güneydoğu’nun emperyalizme boyun eğmeyen tek ülkesi olan sen tayland: bangkok ve ayutthaya ile bu ne büyü!

    Ana sayfaAsyaTaylandBangkokgüneydoğu’nun emperyalizme boyun eğmeyen tek ülkesi olan sen tayland: bangkok ve ayutthaya ile bu ne büyü!

10062008


georgetown, malezya’dan trenle geliyorum bangkok’a. bir ülkeyi hissetmeyi en üst düzeye çıkarmak için tren otobüse tercih edilmeli bana kalırsa…
*
sınırda pasaport kontrolü sırasında beklerken, duvardaki dev-pano dikkatimi çekiyor. ingilizce yazılmış-olan. şu özelliklere sahip olanlar hippi-olarak kabul ediliyor. ve tayland krallığına girişleri mümkünsüz-hale geliyor: şort giymiş-olanlar, terlik giymiş-olanlar, uzun ve kirli saçları olanlar.
bir de en az ikiyüzelli dolar nakit paranın olması gerekiyor yanında. ve ancak bunların palavra olduğunu söyleyebilirim sana kolayca:)









trendeki yatak-odam ve sırtçantam


(1). trenle yolculuğum yirmiüç saat sürüyor: manzara hep yeşil. binlerce muz ve hindistan cevizi ağacı, kilometrelerce-uzanan pirinç tarlaları, yoksul insanların içinde yaşadığı derme-çatma barakalar…
*
yan tarafta oturan ve bangkok’ta doktora yapan yeni zelandalı ile sohbet ediyorum yol-boyunca. o da soruyor bana: ‘boracay, filipinler güvenli mi?’ diye. elbette öyle!
*
yeni şehrime ulaştığımda, beklediğimin aksine yorgunluktan-eser yok üzerimde. gayet iyi uyumuşum beşik-gibi-sallanan-yatağımda.
*
tren terminali sonrası metroyla kolayca buluyorum kalacağım the urban age hosteli. (2). iki kişilik odada kalıyorum. (3). diğer gezgin danimarka’dan. dördüncü rama caddesine çok yakınım.









odam:)



odama yerleşip hemen çıkıyorum dışarıya. bu ‘theravada-budist’ ülkeyi keşfetmeyi daha fazla bekleyemem elbette!









ve işte karşınızda…


‘wat pho’, ‘wat arun’, ‘wat phra kaew’ ve diğerlerinin büyüleyiciliği, tayland-budist mabetleri bir-numaraya yükseltiyor. zihnimde kendiliğinden-ortaya-çıkan dinsel mekanlar karşılaştırma-listesinde: hindu mabetleri ikinci-sıraya geriliyor haliyle:)
*









başlasın yarış:)


tuktuklar (üç tekerlekli motorlar) ve motorsikletler ile inanılmaz bir trafik karmaşası. on milyonluk dünyanın bu en sıcak metropolünde.
kaldırımlar da caddeler gibi. ilerlemek nasıl zor.
*
resepsiyondaki genç kadının uyarısını hatırlıyorum, ‘turist dümenleri/dolapları’ ile ilgili olan. taylandlıların genelde ‘utangaç’ insanlar olduklarını, bu nedenle bir turistle konuşan birisine rastladığında, onun yüksek-olasılıkla, zavallı-turisti gereksiz-para harcamaya yönlendirecek bir tuzağın içine düşürmeye çalışacağını anlatıyordu. peki…
*
iki heineken alıyorum. (4). amerikalı market zinciri yedi/onbir’den.
*
öğle yemeği olarak tayland-tarzı balık-köftesi, noodle ve ananas suyu. (5).









