güllük gülistanlık bir kent GÜLLÜK

Karayolunun Milas ayağından,Bodrum’a doğru yol aldığınızda Milas-Bodrum Hava Limanı sağ tarafınıza düşer, yol Bodrum’a doğru giderken, sağa doğru giden bir yol daha gözünüzü çarpacak.Karayollarının ok şeklindeki mavi tabelasının üzerinde beyaz renkle ”Güllük” yazısını okursunuz..Aracımın direksiyonunu okun gösterdiği yöne doğru çevirdiğimde,8 kilometre daha gitmem gerektiğini bilirim, Güllük’e ulaşmak için…

Güllük,Muğla ili sınırları içerisinde Milas’a bağlı bir beldedir..Aslında çok eski bir yerleşim birimi…Karayolları ağının bu kadar yaygınlaşmadığı yıllarda, ulaşım bu yöreye Güllük’teki limandan sağlanıyormuş..


Güllük’ün ismi Küllük’müş aslında..Odun kömürü yani mangallarda yaktığımız kömür, ağaçların ocaklarda yakılmasından oluşur..Bu süreçte kömürün yaratıldığı alanda bir kül yığını oluşur..İşte Güllük’te yıllar önce odun kömürünün üretildiği bir bölgeymiş..Bundan dolayıda,bir kente isim koyması gereken yetkililer,buraya yani şimdiki Güllük’e o yıllarda Küllük adını koymuşlar..1950li yıllarda Küllük limanı üzerinden Muğla yöresine gelen Mareşal Fevzi Çakmak ,hayran kaldığı bölgenin isminin Küllük olduğunu öğrenince şaşırır ve derkİ ”ne küllüğü güllük gülüstanlık bir yer burası”..
İşte o gün bugündür artık Küllük’ün adı Güllük….
Sözünü ettiğim yıllar Bodrum’un doğal güzelliğinin en bakir olduğu yıllar..Ama bırakın şu an gibi dünya markası olmasını,yolu bile yok denilebilir..İşte o süreçte Güllük çok daha aktif bir deniz kasabası…Birbirinden güzel koyları,balıkçılıkla geçinen halkı ve üstüne üstlük İzmir ve İstanbul’un bu yöreyle bağlantısını sağlıyan bir limana sahip…
Ama bütün bunlara rağmen bugün Bodrum dünya markası iken Güllük’ün yeni yeni turizmle barışmasının nedeni ne olabilir diye düşüneceksiniz..Aslında yanıt çok basit..ilk etapta pazarlama olarak değerlendireceksiniz, ama değil…Güllük halkının tutuculuğu…Onlar izin vermediler turizmin beraberinde getirdiklerini…Yani alışkanlıklarını bozmadılar.
Tabi yinede sizi yanıltmasın yukarıdaki cümlelerim…
Çünkü biraz sonra önümdeki kavşağı döndüğümde,iki-üç yıldır pıtrak gibi biten siteler,çarpık kentleşme hemen gözüme batacak…bilmem kaç bin kez döndüğüm bu kavşakta aslında hep Orhan Veli gelir aklıma…
”Gemlik’e girerken/denizi göreceksin sakın şaşırma”demiş ya şair…Nedense bende hep bu kavşağı döndüğümde denizi görünce hiç şaşırmam..
Zeytin ağaçlarının,çam ağaçlarının oluşturduğu yoldaki virajları birer birer aşarak, Güllük’e giriyorum artık…

Güllük 4 bin kişinin yaşadığı küçük bir belde…Kentin meydanına geldiğinizde küçük sayılabilecek çarşısı, eski depo denilen binadaki balıkçı restranları karşılıyacak bizi..
Eski depo dediğim,taştan örülmüş rum yapıları aslında…Geçmişte rum tüccarların dükkan,depo amaçlı yaptırdıkları binalardan biri..yine beldenin içinde ilerledikçe bu tür yapılardan bir kaç tane daha gözümüze çarpacaktır..Osmanlı döneminde ticaretle uğraşan rum yurttaşların ithalat-ihracaat limanı olarak kullanılmış Güllük..
Ancak bütün egeyi tarumar eden mübadele süreci,Güllük’tede yaşanmış…Mübadelede Girit’ten,Mora yarımadasından ,şimdiki ismi ile Kos benim sevdiğim ismiyle İstanköy’den gelen yurttaşlar Güllük’ün yapısını oluşturmuş.İlerliyen yıllarda göçebe yaşamından,yerleşik düzene geçmek istiyen yörüklerinde, Güllük’e gelmesi orayı bir yerleşim birimine dönüştürmüş.. 
Meydanda küçük bir Atatürk büstü gözünüze çarpacaktır..
”Ne varki bunda küçük büyük bütün yerleşimlerde vardır, Atatürk büstü yada heykeli diyeceksiniz”,biliyorum..Ama Güllük’teki Atatürk büstünün altında tarih 25 ekim 1935 yazar….Ve bu tarihte Atatürk’ün yaşadığı yıllardır..ve Atatürk’ün sağlığında heykelini diken çok az sayıdaki bir kaç köyden biridir Güllük’lüler…


