Guney Afrika ve bazi komsulari

27.07.2007 Cuma: Merhabalar. Ben Ömer Altunçanak(omeraltuncanak@gmail.com). 19:25’te Yeşilköy Hava Limanından Emirates ile Dubai aktarmalı Johannesburg’a yola çıktım.


28.07.2007 Cumartesi: Uçağım yerel saatle (Türkiye’den bir saat geride) 11:45’te Johannesburg havaalanına indi. E-maille yazışıp anlaştığımız üzere Mustafa Efe (afrikaliefe@yahoo.com) beni havaalanında karşıladı. Öncelikle konaklama için Guest houslara bakmaya başladık. Gecelik 420 Rand ücreti vardı ilk baktığımızın. En uygun 280 Rand ücreti olan bir yer bulabildik. Karaborsada (Black Market diyorlar)1.000 Amerikan Dolarına 7.200 Rand veriyorlar. Bugünkü kurla bizim paramızla 1 Rand 0,18 YKR. Ediyor. Elektrik prizleri daha önce gördüklerime hiç benzemiyor. Kalın ve aralıkları epeyce mesafeli üç priz deliği var. Mustafa, Telefon ve e-mailleştiğimizde bana “Türk bir rehber ayarladığını, onun yakından tanımadığı yörelerde de yerel rehberler ayarladığını” söylemişti. Ama şimdi bana rehberlik için ayarladığı Güney Afrika’yı iyi bilen bahsettiği Türk  arkadaşının son anda acil bir işi çıkıp apar topar Türkiye’ye gittiğini, elinden geldiğince benle kendisinin ilgilenmeye çalışacağını söyledi. Ama kendisi o kadar meşgul bir insan ki benimle ilgilenebilmesi çok zor. Gezi ve rehberlik hususunda karamsarlığa kapıldım. Canım sıkıldı. Beni otele bırakıp biraz işleri olduğunu, bitirip geleceğini söyleyip gitti.


Mustafa öğleden sonra gelip beni guest houstan aldı. Cuma mescidi isimli bir camiye gittik. Çıkışta yakınlardaki bir yerde Hindistanlı Müslümanların işlettiği pastane, fırın türü büyük bir yere girip yiyecek-içecek bir şeyler aldık. Beni tekrar geleceğini söyleyerek otele bırakıp gitti. Dışarı çıkıp aylak aylak otel civarında biraz gezindim. Otelden fazla uzaklaşamadım. Çünkü Johannesburg’un (kısaca Joburg diyorlar) suç ve suçlu yatağı olduğunu söyleyerek korkuttu beni. Akşam elinde harita ve broşürlerle geldi. Yarın bana rehberlik için burada mastır yapmakta olan bir arkadaşıyla görüşeceğini söyledi. Yarın sabah saat 09:00 sularında gelirim diyerek çıkıp gitti.



29.07.2007 Pazar
: İyi bir uykudan sonra sabah saat 08:00de uyanıp aşağıdaki salona kahvaltı için indim. 25 yaşlarında bir beyaz bayanla bir Afrikalı erkek kahvaltı yapıyorlardı. Başka kimse yoktu. Pek te tatmin edici olmayan kahvaltımı yapıp odama çıkarak Mustafa’yı beklemeye başladım. Saat 10:00da geldi. Beni APARTHEİD MUSEUM ve GOLD REEF CİTY isimli eski altın madeninin olduğu bölgeye bıraktı. Saat 16:00da gelir alırım deyip gitti. Ben de önce müzeyi, sonra da madeni gezdim. Kalan vaktimi de maden bölgesinde buluna lunaparkta geçirdim. Saat 16:30da Mustafa beni aldı. Yolda bir markete uğrayarak yiyecek bir şeyler aldım. Bugün konaklayacağım GARDEN LODGE’ye gelip odama çekildim.



30.07.2007 Pazartesi
: Akşam 08:30da gelirim diyen Mustafa 09:30da geldi. Vize için Zimbabwe Büyükelçiliğine gittik. 432 Rand ödeyip başvurumuzu yaptık. Bize dokuz gün sonra gelip sonucu alın dediler. Şok olduk. Sonra vize başvurumu yapmak için Malawi büyükelçiliğine gittik. Yarın gelip sonucu alın dediler. Mustafa’nın kurduğu ve başkanlığını yaptığı vakfın öğrenci  yurduna gittik. Mustafa beni rehberlik için düşündüğü aslen Diyarbakırlı olan ve mastır için Johannesburg’da kalan Veysi ile tanıştırdı. Veysi ile çıkıp bildiği bir restaurantta balık yedik. Gezi ve tur acentelerinden bilgi alıp yeniden yurda döndük. Mustafa yarın sabah almak üzere beni otelime bıraktı.



31.07.2007 Salı
: Mustafa sabah 07:30da gelip beni aldı ve yürütmenin başkenti olan Proteria’ya gitmek üzere yola çıktık. Araba su kaynattı. Biraz uğraştık ve zaman kaybettik ama yardım da alarak problemi halledip Proteria’ya vardık. Zambiya büyükelçiliğine gidip vize başvurusu yaptık. 21 iş günü sonra sonuçlanacağını söylediler. Dönüşte yolumuzun üzerinde bulunan Mustafa’nın abonesi olduğu Vodafone cep telefonu firmasına uğradık. Yeteri kadar puan toplayan abonelerine bedava hediye telefon veriyorlarmış ve bugün son günmüş. Saatlerce bekledik kuyruklarda. Sonunda da “puanınıza uygun telefon kalmadı elimizde, istersen farkını vererek daha pahalı bir telefon alabilirsiniz” dediler. Verip aldı ama o paraya zaten piyasadan alabilirdi. Lesoto için otobüs araştırdık. Ama vakit geç olduğundan ilgili firmalar kapanmıştı. Yarın devam etmek üzere Mustafa beni otelime bırakıp gitti.



01.08.2007 Çarşamba
: Saat 10:15’te Lesoto dolmuşuna bindim. 15:15te hududa geldim. Ancak beni karşılamaya gelecek ve bana rehberlik yapacak olan Abdullah gelmemişti. Neyse ben başımın çaresine bakayım dedim. Ama Türklere hudutta vize vermiyorlarmış. Büyükelçilikten alınması gerekiyormuş. İçeri giremedim. Uzun bekleme ve telefonla defalarca aramam sonucunda Abdullah Ali isimli bir genci ve kardeşi Ebubekir’i yolladı. Ali memurlarla rüşvet pazarlığı yaparak bana üç günlük vize aldı. “Üç gün yetmez, almışken hiç olmazsa bir hafta alalım” dedim ama onlar” hele bir girelim sonrası kolay” dediler. Hindistanlı Müslüman bir market sahibinin arabasına hep beraber doluşarak Başkent Masaru’yu geçip Teyateyaneng şehrine vardık. Vakit geç olmuştu. Abdullah evine götürdü ve yemek ikram ettiler. Eşi, iki çocuğu ve kardeşi ile yaşıyordu. Evinde kalmam için ısrar etti. Otellerin ateş pahası olduğundan söz etti. Ancak evinin kalmak için hiç mi hiç uygun olmadığını gördüğümden otele gittim.



