Güneş Kapısı (Madrid – 1)

Aylar önceden biletlerini alıp da hazırlandığımız İspanya gezimizin ikinci gününde Madrid’e gidiyoruz. İstanbul’dan Barcelona’ya Spanair’la yaptığımız -benim gibi uçak korkusu olan biri için bir saatlik türbülans sebebiyle stresli- yolculuğun ardından ondan daha stresli bir uçuşla, yine Spanair’la Madrid’e iniyoruz. (Bu kez stresimin sebebi “garip” sesler çıkaran MD-83) Madrid Havaalanı’ndan şehre metro var elbette, aynı zamanda “shuttle” denilen otobüsleri de tercih edebiliyorsunuz. Biz Metro’yla gidiyoruz ve Gran Via’da bulunan Hostel’imize yerleşiyoruz.

Sakin, temiz, pek bir aktivitesi olmayan kendi halinde bir hostel burası. Adı, Hostel Miralva. Çok fazla bir beklentiniz yoksa ve yolunuz Madrid’e düşerse siz de kalmak isteyebilirsiniz.
   
  PUERTO DEL SOL

Ertesi sabah Hostel’den çıkıp hemen Gran Via’nın sonundaki “Tourism Information” bölümünden bir Madrid haritası alarak gezmeye başlıyoruz. İlk durağımız Puerto del Sol. Eski Madridi’in merkez meydanı burası. Güneş kapısı anlamına geliyor. İnsanların hiç eksik olmadığı, yedi gün yirmi dört saat yaşayan bir meydan. Kimisi fotoğraf çekiyor, kimisi dondurma yiyor, kimisi meydana dizilmiş oturuyorlar. Yarım daire şeklindeki meydanda yer alan ve tepesinde bir de saat kulesi bulunan büyük bina odak noktası. Bu bina Franco döneminde işkencelere sahne olmuş. Puerto del Sol’de 2. Felippe’nin heykeli, Madrid’in simgesi haline gelmiş kocayemiş ağacı yiyen bir ayının heykeli ve artık meydanla özdeşleşmiş olan Tio Pepe isimli içkinin reklamı dikkat çekiyor. Bu meydanda Madrid’de bulunduğumuz süre içerisinde oldukça fazla vakit  geçireceğiz, fakat şimdi çok oyalanmamak lazım.

Dolayısıyla yola koyuluyoruz, ileride yollarımız hep Sol’e çıkacak. Sol’den yola çıkıp öncelikle Dali ve Picasso’nun ilk mezun oldukları akademiyi seyrediyoruz. Duvarda imzaları ve resimleri var. Devam ettiğimizde ise karşımıza bir başka meydan çıkıyor. Cybelles Meydanı adı verilen bu meydan, adından da anladığınız gibi tam da “bizim” Kibele’nin meydanı, nitekim ortasında bir de heykeli var ve bizim alışık olduğumuz Kibele’ye pek benzemiyor.

CYBELLES MEYDANI

Kibele’yi arkamızda bırakıp şehrin eski giriş kapısı Puerto de Alcala’nın da bulunduğu Park Retiro’ya gidiyoruz. Bu park belli ki yaz aylarında Madrid’de yaşayanların ve sıcaktan bunalan turistlerin kurtuluş noktası… Ki Nisan ayında bile termometre 35 dereceyi gösteriyor, Türkiye’de bir türlü gelmek bilmeyen yazdan bıkmış olan biz ise şikayet etmiyoruz, ne sıcaklara alışığız, Madrid’in kuru sıcağı dokunmuyor bile. Park Retiro’da aynı zamanda 2004 yılında Madrid’de gerçekleşen terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin adına düzenlenmiş bir anı ormanı var. Heykeller, kimisi yelpaze, kimisi süs eşyası-takı satan satıcılar ve parkta bulunan büyük yapay gölde deniz bisikletine binip, güneşlenen insanlar… Huzur verici bir havası var Retiro’nun. Tadını çıkararak dolaşıyoruz içeride ve farklı bir kapıdan çıkıyoruz bu kez. İstikamet bir kez daha Sol… Bu kez Madrid’in ticari yollarının başlangıç noktası kabul edilen “0 km” noktasını görmek istiyoruz.