Yönümüzü denize doğru çevirdiğimizde ise irili ufaklı balıkçı tekneleri,gırgırlar,çevre koylara müşteri götürmeyi bekliyen ticari yatlar gözümüze çarpar…Elbette balıktan gelen, yada balıka çıkmaya düşünen balıkçıların hazırlıklarıda bir köşede devam ediyordur..Balıkçılar balık ağlarını onarırken irili ufaklı onlarca kedide bu deniz karesini tamamlar…
Hemen denizin kenarındaki, Belediye Parkı ise deniz yorgunlarını,dinlenmeye çalışanları,deniz kokusu almak için aşağıya inenleri ağırlıyordur..

Parkın hemen yanındaki liman ise bütün ihtişamıyla,adeta denizi yarıyor gibi gözüküyor…Şimdi çok sakin görünen liman çok değil daha bir-iki yıl önce, denizde sıra bekliyen büyük gemilere-tankerlere malzeme taşıyan kamyonları taşıyordu gövdesinde…Malzeme dediğim..Felspat aslında..Milas yakınlarındaki ocaklardan çıkan felspat bu limandan başka limanlara taşınıyordu, bizlere seramik ürünleri olarak dönsün diye…
Aslında ;bu taşıma işlevide, Mandalya körfezinde sıralarını bekliyen devasa gemilerde hala var..Ama limanın kentin yerleşim biriminden öteye, uzaklaştırılmasıyla göz önünden uzaklaşmış oldu..
Şimdi yanında durduğumuz ve çok sakin göründüğünü söylediğimiz eski liman ise Güllük’teki söylentilere göre,yat limanı olacağı günleri beklemekte..
Bütün deniz kenarı yerleşimleri gibi,Güllük’te uzunlamasına gidiyor..Aslında eski kentin bir dağın yamacında var olduğunu düşünürsek bu uzunlamasına giden yerleşimin sadece deniz amaçlı yazlıçı evleri olduğu tahmin edilebilir…

Bulunduğumuz yeri yani Güllük’ün meydanini merkez alıp sağa doğru deniz boyunca ilerlersem eğer;Güllük dalyanına kadar giderim..ve bu gidişte denize girilen bir kaç koyu-plajı,denizden balık çıkartmayı uman yüzlerce balıkçının olta attığını tanık olurum..
Güllük’ün ekonomik miheng taşını balıkçılık oluşturur..Bu amaçla 1934 yılında kurulan Güllük dalyanı,şimdiki ismiyle S.S.Güllük Balık Satış ve Üretim Kooperatifi tarafından işletilmektedir..Bu dalyan Muğla ilinin ikinci büyük dalyanıdırki,bu dalyanda üretilen balık yumurtaları yani havyarlar baya ünlüdür..
 
Bulunduğumuz yeri yani Güllük meydanını merkez alıp,sola doğru deniz boyunca ilerlediğim zaman,Güllük deniz fenerine kadar giderim..Yine bu gidişte irili ufaklı plajları,yine irili ufaklı cafeleri geçmiş olurum..
Körfeze yani Güllük körfezine açık denizden girmekte olan gemilerin,tepelerin denize doğru uzanan uçlarındaki kayalara çarpmaması amacıyla bir deniz feneri konulmuş..Bu fener ki diğer deniz fenerleri gibi,her akşam yanar-söner ve gemilere yol gösterir..
Aslında salt gemilere yol göstermekle kalmaz Güllük feneri….Onun yamacından Güllük körfezi bir başka gözükür..deniz orada kayalara bir başka çarpar..güneş orada bir başka batar…
Yada bana öyle gelir…
Güllük’ün en sevdiğim yanlarından biri yaşıyan bir kent olmasıdır..Tipik yazlık kentler gibi sadece yaz mevsimlerinde değil,yılın her ayı bu kent yaşar..
Elbetteki yaz mevsiminde nüfus sayısıda hareketlilikte artar..bir başka havaya bürünür kent..