02.08.2007 Perşembe
: Sabah Abdullah gelip beni otelden aldı ve Ali’nin ortağı olduğu Jimnastik salonuna götürdü. Ali “Abdullah’ın çalıştığını, bir arkadaşından araba alıp beni kendisinin gezdireceğini, arabanın gelmesi için burada beklememiz gerektiğini ” söyledi.  Birkaç saatlik beklemeden sonra saat 11:30da “bir terslik çıktığını, arkadaşının arabasının gelemeyeceğini” söyledi. Kiralık araba aradık ama çok çok pahalı idi istedikleri fiyat. Hindu market sahibi istenen ücretleri duyunca “benim arabamı alın yarı fiyatına” dedi. O bile çok fazla idi ama başka da çere yoktu. Tamam dedim. Bu kez Ali benim şoförlüğüm yok demez mi? Bana dedi sen kullan diye. Oralarda trafik hep soldan seyrediyor ve yollar çok kötü. Cesaret edemedim. Bir şoför bulalım dedim. Ali tamam sen burada bekle deyip gitti. İki saat oldu haber yok. Hintli marketçiye “şuna bir telefon et nerede kaldı” dedim. Telefon edildi ve yarım saat sonra Ali geldi. Ne yaptın Ali bulabildin mi şoför dediğimde bana aynen şöyle söyledi “ben şoför aramaya gitmedim ki, yemek yemek, duş almak ve biraz istirahat için evime gittim” Sinirlerim boşaldı. Sabah otele bu gece için ödeme yapmıştım. Geri alamayacağımı biliyordum. Yarın sabah başkent Masaru’ya gitmeyi kararlaştırdım. Daha sonra oradaki bir köye gidip gezmek için 150 Rand’a bir taxi tutup yola çıktım. Yolları çok bozuk. Taxi o yollardan nasıl gidip geldi halen inanamıyorum. Köyde ne su, ne elektrik var. Ama yakından doğal bir yerli köyü görmüş oldum. Buralarda ne bir restaurant ne de adam gibi yemek yiyecek bir yer var. Bisküvi, meyve ile idare ediyorum. Akşam güvenlidir dedikleri için hem biraz şehri gezmek, hem de bir telefon kartı alıp Türkiye’ye telefon etmek için geziyordum ki birden önümdeki dükkandan elleri silahlı ve havaya ateş açarak kaçan soyguncularla burun buruna geldim. Güvenlisi böyle ise… diyerek otelime döndüm.



03.08.2007 Cuma
: Saat 09:45te Masaru dolmuşuna bindim. Ali de benimle birlikte. Yaklaşık 35 dakika sonra Masaru’ya vardık. Önce helal tavuk satan bir yer bulup karnımızı tavuk, patates ile doyurduk. Sonra tepedeki Sun İnn Gazino ve oteline çıkarak tepeden başkenti seyrettim. Otelin gecelik fiyatı 1.300. Rand imiş. Cuma saatine kadar şehri gezdim. Cuma namazını Afrikalılarla birlikte bir camide kıldım. Sonra hudut kapısına Masaru Bridge’ye bugün dolacak vizemi uzatmak için gittik. Bir anda vizemi uzatmak için gittiğim yerde kendimi çıkışta buldum. Bindiğim Joburg dolmuşu 16:45 te hareket etti. Yolda iri beyaz bir tavşan ezdi arabamız çok üzüldüm. Saat 21:30’da Joburg’a vardık. Yolcuları tek tek inecekleri yerde bıraktığı için iyi bir gece gezisi oldu benim için. Çünkü Mustafa dindar bir insan ve her yere gitmiyor. Halbuki ben gezdiğim yerleri tüm yüzleriyle görmek isterim. Barların önüne birikmiş kalabalıklar, sokak aralarında ateş yakıp ısınmaya çalışan evsizler, müşteri bekleyen fahişeler. Burada otel kalitesi fena değil ama kalitesine göre çok pahalı ve daha ucuzu da yok veya ben bulamadım. Ortalama 264-420 Rand arasında değişiyor. Formula1 otelinde indim ve orada geceledim.



04.08.2007 Cumartesi
: Mustafa saat 12:30 da geldi beni almaya. O saate kadar çatladım sıkıntıdan. Hem sıkıntım geçsin hem de atıştıracak bir şeyler bulabilmek için biraz dolaşayım diye otelden dışarı bir çıktım ki anında uyuşturucu ve kadın satıcıları, serseriler, ne dediklerini anlayamadığım ve benle konuşmaya çalışan yapışkan tipi bozuklar neredeyse beni arabaya atıp götüreceklerdi. Hemen kaçar gibi otele geri döndüm. Neyse Mustafa geldi ve önce Mandela Suare’ye gidip gezdik. Sonra Müslüman mahallesinde bulunan The Orient oteline yerleştim. Bu muhit Müslümanların çoğunlukta olduğu, dışarı çıkıp rahatça gezilebilecek vakit geçirilebilecek bir yerdi. Internetleri çok yavaş olmakla birlikte Internet cafeler, helal gıda satan restaurant ve marketler vardı. Ayrıca dönerden ev kurabiyelerine, Hindistan cevizinden kuruyemişe kadar her şey vardı. Epey abur cubur yedim, epeyce de stokladım hazır bulmuşken. Mustafa Kruger Park için benim adıma ödeme yapmış ama günleri bana uymadığından iptal ettireceğim mümkün olursa. Bugün iptal için gittik ama kapalılarmış. Görüşemedik.



05.08.2007 Pazar
: Sabah otel odamda süt ve kurabiyeden müteşekkil kahvaltımı yapıp dışarı  çıktım. Bugün free gün. Akşama kadar aylak aylak gezindim, internete takıldım biraz. Akşam İnternetteki radyodan Beşiktaş-Fenerbahçe Süper Kupa finalini dinledim. Rüyamda 2-0 yenmiştik ama gerçekte 2-1 yenildik. Hintli bir berbere sakal tıraşı oldum. Otele gelip bir duş alıp yattım.



