Göynük-Taraklı ve Mudurnu rotası

   Yaz mevsiminin   geleyim mi yoksa gelmeyeyim mi diye nazlandığı Nisan hafta sonunda internetteki   Tureb platformuna sessizce gelen  ‘Geyve ,Taraklı, Göynük Mudurnu ‘gezisi ilanına hemen cevap verip adımı yazdırdım.Sabahın keyif veren güneşiyle beraber   Sapanca Gölü’nün kenarındaki küçük bir restorantta sabah kahvaltımızı yaptık.Kendi turlarımda ne zaman buradan geçecek olsam her molada almaya çalıştığım lezzetli ekmekten bu kahvaltıda da vardı.Suyundan ve unundan bu kadar lezzetli oluyormuş.Buraların ekmeğinin tadı gercekten bir başka güzel.Zaten İstanbul’da içtiğimiz suyun büyük bir kısmı da buralardan gelmiyor mu.Sapanca İstanbul’a bir saatlik uzaklıktaki mesafesiyle hafta sonu dinlencelerinin ideal bir alanı olmuş.Ayrıca kendi hobim olan bisiklet için göl çevresinde çok uygun yollar var.


  Sapancadaki keyifli sabah kahvaltısının ardından müsteşar beyin profesyonel bir turist rehberini aratmayacak şekilde yaptığı açıklamalar eşliğinde yolumuz Geyve’ye vardı. Kurtuluş savaşı boyunca Ali Fuat Cebesoy’un karargahı olan Geyve’nin esas adı aslında Gekve imiş.Büyük İskenderi yakını kadın komutan GEKVE  çobanları için yaptırdıgı küçük bir kalenin adıymış Gekve…Türkiye’de üretilen ayvanın yüzde yetmişini  Geyve sağlıyormuş.Ayva ağaçlarıyla dolu bahçeler karşıladı bizi Geyve’de..Ayvaların zamanı geçtiğinden bize Çınaraltında kocaman kocaman elmalar ikram edildi.Geyve’den sonra virajlı yolları geçip Adapazarı’nın şirin ilçesi Taraklı’ya vardık.Bizi karşılayanlar  Taraklı’nın köylerinden toplanıp Türkiye’deki ulusal bir folklor yarışmasında birinci olan yerel halk oyunları ekibiydi.Taraklı nereye benziyor diye bana sorulsa eğer.İstanbul’un dibinde keşfedilmeyi bekleyen Safranbolu derdim.İstanbul Bağdat yolu üzerinde bulunan Taraklı’dak  gördüğümüz Tarihi Han işlek yolların unutulup gitmesiyle  o çevrenin sosyal hayatının nasılda sönüp gittiğinin en güzel örneğiydi.Taraklı’nın misafirperver halkı gelin tatlı yiyip tatli konuşalım der gibi sizlere Uhut tatlısı ve Köpük helvası ikram etmek için bekliyor.


Uhut tatlısı taze buğdayın ,  dibi çiviyle birkaç yerden delinmiş büyük tenekelerde yaklaşık on beş günde  çimlendirilip  daha sonra tahta veya taşla bu çimin suyunun çıkartılarak az unla karıştırılmasından elde ediliyormus.İçinde hiç ama hiç şeker olmadığı için şeker hastaları bile rahatlıkla yiyebiliyormuş.Bir diğer lezzet çöğen otunun kökleriyle yapılan köpük helvayı yerken içine birazda  tahin atmayı ihmal etmeyin.


 


  Osmanlı kervanlarının da ilerlediği yolda bizler modern kervanların yolcuları Taraklı’dan sonra iki vadi arasındaki hoş şehir Göynük’e vardık.Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin için yaptırdığı türbe burada.Sakarya Zaferi’nin anısına 1922 yaptırılan kule bir kaç yangından sonra bugunkü halini almış ve şehre hakim bir konumda göğe yükseliyor.Eger siz de benim gibi yorulmam yokuşta çıkarım diyorsanız ve manzara izlemekten hoşlanıyorsanız  tepedeki bu kuleye kadar çıkabilirsiniz.Taraklı’ya göre turizme biraz daha acılmış görünen Göynük dar sokaklarıyla ,Arnavut kaldırımlarıyla , eski evleriyle ,sahip olduğu nostaljik görüntüsüyle bizleri bekliyor.Göynük’ ten Mudurnu’ya giderken yaklaşık 20 km sonra sarı bir tabela size ‘Ne olur beni görmeden gitmeyin !’ diyor.O tabela Sünnet Gölü tabelası.Anayoldan yaklasık 5 kilometre içeriye sapıyorsunuz iki büyük tepe boyunca derin bir kanyonda ilerledikten sonra karsınıza nefis bir manzara cıkıyor.Erenler ve kurudağ tepeleri arasındaki vadinin heyelan sonu kapanmasıyla oluşmuş bu göl bir başka göl.Suyun büyüsü ,havanın mavisi ve yemyesil ormanın mis kokusu.Sizi yağ reklamında olduğu gibi alıp götürecek burası doğaya doğru…


