Gesi

Gesi ve Gesi Bağları




 


Gesi Bağları’nda Dolanıyorum
Yitirdiğim Yarimi Aman Aranıyorum
Bir Çift Selamına Güveniyorum

Gel Otur Yanıma Hallerimi Söyleyim
Halimden Bilmiyor Ben O Yari Neyleyim

Gesi Bağları’ndan Gelsin Geçilsin
Kurulsun Masalar Rakı Konyak İçilsin
Herkes Sevdiğini Alsın Seçilsin

Atma Anam Atma Şu Dağların Ardına
Kimseler Yanmasın Anam Yansın Derdime

Gesi Bağları’nda Üç Top Gülüm Var
Hey Allah’tan Korkmaz Sana Bana Ölüm Var
Ölüm Varsa Şu Dünyada Zulüm Var

Gel Otur Yanıma Hallerimi Söyleyim
Halimden Bilmiyor Ben O Yari Neyleyim


 


Küçük bir kızdır O, gurbetten gelip gelin alırlar Gesi’ye. Uzağa yani. Yol yoktur o zamanlar; tabi ulaşım imkanı da. Annesini özler küçük kız, küçüktür kendi ama yüreğinde kocaman bir özlem büyütür, anne özlemi. Bekler, bekler ki ya kendi gidebilsin ya da bir haber gelsin. İmkansız olsun ve annesi çıksın gelsin. Koca desen vurdumduymaz, anlamaz adam; kaynana desen despot ve bu durum onun hoşuna gider. Aradan geçer zaman ve adam karnına bir bebek koyar ve hatta o bebek doğar ama nafile, özlem dayanılmaz olmuştur ve o mucize bile yerini dolduramaz anne özleminin. Aylar yıllar geçer, ne kendi memleketine dönebilir ne de annesi O’na gelebilir ama haber gelir o uzaklardan. Beklenen değil ve hep uzak olması, duyulmak istenmeyen haberdir bu; ölüm haberi. Ölmüştür annesi kızın. Üzüntü ve kederle dolaşıp durur Gesi bağlarında ve dilinde de bu türkü ile. İnternet kaynaklarına göre 64 beyittir bu türkü, Gesi’li Ahmet amcaya göre ise 103 beyit. İki parçalı flüt taşır cebinde Ahmet amca, çıkartıp üfler melodisini Gesi bağlarına doğru. Herkes gibi yazın orada kalsa da kışın şehre iner ve orada bekler, tekrar geri döneceği zamanı; Gesi’ye.




Gesi, Kayseri şehir merkezine yaklaşık 20 km uzaklıkta olan ve her endüstriyel gelişimden uzak köyde olduğu gibi yalnızca yaşlı nüfusun barındığı, hatta onların da kışı şehir merkezinde geçirmeyi tercih ettikleri ve sadece yazları serinleme amaçlı geldikleri bir kasabadır. Yukarıda bahsi geçen türkü Gesi’yi herkesin bilmesini sağlamış olsa da Gesi’nin sahip olduğu tarih, doku ve kültürel birikimin önemi pek bilinmemektedir.




 


Gesi eskiden Ermeni’lerin yaşadığı bir bölgedir. Mimarisi, sokakları ve atmosferi ile aslında tarihi halen yaşan bir kasabadır. Eski zamanlardan kalma eserleri, kiliseleri ve evleri ile oldukça öneme sahiptir. Evler kesme taşlardan yapılmış olup, aralarında hiç boşluk kalmadan inşa edilmişlerdir. Bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi eski zamanlarda sahip olunan komşuluk ilişkileridir. Her evin yapısı, oluştuğu alt birimler olarak hemen hemen aynıdır aslında:


 


Atlık; evin ağasının geldiğinde atını koyduğu ilk giriş. Hayvanın sıcaklığının da evi ısıtması düşünüldüğü için ayrı bir ahır yapılmamıştır.


Aşağı oda.


Cağ; banyo bölümü.


Ahır.


Buzağılık.


Selamlık; erkeklere ayrılan bölüm.


Seki; yazlık mutfak.


Harem odası; eve gelin gelen kıza ayrılan oda.


Tafana; kışlık mutfak.


Ağa odası; evin ağasına ayrılan oda.