06.08.2007 Pazartesi
: Mustafa sabah 09:30da gelip beni aldı. Kruger park turuna benim için 3200 Rand ödemişti. Ama ben tur gününe daha birkaç gün zaman olduğunu, bekleyemeyeceğimi söyleyince ödediği parayı kesintisiz iade alabilmiş. Malavi büyükelçiliğine gittik vize için. İşimiz uzadı. 490 Rand aldılar üç aylık tek girişli vize için. Zimbabwe büyükelçiliğine gecikmiştik. Yine de bir umut diye gittik ama ısrarlarımız işe yaramadı. “Vize departmanı kapandı. Yarın gelin.” Dediler. Mustafa beni otele bırakarak yarın sabah 08:15te almak üzere gitti. Otelimin yakınında bulunan Oriantal Plaza’yı gezdim. Dün de gelmiştim ama Pazar günleri kapalı olduğundan gezememiştim. Biraz internete takıldım. Oğlum Hasan ve arkadaşım Ersin’le biraz chatlaştık. Sonra otele geldim.



07.08.2007 Salı
: Her sabah randevusuna geç gelip beni epeyce bekleten ve bir defasında sabredemeyip çıkıştığım Mustafa, bu sabah ta 30 dakika gecikmeli beni aldı. Zimbabwe büyükelçiliğine gittik. 30 dakika bekledikten sonra vizemi alıp çıktık. Bir kitapçıya uğrayıp 100 Rand vererek Soutern and East Africa Road Atlas isimli içinde gezeceğim ülkeler hakkında doyurucu harita ve krokiler bulunan bir kitap aldım. Bir kafeye oturup Mustafa ile gezi güzergah ve planı hakkında istişare ettik. Sonra vedalaşıp ayrıldık. İlk durak Sweziland olacaktı. Ama otobüsle yolculuk mümkün olmadığından taxi dedikleri dolmuşa 150 Rand verip, saat 14:55te, Sweziland’ın başkenti Mbabane’ye doğru yola çıktım. Yolculuk rahat geçti. Yanımda oturan ve Manzini şehrinde ikamet eden Richard ile tanışıp pat çat sohbet ettim. Ülke çıkış girişlerinde formları doldurmam hususunda bana yardımcı oldu. Ben ona cips ikram ettim, o da bana közde pişmiş mısır alıp ikram etti. Saat 19:00 sularında Mbabane’ye vardım. Bir taksiye 15 Rand verip zaten yakın olan şehir merkezindeki bir otele geldim. Euro nasıl Avrupa’nın pek çok ülkesinde müşterek para birimi ise, Güney Afrika’da da Rand öyle. Oda ücreti 310 Rand dediler. “Valizim burada kalsın, ben biraz dolaşıp geleyim, kalıp kalmayacağımı o zaman söyleyeceğim” dedim. Tamam dediler. Alternatif konaklayabileceğim daha iyi ve ucuz yer bulmak ve şehri biraz tanımak üzere çıktım. Peşime ayağı yalın, irikıyım, genç bir deli takıldı. Var gücüyle “myfreeend” diye bağırıp sonra kahkahalar atarak peşimden geliyordu. Herkesin dikkatini bana çekiyordu. Ne yaptımsa kurtulamadım. Eline bir 10 Rand sıkıştırdım anında bir markete girip beni bıraktı. Şehir merkezi büyük değildi ama akşam saati olmasına rağmen son derece güven ve huzur telkin ediciydi. Daha iyi bir alternatif otel bulamayınca valizimi bıraktığım ilk otele geri geldim. Reseptiondaki kızla pazarlık yapmaya başladım. İndirim yapmıyordu. Bu sırada kızdan daha yetkili olduğunu düşündüğüm genç bir adam geldi ve tamam 310 değil 250 Rand ver dedi. Anahtarı alıp odama geçtim. Akşam yemeği olarak biraz bisküvi ve meyve yedim. Bir duş alıp günün hikayesini yazıp yattım. Genellikle günlüğümü akşamları yazıyordum. Hem unutmayayım hem karıştırmayayım diye.



08.08.2007 Çarşamba
: Sabah 08:30 da receptiondan Maputu’ya nasıl gidebileceğime dair bilgi aldım. Maputu’ya Manzini şehrinden dolmuşla gidilebiliyormuş. Manzini dolmuşlarının kalktığı yere, otele yakın olduğu için yürüyerek geldim. 7 Rand vererek bindim dolmuşa. Yaklaşık 50 km. sonra Manzini’ye vardım. Maputu dolmuşlarının kalktığı yeri sorup öğrenerek durağa geldim. 50 Rand ödeyip dolmuşun dolması için 90 dakika bekledim. Saat 11:00 de hareket etti. Dolmuşta 28 yolcu vardı. Önceki dolmuş, otobüs yolculuklarımda genellikle benden başka beyaz olmazken bu kez benle birlikte 8 beyazdık. Kimi Usd, kimi Kanada, kimi England’dan idiler. Bir süre yolculuktan sonra Mozambik hududuna vardık. 182 Rand ödeyerek çok girişli bir aylık vize aldım. İstesem daha uzun süreli de veriyorlardı ama bana bu kadarı yetiyordu. Fazladan vize ücreti ödemenin icabı yoktu. Saat 15:00 sularında Maputu son durağa geldik. Bu ülke eskiden Portekiz sömürgesi olmasına rağmen trafik soldan seyrediyordu. Portekiz’de sağdan seyrettiğini biliyorum. Bu çelişkiye bir türlü akıl erdiremedim. Dolmuştan inen diğer tüm beyazlar Fatıma’s isimli bir hostele gidiyorlarmış. “Gelir misin sende?” diye sordular. Kısa bir tereddüdün ardından, macera olsun, bir de hostelde kalmış olayım diye düşünerek geliyorum dedim. Kişi başı 5 Rand ödeyerek hep birlikte bir pikaba doluştuk. Hostele vardık. 12 kişilik ranza usulü bir odada kızlı erkekli 12 kişiydik. 60 Rand verdim yatak ücreti olarak. Eğer istersem battaniye için ayrıca ücret ödeyecektim. Çantamı bırakıp çıktım. Sahile doğru yürümeye başladım. Hind Okyanusu tüm güzellik ve ihtişamıyla bana merhaba diyordu. Epeyce fotoğraf çektim. Çarşı Pazar dolaşıp bir dükkandan ekmek, peynir, meyve suyu alarak karnımı doyurdum. Bir Internet cafeden e-maillerimi kontrol edip haberlere göz attım. A.K.P. Köksal Toptan’ı T.B.M.M. başkanlığına aday göstermiş. Hostelime döndüm.



