Girit Günlükleri (3) / Hanya’yı da göreceğiz Resmo’yu da

Girit’te ikinci sabah , üçüncü gün . Sivrisinek kovucu işe yaradı , sonuç deliksiz bir uyku . Bugün yolculuk adanın batısına , anlayacağınız yolumuz uzun .

İlk durak Heraklion yakınlarındaki Fodele köyü . Sadece sabah kahvesi için durmuyoruz elbette , bu köy Domenicos Theotokopoulos beyefendinin doğduğu köy . Biz kendilerini daha çok El Greco olarak tanıyoruz .

El Greco 1541 yılında bugün turistlere el işlemeleri satarak geçini sağlayan bu köyde doğmuş . Düşünün , 16. yüzyıl ortalarında cadı kazanı Akdeniz’in ortasında bir adada yaşıyorsunuz ve yeteneğinizi keşfedip ressam olmaya karar veriyorsunuz . Adada bırakın bir okulu , atölyeyi belki ressam bile yok . O yıllarda Girit Venedik toprağı olduğu için El Greco , bir Venedik vatandaşı . O zaman başkente gidebilirim diye düşünmüş olmalı ki tam tarihi bilinmemekle birlikte 1560-66 yılları arasında bir gün Venedik’e , Tiziano’nun atölyesine eğitime gidiyor . Nereden mi biliyoruz , El Greco’nun kısa Roma macerası için Kardinal Alesandro Farnese’ye yazılmış 16 Kasım 1570 tarihli mektupta Tiziano’nun öğrencisi Kandiye’li genç bir ressamın Farnese Sarayında kalabilmesi için izin isteniyor . 2 yıl sonraki başka bir mektupta adı da geçiyor , Yunanlı Domenicos diye . Yaşamını sürdürüp ününü kazanacağı İspanya’ya ise 1577 yılında gitmiş . Macerasının küçük bir kısmını bir Toledo yazısında ”Merhumu nasıl bilirsiniz” de konuşmuştuk .

Köyün meydanında asırlık bir ağacın yanına küçük ama şık bir anıt dikilmiş ölümünün 400. yılı anısına . İspanya’dan yollanmış .

Fodele köyünde yaşlı-genç herkes sanki elişleri ile uğraşıyor . Fiyatlar çok makul sayılmaz . Biz de yönümüzü şırıl şırıl akan bir derenin yanındaki kahveye çeviriyoruz sabah Türk kahvemizi içmek için . Yunanistan’ın en sevdiğim yanı başka kahveleri içmek zorunda kalmamak , espressoyu da severim ama İtalya’da .

İkinci durağımız oldukça uzakta . Bu yüzden kahve faslını uzatmadan tekrar yola koyuluyoruz . Yolda dönerken uğrayacağımız Resmo’nun ( Rethimnon ) ve Pakize Suda’nın memleketi , günümüzde büyük bir NATO üssüne ev sahipliği yapan Souda’nın yanından geçiyoruz .

Dağlar bu bölgede 2000 metrenin üzerine çıkıyormuş . Genişliği 25-30 kilometre olan bir ada için çok büyük yükseklikler bunlar . Kışın kar aldığı da oluyormuş , bu yüzden Lefka Ori ( beyaz dağlar ) diyorlar bu dağlara . Girit’in yeraltı su kaynaklarının da bol olduğu söyleniyor . Bizim evlerimizde büyütmek için gözünün içine baktığımız Benjaminler burada pırıl pırıl dev gibi ağaçlar olmuşlar . Bu büyük  Benjaminleri Sicilya’da da görmüştük .

Şimdi 1845 yılından 1971’e kadar Girit’e başkentlik yapan Hanya’dayız ( Khania ) . Söylemiştim size göstereceğim diye . Limana yakın bir otoparkta otobüsümüzden iniyoruz . Hemen yanımızda Venediklilerden kalma şehri çevreleyen surların en sağlam bölümü duruyor , Shiavo-Lando Burcu .

Kıyıdan yürüyüp bir köşeyi dönünce karşımıza Venedik Limanı ve limanın içinde bile olsa tertemiz bir deniz çıkıyor . Hanya’nın Yunanistan’ın en güzel şehirlerinden biri olduğu söyleniyor , bakalım doğru mu ?

