Girit Günlükleri (2) / Doğu seferi

Girit’teki ilk sabahımıza uyanıyoruz . Daha doğrusu sivrisinek saldırıları yüzünden avlanarak geçen (biraz ben avlandım , daha çok onlar avlandı) bir gecenin sabahında yorgunluktan sızmış durumdayken gözlerim açılıyor . Bakıyorum , bizim yoldaş ortalıkta görünmüyor . Şöyle Türk usulü , atletli filan bir balkon sefası yapayım diyorum .

Derin derin nefes alıp sersemliğimi üzerimden atmaya çalışırken bizim hanımı görüyorum sabah yürüyüşünden dönerken . Bana gündoğumu fotoğrafları çekmiş . Geceki av partisini duydunmu diyorum , yoook diyor . Bugün ilk işim otelin karşısındaki marketten bir sivrisinek kovucu almak olacak . Siz memleketten getirirseniz daha pratik olur , sakın ama sakın unutmayın .

Otelimiz günlüklerin ilk bölümünde sizi gezdirdiğim Heraklion kentinin 20 kilometre kadar doğusunda , Hersonissos denilen bir kasabada . Deniz kenarında , bizim Kemer gibi oteller ile dolu bir kasaba . Girit’e özel hiçbir şey yok bu kasabada . Tamamen turistik amaçlar için oluşturulmuş . Bol miktarda araba kiralama şirketi , market ve Avrupa’lı turistler ucuz – yapay tabaklar hazırlayan lokantalar . Sahildeki lokantalar denizin etkisi ile biraz daha çekici görünüyor . Sezon dışında olduğumuzdan kiralık araba fiyatları yerlerde sürünüyor . 25-30 Euro’ya koca koca arabalar Girit’i gezdirecekleri misafirlerini bekliyorlar .

Kasabada Heraklion’dan kalkıp adanın doğusuna giden otobüslerin durağı da var . Ancak Girit’in büyük bir ada olduğunu hatırlatayım . Bu otobüsleri belediye otobüsü değil şehirlerarası otobüsler olarak görün . Akdeniz’in 5. büyük adasında olduğunuzu , yer yer 15-20 kilometreye kadar incelen adanın uzunluğunun 200 kilometreden fazla olduğunu unutmayın . Özellikle batıya yapılan yolculuklar birkaç saatten uzun sürecektir .

Bugünkü ilk durağımız Spinalonga denilen bir ada . Eski bir cüzzam kolonisi . Ama tarihi çok daha eskilere gidiyor .

Adaya giden tekneler iki yerden kalkıyorlarmış . Birisi küçük bir balıkçı köyü olan Plaka .

Ada buradan çok yakın ama bu mevsimde ( Ekim ayından bahsediyorum ) buradan büyük tekne kalkmazmış .

Diğer kasaba Elounda . Sosyetik bir kasaba olduğu , dağların yamaçlarında ”zengin ve mutlu” insanların evleri olduğu , Avrupa jet sosyetesinden birçok insanın burada tatil yaptığı söyleniyor . Otelimizden ayrıldıktan sonra kısa bir yolculukla Elounda’ya ulaşıyoruz .

Buradan adaya giden tarifeli teknelerden birine atlayıp ver elini Spinalonga diyoruz . Adaya ulaşmak yaklaşık yarım saat sürüyor , teknede içecek servisi ve tuvalet var . Sigara içmek serbest .

Adada bizi , Akdeniz güneşinde iyice yanmış hatta kavrulmuş teni , başında bandanası , marjinal kıyafetleri ve ayağının dibinde bütün gezi sırasında bize eşlik edecek sevimli köpeği ile yerel rehberimiz karşılıyor .

Kalidon’a hoşgeldiniz diyor rehberimiz . Adanın adı Spinalonga diye anılsa da aslında yerleşim yerinin adının Kalidon olduğunu söylüyor .

Adadaki ilk yerleşimler 4. yüzyıldan kalma . Adadaki kaleyi ise 1579 yılında Venedikliler yapmış . Girit adası parça parça Osmanlı’nın eline geçerken adadaki Venedik varlığı hep sürmüş . Heraklion’un alınmasından 60 yıl sonra , 1715 yılında ada Osmanlı’nın eline geçmiş ama savaşmadan . Ada kuşatılmış , su stokları tükenince ( 2 yıl yağmur yağmadığı söyleniyor ) Venedikliler canlarının bağışlanmasını garanti altına alarak teslim olmuşlar . Rehberimiz , Osmanlı’nın adadaki tüm insanların canlarını bağışlamak için söz verdiğini , ama sözünü tutmayıp sadece Venediklileri bıraktığını , Yunanlıları ise öldürdüğünü söylüyor gözlerimizin içine baka baka .