09.08.2007 Perşembe
: Gece yarısından sonra horlayanlar, garip sesler çıkaranlar yüzünden uyandım ve sonrasında da pek uyuyamadım. Sabah saat 06:30 da kalkıp 07:00 de hosteli terk ettim. Necmi Toraman’ın internette okuduğum gezi notlarında bahsettiği ve memnun kaldığını anlattığı Santa Cruz hoteli buldum. Odalara bakıp öyle ücret ödemek istediğimi söyledim. Onlar da “henüz odalar boşalmadı, iki saat sonra gel bak” dediler. Çantamı otele bırakıp çıktım. Epeyce turladım. Bu arada Zimbabwe’ye nasıl gidebileceğimi soruşturdum. Harare’ye direkt uçuş olmayıp, çok aktarmalı uçuşlar varmış. Direkt olarak Mutare’ye 100 km. mesafede bulunan Chimoio’ya  yarın sabah 06:45 uçağı için 165 dolara bilet aldım. 04:45’te airportta olmam icap ettiğini söylediler. Otel Santa Cruz’a gelip oda istedim. 700 Mzn yerine 200 Rand verip 2. kattaki odaya çıktım ki banyo-tuvaletin yandaki başka bir odayla ortaklaşa kullanılacağını gördüm. Banyosu içinde bir oda istedim. 100 Mzn fark istediler, ödedim. Hizmetli önde ben arkada asansör bozuk olduğu için 8. kata kadar çıktık. Baktım halen çıkıyoruz bağırdım; “Ulan sizin de, otelinizin de…” çıkmayı bırakıp reseptiona döndüm. 2. veya 3. katta bir oda verin yoksa kalmıyorum dedim. Oda yok deyip paramı iade ettiler. Aldım çantayı sırtıma düştüm yola. Ara, sor ama yok uygun bir otel. Dört yıldızlı Pestana Revuma Hotel’e geldim. Single room 134$ dediler. İskonto istedim. Olmaz dediler. Gerisin geri gidiyorken tekrar çağırıp 85$ ver dediler. En fazla 50 verebilirim dedim. Sıkı bir pazarlıktan sonra 75 $ a anlaştık. İçim yandı ama dünkü hostele ödediğimle ile bugünkünün ortalaması normal diye kendime züğürt tesellisi yaptım. Otel ve balkon manzarası harika. Çamaşırlarımı yıkayıp bir kahve içtim ve dışarı attım kendimi. Necmi Toraman’ın hatıralarında bahsettiği Lübnanlıların lokantasını bulup karnımı doyurdum. Karşıdaki telefoncudan da memleketi arayıp görüştüm. Gece sabaha doğru hava alanında olacağımdan fazla oyalanmadan otele dönüp yattım.    



10.08.2007 Cuma
: Sabah 06:45’te zamanında havalanan 30 kişilik bir uçakla Chimoio hava alanına indim. Hava alnı şehir merkezine 12 km. mesafedeydi. Şehre gidecek değil servis ücreti mukabili bir taxi bile yoktu. Burası şehir değil kasaba idi sanki. Bir kargo firmasının şehre dönmekte olan aracının şoförüne rica ettim beni şehir merkezinde Mutare’ye giden dolmuşların olduğu yere kadar götürüp epeyce bir ücret aldı. Birden etrafımı seyyar satıcılar, döviz işi yapanlar, meraklılar çevirdi. Beni bir çembere aldılar, iyice bunaldım. Baktım bana doğru bir polis geliyor sevindim şimdi kurtarır beni bu yapışkanlardan diye. Polis pasaportumu istedi. Evire çevire dikkatle ve uzun uzadıya baktıktan sonra iade edip aç çantanı dedi. Bu kalabalıkta mı dedim ters bir ifadeyle. İğne atılsa yere düşmez. O da aynı terslikte elbette dedi. Açtım çantayı çekildim geriye. İçindekileri meraklı bakışlar arasında epeyce mıncıklayıp kurcaladıktan sonra kapat dedi. Sinirlerim gerilmişti. Toparlayıp çantamı bindim Mutare’ye giden bir minibüse ama nasıl tıklım tıkış. İçeride çürümüş et ve kan kokusuna benzer ağır ve iğrenç bir koku var. Yanımdakilerin ellerindeki poşet ve paketlerin uçları kulağıma gözüme sürtünüyor. Arabaya değil çuvala girdim sanki. Şoför 55 senin için 20 de çantan için toplam 75Mzl. alırım dedi. Tamam dedim. Yolda birkaç yerde çevirme oldu. Yaklaşık 1,5 saatlik yolculuktan sonra Zimbabwe/Mutare hududuna geldik. 100 Rand verip 2.500.000Zimbabwe Doları aldım. Bu hesaba göre 1.000.000.Zimbabwe doları bizim paramızla 7,11YTL. ediyordu. Fazla bir zorluk yaşamadan işlemleri tamamlayıp içeri girdim. Külüstür bir  taxi dolmuşa atlayıp 200.000Zimbabwe dolarına zaten hududa çok yakın olan Mutare şehir merkezine geldim. Faruk Balcı’nın netteki hatıratında bahsettiği Mrs. Ann’s Palace’yi epeyce soruşturdum ama kimse bilemedi. Gözüme İslamic Center çarptı. Cuma vakti yakındı ve üstelik bu gece Miraç Kandili idi. Girdim içeri. Ali isimli 60 yaşlarında dinç biriyle tanıştım. Benle yakından ilgilendi. Beni şehir merkezindeki Border Lodge’ye getirdi. Receptionda Grace isimli sıcakkanlı bir bayan görevli vardı.10$ veya 60 Rand dediler. Eğer resmi döviz bozdurma dekontu yoksa Zimbabwe doları kabul etmiyorlarmış turistlerden. Çift yatağı ve cadde manzaralı birinci katta bir odaya yerleştim. Banyo ve tuvaleti kattaki tüm odalar müşterek kullanıyorlardı.  Çantamı bırakıp Cuma namazına gittim. Epeyce cemaat vardı. Namazdan sonra şehri gezmeye başladım. Karnımı doyuracak dişe dokunur bir şey bulamadım. Ekmek kuyruğu vardı. Sebze meyve haline gidip bir poşet dolusu sebze, meyve aldım. Hepsine bizim paramızla 2 YTL. verdim. Yatıncaya kadar balkondan şehri seyrettim.