hawker-centerdan görünüş


akşam ise bir hawker-centerda, pirinç ve ızgara et yiyorum. (6).
*
seksi ve genç tayland-kadınlarıyla köpüklü banyo keyfini satıyorlar. oldukça turistik olan silom caddesinde. ellerindeki kataloglarla kahverengi tenli adamlar…
*









kral-hazretleri


kralın resimleri her yerde. kağıt paraların üzerinde de haşmetlerinin gençlik fotoğrafları. ‘bhumibol adulyadej’. şimdiki zamanların en uzun süredir iktidarda olan devlet başkanı. altmış-yıldan fazla…
*
sarhoş kafasıyla kralın resmine tüküren (eylemin kendisinden tam emin değilim, ama resme bir saygısızlık olduğu kesin) batılı bir turisti mahkemeye çıkarıp ülke dışına atmışlar geçen yıl. bir daha da sokmazlar herhalde sınırdan içeri…
*
bazı sokakların köşe-başlarında küçük küçük kutsal-mahfazalar bulunuyor. pekçok insan yanından, önünden geçerken bu kırmızı-kutuların, wai (tayland-usulü selamlama) yapıyor büyük bir saygıyla.
*
güneydoğu asya’daki pekçok ülke gibi tayland da hint kültüründen etkilenmiş tarih-içinde.
*
khmer imparatorluğunun çökmesinden sonra bu topraklarda önce ‘sukhothai’ budist krallığı, ardından uzun-soluklu ‘ayutthaya’ budist krallığı egemenlik kuruyor.
onsekizinci yüzyılda başlıyor burmalıların bu coğrafyaya ilgisi.


11062008


bu sabah yine sımsıcak bir güne uyanıyorum. ‘eğer burada ölmezsem sıcaktan, başka bir yerde sıcak bana hiçbirşey yapamaz!’ diyorum:)
*









nehirden bir kesit


metroyla büyük-sarayın olduğu bölgeye gidiyorum. ama öncesinde nehirde dolaşıyorum. büyük ve yeşil yapraklarla örtülü ‘chao phraya’ nehri boyunca yoksul, ahşap, derme-çatma evleri izliyorum. yarı-turistik bir teknenin içinde. (7). hüzünlü, eski bir belgeselde buluyorum kendimi sık sık…









yapraklar saklayamaz yoksulluğu…


*









sarayın bir diğer koruyucusu


sonrasında saraya giriyorum. (8). onsekizinci yüzyılın büyük sarayı ve içindeki buda mabedi, dolaştıkça, gördükçe, dokundukça, beni bir-türlü-alışamadığım-büyülenme denizine atıyor tekrar. ve tekrar. kullanılan canlı renkler. tayland-mimari. ve bu muhteşem-saray yedi harikadan birisi değil. olacak iş değil!!!










büyük sarayın koruyucuları


sarayın içindeki her ayrıntı bir görkemin tanığı.
*









oturan buda


budist mabetlere girerken ayakkabılar çıkarılıyor. uygun giyim zorunlu. şort yasak mesela. şapkalar da çıkarılıyor bir saygı-ifadesi olarak.
*









günlük ibadet


öğleden sonra brahma’nın heykelinin olduğu bir ibadet-yerinde, ilahi söyleyenleri dinliyorum huzur-içinde.
*









ben büyülendim…




*









yapraklardan fil heykeli:)


şehrin pekçok noktasında rastlıyorum fil heykellerine. ve hediyelik-eşyaların temel nesnesi tabii ki: filler…
*
trafik soldan akıyor.
metroda yaşlılar ve hamileler dışında keşişlere de yer vermek gerekiyor.
*









estetik karakterler…


tayland-dili tonal özelliği baskın bir dil. ve beş perdesi var anadil olarak konuşanların kullandığı: düz, alçak, yüksek, yükselen ve alçalan. yetmişaltı harften oluşan dilde, kelimeler ayrılmıyor cümle içinde. öğrenmesi ilginç olabilir bir ‘batılı’ için…
*
ülkede ikiyüzellibin budist-keşiş. sayısı otuzbine ulaşan mabetlerde ve manastırlarda yaşıyor.
*
öğleden sonra saatim üç civarı şu anda. yağmur egemen oldu şehre ve karanlık çöktü birden. bir hawker centerda singha içiyorum. (9). altıyüzotuz mililitre. singapur’dan farklı olarak buradaki hawker centerlarda peçete bulabiliyorsun masada. ne büyük kültürel farklılık:)
*
sokak satıcılarından on-onbeş bahta ızgara tavuk veya balık alıp doyurabilirsin mideni. tabii hijyen ve sağlık açılarından biraz cesaret-işi olarak da bakabilirsin benim bu önerime. durduğun-yere bağlı…
*
motor-taksiler bir diğer ulaşım aracı.
*
akşam sekiz civarı. hostelin önünde oturuyorum. seyyar meyve satıcıları geçiyor önümden.