 


 


 


Evlerin diğer önemli özelliklerinden bir başkası ise, toprağın oval şekilde kazılıp, içerisinin özel yöntemlerle sıvanması sonucu oluşturulan su depolarıdır. Güneş görmeyen bu özel oda suyun sanki buzdolabında saklanması gibi, su sıcaklığını oldukça düşürmektedir. Ayrıca aynı mantık ile yapılan başka odalar da günümüz kilerleri gibi kullanılmaktadır.




 


Kasabada eski zamanlardan kalma pek çok ören yeri ve tarihi eser bulunmaktadır, bunların pek çoğu Ermeni ve Rumlara ait olsa da Gesi hamamı ismi ile anılan hamamın kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Manastır ve kiliseler ise şöyledir,


 


Surp Garabet manastırı


Surp Daniel manastırı


Yanartaş Rum kilisesi




 


Halk arasında Kale olarak bilinen bölge, Kale Böğrü adı ile anılan bir tepenin üzerine kurulmuş olan ve Bizans dönemine ait savunma amaçlı kullanılan bir kalenin kalıntılarını barındırmaktadır.[1]


 


Güvercinlikler




 


Anadolu’nun çeşitli yerlerinde eski dönemlerde bağ ve bahçelerde kullanılmak üzere gübre gereksinimi için yabani güvercinlerin belli bir sisteme göre yetiştirildikleri bilinmektedir. Güvercin gübresi, bileşimde bulundurduğu maddeler açısından oldukça değerli bir gübre olarak kabul edilmektedir. Bileşiminde yaklaşık %25 organik madde, %2 azot, %1 fosforik asit bulunmaktadır.


Gübre gereksinimi için yabani güvercin bakıcılığında, gübrenin düzenli toplanabilmesi ve birikmesini sağlayabilmek için bazı yapılara gereksinim duyulmuştur. Bu yapılar, Kapadokya’da “Güvercinlik”, Diyarbakır’da ise “Boranhane” olarak adlandırılmaktadır. Güvercinlikler çeşitli biçimlerde olabilmektedir. Ülkemizde farklı mimari tarza sahip üç tip güvercinlik bulunduğu söylenebilir. Kapadokya güvercinlikleri kayalara oyulmuş odacıklar şeklinde iken, Diyarbakır boranhaneleri kerpiçten yapılma binalar biçimindedir. Gesi Bağları’nda rastladığımız güvercinlikler ise “kule tipi” olarak adlandırabileceğimiz biçimde taştan örülerek yapılmışlardır. Bu tip güvercinliklere ülkemizde yalnız Gesi Bağları’nda rastlanmaktadır. Kule tipi güvercinliklerin yurt dışında benzer örnekleri bulunmaktadır. Ancak Gesi Bağları güvercinliklerinde bulunan yeraltı odası tamamen ülkemize özgü olup yurt dışındaki benzerlerinden önemli bir ayrım noktası oluşturmaktadır. [3]




 


Gesi bölgesinde yer alan ve “burç” adı verilen kule tipi güvercinliklerde, yapılar iki değişik şeilde karşımıza çıkmaktadır.


 


1-    Ön kısım kare, arka kısım daire


2-    Tamamen kare tip.


 


Bu iki tip yapının mimarisi ise üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm toprak zeminin altında bulunan “güvercin odası”dır. Bir ev odası büyüklüğünde olup kaya içine oyulmuştur. Güvercin odasının duvarlarında güvercinlerin yuvalık olarak kullanmaları amacıyla açılmış oyuklar bulunmaktadır. Odanın tavanında ise güvercinlerin odaya girip çıkabilmeleri için yaklaşık bir metre çapında bir delik yer almaktadır. Güvercin odası yeraltında olduğu için dışarıdan bakıldığında görülmez. Güvercin gübresi bu odanın tabanında birikmektedir.