Limanın etrafındaki lokantalardan nefis balık ve kızartma kokuları geliyor . Öğlen yemeği saatimiz gelmiş . O zaman önce birine girip karnımızı doyuralım . Aklımıza yatan birini seçtik . Bol porsiyonlarla hem kendimizi hem de bir kedi yavrusunu doyurduk . Yemekten sonra ikram var mı , olmaz mı , bu kez çikolatalı bir tatlı ve yanında grappa geliyor .

Limanda bugün sadece ana binası kalmış , minaresiz , 1645 te yapılmış Yeniçeri Camisi göze çarpıyor . Günümüzde sergi alanı olarak kullanılıyormuş . Caminin yanından ilerleyip doğuya doğru kıyıdan dönünce Venedik tersanelerinin kalıntılarını görebilirsiniz .

Limanın ortasındaki havuzdan yukarı doğru giden Odos Kalidon Caddesi sizi ileride soldaki sokaklardan başlayan , özellikle dericilerin ağırlıkta olduğu çarşıya götürüyor . Daha ileride de kapalıçarşı var .

Ama benim asıl görmenizi istediğim yer caddenin sağında , limanın tam güneyinde kalan eski yahudi mahallesi Evreika’nın dar sokakları . Burası bambaşka bir yer . Her köşesi başka güzel . Resim gibi , şiir gibi sokaklar . Çok etkilendiğim belli oluyor sanırım .

Buraların güzelliğinin nedeni Hanya’nın 1960 lı yıllarda sanatçıların kaçış noktası olmasıymış . En seçkin alışveriş yerlerinin bu bölgede olduğu söyleniyor . ”Ne yapmak istediğinizi unutarak gezersiniz” diyor bir rehber kitapta ve ekliyor : ”Buranın çekiciliği de zaten budur , rahatlayın ve keyfinize bakın”

Rahatladık , keyfimize baktık , ama Hanya’da ki vaktimiz doldu . Son durak Resmo . Toplanma yerimize gidiyoruz .

Resmo’nun limanı Hanya’ya göre daha küçük . Ancak öğreniyoruz ki burası bir iç liman , etrafında daha geniş bir liman daha var . Limanda mendireğin ucundaki feneri Osmanlılar yapmış . İç limanın ertafını her zamanki gibi lokantalar doldurmuş . Ancak şunu eklemeden geçemeyeceğim . Bizim ülkemizden bildiğimiz Girit mutfağını burada göremedim . Mutlaka vardır diye düşünüyorum ama öyle otlar fışkıran bir dolap bulamadım lokantalarda . Girit mutfağı tabir edilen mutfağın temsilcisinin artık Yunan topraklarında Midilli adası olduğu söyleniyor . Bizim güzel Kadıköyümüzde ise bu mutfağın üç tane harika örneği var , isteyenlerin kulağına fısıldarım .

Resmo’da Osmanlı izleri Hanya’ya göre daha fazla gibi geldi bana . İlk gözüme çarpan ara sokaklardaki cumbalı evler oldu .

Sonra Osmanlı’nın son dönemlerinden kalma bir kız meslek lisesi …

Ardından minaresi restore edilen bir cami …

Daha eskilere gidersek 1620 lerde yapıldığı söylenen , Venediklilerden kalma Rimondi çeşmesi …

Ve bir kemer …

Resmo adanın kültür merkezi olarak tanımlanıyormuş ve burada bir felsefe okulu varmış . Ayrıca her yaz rönesans festivali düzenleniyormuş .

Kalabalıktan biraz uzaklaşıp dinlenmek istiyoruz . Yeşillikler içinde daracık bir sokakta kısa bir mola veriyoruz .

Gece geç saatlerde otelimize dönebildik . Yorgunuz ama tatlı yorgunluk bu . Girit’in kabaca bir tozunu aldık . Daha ince ayrıntıları Neşe Hocamın planladığı Girit seyahatinin gerçekleşmesi sonrası öğreneceğiz sanırım .

Girit’teki son günümüzde uçağın kalkış saatine kadar size ilk bölümde anlattığım Knossos ve müze gezilerini yaptık . Hersonissos’ta erken bir akşam yemeğinin ardından – bu sefer ikram bir bardak rakıydı – havalimanının yolunu tuttuk .