11.08.2007 Cumartesi
: Sabah çantamı alıp odamı boşalttım. Receptionda sordum Masvingo’ya nasıl gidebilirim diye. Onlar da hafta sonları otobüs yok. Otostopla da pek şansın olmaz, pazartesiyi beklemekten başka çaren yok dediler. Masvingo’daki harabelerin Hz. Süleyman’ın sarayının kalıntıları olduğu rivayet ediliyordu ve bu yüzden orayı görmeyi istiyordum. Pazartesiye kadar beklemeyi göze alamadım. Fikir değiştirip Masvingo’ya gitmekten vazgeçtim. 08:30’da hareket eden başkent Harare otobüsüne bindim. 60 kişilik oturacak yer vardı. 20 kişi kadar da ayakta yolcu vardı. Otobüs çok eski ve bakımsızdı. Tek beyaz yolcu bendim. Özellikle çocuklar bana merakla bakıyor, bazıları gelip tenimi dürtüyorlardı. 12:30’da Harare’ye varıp otobüsten indim.  Son durak şehir dışında obüsleri kalktığı alanda idi. Şehir merkezine giden dolmuşların bulunduğu yere gelip sordum birine. O da bin gidiyor deyince atladım. Tam bir saatlik indi, bindilerle geçen yolculuktan sonra tekrar beni aldığı yere getirip şoför ver para demez mi çıldırmıştım.İngilizce ilk kez orada avazım çıktığı kadar küfür ettim şoföre. Neyse, şehir merkezine bir başka dolmuşla geldim. Faruk bey’in anılarında bahsettiği Lodge’ler tarih olmuştu. Boş yere taxi parası ödemiş oldum. Mazoe Street üzerinde bulunan Palm Lodge’ye gelip geceliği 30$ karşılığında yerleştim. Hoşça bir yerdi ve merkeze yakındı. Açlıktan ölüyordum. İki gündür sebze, meyve haricinde bir şey yiyememiştim. Helal gıda tüketimi husundaki hassasiyetimden dolayı burada da pizza dışında yiyecek bir şey bulamadım. “Ekmek yoksa pasta yesinler” deyişi aklıma geldi ama marketlerde ne süt ne de bisküvi yoktu. Johannesburg’u nasıl aramazdım. Bir İnternet cafeye girip e-maillerime baktıktan sonra çıktım.  Hava kararıyordu. Lodge’ye döndüm.



12.08.2007 Pazar
: Bugün aylak, aylak dolaşarak geçirdim günümü. Çünkü Victoria Falls’a gitmenin iki yolu vardı. Birincisi çok ucuza direkt uçaklarla. İkincisi direkt araç olmadığı için önce buradan Bulawayo şehrine ki yaklaşık 500 km. Oradan da Victoria Falls’a ki bir 500km. de orası. Pazar olduğu için her yer kapalı. Receptiondaki görevli sağ olsun benim için tüm uçak acentelerini aradı ama hepsi kapalıydı. Dolayısıyla uçak için yarını bekleyecektim. Bu arada bazı tespitlerimi aktarmak istiyorum.


*Zimbabwe’de erkeklerin %80’i, bayanların da %50’sinin saçları ustura ile kazınmış halde. Geriye kalan kesimin de bazıları kaynak yaptırmış, bazıları da kıvırcık olduğundan mecburen kısa tutuyorlar.


*Ben sıcaktan bunalıyorum fakat yerlilerin pek çoğu kaban ve montlarını sırtlarından çıkarmıyorlar.


*Çantalarında veya ellerinde sağlıksız üretildiğinden emin olduğum muhtelif cipsler, içecekler, bisküviler veya değişik türden meyveler hiç eksik olmuyor biteviye bir şeyler atıştırıyorlar.


*Erkekler genellikle zayıf veya normal görünümlü olmakla birlikte kadınların çoğu şişman.


*Erkekler asla çanta, valiz, poşet v.s taşımıyorlar. Kadınların sırtında özel kumaş veya battaniye ile sardıkları çocukları, ellerinde birkaç parça eşya oluyor ve taşımakta güçlük çekiyorlar ama sanki yardım etmek ayıpmış gibi yanlarındaki yakınları olan erkeklerinin elleri bomboş yan yana gidiyorlar. Bu kadarına da pes doğrusu. Neredesiniz ey feministler.


*Ayrıca insanlar kol saati kullanmıyorlar. Acaba yoksulluktan mı diye düşündüm. Ama cep telefonu olanların kolunda da saat yoktu.


*Yoksulluğun diz boyunda olduğu toplumlarda kibarlık ve temizlik konusunda fazla beklenti içinde olunmamalı.


*İnsanların dişleri genellikle beyaz ve sağlıklı görünüyor.


*Su bataryaları ahmakça ve kullanışsız. Suyu ılışlamak mümkün değil. Çünkü sıcak ve soğuk su için iki ayrı açma kapama başlığının yanı sıra suyun aktığı iki ayrı kanal var. Sıcak ayrı yerden soğuk ayrı yerden akıyor. Çok sıcaksa veya çok soğuksa sıcaklığı ayarlayamıyorsun.


*Türkiye’de de bazen şahit oluyoruz buna ama Afrika’da tarla (anız) yakma hadisesi çok fazla.


*Özellikle yolcu taşıyan otobüs ve minibüslerde anormal derecede yüksek sesle müzik çalıyorlar. Buradaki araçların en kuvvetli aksamı müzik cihazları galiba. Kimse de rahatsız olup itiraz etmiyor.


* Polislere sordum birkaç defa “nerede döviz bozdurabilirim” diye. Derhal beni karaborsaya götürmeye yeltendiler. Çünkü komisyon alacaklardı. Tabii kabul etmedim.


*Gezdiğim ülkeler içinde en yoksulu Zimbabwe idi.


*Birine bir adres sorsam veya bir şey danışsam, hemen peşinden “bana bir şey vermeyecek misin” diye sorup bahşiş bekliyorlar.