12062008


dün gece yatmadan önce hostelimin olduğu sokakta, bir yavru fil gezdiren iki adamdan yirmi bahta yiyecek alıyorum. ve yediriyorum hüzünlü-gözlerin sahibine. okşayarak bir yandan o kalın derisini…









gece yavru-fil beslemek bangkok sokaklarında…


*









treni beklerken


bu sabah ayutthaya yoluna çıkıyorum. her saat başı tren kalkıyor bangkok’tan. birbuçuk saatlik yolculuk. (10). eski başkente doğru-olan.
*
yol boyunca yoksul yaşamlar-manzarası, bozulmadan akıp-gidiyor ülkede!
*
istasyondan çıkınca, bir tuktuk sürücüsü iki saatlik şehir turu için altıyüz baht istiyor benden. yok, diyerek yürümeye başlıyorum. hava nasıl sıcak. olmayacak böyle. şehir merkezi uzak.
yolda bir motorcuyla anlaşıp yirmi baht veriyorum ona. beni en-önemli mabetlerden birisine götürüyor. o ayrılınca başlıyor, yaklaşık iki saatlik muhteşem-gezinti.
*









tanımsız…


yine büyüleniyorum. söylemekten sıkıldım. büyülenmekten değil!:)
*
sonrasında bir tuktuk kiralıyorum. birkaç eski wat’a götürüyor beni orta-yaşlı taylandlı. ben gezerken bir başıma ve huşu-içinde, bekliyor beni dışarda. ve son olarak tren istasyonuna bırakıyor. (11).
trende bira ve sigara serbest! ikisinin de keyfini sürüyorum. karşımda oturan yaşlı ingilizle ve yanındaki ortayaşlı taylandlı kadınla sohbet ederken…
*









siyah-buda (sanırım)


ayutthaya eski görkemli-zamanlar-cazibesinden uzak.
*









eskilerin görkemi


wat chaiwatthanaram kalıntıları.
wat phanan choeng içindeki ondokuz metrelik bronz buda heykeli.
wat phra si sanphet’teki üç pagoda üç kralı saklıyor.









seviyorum ben bu ülkenin sanatını:)


ortalama otuz-kırk baht ödüyorsun mabet ziyaretleri için. değer elbette:)









keyfi yerinde:)


buda’nın dört pozuna doyuyorum bugün: ayakta, oturan, eğilen ve yürüyen…









ibadet her-daim…


*
traşlı kafaları ile keşişleri görmeye de alıştım artık.
*
bir taylandlı’nın başına dokunmanın, toplum-içinde saldırgan hareketlerde bulunmanın ve kadınların keşişlere dokunmasının hiç-mi-hiç hoş karşılanmadığını öğreniyorum bu ülkede. ve kralın, budizm gibi çok önemli bir değer olduğunu da. hatta anlatılan bir hikaye var, kraliyet-ailesine saygının ne kadar ileriye gidebileceğini söyleyen: geçen yüzyılda bir kraliçe nehir-gezintisinde düşmüş tekneden. boğulmak-üzere olmasına rağmen çevredeki balıkçılar kurtarmamış onu. saraydan birisine dokunurlarsa idam edilecekleri için…
*
bindokuzyüzotuzikiden beri anayasal monarşi egemen ülkede. ve yirminci yüzyılda ordunun pekçok darbesinden sonuncusu, sadece iki yıl önce uzaklaştırmış demokratik-seçilmiş hükümeti.
*
tayland, dünyanın en büyük pirinç-ihracatçısı.
*
odamdaki danimarkalı’nın ayutthaya’dan haberinin olmamasını nasıl yorumlayacağımı bilmiyorum…
*
şişman-asyalıya rastlayınca şaşırıyorum:)
*
hostelin resepsiyonundaki iki sevimli genç-kadın, gündüzleri ‘pembe-dizi’ izliyorlar:)


