GÖLLER BÖLGESİ

 


          Eşim ve çocuklarla anlaşmıştık.8 günlük tatilimizin 3 günü benim istediğim şekilde kalan 5 gün ise onların istediği şekilde (güneyde her şey dahil sistemiyle çalışan kaydıraklı güzel bir hotel ) olacaktı.


        3 günüm için çok yoğun bir program yapmıştım.Eğirdir’de konaklayacaktık.Buradan 2 ayrı güzergaha geziler düzenleyecektik.


         1.Güzergahımız Kovada Gölü,Yazılı Kanyon , Karaca Ören Barajı Eğirdir


         2.Güzergahımız ise Ağlasun,Sagalassos ,İnsuyu Mağarası ve Isparta



1.GÜN


 


Sabah erken saatlerde Bursa’dan yola çıkarak öğle civarı Eğirdir’e ulaştık.





       Eğirdir’e Isparta yönünden girerken bizi önce meşhur Eğirdir Dağ komando Okulu karşılıyor.Yavaşlıyoruz.Çünkü aynı anda Eğirdirin yıllar önce bir dergide gördüğüm muhteşem manzarası da ortaya çıkıyor.Çocuklara belki bir gün sizde burada askerlik yaparsınız diye takılıyorum.Eşim hüzünleniyor.Fotoğraf için durduğumuzda uzaktan sert bir asker sesi duyuyoruz.


  Devam et 16 devam et.Durmak yasak.







               Devam edip Eğirdir’e giriyoruz.Oldukça hareketli bir trafik.Merkezden geçerek otelimizin olduğu Yeşil adaya (yarımada) gidiyoruz.Biraz dinlendikten sonra kendimizi hemen dışarı atıyoruz.


Otelimizin bulunduğu bölge zamanında ada imiş.Yeşil ada.Ya da eski ismi ile Nis ada.Otel pansiyon ve restoranlar  bu bölgede.Etrafta kimisi restore edilmiş kimisi oldukça kötü halde eski taş evler.Ve tabi aralarda göze batan çirkin beton yapılar.


              Göl kenarında geziniyoruz.Etraf çok sakin.Trafik yok.Kalabalık yok.Gürültü yok.Yarım adanın en ucuna varıyoruz.Adeta gölün ortasındayız(  kıyıdan 1.5 km içeride.)Turumuza devam ederken karşımıza bir kilise çıkıyor.Adanın ortasında ve çevreye göre biraz yüksekçe bir yerde Aya Stefanos kilisesi.Kapısı kilitli olduğu için gezemeden yolumuza  devam ediyoruz.Bu arada adanın eskiden bir rum yerleşkesi olduğunu ve mübadeleden sonra Selanik göçmenlerinin buraya yerleştirildiğini belirteyim.Etrafta bizde bunu gözlemliyoruz.Kapıların önünde beyaz örtüleri ve güleç yüzleri ile yaşlı kadınlar oturuyor.Her hallerinden Rumeli menşeli oldukları belli.




          Ada turumuzu tamamlayarak Eğirdire doğru yürüyoruz.Yolun her iki tarafı da göl.Bizim  Eğirdir  olarak  bildiğimiz gölü yöredekiler kuzeyine Hoyran  güneyine ise Eğirdir  olarak adlandırıyor. Yol kenarı ağaçlandırılmış ve düzenlenmiş.Biraz sonra Can Adaya ulaşıyoruz.Burası Eğirdir gölündeki ikinci ada.Her iki ada dar bir yolla birbirine ve kıyıya bağlanmış.Ve ortaya Eğirdir’in muhteşem yarımadası çıkmış.Canada’da yerleşim yok.Park ve mesire yeri olarak düzenlenmiş.İsteyenler kamp ta yapabiliyor.Can ada ile ilgili bir kısmını burada öğrendiğim birkaç bilgi aktarayım.Ada 1933 yılında Atatürk’ün Eğirdir gezisi sırasında kendisine  hediye edilmiş.Daha sonra mirasçıları üzerinden Belediye’ye devredilmiş.Ada Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine çevrenin emniyeti için Denizliden getirilen 500 Rum erkeğine hapishane görevi yapmış.Kurtuluş savaşı süresince milli mücadeleye karşı çıkan Türkler için de aynı görevi görmüş.


        Biz Canada’dan da ayrılarak Eğirdir merkeze doğru yine aynı güzel  yoldan yürüyoruz.Yolun solunda ( güneyinde) balıkçı barınağı ve sağında eğridir kalesinin ayakta kalabilmiş surları.Surlarla iç içe adeta onlarla bütünleşmiş yapılar.





