruz. Sahildeki Lunaparkta büyük
bir dönme dolap var, yavaş yavaş dönüyor ama kimse yok. Yanına gidip bakıyoruz
kapalı. Alfabe kulesi diye bir yer var, oraya çıkalım mı diye düşünüyoruz ama
yorulmuşuz, vazgeçiyoruz. E internette başka ne görmüştük? Aşıklar heykeli
vardı. Hani metalden yapılıp iç içe giren aşıklar. Ona bakıyoruz kıyıda köşede
bir yerde bildiğiniz paslı teneke şeklinde duruyor. Dönmüyorda zaten.
Yakınlarda bir büfenin yanında ağcın altındaki banklarda oturup denizi
izliyoruz. Tam bu sırada kocaman bir balığın atladığını görüyorum. Sonra bir
tane daha derken bir yunus sürüsünün önümüzde hoplaya zıplaya gittiğini görüyoruz.
Çok güzel bir manzara. Dolphinarium kapalı ama açıkdenizde görüyoruz yunusları.
İzmir körfezinde yıllar önce ilk defa görmüştüm, bu iki oldu. Daha sonra nasıl
olsa yakın diyerek geze geze otogara gitmeye başlıyoruz. Meğerse o kadar da
yakın değilmiş ama pazardan geçerken birden üzerimizden geçen teleferiği
görüyorum. Mutlaka binmem lazım diyorum ama birde Dilek var. Otogarda Metro
Turizmin Gürcistan firması var. Metro Georgia diye geçiyor. Ertesi akşam için
Tiflis’e iki kişi 40 lariye bilet alıyoruz. Çalışanlar Türkçe biliyorlar.
Dönüşte o kadar yolu yürümeyelim diye otobüse biniyoruz. 1a hat numaralı otobüs
otogardan şehir merkezine gidiyor. Ücreti 2 kişi 0,80 lari. Şoför bize bilet
verip makinada nasıl okutacağımızı gösteriyor. El işaretiyle atmayın saklayın
diyor. İki durak sonra bir adam binip herkesin biletini kontrol ediyor. Yani
bilet alırsanız önce makineye okutun sonrada saklayın. Batum’da market bulmak
için binaların bodrum katlarına bakmanız gerekiyor. Bizdeki bakkal
boyutlarındaki ne arasan bulamayacağın yerlere market diyorlar. Zaten
aradıklarınızın yarısını buluyorsanız süpermarket oluyordur diye tahmin
ediyorum. Efes Pilsen’in burada satılan başka bir markası var. Sadece Efes diye
geçiyor. Birde bizim Efes pilsen var. Atıştırmalıkların neredeyse hepsi son
kullanma tarihi yaklaşmış Türk malı. Odamda içmek üzere bir efes alıyorum ve
birkaç atıştırmalıkla birlikte hostelimize dönüyoruz. Gece dışarı çıkar birde o
zaman dolaşırız diyoruz ama yorgunluk ve sıcak duş sonrası ikimizde uyumayı
tercih ediyoruz.