19. yüzyıl sonlarında Girit’te Osmanlıya karşı ayaklanan Yunanlılar adayı ele geçirince bu sefer biz çekiliyoruz adaya . 20 yüzyıl başlarında Girit Konseyi adada bir cüzzam kolonisi oluşturulacağını söylüyor – O sırada Girit’te cüzzam oldukça yaygınmış – Rehberimizin anlattığına göre bizimkiler adayı Girit Konseyine satıyorlar . Toplanan para İtalyan bankalarına yatırılmış , ama İtalyanlar yok savaş çıktı , yok kriz çıktı diye parayı bize ödememişler , Giritlilere geri de vermemişler .

Adada cüzzam kolonisi kurulmuş . Hastalar adada tecrit edilmişler , hastaneler yapılmış . 1957 yılına kadar da aktif olarak çalışmışlar . Cüzzamın çok bulaşıcı , korkunç bir hastalık olduğunun sanıldığı , insanların tecrit edildiği dönemlerde ülkemizde korkusuzca bu işe hayatını vakfeden Türkan Saylan hocamı da anmadan geçmeyeceğim burada . Ruhu şad olsun .

Adayı gezerken adanın tarihine tanıklık eden tüm yapıların ne yazık ki kalıntılarını veya restore edilmiş hallerini görebiliyorsunuz . Oldukça yıkıma uğramış adadaki izler .

Yerel rehberin cüzzam işlerini biraz fazla uzatması karnımızın zil çalmasına yolaçıyor . Küçük adadan büyük adaya döner dönmez Elounda’nın lokantalarına akın ediyoruz . Birbirlerine pek bir üstünlükleri olduğunu düşünmediğim  turistik lokantalardan birine oturup ahtapottu , kalamardı , midyeydi , cacikiydi artık ne varsa götürüveriyoruz . Porsiyonların büyük olduğunu biliyoruz artık bu topraklarda , onun için az az söylüyoruz yiyeceklerimizi . Yanında azıcık arpa suyu ve üzüm suyu da var . Tam hesabı isteyeceğiz , komşu misafirperverliğini gösteriyor . Siz şimdi Türk kahvesi içersiniz diyorlar yemeğin ardından , yanında revani de var , ikram . Bir de kadehte uzo . Neyse , sonraki durağa kadar ayılırız otobüste .

Sıradaki durağımız Agios Nikolaos . Girit’te gördüğüm en şık şehir . Otelimizin bulunduğu bölgeye göre çok daha Giritli , çok daha Yunan . Limanda aracımızdan iniyoruz . Kocaman bir gemi yanaşmış limana , döndüğümüzde gitmiş olacak .

Denizin kenarında , kafelerin önünden yürüyerek bu şirin kentin en güzel bölümüne , Voulismeni gölüne geliyoruz .

Burası bir tatlı su kaynağıymış ve oldukça derin bir gölmüş . Denize sonradan açılan bir kanalla bağlanmış . Gölün etrafındaki yürüyüş yolu lokanta ve kafelerle dolu . Ama biz aç değiliz , sadece bir kahve belki , o da daha sonra .

Bir Osmanlı çeşmesine rastlıyorum göl kıyısında , seviniyorum kendi çapımda .

Bir de ağaç görüyorum gövdesinde dev bir mantar yetişmiş .

Yayalara ayrılmış sokaklarda sallana sallana yürüyoruz , incik boncuk satan dükkanlara bakarak . Etrafta bolca hidroterapi diye sülüklü balıklı su dolu haznelere ayaklarını batırmış avanaklar görüyoruz , buralarda moda herhalde . Buradan buyrun hepatite , AIDS’e .

Bir fırın eldiveni alıyorum kendime , evde fırında yapacağım lüferleri , çinakopları düşünerek .

Yorulduk herhalde , gözlerimiz kafelerde . Haydi bir tanesine oturup etrafı seyredelim ayrılış vaktine kadar .

Merak ettiğinizi biliyoruuum , Hanya’yı göstereceğim size , son bölümde … Şimdilik geceleme otelimizde .

Sağlıcakla kalın …

4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor ,beni can evimden vurmaya devam ediyorsunuz…Bitmek ,tükenmek bilmeyen gezi planlarım arasında tabii ki Girit ve özellikle Hagios Nikolaos da bir gece kalarak oradan Spinalonga ya geçiş var…Yazınız güzel bir rehber olacak bize…Türkan Saylan Hocamı hergün anıyorum ben,bizler pırıl pırıl burslu öğrencilerimizi gördükçe bin kez şükran gönderiyoruz ona..

  • merakles dedi ki:

    Sevgili Dostum, yazını okuyunca keşke haberim olsaydı da katılsaydım bende bu geziye diyesi geliyor insanın. Her zamanki gibi çok hoş anlatmışsın, yüreğine sağlık.

  • Midgard dedi ki:

    Girit´i ben görmeden seviyorum nedense, Girit´in çok da bilmediğim yerlerini daha iyi öğrenmiş oldum sayenizde. Hanya´yı da şimdiden merakla bekliyorum. Elinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş. Teşekkürler.

  • arkutbay dedi ki:

    Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim .

Midgard için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*