 


            Merkezde önce Dündar Bey medresesini geziyoruz.Medrese 1237 yılında Selçuklu sultanı 2. Gıyasettin Keyhüsrev tarafından Han olarak yaptırılmış.Daha sonra ismini alacağı Dündar Bey tarafından Medreseye çevrilmiş.Bugün han odaları hediyelik eşya ve elsanatları dükkanlarına dönüşmüş.Medresenin kapılarından biri görülmeye değer güzellikte.




           Daha sonra Hızır Bey camiini geziyoruz.Caminin en önemli özelliği minaresi.Minare bir kemer üzerine kurulu ve bu özelliği ile dünyada tek olduğu söyleniyor.






             Biz merkezde dolaşırken hava kararıyor.Çocuklar önde biz arkada 1.5 km lik nefis manzaralı yolda otelimize doğru yürüyoruz.Tam Can adayı geçmiştik ki çocuklar çığlık atıyor.Bir anda fark ediyoruz ki kaldırım ve sahil onlarca küçük yengeç ile dolu.Hemen karşıya geçiyoruz fakat orda da durum aynı.Ve yolun ortasından yürümeye başlıyoruz.İlginçtir yengeçler yola fazla inmiyor.


             Yeşil adaya ulaşınca göl kenarında yemek yiyoruz.Tavsiye üzerine göl levreği deniyoruz.Oldukça lezzetli.Fakat balık konusunda baştan pazarlık yapmamamızın cezasını beklemediğimiz bir hesapla ödüyoruz.




2.GÜN


 


           Ertesi sabah erkenden büyük oğlumla kalkıp yarımada da yürüyüş yapıyoruz.Etrafta hiç ses yok.Tek tük bizim gibi yürüyüş yapan turist grupları.(Beklediğimden çok daha az turist var.)




Otelin göl manzarasına hakim terasında güzel bir kahvaltı yapıp yola çıkıyoruz.Hemen belirteyim buradaki tüm otel ve pansiyonlarım manzarası harika.




          Rotamız Kovada Gölü ve Yazılı Kanyon  Eğirdir’den güneye doğru yol alıyoruz.Yolun solunda cetvelle çizilmişçesine Eğirdir gölü ile Kovada göllü arasında bağlantıyı sağlayan su kanalı ve sağ tarafında yol boyunca kilometrelerce uzanan elma bahçeleri.Tarlaların köşelerinde de küçük bağ evleri.(Eğirdir Türkiye elma üretiminin %10 ‘unu karşılıyor).
         25 km sonra Kovada gölüne ulaşıyoruz.Burası bir milli park.Gölün etrafı piknik masaları ve yürüyüş yolları ile düzenlenmiş.Etrafta meşe ve çam ağaçları göze çarpıyor.Pazar günü olmasına rağmen etrafta kimsecikler yok.Gölün çevresinde  biraz yürüyüp birkaç fotoğraf çekerek buradan ayrılıyoruz.





         Şimdiki hedefimiz yazılı kanyon.Dar  ama oldukça düzgün yollardan ilerliyoruz.Etraf  dağlık ve ıssız.Eşim tedirgin oluyor.Tedirginliği çocuklara da geçince neşemiz kaçıyor.( Birkaç yıl önce Domaniç dağlarında yaşadığımız silahlı soygunun etkilerini üzerimizden atamamışız.)Parkın bulunduğu Çandır köyüne gelince neşemiz tekrar yerine geliyor.Etrafta epey bir araba var.Pazar günü olması nedeni ile piknikçiler masaları doldurmuş.Milli park işletilmek üzere bir aileye kiralanmış.Bu aile aynı zamanda ziyaretçilerin ve kampçıların yiyecek,içecek ve hatta çadır ihtiyaçlarını da karşılıyor.




              Kamp alanının tam ortasından karpuz çatlatan cinsinden küçük bir dere de geçiyor.Biraz dinlendikten sonra büyük oğlumla başlıyoruz kanyonda gezmeye.





            Kurak geçen bir kışın ardından bile Yeşildere (Aksu nehrinin bir kolu) gürül gürül akıyor.Dereye kaya çatlaklarından fışkıran yeni sular karışıyor.


           Bir süre daha yürüyünce önce kısa sonra da uzun bir demir köprü ile karşılaşıp nehrin karşı kıyısına geçiyoruz.Köprülerin manzarası nefis.