 13.08.2007 Pazartesi: Resmi daireler sabah 08:30da açılır diye düşündüğümden çok daha erkenden kalkıp hazırlandığım halde odamda bekledim ve receptiona 08:30da gittim. Uçak için acenteleri arayabilir misiniz diye rica ettiğimde görevli” Bugün ve yarın resmi tatil. Acenteler ancak Çarşamba günü açılır” demez mi? Neden dün söylemedin o halde diye sorduğumda yılıştı sadece. Atladım bir taxiye airporta gittim. Victoria Falls’a sadece Air Zimbabwe uçak kaldırıyormuş.Sabah 7:00 akşam 19:00 olmak üzere günde iki kez. Önümüzdeki üç gün full, istersen Perşembe yedeğe yazalım dediler. İstemedim. Aman Allah’ım. Perşembeye kadar burada nasıl kalabilirim? Canım çok sıkıldı. Ama yapacak bir şey yok. Airportta post office ve change işlemleri yapan açık bir yer buldum. Dışarıda karaborsada 36.250Zimbabwe Dolarına bozdurabiliyorken sertifika (resmi belge) alabilmek için 1.450 Rand’ı sadece 3.026.730 Zimbabwe Dolarına bozdurdum. Resmi belge olmadan kendi paralarını kabul etmiyorlar hiçbir yerde. Lodgeye gelip eşyalarımı aldım ve bir taxi yakalayıp Bulawayo otobüslerinin kalktığı yere geldim. Yakınmış zaten. Taxi 135.000Zw.Doları tuttu. Otobüs hemen kalkıyordu. Atladım. Saat 12:00 idi. Yaklaşık altmış kişi oturan, en az yirmi kişi de ayakta olmak üzere seksen kadar yolcu vardı. Şoför 100-120km/saat ile sürüyordu. Bura standartlarına göre süratliydi. Fakat sık indi bindilerden ve her 30-40 kilometrede yapılan polis çevirmelerinden dolayı çok zaman kaybı oluyordu. Otobüsteki tek beyaz bendim. Özellikle küçük çocuklar merakla bana bakıyorlar, biraz cesur olanları gelip elime veya kollarıma dokunuyorlardı. Saat 16:25te otobüs bir dağ başında arıza yaptı. Ne yiyecek, ne içecek ne tuvalet vardı. Şehirde doğru dürüst bir şey bulamıyordum zaten kaldı ki dağ başında mı bulacaktım. Susuzluk ve açlıktan bitap düştüm. Elden ne gelir. 18:15 sularında arızayı giderdiler ve hareket ettik. Bulawayo’ya saat 21:00de vardık. Yolculuk dokuz saat sürmüştü. Yolculuk esnasında yanımda oturan gençle biraz sohbet etmiştik. Bana burası ucuz ve temiz bir otel diye bir oteli gösterdi. Son durağa gelmeden  Palace Otelin önünde indim. 2.500.000ZW.Doları oda ilaveten 250.000 de kahvaltı imiş. Odayı görüp beğendim. Fiyat da iyi. Ödedim. Açık market nerede bulabilirim diye soruşturdum ancak bu saatte açık market bulamayacağımı ama çeşmeden su içilebildiğini söylediler. Çantamda birkaç günlük biraz pizza vardı. Onunla kendime bir ziyafet çektim. Güzel bir duş alıp yatağa girdim.



14.08.2007 Salı
: Sabah keyifsiz kalktım. Sanki üşütmüşüm gibi ve solunum yollarımda problem var. Akşamdan kahvaltı ücretini ödemiştim ve yedide başlıyor servis demişlerdi. Gidip oturdum bir masaya. 07:30a kadar bekledim. Ne servis ne de benden başka kimse vardı. Mutfağa girip sordum aşçıya kahvaltıyı ne zaman vereceksiniz diye saat yedide dedi. 07:30u gösteren saati işaret edip bastım fırçayı. Allah yüzüme bakmış ta kahvaltımı vermemişler. Mutfak tam bir rezaletti. Korkunç derecede ağır bir koku ve iğrenç bir görünümü vardı. Çıkıp kahvaltı ücretini receptiondan iade aldım. Yandaki markete girip iki paket bisküvi aldım. Birini kahvaltı niyetine mideye, diğerini akşam yemeği için çantaya attım. Gelmişken bu şehri gezmeyi isterdim ama bir terslik olur da bugün gidemezsem korkusuyla bir taxi yakalayıp Victoria Falls’a giden dolmuşların istasyonuna gittim. Taxi tam bir hurda. Saatte 20 kilometreyi aşamıyor. Benzin istasyonlarının önünde kilometrelerce kuyruk. Arabasını bırakan gitmiş. Akaryakıt sıkıntısı had safhada. Dolmuşların kalktığı istasyonda  ipsiz, tekin olmayan saldırgan tipliler daha aşağı inmeden taxinin etrafına üşüştüler. Taxici bunlar criminal diyor. Epey tedirgin oldum doğrusu. Taxici de korkuyordu bunlardan çünkü. Güçlükle Victoria Falls’a giden sıradaki dolmuşa kendimi attım. Çantayı vagona aldılar. Criminalistler arabanın etrafında geziniyorlar. Çantamı alırlar korkusuyla gözüm vagonda. Zaten alıp kaçsalar da yakalayamam ya. Dolmuşa 08:45te bindim. 10:38de doldu ve hareket etti. 16 kişilik araca balık istifi tam 29 kişi sığdırdılar. En arka koltukta beş kişi oturuyorduk. Bozuk hoparlörden son derece yüksek çıkan sözüm ona müzik sesi kulaklarımı tırmalıyor, sinirlerimi bozuyordu. Yolda lastik patladı değiştirip devam ettik. Kaçak mazot almak için birkaç izbe yere girip çıkan aracımız arızadan dolayı bazen stop ediyordu. Şoför ve muavin uğraşıp bazen ittirerek çalıştırıp yeniden yola koyuluyordu. Çok sık indi bindi yapıyorlardı. Yol kenarında gördükleri herkese yolcu olabilir ihtimaliyle yavaşlayıp yanaşıyorlardı. Ayrıca her yerleşim merkezinin giriş çıkışlarındaki polis kontrolleri için de duruyorduk. İndi bindiler de hep dağ başlarında oluyordu. Dolayısıyla yiyecek, içecek veya sair ihtiyaç temini gibi bir imkan olmuyordu. Yolculuk beni çok bunalttı. Bu kadar sıkılacağımı önceden bilseydim Victoria Falls’ı görmekten vazgeçerdim her halde. Yolculuğun sonlarına doğru aracın ait olduğu şirketin denetmenleri aracı durdurdular. Ben de aşağı indim ve olup bitenleri seyrederken ücret konusunda ilk binişte beni kazıkladıklarını anladım. Denetmenlere durumu bildirdim. Benden 340.000 yerine 1.250.000 Zimbabwe doları almışlar, aradaki farkı şoförle muavin ceplerine atmıştı. Özürler dileyerek bana farkını ödettiler ve şoförle muavine epey fırça attılar. Bana telefonlarını verdiler ve “her hangi bir problem yaşamam halinde kendilerini aramamı, hemen yardıma koşacaklarını” söylediler. Yol boyunca sonbahar yaprakları gibi yeşilden sarıya dönen ağaç yaprakları veya yapraklarından tamamen soyunmuş ağaçlar olduğu gibi, yeni yeni yaprak çıkaranlara da rastlamak mümkün. Ağaçların ortalama uzunlukları beş metreyi geçmiyor. Hiç te hayal ettiğim balta girmemiş ormanların devasa ağaçları değiller. Victoria Falls’a yaklaştıkça zaten her yerde görmeye alıştığım maymunları daha sık görmeye başladım. Ayrıca doğal ortamlarında  başıboş sürü halinde gezen filleri de görüyorum. Sürüler yaklaşık sekiz-on filden müteşekkil. Dokuz saat süren yolculuktan sonra saat 19:38de Victoria Falls’a geldik. Kalacak yer araştırırken Gift isimli turist rehberi olduğunu düşündüğüm yerli genç biri bana yardımcı olabileceğini söyledi. Gerek yok ben kendim hallederim dedim de de bir şey istemiyorum senden falan diye ısrar etti. Pekala madem bir şey istemiyorsun yardımcı ol bakalım dedim. O önde ben arkada epeyce Lodge ve otel dolaştım. Kimini beğenmedim, beğendiklerim Zimbabwe dolarını kabul etmediler üstelik döviz bozdurma sertifikam olduğu halde. Epey dolaşıp terledikten sonra Hotel Mercure Rainbow’a yerleştim. Çok güzel bir oteldi. Geceliği 120 Amerikan doları veya 3.000.000ZWD. idi. Sertifikam da yaklaşık o civarda olduğundan bu sertifika ile ve ZWD. İle ancak bir gece kalabileceğimi, yarın ya dövizle ödeme yapmam veya otelden ayrılmam gerektiğini tembihlediler. Hele bu gece kalayım yarına Allah kerim, sabah ola hayr ola dedim kendi kendime. Girdim odaya. Güzel bir duştan sonra yatağa attım yorgun bedenimi.