 


Güvercinliğin ikinci bölümünü yörede burç adı verilen “kule” oluşturur. Kule tam olarak güvercin odasının üzerinde yer alır ve güvercin odasının tavanındaki deliğin etrafını çevreleyecek şekilde inşa edilmiştir. Kesme taşlardan örülerek yapılmış olan kule, kare ya da yuvarlak biçimli olabilmektedir. Genişliği genellikle 2-3 metre, yüksekliği ise zeminden itibaren 3-4 metre kadardır. Bu yükseklik oda tabanından itibaren 7-8 metredir. Kulenin üstü açıktır. En üstteki taşlar yatay döşenerek ve basamaklı bir yapı oluşturularak kuşların konmaları kolaylaştırılmıştır. Güvercinler kulenin üzerindeki boşluktan içeri girer ve aşağıdaki odaya inerler. Bir kale burcunu andıran surun çevrelediği yeraltı güvercin odasında, güvercinlerin gerçekten koruma altında oldukları söylenebilir.





Güvercinliğin üçüncü bölümünü “tünel” oluşturur. Güvercin odasına insan girişi yeraltından açılmış bir tünelle sağlanır. Tünel, 5-10 metre uzunluğunda olup bir insanın sığabileceği genişliktedir. Tünel çok belirgin olmayan bir kapı ile ya da taştan bir kapak ile dışarı açılmaktadır. Güvercinliğin sahibi yılın belli dönemlerinde bu kapıdan girerek güvercin odasına ulaşır ve tabanda biriken gübreleri toplar. [3]


 


Güvercinliklerin ağızları vadi içine bakacak şekilde doğu-batı yönünde yerleştirilmişlerdir. Böylece vadinin bir tarafındakiler sabah, diğer tarafındakiler ise akşam güneşini almaktadırlar. Böyle bir yerleşim sayesinde güvercinlerin soğuktan etkilenmelerini en aza indirmek amaçlanmaktadır.




 


Böyle bir yerdir aslında Gesi işte, anlatması uzun yaşanması zor ama tarihin ve doğa güzelliklerinin göz ardı edildiği bir mekân. Evet, buraya turist gelmez; evet, buraya bilmeyen uğramaz, ama Gesi yaşanmışlıkları ve bağları ile dolanılmayı hak eden bir Anadolu toprağıdır.




 


Kaynaklar


 


[1]http://gesivakfi.org/index.php?option=com_content&view=article&id=47&Itemid=56#sayfabasi


[2]http://www.guvercinler.info/icerik/238/Diyarbakir-Guvercinlikleri,-Boranhaneler.html


[3]http://www.peribacasidergisi.com/words/gesiguvercinlikleri.htm


    

17 yorum

  • mctumer dedi ki:

    fotoğraflarla desteklenmiş bu güzel gesi yazısı için teşekkürler elinize sağlık

  • enise dedi ki:

    ????? Sevgilli Turgay bu yazıyı okudum fakat fikrimi yazmakta zorlandım.Nedeni de,bende sorular çağrıştırdı.????????Güzelliklerle kal canım..

  • tütü dedi ki:

    Bildiğim güvercinlikler Osmanlı mimarisinde binaların özellikle de camilerin duvarlarına yapılan küçük kuş evleriydi. Bilmediğim bir konu öğrendim.Ağrı ve Erciyes fotoğrafları gibi Gesi fotoğrafları da çok güzel.Teşekkürler …

  • rome_o dedi ki:

    barış manço nun şarkılarından duyduğum yer hakkında detaylı bilgi sahibi oldum fotoğraflarda harika ..

  • abt_smyrna dedi ki:

    Elinize sağlık detaylı bir çalışma.

  • turgayemir dedi ki:

    teşekkür ederim..

    >Enise hanım, kafanızda oluşan soru işaretlerini merak ettim doğrusu..

  • keremcem09 dedi ki:

    Şu gesi bağları merak uyandıryor. ancak pek de görülesi bir yer değil gibi… teşekkürler

  • BÜLTER dedi ki:

    gesi bağları demek burasıymış. öğrenmiş oldum. binrotayı seviyorum. elinize sağlık.