Benim hayalimde, biraz da mozaiklerle yapılmış, büyük bir simge canlanırken, karşımıza çıkan ancak küçücük bir kaldırım taşı oluyor. Taşın üzerinde İspanya’nın coğrafi sınırları ve bulunduğumuz noktayla işaretlenmiş “0 km” yazısı var. İnsanlar üstüne oturup fotoğraf çektiriyorlar, biz de geri kalmıyoruz bu durumdan… 


Gün bitmek üzereyken hostele geri dönüp biraz soluklanmayı tercih ediyoruz. Hava kararınca dışarı çıkıp, sokaklarda bu kez gitmediğimiz bir yöne doğru ilerlemeyi planlıyoruz. Gran Via’yı bulmak kolay nasılsa, haritaya çok da bakmadan yürürken karşımıza bir başka park çıkıyor. Bu parkta büyük bir heykel var, ne bu diye merakla önüne geçtiğimizde bir Tanrı gibi koltuğuna oturmuş eteğindeki karakterleri Don Kişot ve arkadaşlarını seyreden Cervantes’i görüyoruz. Bu parka bir de gündüz gelmeye karar vererek ayrılsak da ilerleyen günlerde buna vakit bulamayacağız.

Gecenin sonunu ise bir grupla getiriyoru
  z, Grupo Ernest… Sokakta rastladığımız grup müziğiyle bizi kendisine çekiyor bir anda ve yaklaşık bir buçuk saat kendilerini dinliyoruz. İnsanların eğlenmesi çok güzel bir görüntü çıkarıyor ortaya ki kısa süre içerisinde büyük bir kalabalık toplamayı başarıyorlar. Hayranları gibi görünen bir kız, elindeki bastonu kaldırarak ritm tutan yaşlı bir adam, kocasıyla dans eden bir kadın… Ne demişlerdi bize daha gitmeden önce? “İspanyollar gibi eğlenmeyi bileceksin…”

8 yorum

  • Midgard dedi ki:

    Yazıyı paragraflara ayırmayı ve fotoğrafları yazının içine serpiştirmeyi bir türlü başaramadım, ben bu işlemi çözene kadar yaşadığınız okuma problemleri yüzünden özür dilerim.

  • Midgard dedi ki:

    Bu sitedeki ilk yazım, paragraf sorunu IE’den kaynaklanan bir sorunmuş sanıyorum, Mozilla’dan girince hallettim. Fotoğrafları da “net” bir şekilde eklemeyi elbet öğreneceğim. Özür diliyorum tekrar.

  • NEŞE dedi ki:

    Binrota ya hoşgeldiniz..Yıllar öncesinin Madrid ini bana yeniden hatırlattınız.Ağustos da 44 derecelik Madrid adamı çıldırtır..Teşekkürler…

  • Midgard dedi ki:

    Çok teşekkür ederim. Hoşbulduk.

  • umutaktas dedi ki:

    Binrotaya Hoşgeldiniz.İspanyolların şarkıları, sokaklarda heryerde her zaman bütün ilgiyi üzerine toplamayı başarmıştır.yazınız için çok teşekkürler,,

  • DEEP73 dedi ki:

    Binrotaya hosgeldiniz .İspanyol halkı bence sıcak kanlı insanlar topluluguı yada ben oylelerıyle karsılastım ..Eğlenmeyeide biliyorlar ..yeni yqazılarınızı beklıyoruz Tesekkurler..

  • Zeynep dedi ki:

    madrid hiç uyumayan şehir…

  • Midgard dedi ki:

    Teşekkür ediyorum, hoşbulduk tekrar. Gerçekten çok sıcakkanlı ve yardımseverler, İngilizce bilmeseler bile bize dertlerini anlatmadan, istediğimiz şeyi yapmadan bırakmadılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*