       
           Karşıya geçince geriye doğru yürüyoruz.Şu anda yürüdüğümüz yol antik bir yol.Aziz Paul Yalvaç’tan ( Pisidia Atiocheia ) Pergeye giderken bu yolu  kullandığı için kanyon inanç turizmi açısından da önem taşıyor.Son yıllara kadar yörenin göçerleri de bu yolu kullanmışlar.


   
         Bir süre daha yürüyünce yüksek bir kaya bloğunda kanyona ismini veren yazıtla karşılaşıyoruz.




            Yazıtın ortasındaki tahribatı görünce cahil kişilerin balyoz ve keski ile yaptıkları bir iş diye düşünmüştüm.Sonradan öğreniyorum ki arkasında hazine olabileceği düşüncesi ile dinamit lokumları ile patlatılmış.Söyleyecek söz bulamıyorum.
 


Yazıtın hemen karşısında Türkçe ve İngilizce çevirisi sergilenmiş.






           Fotoğrafta çıkmayan açıklama kısmında ise şu bilgiler var.


           Şiirin şairi olan Epiktetos, MS. 50 yılı civarında Frigya’nın Hierapolis kentinde dünyaya gelen ve 138 yılında epirus bölgesindeki Nikopolis kentinde ölen ünlü bir filozoftur.’Epiktetos’ aslında bir isim değildir. Köle,esir anlamına gelir.Yaşadıklarından dolayı ona isim olarak konmuştur.Roma’ya köle olarak götürülmüş daha sonra azad edilmiştir.



           Nehir kenarından park alanına doğru yürüyoruz fakat karşıya geçmeye bir yol bulamıyoruz. Tam geri dönmeye karar vermişken şirin bir köprü ile karşılaşıyoruz.




           Milli parktan ayrılarak, gelirken köyün hemen girişinde gördüğümüz bir alabalık çiftliğine gidiyoruz.Gürül gürül akan suların yanında ve derenin içinde kurulmuş çardaklara servis yapılan çok güzel bir tesis.Biz kiremitte kaşarlı ve mantarlı alabalık ile eritilmiş helva alıyoruz.Çok lezzetli ve çok çok ucuz.




           Dönerken farklı bir yol takip ediyoruz.Daha sarp daha güzel ve çok daha ıssız.(Antalya –Isparta yoluna kadarki 17 km boyunca 2-3 araç ile karşılaştık )


 


       Akşamüzeri Eğirdir’e varıyoruz.Ve hemen mayolarımızı giyip Eğirdirin meşhur plajlarından Altınkum’a gidiyoruz.Çocuklar için ideal bir plaj.Sığ ,sıcak ve temiz.


 


3.GÜN


         Bugünkü ilk hedefimiz Ağlasun ve Sagalassos.Güzel bir yolla önce Isparta’ya  40 km sonra da Ağlasun’a ulaşıyoruz.Şehir merkezinde 1000 yaşında olduğu iddia edilen çınarın fotoğrafını çekip oyalanmadan Sagalassos’a devam ediyoruz.




          Sagalassos Ağlasun’un 7 km kuzeyinde yaklaşık 1500 rakımda ve oldukça yüksek bir dağın (Akdağ ) eteğinde kurulmuş.Şehrin tiyatrosu antik dünyadaki en yüksek rakımlı  tiyatro imiş.Şehri gezen bizden başka sadece yabancı bir aile var.Fakat etrafta inanılmaz bir çalışma.Onlarca işçi,birkaç iş makinesi ve traktör.



          Öyle hummalı bir çalışma var ki şehir adeta tekrar inşa ediliyor.Çalışanlarla konuştuğumuzda 100-150 Ağlasunlu işçinin her yaz burada çalıştığını öğreniyoruz.Onlara göre daha 30-40 yıllık iş var burada.


          Sagalassos Anadolu’daki en iyi korunmuş antik kentlerden biri imiş.Sebebi ise terk edildikten sonra yüksekte olmasından dolayı taş ve sütunlarının taşınarak başka yerlerde kullanılamaması ve eğimli bir arazide bulunmasından dolayı da bir süre sonra heyelanlarla üzerinin örtülmesi.




Sagalassos hakkında anlatılacak çok şey var ama biz sadece bir çalışmadan bahsedelim.