Ülkemizde 1 temmuz günü Denizcilik bayramı günü olarak kutlanır..Sanıyorumki deniz ile bağlantılı her yerleşim biriminde kutlanıyor..
Ama denizcilik bayramı Güllük’te bir başka kutlanır…1 temmuza denk gelen pazar günü kutlanır denizcilik bayramı Güllük’te..
Çünkü Güllük’te deniz bayramı,Atatürk heykeline çelenk koymaktan ibaret değildir..Halk ve deniz iç içe geçer…çeşitli deniz yarışmalarıyla bir başka coşkulu kutlanır deniz bayramı…
Bu yarışlar izliyenler tarafından coşkuyla izlenir ve alkışlanır….tekne yarışları yapılır…yüzme yarışları yapılır..denize atılan bir ördeğin yüzücü gençler tarafından yakalanmaya çalışılması kahkalara boğar…
Bir başka yarışı izlemek ise daha keyiflidir;yağlı direk yarışları…limandan denize doğru uzun bir ağaç direk uzatılır…direğin ucunda türk bayrağı vardır…direk yağlıdır..yani üzerinde duramazsınız çünkü kayarsınız…yarışmacılardan direğin ucundaki bayrağı almaları istenir…elbetteki bu çok kolay değildir..çünkü yağ ilerleme şansı vermez..denize patır patır düşen yarışmacılar komik sahneler oluşturur…ama bir kişi ilerliyen süreçte bayrağı almayı başarır..ve yarışıda o kazanmıştır..
O gün Güllük panayır yerine döner..Çevre köylerden,kentlerden o gün için gelenlerle kent bir başka şenlenir…
Ben, kırk yıldır aynı coşkuyla tanık olduğuma göre,demekki çok eskilere dayanıyor..
 
Denizin kenarında balık ağlarını örmeye çalışıp, bir yandan koyu bir sohbete dalan balıkçıları selamlıyarak ilerideki kanepeye doğru gidiyorum..Bir iki yavru kedi peşimde,martılar denize doğru gidip-geliyorlar…
Oturduğum kanepenin biraz ilerisindeki Hermiyas heykeli gülümsüyor…Zaten Güllük’te, Hermiyas’ın heykelini yani yunus balığı üzerindeki Hermiyas heykelini sıkça göreceksiniz..
Güneş en güzel batışlarından birini yapmak üzere….Körfezde üç dört balıkçı motoru denize doğru ya gitmekte ya gelmekte..
Körfezin karşı yakasındaki kentin ışıkları yanıyor..Fark ediyorum..Kıyıkışlacık orası..Aramızda sadece Güllük körfezi yani deniz var..Körfezi bakınca en sevdiğim efsanelerden biri olan Hermiyas’ın efsanesiyle karşılaşıyorum..;
 


Güllükün karşısındaki köyün ismi Kıyıkışlacık..Orasıda Güllük gibi balıkçı köyü…Kıyıkışlacık’ın oluştuğu yerde, Karya uygarlığının kentlerinden biri olan İasos varmış…Antik kent İasos’tada ,iasos’lular balıkçılıkla geçinirmiş dört bin yıl öncede..
İasos’ta, Hermiyas isminde sarı saçlı mavi gözlü dünyalar güzeli bir çoçuk yaşarmış..Hem köylülerin, hem arkadaşlarının göz  bebeğiymiş Hermiyas..
Hermiyas bir gün arkadaşlarıyla deniz kenarına inmiş,oyun oynamak için..Akşam olunca çoçuklar evlerine dönmüş..ama Hermiyas yokmuş…Annesi deli divane olmuş..
İasos’lular teknelere atladıkları gibi denize açılmışlar..Aramışlar,taramışlar yok…Hermiyas yok..
günlerce aramışlar…Hermiyas yok..artık ümüdi kesmişler…
Aradan aylar,aylar geçmiş..İasos’un kahvesine bir balıkçı koştura koştura gelmiş..bir yandanda bağırıyormuş;gördüm,gördüm onu diye…
Kimi gördün diye sormuşlar merakla..”Hermiyas’ı” demiş balıkçı..”bir yunus balığının üzerindeydi..neşe içinde denizi girip çıkıyordu” demiş..
İasos’lular ciddiye almamışlar balıkçının anlattıklarına..”sen sarhoşsun,içmişsin şarabı” demişler..
Aradan bir zaman geçmiş…Bir balıkçı gelmiş yine bağıra bağıra..”Hermiyas’ı gördüm hemde bir yunus balığının üzerinde” diye..Sonra bir balıkçı,sonra bir balıkçı derken artık İasos’lular, Hermiyas’ın yaşadığını ve bir yunus balığının üzerinde Mandalya Körfezinin altını üstüne getirdiğine inanmışlar..
Aradan aylar aylar geçmiş yine..Sahilde,Hermiyası’n ölüsüyle yunus balığının ölüsünü görmüşler..İasos’lular toplanmış sahilde..Herkes şaşkın şaşkın bakarken yaşlı bir İasos’lu bilgenin sesini duymuşlar;
”Bakın” demiş yaşlı İasos’lu ”bu dostluğun,arkadaşlığın en güzel örneğidir..Hermiyas ve yunus o kadar iyi dost olmuşlarki,Hermiyas ölünce yunus balığıda kendisini karaya atarak öldü” demiş..”Bu dostluktur işte” demiş…
Bu durumdan çok etkilenmiş İasoslular..Bronzdan Yunus balığı üzerinde hermiyas heykelciği yapıp, Güllük körfezine atmışlar…Hermiyas’ın ve yunus balığının anısına…