Uçağımız burnunu kaldırıp hızla havalanırken uzaklardaki kocaman bulutların arasından parlayan şimşekler , Girit için ertesi gün beklenen yağmurun daha erken geleceğini haber veriyordu . Eşim ”Zeus sana güle güle diyor” dedi. Hoşuma gitti , inandım .

Sağlıcakla kalın … Her duyduğunuza inanmayın …

6 yorum

  • tutu... dedi ki:

    ´´…Theo´nun yaptığı çeşitlemede, krema, vanilya ve kakule ile tatlandırılan Semolina keçisinin sütüyle hazırlanmış, içine ince elma ve armut dilimleri yedirilmişti.Sonra Hanya tipi yufkayla hazırlanmış ve koyun sütü tereyağında, pembeleşinceye kadar hafifçe kızartılmıştı.Sosun asıl cazibesi ise üzerine serpilmiş alkollü kuru üzümlerdi.Theo üzümleri raki´ye yatırmış, sonra üzerlerine bal dökmüş ve emdikleri alkolü muhafaza edecek şekilde ağır ateşte hafifçe pişirmişti.´´ ….Üşenmedim yazdım, çünkü bu satırların sahibi 1946 İstanbul doğumlu Byron AYANOĞLU. İstiridye Üstü Girit´te, Girit´i, Resmo´yu, Lefka Ori´nin karlı tepelerini bir anlatmış bir anlatmış.Belki de okumuşsunuzdur.Biliyorsunuz, okuyunca izini sürmek istiyor insan. Girit´e bir kez gitmiştim, gemiyle olduğu için sadece Heraklion ve Knosso Sarayı idi gördüklerim…Onun için bir Girit daha bana şart, yazın lütfen sizin Girit´inizi de, yol olsun bize …

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,Konya yı görmüştük,´Hanya ´ yı da siz gösterdiniz,hem de çok güzel gösterdiniz…Benim Girit planlarının gerçekleşme tarihi meçhul,ben hep plan yaparım ama vakit ve nakit ne zaman izin verir bilmem..Fodele köyündeki el-işi örtülerde aklım kaldı,Hanya daki sokaklara bayıldım,orada olmak istedim,balık lokantalarına oturmak,uzolara dalmak istedim..Kulağıma fısıldayın Kadıköy deki adresleri lütfen hemen gideceğim…Bin kere teşekkür…Efharisto parapoli…

  • edelweiss dedi ki:

    Ellerinize sağlık. Sayenizde hep aklımızda olan bu adayı hem daha yakından tanıdık hem de rehber kitabımız hazır oldu. Bu yaz arabamızla gitmek cazip geldiği için Yunan adası tercihimizi Tassos´ dan yana kullandık. Umarım gelecek yıl Patmos ve Girit için Sevgili Neşe´nin dediği gibi vakit ve nakitimiz olur. Güzel gezilere, sevgiler.

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , tutu , edelweiss ; katkılarınız ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim . En kısa sürede adayı görmenizi diliyorum . Hem sizin için , hem de yazdıklarınızı okumak adına kendim için . Sevgiler …

  • Midgard dedi ki:

    Girit´i görmeyi çok istiyorum, ama bir yandan da bu ada bende hayalkırıklığı yaratacakmış gibi bir his de var içimde. Belki de dümeni, Santorini´ye, Midilli´ye, ne biliyim, Corfu´ya falan kırmak gerek. Hanya sokaklarını nedense biraz Atina Plaka´ya benzettim. Bu arada benim Midilli´yi görmüş bir arkadaşım, Midilli´deki yemekleri hala anlata anlata bitiremiyor, söyledikleriniz doğru olabilir. Elinize sağlık. 🙂

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Midgard,Doktorcum bize Giriti çok güzel anlattı ama ulaşımı daha kolay olan Midilli ye önce git,ye,iç,keyif et,hiç pişman olmazsın…Ben de Girit e gitmek çok istiyorum ama önce Marmaris den Rodos a geçip,orada 4 gün gezip-dolaşıp,oradan gemi ile Girit e geçmeyi hayal ediyorum…Atina veya Selanik ten uçak ikinci bir yol olabilir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*