 


   Göl kenarında içilen taze tavşan kanı çaydan ve   ciğerlere depolanıp saklanacak zengin oksijenden sonra  depoladıktan sonra Mudurnuya vardık. Sadece tavuk yetiştiriciliğinin yapıldığını sandığım bu şirin yerde yerel yetkililerin turizmi canlandırmak adına verdikleri çabayı görünce gerçekten umutlandım.Bizlere dağıtılan broşürlerin birinde şöyle diyor. ‘Mudurnu dağları gibidir , Ses verir ama kımıldayamaz ,Bekler ki siz ona gidersiniz..Ama Kaymakam da dahil bunun pek böyle olmadıgını söylüyor.Hemen yanıbaşındaki Abant’a binlerce turist gelirken Mudurnu ses veriyor ama sanki pek duymuyoruz gibi.Konaklama için gayet modern tesisler var.Abanttan sonra burası da neden bir ziyaret noktası olmasın.Armutçular konağıyla ,Haytalar konağiyla Hala çalışan Beyazıt Hamamıyla ve Anadoluda’ki geniş  tek kubbeli camilerin ilki olan  Yıldırım Beyazıt camii ve diğer eski tarihi sokak ve evleriyle Mudurnu da diğerleribizleri
bekliyor
 



Sapanca Gölü kıyısında bir Osmanlı



Geyve’de Ayva değil ama harika Elmalar yedik büyük Çınaraltı’nda


Arkadaslar bu fotoğraf pek net değil ama bence çok önemli. Nedenini soracak olursanız o da şu ki
Eski Yunan ve Roma’da şehirlerin bazıları Izgara Plan dediğimiz(ya da dama tahtası adı verilen) bir planda düzenlenip yapılırdı.Bu planı yapan ilk yapan kişi Anadolu topraklarında Milet kentinde doğan Hippodamos’tu ki Millet kenti de bu planda yapılmıştır.Priene Antik kenti de öyle.Birbirini dik kesen sokaklar ve her bir kare içinde düzenli yapılar.Merkezde ortak kullanım için yapılmış yapılar bulunurdu.Geyve’den Taraklı’ya geçerken bu Bu eski Rum koyünde bu sistemin kullanılmış olduğunu anlattı bize rehberimiz.İnanılmaz bir sey..adamların M.Ö 5.yy. kullandığı mimari sistemi Anadolu Rum köylüsü yine kullanmış zamanında..




Taraklı’daki Büyük Han.Son dönemlere kadar alt kata at bağlıyorlarmış (!)(Üstte)

  Taraklı sokakları



Yorumsuz…:)



Göynük’te Bahar



Mudurnu Yıldırım Beyazıt Camisi..

 Mudurnudaki Armutçular Konağı.Kiremitleri orjinal Marsilya kiremitleriydi..En son tekrar gittiğimde bu konağın çok güzel bir şekilde onarıldığını gördüm ve mutlu oldum.

3 yorum

  • cherkesh dedi ki:

    Daha once bulundugum Mudurnu yu yillar sonra Ingilltere de bir uliusal televizyon kanalinda seyrettigimde gozlerime inanamadim …bizim yillardir kesfedemedigimiz karakteristik Osmanli Mudurnu mimarisini en ince ayrintilarina kadar yorumlayan Ingiliz televizyoncular gozlerimi yasartti ve beni o eski cocukluk anilarima goturdu ..Yazin harika..cok begendim bizlere Osmanlilari , Goynugu ve Mudurnu yu hatirlattigin icin tesekkurler … on puan

  • travellinggirl dedi ki:

    bu yazıyı yeni keşfettim, ne kadar güzel bilgiler, elinize sağlık..

  • NEŞE dedi ki:

    Ben de bu yazıyı kaçırmışım.Sizin de anlattığınız gibi İstanbul dan fazla uzaklaşmadan güzel bir haftasonu geçirmek mümkün bu bölgede. Özellikle sonbaharda Göynük deki panayır çok renkli ve zevkli oluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*