            Hiç
ilgimi çekmemesine rağmen Batum botanik parkını o kadar şişiriyorlar ki
bakmazsak bir şey kaçıracağız diye düşündüğümüzden gitmeye karar veriyoruz.
Sabah hostelden çıkar çıkmaz köşedeki pastanede kahvaltı ediyoruz. Ben pizza
alıyorum, Dilek domuz eti takıntısı yüzünden haçapuri söylüyor. Yanına çay ve
son olarak iki tane tatlı sadece 8 lari tutuyor hesap. Biz kahvaltı ederken iki
Türk turist daha vardı. Onlarla merhabalaşıyoruz. Zaten şehrin turistlerinin
çoğu Türk. Hatta çoğu yerde Türkçe levhalar, bilgilendirme notları var.
Kahvaltıdan sonra Ermeni kilisesini ve Piazza Meydanı’nı geziyoruz. Nikolas
kilisesi’nde bir Pazar ayinine denk geliyoruz. Girip bakalım diyoruz başta ama
sonra hem kalabalıktan hemde bayanlar hep örtülü olduğundan ve Dilek ‘in
kıyafetini pek uygun bulmadığımızdan girmiyoruz. Botanik parkına giden
dolmuşların geçtiği yola doğru giderken bir anda bir şok market görüyoruz.
Logosu yazı stili her şeyi aynı. Gidip bir bakmak için karşıdan karşıya
geçerken botanik parkına giden dolmuşu görüyorum. El kaldırıyoruz hemen
duruyor. Genç şoför bizden 8 lari alıyor. Bayağı bir yol gittikten sonra park
girişine geliyoruz. Tahmin edeceğiniz gibi buradakilerinde çoğu Türk. Giriş
ücreti iki kişi 16 lari. Camda visa mastercard çıkarması var ama sorduğumuzda
kredi kartı geçmiyor diyorlar. Bir Türk ailenin yanında yeterli lari yoktu,
dolar veya TL vermek istiyor kabul etmiyorlar, kredi kartı veriyor, kabul
etmiyoruz diyorlar. Bende de yeterli lari yoktu bozamadım, sonra ne oldu
bilmiyorum.

            Botanik
parkı içerisinde değişik ağaçların olduğu dağlık bir bölge. Zaman zaman
muhteşem Karadeniz manzarası dışında benim için bir numarası yok. Yürümek için
güzel bir yer, temiz hava, bol oksijen. Ama ağaçlar çok ilgimi çekmiyor. Belli
yerlerde ücretsiz wifi noktaları var. Yürümek istemeyenler için akülü küçük
arabalar tur düzenliyor ancak genelde hep dolu oluyor bu araçlar. Baştan sonuna
kadar yürüyerek gezdik. Zaman zaman çok güzel düzenlemelerin olduğu yerlere
geldik ve buralarda mola verip yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerden yedik.
Japon balıklarına çubuk kreker verdik falan :). Parkın kuzey girişine
geldiğimizde fotoğraf çekilen gelin damatlar gördük. Deniz kıyısında
terkedilmiş bir istasyona geldiğimizde Ali Ayşe’yi seviyor gibi Türk
insanımızın duvar yazısı kültürüne dair pek çok örneğe rastladık. Geri
dönmeyelim, bari buradan çıkalım derken kuzey kapısından herhangi bir ulaşım
imkanı olmadığını öğrendik. Gerisini geriye yürümeye başladık. Aslında gül
bahçelerini kaçırmıştık belki görmeye değer tek yer orasıdır diyerek kendimizi
teselli ettik ama gül bahçesi dedikleri yeni dikilmiş üzerinde gülü bile
olmayan dikenli saplardan ibaret. Oysaki broşürde ne güzel süslemişler. Parktan
çıktıktan sonra ilk dolmuşla şehir merkezine döndük. Bu sefer yaşlı amca iki
kişi 5 lari aldı. Ya birisi kazıkladı ya diğeri indirim yaptı tam anlamadım.