15.08.2007 Çarşamba
: Sabah kahvaltıdan sonra receptiona gittim. Wilson isimli genç görevliye dedim ki” Dün gece oda için 3.000.000ZWD.ödedim. Bundan sonraki günler için 7.000.000ZWD. ödeyeyim ve kalmaya devam edeyim.” O da bana şimdi odana git ben on dakika sonra gelip cevabımı vereceğim dedi. On dakika sonra odama gelip “Tamam kabul ancak ödemeyi yalnızca bana ve odada yapacaksın. Kimseye söylemeyeceksin. Makbuz soran olursa da makbuzlarım Wilson’da henüz almadım diyeceksin” dedi. Haydaa… Anlaşılan adam aradaki farkı cebine atacak. Bu düpedüz yolsuzluk, hırsızlık. Böyle ahlaki olmayan bir işte rol almak bana yakışmaz. Ama dün de gezmediğim otel, lodge kalmadı onlar da kendi paraları kabul etmiyorlar sertifikam olduğu halde. Bu da bir ahlaksızlık bence diye çıkarcı bir mantık yürüttüm ve pek içime sinmese de anlaştık dedim ve ilk ödemeyi yaptım. Tam otelden çıkıyordum ki Gift beni bekliyormuş çıkışta. Sakız gibi yapıştı boss, boss diye peşimi bırakmıyor. Neyse artık biraz bahşiş veririm giderken buralardan diye düşündüm ve gel bakalım dedim. Black Market diyorlar karaborsada change yapmaya. 100 dolar verip 17.000.000.ZWD. aldım. Bir internet kafeye girip e-maillerimi check ettim. Zambiya vizesinden henüz sonuç yok. Harare’de başıma gelenlerden ders almıştım. Son güne bırakmadan seyahatimin bir sonraki durağı olan Malawi için uçak biletimi alayım diye düşündüm. Karayoluyla bir gün bile dayanamazdım artık. Buradan Malawi’ye direkt Zimbabwe Air gidiyormuş sadece. Cumartesi dahil dolu istersen Cumartesi için standby yazalım dediler. Aman çok hastayım lütfen yardım edin bir an önce gitmem lazım. Daha önce bir güne yazamıyorsanız bile hiç olmazsa standby değil kati yazın Cumartesine dedim. Yarın sabah tekrar gel. Belki Cumartesiye definite(kati) yer ayarlayabiliriz dediler. Oradan çıkıp yerel aktivite organize eden acenteleri gezip bilgi alıp fiyat araştırdım. 190. ABD. Doları verip üç ayrı aktivite satın aldım. Bugün 16:30-22:15 arası Game Drive, yarın sabah 09:30 Helikopter turu ve yine yarın 15:00te Lion Walk. İlk aktivite için Acentenin cipi tam vaktinde gelip beni otelden aldı. South Afrikalı beyaz bir çift, Zimbabweli siyah bir çift ve iki çocukları ile birlikte yedi kişiydik. Doğal parkta araçtan inmeden yapacağımız geziye başladık. Tamamen doğal ortamlarında ve doğal yaşantılarıyla filler, zürafalar, bufalolar, zebralar, domuzlar, maymunlar, antiloplar ve çeşitli cins ve türde geyikler, ceylanlar, akbabalar dahil kuşlar en çok karşımıza çıkan orman sakinleriydi. Gezi bitiminde barbekü parti verdiler. Ama helal olmadığından ben ızgaralardan yiyemedim. Biraz pilav ve meyve salatasıyla yetinmek zorunda kaldım. Program bitiminde beni yine otele getirip bıraktılar. Üşüyorum, öksürüyorum, halsizlik var. Hasta etti olumsuz yol şartları beni. Eğer cumartesiye kadar Malawi’ye uçak bulamazsam ve iyileşemezsem ver elini Johannesburg aktarmalı İstanbul.



