Geilo / Bergen yolunda fikir firarlarım

Gözlerimi araladığımda yatarken sıkı sıkıya kapattığımı sandığım koyu renkli perdelerin arasından ışık sızıyordu . Nerede olduğumu hatırlamaya çalıştım . Geilo’da şirin bir otel odasındaydım . Hızlı geçen bir Kopenhag gecesi ve ardından Kopenhag-Oslo arasında geminin banyodan hallice penceresiz kamarasında yarı uykusuz bir gecenin sonrasında sabah Oslo’yu gezmiş , ikiyüz küsür kilometrelik bir yolculuktan sonra da Norveç’in kayak pistleri ile ünlü Geilo kasabasına ulaşmıştık .


Gemideki odamız

Geilo’daki otelin yerinin güzelliği dışında bize asıl faydası 48 saat sonra midemize ilk kez sıcak birşeylerin girmiş olmasıydı . Tura dahil olan açık büfe akşam yemeğinden mide kapasitemiz yettiğince yararlandığımızı itiraf etmeliyim .


Geilo’daki otelimiz

Yatağın sağında yatma alışkanlığım -otomatik olarak- tatillerde de sürüyor . Belki de eşimin yatağın solunda yatma alışkanlığı vardır ve alışkanlığı olanı benmişim gibi gösteriyor olabilir ( Gemide bu alışkanlık sağdaki yatak şeklinde oldu ) Yılların alışkanlığı ile sağ kolumu omuzdan 90 dereceyi biraz geçecek şekilde açıp komodinin üstündeki saatim ile kolumu buluşturuyorum . Bir yandan da sabah ne çabuk oldu , ne derin uyumuşum diye düşünüyorum . Nee , saat 03.00 mü ? Aklıma Al Pacino’nun oynadığı İnsomnia filmi geliyor . Demek zavallı polis dedektifi bu nedenle günler içerisinde eriyip gitmişti .


Saat 03.10 da Geilo

Şu aydınlığın bir fotoğrafını çekeyim diyorum . Siz de yukarıda görüyorsunuz . Yatmadan önce banyoya uğradığımda banyonun yerden ısıtmalı olduğunu keşfediyorum . Uyku sersemi terliklerimi çıkarıp denemesini de yapıyorum . Oldukça sıcak . Kış aylarında kayaktan , yürüyüşten dönen insanlar çıplak ayakları ile bu sıcaklığı hissedince ne kadar mutlu oluyorlardır .

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum . Gözlerimde günışığı , yüzümde serin bir esinti ( dışarıda sıcaklık 4 derece ) , kulaklarımda kuş cıvıltıları ile yeniden uyandım . Bir mutfaktan gelecek kızarmış ekmek ve sucuk kokusu eksik . Eşim kalkmış , yüzünde tatil gülümsemesi ile beni sabah yürüyüşüne davet ediyor . Duş diyorum , kahvaltı diyorum , dinlemiyor . Demek ki bu bir davet değil zorunlu sabah jimnastiği . Ayakkabılarımı giyerken , Kopenhag’ta yürürken kaybolduktan sonra otelden ayrılışımıza yetişmek için yaptığımız hızlı yürüyüş sırasında birşeylerin koptuğunu hissettiğim sağ ayak tabanımın iç kesimini yokluyorum , ağrıyor ama şimdilik yürümeye engel değil .


Geilo

Sarıp sarmalanıp çıkıyoruz dışarıya . Daha kahvaltı bile başlamamış . Bu saatte etrafta erken sabah kuşları birkaç japon turist dışında kimsecikler yok . Ama yerel ahali bize zevkle eşlik ediyor .



İşte benden daha çabuk davranmış bir arkadaş .

Ve bizi izleyen sarı gelincikler .