Meraklısına,bu bronz heykelciğin Selçuk’taki Arkeoloji Müzesi’nde sergilendiğini söyleyip,yazımın son noktasını kullanayım..

13 yorum

  • asust dedi ki:

    GÜLLÜK, HARİKA FOTOĞRAFLAR VE ANLATIMINIZLA YAZ ÖZLEMİNİ DE ÇOĞALTIYOR İNSANDA…DİNGİN, HUZUR DOLU BİR DENİZ VE EFSANELERLE DOLU KIYILARIMIZ…GÜZEL YAZI İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER..

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Karyal bu güzel anlatım ve fotoğraflar için teşekkürler

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Tıpkı başlığı gibi “güllük gülistanlık” bir yazı… Üstelik rehber tadında…

  • m2hyt dedi ki:

    Güllük ne güzel bir yermiş… çok güzel bir yazı olmuş, okurken bende yaz ı özlediğimi anımsadım :)) elinize kalemnize sağlık

  • oymakas dedi ki:

    Bodrum`un karmasasindan hoslanmayanlar icin cok guzel bir yer Gulluk. Ama bir de koca koca maden kamyonlari olmasa daha iyi olmaz miydi?

  • ayşegül- dedi ki:

    her dalgasında bir efsane taşıyan bir deniz Ege denizi… ne güzel anlatmışsınız, Güllük çok sevdiğiniz o kadar anlaşılıyor ki…teşekkürler.

  • alize dedi ki:

    Sahil kasabalarının mitolojik hikayeleri hep hoşuma gitmiştir.Hermiyas’ın hikayesini bir kez de sizden okumak keyifliydi.Foça’daki Sirenlerin hikayesini ve yaza özlemi hatırlattınız.Elinize sağlık

  • enise dedi ki:

    Sevgili Hüseyin Avni bey ne güzel bir yermiş Güllük.Baharda kesin oraları görmeye geleceğim .Aslında Binrota İzmir ayağı oralara gelsek derim.Çok iyi olur bence.Yüreğine sağlık …Bu kadarla kalmasın lütfen..Teşekkürler..

  • OyaErWilkes dedi ki:

    Insan cidden sevdigi yerleri nasil da guzel anlatiyor.

  • ZİKO dedi ki:

    Güzel yazı ve fotoğraflarınız için teşekkürler.Güneye giderken Güllük uğranılacak yerler arasına şimdiden girdi.

  • tütü dedi ki:

    Şirince’nin Çirkince olduğu gibi, demek Güllük de Küllük’müş.Sevgili karyal Güllük İskelesinin İstanbul’daki teknik ekibinden olmama rağmen Kabotaj Bayramı’nın Güllük’te bu kadar coşkulu kutlandığını bilmiyordum. İasos’ta on yıl önce bir hafta kalıp antik kenti de gezmiş olmama rağmen Hermiyas’ın öyküsünü de okumamışım…Teşekkürler eksiklerimi tamamladım…

  • bosfor dedi ki:

    Gezip gördüğümüz ve sevdiğimiz bir yer güllük, ancak orada yaşayanın gözüyle bir başka güzel geldi bana yazınız, bir de 1 temmuz civarlarında bulunmaya çalışalım güllük te, teşekkürler.

  • Sami AKÇİÇEK dedi ki:

    Güllük, her emeklinin Egede yerleşmeyi düşünüp de aradığı yerlerden birisi. Ulaşımı çok kolay, Güllük girişine kadar bölünmüş yol mevcuttur. Bodrum gibi çok haraketli olmasa da, daima canlı, yaz ve kış kalanların olduğu sakin bir kasaba. Emekli olduktan sonra daim kalmayı düşünerek müstakil bahçeli bir yazlık aldım ve çok da memnunum. Yazlık fiyatları diğer yerlere göre biraz makul sayılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*