  • enise dedi ki:

    Sevgili Turgay’cım,Bir zaman lar Tv bir dizi vardı.Dizi başladığında Gesi bağları çalardı.İşte o dönemlerde bende Kayseri ve Gesi ile ilgili kitap okumuştum.Yazınız da o kitabı okumuş da anlatıyor gibi geldi.Canım bunları sorduğun için yazdım.Ben bütün kütüpanemi verdim .Elim de son aldığım kitaplar var .O nedenle de sana kitap adı yazamadım.Belki ben yanılıyorumdur.Şayet ben yanılıyorsam şimdiden özür..Canım sana daha önce sordum,cevap alamadım.Hangi dağcılık tansın?Sevgiyle kal Turgay’cım

  • turgayemir dedi ki:

    Enise hanım ilginize teşekkür ederim,

    öncelikle umarım samimiyetime inanırsınız, söylediğiniz kitabı okumadım ve ne olduğunu da bilmiyorum.
    ben fotoğraf çekmeye dağlarda başladım ama sonra bu merakım arttı ve Kayseri sokaklarında çekmeye başladım, en çok gittiğim mekanlardan bir tanesi ise Gesi oldu hep.
    bunun pek çok nedeni var diyebilirim ama en önemlileri doğa ve insanın iç içe olması ve insanların sahip oldukları sıcak duygular. bunlar şehir merkezinde bulunmayan değerler.
    toparlamam gerekirse, yaklaşık olarak 3,5 yıldır gezdiğim mekan olan Gesi ile ilgili bilgilerimi oranın yöre insanlarından edindim. evlerin bölümlerini bir eve girerek bana anlatmalarını istedim, Ahmet amca dediğim kişinin evine gittim türkü ile bilgi aldım ve flütü ile bana bir şeyler mırıldandı vs..
    ama şunu açıkça da söylerim, kullandığım kaynaklarım hemen hemen her yazımda vardır ancak alıntıladığım cümle paragraf her ne ise hemen referans numarası veririm ve en alta da kaynaklar bölümüne bu numaraya denk gelen kaynağı yazarım. ki bu yazımda da 3 farklı kaynak olduğunu yazının hemen altında görebilirsiniz.
    sanata ve telif haklarına yakın olan biri, emeğe çok saygım vardır.

    dağcılık sorusu gözümden kaçmış olmalı özür dilerim o konuda, Kayseri’de üniversite kulübünde uzun zamandır faaliyet yapmaktayım. kulüp ismi Erciyes Üniversitesi Dağcılık Kulübü.

    umarım yeterince açıklayıcı ve soru işaretlerinizi giderici bir cevap yazabilmişimdir.

  • enise dedi ki:

    Ah! Canım Turgay’cım,”Umarım samimiyetime inanırsın” demişsin güzelim elbette sana inanıyorum.Yanılıyorsam şimdiden özür demiştim.Okuduğum kitap çok lezzetli idi .Demek ki yazından da aynı lezzetti almışım.Yüreğine sağlık.Ama ben hala kitabın adını düşünüyorum.Kulüp soruş nedenim ,bazen yaşımı unutup ( Bu sözleri arkadaşlarım duymasın :))) )gençlerin peşine takılacak kadar ,h.sonları ilgileniyordum.Ancak kasım ayından beri koptum.İçindeki enerjin hiç bitmesin…

  • Freebird dedi ki:

    elinize sağlık güzel bir yazı olmuş özellikle güvencinlikler çok ilginçler

  • ayşegül- dedi ki:

    Takıldı şimdi dilime Gesi Bağlarında dolanıyorum… Türküsünü biliridim de kendisini bilmezdim, sayenizde fikir edinmiş olduk. Teşeşkkürler.

  • oymakas dedi ki:

    Sevgili Turgay, sen beni aldın eskilere götürdün bu yazınla. Rahmetli babamın memleketidir Kayseri ( herhalde benim de oluyor biraz). O kadar çok ve özlemle anlatırdı ki bize Kayseri’yi, tabi Gesi bağlarını ve çocukken yetiştirdiği güvercinleri. Klavyene sağlık.

  • hburcu dedi ki:

    Ellerinize sağlık. Paylaştığınız için teşekkürler. Sevgili Ayşegül Abla’nın dediği gibi bende türküsünü bilirdim, ama tanışmak şimdiye nasipmiş=)

  • TALYA dedi ki:

    Duygusallık içeren yazın için teşekkürler. Daha da detay bulacağına eminim, geçmişte yaşananlar,üzüntüler,sevinçler,düğün,dernek…Fotoğraflarda insan ögesi eksik kalmış;değil mi!Konuştuğun yaşlıların günlük hayatlarından ilginç kesitleryakalanmaz mı! Eline sağlık.

  • gelmedi-rukiye dedi ki:

    okurken türküyüde mırıldandım.Teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*