Göz önündeki gizli hazine:Kadıkalesi

Kadıkalesi’nin geçmişi bundan 5000 yıl kadar öncesine dayanıyor ve yazlıkçılar bunun farkında olsalar da, olmasalar da bu plaj sınırları içinde bugün yaşanandan çok farklı bir kültürün yaşanmışlığı yatıyor.


 


Kuşadası’nın denizi, güneşi de bir başka güzeldir güzel olmasına… Kumsalında serilip bırakmanın kendini Ada’nın denizine, tadı çok başkadır ama yaşam dediğin, tatilde olsan bile, her gün her gün de böyle geçmek bilmez ki! Farklı tat arayışlarını getirir beraberinde.


 


2001 yılında başlayan kazı çalışması sayesinde kalenin gizemleri yavaş yavaş açığa çıkmaktadır.


 


 


 


Kadıkalesi Limanı’ndan denize açılanların rengarenk bikinileri olmasa gerek ama…


 



Göz önündeki gizli hazine


Kuşadası’nı tanıyanlar bilir; Davutlar yolunda “Long Beach” adıyla anılan bir plajı vardır Ada’nın. Upuzun plaj boyunca başlayıp arkalara, dağlara, tepelere değin uzanan irili ufaklı dizilmiş binlerce villanın oluşturduğu yüzlerce yazlık sitesi ve aralarına dağılmış onlarca da oteli vardır buranın.


 


İlçe merkezinden dolmuşlar kalkar Long Beach’e. Yaz aylarında bu dolmuşlara bindiğinizde, kendinizi bir garip Avrupa ülkesinde hissedersiniz adeta. Şaşar kalırsınız; bir yandan bilirsiniz ki, sayıları çok yüklü bu yazlık sitelerin tamamına yakınını, kışları Ege bölgesinin türlü kentlerinde yaşayanlar doldurur. Diğer yandan bu sitelerin her birine teker teker uğrayan Long Beach dolmuşunda, şoföründen müşterisine, hemen herkes Türkçe’nin dışında bir dille konuşur. Bunların, söz gelimi tarihi bir mekanı görüp tanımak üzere yola çıkmış bir turist kafilesi olabileceklerini düşünürsünüz bir an. Oysa ki, turistlerin çoğu plajdan yararlanmak üzere çıkmışken bu kısa yolculuğa, bir kısmı da  civardaki otellerin müşterileridir. Tabii ya, dersiniz, zaten buralarda gezilip görülecek bir yer mi var sanki?


 


Gerçi Kuşadası’nın denizi, güneşi de bir başka güzeldir güzel olmasına… Kumsalında serilip bırakmanın kendini Ada’nın denizine, tadı çok başkadır ama yaşam dediğin, tatilde olsan bile, her gün her gün de böyle geçmek bilmez ki! Farklı tat arayışlarını getirir beraberinde. Gönül gezmek ister, gidip yerinde görmek, öğrenip tanımak ister.


 



Kuşadası ve çevresinde Efes Antik kenti gibi, Meryem Ana Manastırı gibi, Selçuk’taki Keçi Kalesi gibi ziyaret edilmeyi bekleyen daha pek çok tarihi merkez var ama bu, Long Beach merkezli tatilcilerin tarihi yalnızca buralara yapacakları günü birlik ziyaretlerde yaşayacakları anlamına gelmiyor. Çünkü “Uzun Plaj”ın tarihi de gerçekte sanıldığından çok daha eskilere uzanıyor. Henüz kimsecikler tarafından tanınıp bilinmese de Long Beach üzerinde, Nazilli Sitesi ile sınır komşusu olan bir tarihsel mekanın, Kadıkalesi’nin geçmişi bundan 5000 yıl kadar öncesine dayanıyor ve yazlıkçılar bunun farkında olsalar da, olmasalar da bu plaj sınırları içinde bugün yaşanandan çok farklı bir kültürün yaşanmışlığı yatıyor.



 


Kadıkalesi ve Anaia 


Kuşadası ilçe merkezinin yaklaşık 8 km güneyinde, çevresindeki yazlık siteleri arasında kaybolmuş bu liman kalesi, geçmişten bu yana “Kadıkalesi” olarak adlandırılmıştır. 19. yüzyıldan itibaren araştırmacılar, 12. yüzyılda inşa edilmiş ve tarih öncesinden başlayarak iskan görmüş bir höyük üzerinde bulunan bu kaleyi, antik kaynaklardan tanınan Samos’un uydusu Anaia yerleşimi ile özdeşleştirmişlerdir.