           Antoninler çeşmesi ( MS. 160 – 180 ) şehrin yukarı agorasında.28 m uzunluğumda ve 9 m yüksekliğinde.İşte bu çeşme Koç Grubunun sponsorluğunda  hızla restore ediliyor.Ve bir iddia var.Türkiye’nin antik yapılar içinde en bilineni,en çok fotoğrafı çekileni  Efesteki Celsus Kütüphanesi imiş. Restorasyon sonrası Antoninler çeşmesi işte bu unvanı Celsus Kütüphanesinden alacakmış.Ben şahsen bir Selçuk-Efes hayranı olarak bundan şüpheliyim fakat restorasyon sırasında daha şimdiden Türkiye’de bir ilke imza atılmış.MÖ. 1 yy yapılan bir anıtsal çeşmenin kapanan su havzası açılarak çeşme orijinal hali ile (musluğu,yalağı,pişmiş toprak boruları ile ) ziyaretçilere hizmet veriyor.Maalesef çeşmenin ve tiyatronun fotoğraflarını şarj problemi nedeni ile çekemedim.



           Sagalassos gezimizi tamamlayarak Burdur’daki İnsuyu mağarasına doğru yola çıkıyoruz.


           İnsuyu mağarası Türkiye’nin turizm amaçlı ziyarete açılan ilk mağarası (1966).Mağara Burdur’a 15 km. Burdur-Antalya yoluna ise sadece 1 km uzakta.


           Mağaranın girişinde içeriden dışarıya doğru inanılmaz soğuk bir rüzgar esiyor.Hazırlıksız geldiğimiz için çocuklara birer tişort satın alarak koşarcasına mağaraya dalıyoruz.




             Girişteki harita da gösterilen göllerin neredeyse tamamı bu yıl yaşanan kuraklık nedeni ile kurumuş.Fakat 600 metrelik gezi yolunun sonundaki göl çok güzel.Bu göl aynı zamanda Türkiye’deki bilinen en büyük yer altı gölü imiş.Mağaranın bir özelliği de  Türkiyenin en yüksek ( 6 m )dikitine  sahip olması.





              Mağara ile ilgili ilginç ve güzel bir efsane de var.Sagalassos kralı biricik kızını yörenin asil ailelerinden birinin oğlu ile evlendirmiş.Fakat genç çift geçinememiş.Bu duruma kızan kral çifti cezalandırmak için onları İnsuyu mağarasının en dibinde ölüme terk ettirmiş.Çift buradaki gölün suyunu içerek hayatta kalmayı başarmış ve birbirlerini sevmeye başlamışlar.Sevgileri bir ışığa dönüşerek onlara yol göstermiş ve mağaradan kurtulmuşlar.O günden sonra mağarayı ziyaret eden çiftler hiç birbirinden ayrılmazlar ve aynı yastıkta kocarlarmış.




4.-5.-6.-7. GÜNLER.


 


          Otelde ye iç yat tatili.Dolayısı ile anlatılacak bir şey yok.


 


8.GÜN


 


          Bursa’ya dönüş yolundayız.Ama gezmeye devam.Hedef Salda Gölü.



           Salda Gölü Burdur’a 60 km mesafede.Biz Antalya-Korkuteli-Tefenni-Yeşilova güzergahını takip ederek ulaştık bu güzel göle.



    
          Gölün suları sodalı ve bazı cilt hastalıklarına özellikle de sivilcelere iyi geliyormuş.Berrak ve masmavi bir rengi var.187m ile de Türkiye’nin en derin göllerinden biri.1989 dan beri de doğal sit alanı.Sanırım doğru zamanda alınmış bir karar.Çünkü boşaltılmış biriki bina hariç çevrede göze batan hiçbir çirkin yapı yok.Çevresinde bulunan birkaç tesisten birine oturup manzaranın tadına varıyoruz.Çok geniş ve inanılmaz beyaz bir kumsalı var.Etrafta kamp alanları da mevcut fakat fazla bir kampçı yok





             Rehber kitaplarında Antalya’dan Pamukkale’ye giden turist gruplarının burada mola verip yemek yediği yazıyor fakat biz hiç böyle gruplar görmedik.Garsona sorduğumuzda bu tür grupların her zaman gelmediğini genelde çevre halkın özellikle de memur kesimin burayı tercih ettiğini söylüyor.


Plajda göle girmenin yasak olduğunu belirten tabelalar var.Fakat kimse bunlara aldırış etmiyor.Çünkü kıyı kısmı çok sığ, kumlu ve berrak.150-200 metreden sonra göl aniden derinleşiyormuş.Ve tehlikeli olan kısımları buraları imiş.