13062008









bangkok’ta yağmur-öncesi


gündüz saatlerce dolaştım. turistlerin olmadığı yaşam-alanlarında, çin mahallesinde, nehrin diğer tarafında. kaybolarak biraz bilmeden. biraz isteyerek. kimbilir kaç taylandlı ile gözgöze gelip gülümseştim. yoksul evlerin içini gördüm. televizyonları olan-en değerli. ahşap, eski ve küçük evlerin, eşyaları sıkış tepiş olan içini. taş zeminde oturan insanları. singer-makinalarında dikiş yapanları. açık-ıslak markette her türlü sebze ve meyve satanları. mabetlerde günün herhangi bir saatinde bireysel olarak ibadetini yapanları. sokak köpeklerini ve kedilerini, iri karafatmaları. gül(e)meyen ve yorgun yüzleri. kahkahalarla sohbet eden kadınları. sevimli çocukları. kanal ya da nehir kıyısındaki ahşap evlerin bahçesindeki yeni yıkanmış çamaşırları. ruh-evlerini, parkta uyuyan evsizleri. aralarında dolaştım bir-yabancı-başıma…









ıslanmasın tabii o sevimli-bedenin:)


*
budizm-öncesi bir gelenek: ruh-evleri oluşturmak köşe-başlarında. ruhların bu evlerde hapsolması sağlanıyor. böylece evin-önündeki mekana girerek sorun-çıkarması önleniyor. bangkok’ta bunlar arasında en-büyüğü ve en çok bilineni: erawan otelini koruyan…
*
en-az-özgün bir tabirle özgün bir felsefe budizm:
varoluşun büyük trajedisi. sonsuzluk, geçicilik ve belirsizlik. tilakhana.
yeniden-doğuş yoluyla sonsuzluk. hiçbir iyi/kötü durumun sonsuza-dek sürmemesi. ki süreceğine-dair yanlış inanç, acı çekmenin başat-kaynağı. insanın tecrübelerini incelediğinde görebileceği bir belirsizlik.
nirvana: tek-özgürleştirici.
yaşamda/evrende herşey birbirine bağlı. zaman ve uzam döngüsel.
birbiriyle bağlantılı altı olası-dünyanın resmedilmesi: bhavachakra (yaşam-tekerleği). ortasında açgözlülük (horoz), cehalet (domuz) ve nefret (yılan). içinde devas-evi cennet. insanlık. asuras (kızgın-tanrılar). pretas (aç-hayaletler). hayvanlar. cehennem…


14062008


damnoen saduak‘taki yüzen-pazara gidiyorum bugün bir turla. (12). minibüsle birbuçuk saatte ulaşıyoruz. ve yarım saatlik tekne-gezintisi. (13).
nehirdeki onlarca tekneyi genelde ortayaşlı-kadınlar kullanıyor.









keyifli bir ticaret:)


kahvaltı: pirinç ve sebze parçacıklarıyla. (14).









yüzen pazar


*
bindokuzyüzotuzdokuz yılına kadar siam.
*
akşam saatim altı:üç. bangkok-chiang mai trenindeyim. az önce dışarda ulusal marş çalındı şehrin hoparlörlerinden. insanlar saygı duruşunda. her sabah saat sekizde ve her akşam saat altıda gerçekleşen ritüele bir kez daha tanıklık ediyorum böylece.
*
ve yine bir yolculuk-öncesi beliren tembellik ve gerginlik duygularına yabancı hissediyorum kendimi. trendeki koltuğuma oturunca…
*
‘kopunkap’ diyorsun bir erkeğe teşekkür ederken. ‘kopunka’ diyorsun bir kadına teşekkür ederken…