16.08.2007 Perşembe
: Sabah 09:00da Helikopter turu için servis aracı gelip beni otelimden aldı. Helikopter alanına gidip bindik helikoptere. Benim haricimde üç kişi daha gelmişti tur için. Pilotla birlikte toplam beş kişiydik. Ben ön kabine pilotun yanına tek başıma kuruldum. Diğerleri arkaya oturdular ve başladı heyecanlı uçuşumuz. Manzara harika. Doğal national park ve sakinleri tüm egzotikliği ile ayaklarımızın altında. Zambezi nehri ve muhteşem Victoria Falls üzerinde defalarca tur attık, değişik açılardan resimler çektik ve yeniden piste döndük. Gezimizle ilgili birer de DVD alıp turumuzu tamamladık. Beni tekrar otelime bıraktılar. Halsizlik ve rahatsızlığım artarak devam ediyor. Önceleri herkes montla dururken ben tişörtle terliyordum şimdi millet tişörtle ben triko üzerine montla üşüyorum. Gift receptionda beni bekliyordu. Birlikte bugün tekrar gelmemizi isteyen Zimbabwe Air ofisine gittik. Şimdilik bir gelişme yok, yarın yeniden gelin demezler mi? Yarın ne diyeceklerini Allah bilir. Yapacak bir şey yok. Oradan ayrılıp yeniden otele döndüm. Çünkü Lion Walk aktivitesi için 14:45te gelip beni alacaklardı. Saat 15:15e kadar otelin önünde bekledim ve tam ayrılıyorken servis geldi. Beni otuz dakika beklettiniz, gelmiyorum dedim mazeretleri dinlemeyip oradan ayrıldım ve British Airways’e gidip Cuma günü için Johannesburg’a uçak bileti sordum. Cuma yokmuş ama Cumartesi var dediler. 205 Amerikan Doları ödeyip Cumartesi saat 13:50ye biletimi aldım. Türkiye’den acentem Titko Turizmi arayıp 01.09.2007 olan dönüş bileti tarihini 18.08.2007 olarak tadil etmelerini rica ettim. Sağ olsunlar ilgilendiler. 40 Euro fark verdim ama Dubai’de 9,5 saatlik beklemede otel imkanı sağladılar. Lion walk için ertesi güne yeniden yazdırdım kendimi. Bir berbere girip sakal tıraşı olmak istedim. Yakından tanıyanlar bilirler. Ben sinekkaydı değil makine ile sakal tıraşı olurum. Berber makineyi makine yağı yerine düpedüz mazotla yağlamıştı. Yüzüm vıcık vıcık mazot oldu. Alt kısımları jiletle al dedim. Jiletim yok dedi. Bizim paramızla 3 YTL. tutarında Zimbabwe doları aldı. Kazıkladı yani. Yüzümü de yıkayacak düzenek yoktu berberde. Her tarafım kıl ve mazot içindeydi. Hemen otele döndüm banyo yapmak için ama odam bir yanlış anlaşılma sonucunda  temizlenmemişti. Telefon üstüne telefon ettim odamı acilen temizletin diye receptiona. Biri gelip havluları değişip gitti. Sonra tekrar gelip bu defa da çarşafları değişti.



17.08.2007 Cuma
: Saat 09:00da Gift geldi. Ona Victoria Falls’a gidelim dedim. Hastayım, halsizim. Hiçbir şeyi canım istemiyor. Ama buralara ne zahmetlerle gelmişim. Kendimi zorlayıp olabildiğince çok yer gezip çok şey görmem lazım. Victoria Falls girişinde yine döviz istiyorlar. Resmi change sertifikam var diye direttim ama kim dinler. Kendim için 150Rand, Gift için de 450.000ZWD. ödedim. Helikopterle üzerinde gezdiğimde şelale şöhreti kadar büyük gelmemişti bana ve sanki hayal kırıklığına yol açmıştı bende. Ancak yerden tam da bölgeye girince büyüklüğü hususunda ne kadar yanıldığımı anladım. Buralara gelmeden tek bir şelale gibi düşünürdüm burasını. Fakat gördüm ki Victoria Falls büyüklükleri değişmekle birlikte peş peşe sıralanmış bir şelaleler zinciri idi. 200 metre yükseklikten coşkuyla yere çarpan sular tekrar yukarı yükselip yağmur olarak yağıyordu etrafa. İnsan bu muhteşem manzarayı seyretmeye şelaleden çıkan sesler dinlemeye doyamıyor. Cenabı Allah’ın büyüklüğü ve eşsiz yaratıcılığını bir kez daha idrak ediyor. Daha çok kalmak isterdim orada ama malum rahatsızlığımdan dolayı otele döndüm. Bu kez servis on time idi. Lion Walk aktivitesi için 14:45te otelin önünden aldı beni. Diğer birkaç turistle birlikte National Parka gittik. Koruma altında olan 16-18 aylık ikisi erkek biri dişi üç aslan önde biz turistler ve bakıcıları   hemen arkalarında ormanda yürüyüşe çıktık. Aslanların bu kadar tembel ve üşengeç olduklarını burada öğrendim. Aslan gibi sözünden bundan sonra negatiflik anlamam gerekir. Birkaç adım atıp yatıyorlar hemen. Uğraşıp didiniyor bakıcılar kaldırıp yürütmek için. Et parçalarını rüşvet olarak veriyorlar. Biraz yürüyüp yine yatıyorlar oldukları yere. Çok tembeller. Bu tespitimi paylaşmadan geçemeyeceğim. Aslanlarla yürüyüşü tamamlayıp onlardan ayrıldıktan sonra fillerin üzerinde ormanda gezintiye devam ettik. Önde tüfekli rehber ve korumalar arkada fillerin üzerinde biz turistler safarimiz esnasında sık sık ceylan, domuz, maymun, sülün v.b orman sakinleri gördük. Diğerlerine söylememem için tembih edip beni fil safarisine parasız götürdüler. Sevimli olmamın avantajı. Resimler çektik, çektirdik. Görevliler de video kayıt yapıp video kaset ve DVD’lere kayıt yapıp isteyenlere ücreti karşılığında verdiler. Saat 18:30da otele döndüm. Daha doğrusu bırakıldım. Kısmet olursa buradaki son gecem.



18.08.2007 Cumartesi
: 11:50 de Victoria Falls hava alanındaydım check inn işlemlerimi yaptırmak için. Victoria Falls’tan 13:50de havalanan uçağımız 15:30da Johannesburg hava alanına indi. Üzerimdeki bulunan 1.500 ZAR(Güney Afrika Rand)ını 140 Euro ile change ettim oradaki bir banka ofisinden. 19:05 Dubai aktarmalı uçakla dönüş yolculuğu için havalandım.

2 yorum

  • abt_smyrna dedi ki:

    Notlarınız güzel bir biçimde yaşanmışlığınızı aktarmış. Birkaç fotoğraf olsaydı görsel açıdan hoş olurdu. Teşekkürler.

  • Honeyseller dedi ki:

    Yazınızı okudum ama biraz yoruldum:)) Çok keyifli .wilson gülümsetti beni.Ellerize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*