           Göl su sporları ve kampçılık için çok ideal.Fakat bizim gördüğümüz kadarı ile çok az kişi bunlardan haberdar.


          Burada birkaç saat göle girip oyalandıktan sonra Bursa’ya doğru yola çıkıyoruz.


 


Not:Yazının başındaki Eğirdir fotoğrafları  internetten.








14 yorum

  • abt_smyrna dedi ki:

    Eğirdir’mi Eğridir mi?
    Bu tartışma hep sürer gider sanırım. Çok güzel bir yazı olmuş detaylı günlük yazımıyla ve görselleriyle iyi bir tanıtım olmuş. Ellerinize sağlık.

  • abidindemir dedi ki:

    Bu güzel paylaşımınız için teşekkürler. Çok güzel ve samimi bir yazı olmuş. Fotoğraflarda aynı şekilde çok güzel..

  • enise dedi ki:

    Güzel paylaşım , fotoğraflar ve içten anlatımınız için teşekkürler.

  • tandemege dedi ki:

    paylaşım için teşekkürler ben çok severim o bölgeyi göl kenarında gezinmek adayı turlamak hep hoşuma gitmiştir bahara doğru o tarafa bir gezi benimde planlarımda….

  • rome_o dedi ki:

    yazının başında belirtiğin gibi ısparta adına tek bildiğim eğridir dağ komando taburu .meğer gidilesi bir yermiş.. tarihi eserleri kesin hazine vardır diye tahrip etmeleri gerçekten üzücü ve cahilce birşey .. bir çok harabelerde malesef buna rastlamak mümkün ..yazın akıcı ve güzel …

  • tütü dedi ki:

    Ailece yaptığınız belirli rotası ve programı olan gezileriniz takdir edilecek cinsten.Paylaştığınız için teşekkürler… Fotoğrafladığınız,”Hür İnsana Şiir”de Zeus’un adını karalayan zihniyeti ise anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu (kelimeyi karalayanları)

  • hburcu dedi ki:

    Ne güzel bir yer burası böyle. Her fotoğraf karesi ayrı bir güzellik. Yazıtı dinamitle patlatmak ise çok ince bir düşüncenin eseridir diye tahmin ediyorum. Ellerinize sağlık. Paylaştığınız için teşekkürler.

  • gelmedi-rukiye dedi ki:

    Çok güzel bir anlatım ve kareler.Emeğinize sağlık.

  • ayşegül- dedi ki:

    Göller bölgesi coğrafya dersinden bildiğim ama hiç gitmek aklıma gelmeyen bir yerdi. Şimdi anlıyorum ki güzel ülkemin her yeri maşallah :)) Ellerinize sağlık tam bir rehber yazı olmuş gitmek isteyenler için.

  • ZİKO dedi ki:

    Yorum yapan herkese teşekkürler.Eğirdir çok güzel bir coğrafya.İstanbuldan Antalyaya gidenler için hiç olmassa 1 gece konaklamayı ben hararetle tavsiye ediyorum.

  • asust dedi ki:

    EPİKTETOS’UN ŞİİRİ İNSANI NE KADAR GÜZEL İFADE ETMİŞ…
    BAŞARILI ANLATIMINIZ VE DOĞRUSU İMRENDİĞİM FOTOĞRAFLARINIZLA YAZINIZ ÇOK GÜZEL OLMUŞ. KUTLUYORUM.

  • minne dedi ki:

    harika bir yazı olmuş ellerinize sağlık yanlız bir detayda yanlışlık var elmaları meşur ve bol olan yer eğridir değil gelendost ilçesidir…

  • adventurer dedi ki:

    zikri bey merhabalar,yazınıza kendi yazımı yüklediğimde benzer yerler diye yanda çıkan bölümden gördüm.iyikide görmüşüm.rotanızı severek okudum zira gezi anlayışlarımız çok yakın.bende 2008 de eğirdirin çok yakınından(beyşehir-ş.karaağaç)geçtiğim halde yolum çok uzayacak diye üzülerek başka bir zamana bırakmıştım. şimdi gitmem elzem oldu. elinize sağlık

  • NEŞE dedi ki:

    Ne güzel bir tatil olmuş,hem keşif,hem dinlence birarada..Eğirdir ne kadar hoş bir yermiş,yabancı dergilerde görsek ,”ahhhh!”deriz.Kanyon gezinizde şarıldayan suların neredeyse sesini duydum,Salda gölünü de çok sevdim..Teşekkürler size böyle güzel yerleri tanıttığınız için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*