20062008


bangkok’a otobüsle geliyorum sukhothai’den. (15). yedi saat sürüyor yolculuk.
*
büyük parkta sigara içmek yasak. uyarıyor bir görevli beni.
*
bu şehre on gün önce geldiğimde kaldığım hosteldeyim yine. ve aynı odada. bu defa bir çinliyle paylaştığım.
*
küçük şehirlerde bile rastladığım transseksüellere karşı oldukça-hoşgörülü olduğunu okumuştum bir yerde. tayland toplumunun…


22062008


bangkok’ta dün/son akşam isveçli arkadaşım c. ile bir saat tayland-masajı yaptırıyorum kendime. yok öyle gizli-gündemim:) özellikle ayaklara, biraz bacaklara ve omuzlara yapılan. dinlendirici. ama süper etkisi yok beklediğimin aksine. (16). yine de iyiydi masajı, genç adamın…
*









leziz:)


arkadaşım c. taylandlı kadınların bakımsız-olduğu saptamasını yapıyor. haklı belki…
*
ve elbette tayland adını kazıyor zihnime: bir daha, hem de çok daha uzun-süreli bir daha gelmeye söz vererek bu ülkeye, bu sabah ayrılıyorum kamboçya için.otobüsle. (17).
*

harcama bilgileri:
(a) 1 dolar yaklaşık 33 baht.
(1) bilet 112 ringgit.
(2) 17 baht.
(3) 440 baht geceliği.
(4) 110 baht ödüyorum.
(5)  120 baht veriyorum.
(6) 70 baht.
(7) 15 baht.
(8) saraya girerken 250, mabede girerken 50 baht ödemiştim.
(9) bir şişesi 50 baht.
(10) giderken 20, gelirken 15 baht veriyorum bilete.
(11) toplam 400 baht veriyorum ona.
(12) 550 baht.
(13) 150 baht ödüyorum.
(14) 70 baht ederinde.
(15) 291 baht veriyorum.
(16) 250 baht.
(17) biletine 236 baht ödemiştim.

6 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    melekler şehri Bangkok …

  • NEŞE dedi ki:

    Bu ilginç ülkede en dikkatimi çeken nokta,minik kulübelerde yaşayan fakir halkın,2-3 parça giysisini ,dolap yerine camları olmayan ,demirli parmaklıkları olan,pencere içlerine asmalarıydı,önce kurutulmak üzere asıldığını sandım,fakat dolap koymaya yer ve para olmayan evlerde pencere içlerinin bu amaçla kullanıldığını öğrendim…Püfür püfür havalanıyor bluzlar…Bir de ilginç banyo küveti var,kocaman bir silindirik bidon,2-3 basamaklı bir tahta merdiven bidona dayanmış,ev halkı bidondaki suya girip çıkıyor,zaman zaman bir su tankeri bidon a taze su boşaltıyor…Sisteme bakın!

  • DEEP73 dedi ki:

    bangkok merak etmisimdir ve hep giden arkadaslarımdan öğrenmişimdir. Bazen ürkütücü geliyor ama yinede kültürünü ve yaşamını merak ettiğim bir yer. Resimlerin hepsi çok güzel ama yağmur öncesi ve şemsiyeli çocuk resimleri çok güzel bence teşekkürler..

  • edda dedi ki:

    Bangkok için doğunun en güzel şehri diye okumultum bir yerlerde, öyle mi gerçekten acaba ??

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    Bangkok mistik bir sehir. 93 senesiydi gittigimde, henüz o zaman digital fotograf makinalari yoktu ortada. Analog makinamla çekmistim fotolari. Cok etkilenmistim Bangkok üstü Phuket’ten. Ben en iyisi o fotolari tarayicidan geçireyim. Tesekkürler bu güzel yazi için.

  • ibnbattuta dedi ki:

    benim gezdiğim yerler içinde bangkok’un doğunun en güzel ve en mistik şehirlerinden biri olduğunu söyleyebilirim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*