 


2001 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın  ve Kuşadası Belediyesi’nin desteği ile Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat tarihi bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Zeynep Mercangöz başkanlığında, kalenin ortaya çıkarılması ve onarılması  amacıyla bir bilimsel araştırma ve kazı başlatılmıştır. Kazı çalışması sayesinde kalenin gizemleri yavaş yavaş açığa çıkmaktadır. Erken Antik dönemde  Kadıkalesi Höyüğü, Güvercinada gibi kıyıya yakın küçük bir kayalık olmalıydı ve çevresindeki tatlı su kaynakları ve korunaklı limanları ile farklı bir görünüme sahip olduğunu düşünmek mümkündür. Nitekim kazılar sırasında ele geçen çanak çömlek buluntuları burada ilk iskanın Erken Tunç Çağı’na (İ.Ö.3000) günümüzden 5000 yıl öncesine kadar gittiğini göstermektedir.


 



2002 yılında Bizans surunun dibinde, güneybatı köşede yapılan kazılarda gün ışığına çıkartılan bronz bir Hitit heykelciği, bölgenin  İ.Ö.2. bindeki  tarihi için yeni açılımlarda bulunmaya fırsat verecektir. Gerek Hitit heykelciği, gerekse kuruluşunu Anaia adlı bir Amazon kraliçesine bağlayan efsaneler, Samos Boğazı’nı kontrol eden stratejik konumuyla Kuşadası Kadıkalesi’nin, adını henüz bilmediğimiz bir yerleşim olarak Hititlerin bölgedeki çıkarları için önemli rol oynadığına ilişkin ipuçları sunarlar.


 


Kuşadası, Kadıkalesi – Anaia’nın İ.Ö.1050 tarihlerinden itibaren  başlayan Helen Kolonizasyonunun önemli merkezlerinden biri olduğu protogeometrik çanak çömleğin yoğunluğundan anlaşılmaktadır. Takip eden dönemleri temsil eden kap kacak parçaları buradaki yaşamın uzun süre varlığını sürdürdüğünü gösterir. Anaia’nın adına İ.Ö.5. yüzyılın ilk yarısında Attika – Delos birliğine vergi verenlerin yer aldığı liste içinde rastlanmıştır. Yüzyılın ikinci yarısında ise Peloponnessos Savaşları sırasında küçümsenmeyecek bir rolü vardır.


 


Helenistik çağda (İ.Ö. 3. ve 2. yüzyıllar) önemini yitirmiş gibi görünse de, ele geçmiş olan mezar taşları Roma çağında Anaia’da bir Hera Tapınağının varlığını işaret ederler. Kaynaklar Hıristiyanlığın resmen kabul edilmesinden sonra (İ.S.4.yüzyıl) Anaia’nın her zaman bir piskoposluk merkezi olarak önemini koruduğunu gösterir. Çağlar boyu stratejik bir liman kenti olması Ege denizinde çıkarları olan bütün büyük güçleri kendine çekmiştir. Türkler’in 12. yüzyılda Batı Anadolu’ya yaptıkları akınlar Anaia limanının da Kommenoslar Sülalesi tarafından, bugün kalıntıları görülen bir kale ile korunmasını gerektirmiş olmalıdır. Bizans devleti 1261 yılında imzaladığı Nympahaion anlaşması ile söz konusu bu liman ve kaleyi Cenevizlere devreder. Sonraki 50 yıl içinde Cenevizler, Venedikler, Türkler, Katalanlar arasında el değiştiren Anaia, tarihçilere göre 1300’lü yılların başlarında Türkler’in eline geçmiştir.


 


1300’lü yılların başlarından bu yana…


14. yüzyılı Aydınoğulları yönetiminde geçiren bölge, 15. yüzyılın başlarından itibaren tüm ülke gibi Osmanlı yönetimi altına girmiştir. Anaia ne zaman konum değiştirerek Anya adıyla bugünkü Soğucak köyü yerinde yaşamını sürdürdü; bilinmez ama; Kuşadası’nın 16. yüzyıldan itibaren yükselmesinin nedenleri arasındadır. Ephesos – Ayasuluk’un  yanı sıra Anaia limanının da alüvyonla dolmuş olduğu varsayılabilir.


 


2001 yılında Kadıkalesi’nde başlatılan kazılarla öncelikle kalenin temizlenip ortaya çıkarılması amaçlanmıştı. Ne var ki buradaki bilimsel kazılar sitin tarihinin bilinmeyen yanlarını da ortaya koymuştur. Buradaki çalışmaların bölge arkeolojisine katkılarının yanında, henüz yok olmamış olan kalenin konservasyon ve restorasyonu gerçekleştiğinde, yaz mevsimlerinin nüfusu yüz binleri bulan Kuşadası ve yakın çevresinin turistik ve kültürel yaşamına renk katacağı kuşkusuzdur.

1 Yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Yazlık sitelerin aralarına sıkışmış böyle önemli tarihi kalıntılara çok üzülüyorum…Yıllar önce Yalova da site inşaatı ilerlerken araya sıkışmış bir Bizans kilisesini görmeye gitmiştik,müteahhit bizi görünce çıldırdı tabii ve daha sonra bu kilise için hiç bir şey yapamadık ve güzelim yapı sitenin Diskoteği oldu allı-morlu ışıklar içinde…Şimdilerde halen sitenin orta yerinde yapayalnız durduğunu söylediler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*