            Şehir
merkezine gelince teleferikte indik. Buradan iki kişi 10 lariye bilet aldık.
Muhteşem manzarası olan bir tepeye çıktık. Daha sonra bir şeyler yemek için
şehir merkezine geri indik. İçinde domuz eti olmayacağını tahmin ettiğimiz
cafelere bakarken birisini gözümüze kestirdik. Sahibi Türkçe biliyor ve iddiası
şu ki; “Ben kesinlikle domuz eti satmam. Eskiden satıyorum ama şimdi artık
satmıyorum, çok Türk var, sadece inek eti satıyorum”. Neyse Dilek ikna oluyor
ve iki burger söylüyoruz. Yanına da iki tane meyveli büyük boy gazoz. Çok şirin
küçük bir kız servis yapıyor. Çok heyecanlı ve güleryüzlü. Birde bunun suratsız
versiyonu vardı. Derken benim köftemin içerisinden bir saç kılı çıkıyor. Benim
için problem yok ama Dilek’in midesi bulanıyor ve yarısını yediği burgerini
bırakıyor. Sonra patron yanımıza geliyor bak saç çıktı köfteden diyorum. “Yok
yooook, olmaz öyle, sakın deme. Yok bende çok hijyenik asla olmaz. Yok yok.”
demeye başlıyor. İşte burada ya diyorum gösteriyorum, “Yok olmaz bende nasıl
oldu bilmiyorum, et bize kapalı geliyor” demeye devam ediyor. Kim hazırlıyor
bunları diyorum, küçük kızları gösteriyor. Saç renginden anladığım kadarıyla
suratsız olanın saçı 🙂 Biraz sohbet ediyoruz, sonra hesabı istiyoruz. Alıyor
kağıt kalemi hesaplıyor hesaplıyor, “13 lari, 1,30 laride kızların bahşişi
toplam 14,30 lari” diyor. Saçın ücretini eklemeyi unuttun dememek için
tutuyorum kendimi. Oradan önce Katedrale gidiyoruz; kapısında kavgacı
dilenciler ve içerisinde no photo, no photo demeyi büyük bir keyif haline
getirmiş gençten bir uyuzun olduğu bir yer. Sonra sahile gidip tiyatro
binasının önünde biraz oturuyoruz. Sovyetler Birliği zamanında burada
insanların nasıl ailecek tiyatroya gittiklerini, tiyatrodan çıkıp sahilde
yürüdüklerini hayal ediyorum. Sonra Batum’a gelmişken kumarhaneye gitmemek
olmaz diyerek bir kumarhaneye gidiyoruz. Girişte pasaportlarımızı alıp
fotoğrafımızı çekiyorlar. Makinelere 10’ar lari atıp kaybediyoruz. Hatta Dilek
başta kazandığı için ben boş boş beklemeyeyim diye arada 5 lari daha
kaybediyorum. Dilek çok dirense de en son o da kaybediyor. Sonuçta ben daha
şasnlıyım, birden kaybedip boşveriyorum. Oysa Dilek bir ara bayağı kazanmıştı,
sonra kaybedince sevinci kursağında kalıyor 🙂

            Kumarhane
çıkışı 1a otobüsüne atlayıp otogara gidiyoruz. Otobüsü beklerken bir cafede çay
içiyoruz. Garsonda Türkçe biliyor. Otobüsümüze biniyoruz ve hostumuzda Türkçe
biliyor.

            Tiflis’i
gezip gece trenle Ermenistan’a geçeriz diye düşünüyorduk ama Tifliste ilgimizi
çekecek bir şey bulamadığımızdan  gündüz
gözüyle Ermenistan’a girelim diyerek direkt gitmeyi tercih ediyoruz.
Ermenistan’a gidecek dolmuşun (bildiğimiz minik dolmuşlar gidiyor Ermenistan’a)
gelmesine daha var diyerek bir yerde bir şeyler yiyelim diyoruz. Otogardaki bir
büfeye gidip sipariş vermek istiyorum, derdimi ingilizce anlatmaya çalışırken
adam Türk çıkıyor. Yıllar önce gelmiş Tiflis’e. Buraya yerleşmiş ve halinden
gayet memnun. Güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Sonunda şoförümüz geliyor. Araçta
biz iki Türk’ün dışında bir Japon, Bir Endonezyalı var. Geri kalan 10 kişi ve
şoförümüz Ermeni. Yol ücreti iki kişi 60 lari. Sınıra giderken yollar tek gidiş
tek geliş şeklinde. Yol kenarında polis karakollarının dış yüzeyleri komple
cam. Birkaç saat sonra sınıra geliyoruz. Uzun bir kuyruk varken bir polisin
hareketinden yeni bir banko açacağını anlayıp hemen en öne geçiyoruz. Tahmin
ettiğim gibi polis yeni bankoyu açıyor ve en önce biz çıkıyoruz.

( fotoğraflar için:

http://erkanumutmergen.weebly.com/guumlrcistan.html )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*