Kasabaya doğru yürüyelim diyoruz . Biraz gittikten sonra yol dikleşiyor , sabah yürüyüşü için fazla yorucu . Geri dönüp başka bir yoldan otelin arkasına doğru gidiyoruz . Kulağımıza uzaktan bir uğultu geliyor . Asfalt yol üzerindeki arabaların uğultusu gibi . Şehirde yaşayan adamın benzetmesi de ancak bu kadar olur . Ama etrafta ne araba var ne de yol . Uğultuya doğru yürüdükçe sesin şiddeti artıyor ve bir süre sonra gürül gürül akan bir dere ile karşılaşıyoruz . Önümüzdeki günlerde bunlardan o kadar çok göreceğiz ki . Ama bu ilk gözağrımız , onun için çok heyecan veriyor . Derenin etrafında evler var . Sanırım bu güçlü uğultuya insanlar alışmış .





Kahvaltıdan sonra yolumuz uzun . Tekrar ikiyüz küsür kilometre yol yapıp Bergen’e gideceğiz . Yolda yavaş yavaş fiyord manzaraları ile karşılaşacağımız belli . Bu coğrafyada duble yol , otoyol filan yok . Olmadığı gibi bazen yollar tek şeride bile iniyor .



Hiç borcu olmayan , 600 milyar dolarlık birikimini borsa ve gayrimenkul fonlarında saklayan Norveç hükümeti , son yıllarda bazı konularda ciddi eleştiriler alıyormuş . Özellikle yaşı belli bir noktaya gelmiş olan insanlar bu parayı kendilerinin biriktirdiğini ve yaşamlarının son yıllarında bile olsa bundan faydalanmaları gerektiğini ifade ediyorlarmış . Paranın kaynağı da Kuzey Atlantik’ten çıkarılan petrol . Norveç hükümeti fonları ne şekilde kullanır bilemem ama otobüsümüzün İsveç’li kaptanının esprisi halen kulaklarımda : ” Norveç’e geldik . Saatlerinizi 15 yıl geriye alın ”



Bu yolculuk sırasında bir şey daha öğrendim . Çocukluğumdan beri Eurovision şarkı yarışmasında birbirlerine yüksek puanlar verdikleri için kızdığımız İsveç ile Norveçliler aslında birbirlerini hiç sevmezlermiş . Norveçliler , 2. Dünya Savaşı sırasında Alman ordularının İsveç üzerinden hiçbir direnişle karşılaşmadan gelip Norveç’i işgal etmelerini unutamamışlar . İsveçliler ise anladığım kadarıyla Norveçlileri biraz köylü olarak görüyorlar . Benim de gözlemim Norveç’in kuzey bölgelerinde insanların daha kaba saba oldukları yönünde . Coğrafi şartların da bunda etkili olduğunu düşünüyorum . Norveç içerisinde o kadar farklı lehçeler kullanılırmış ki iki Norveçli bazen Norveç dilinde anlaşamaz İngilizce konuşarak anlaşırlarmış . Acem palavrası gibi ama gerçek olduğu söyleniyor .



Kaptanımız yol bilgisayarını otobüsün televizyonlarına bağlamış . Bir yandan nerede olduğumuzu takip ediyor , hafif hafif te şekerleme yapıyorum . İlk durduğumuz yerde sıkı bir espressoya ihtiyacım var . Yol bilgisayarında deniz yüzeyinden yükseklik görülebiliyor . Giderek yüksekliğin arttığını farkediyorum . Yükseklik arttıkça yolun etrafındaki karlar da artıyor . 1200 metrenin üzerine çıktığımızda donmuş gölleri görüyoruz .



Aşağıdaki resmin sağ tarafında gördüğünüz ağaç dalı bir kar çubuğu . Zengin Norveç’in karayolları yol boyunca kar çubuğu olarak derme çatma ağaç dalları kullanmış . Üzerlerine -muhtemelen ışıkta parlayan- bantlar yapıştırılmış . Karayolları ihaleleri ile kimseyi zengin etmeye niyetleri yok . En çok bulunan şey ne : Ağaç . Al sana kar çubuğu .



Mola yerlerinden birindeyiz . Norveç’te marketlerde bira dışında alkollü içki bulunmuyor . İntihar oranları çok yüksek olan ve bunu alkolle ilişkilendiren ( ki bence bu ülkede kış mevsimi alkolsüz çekilmez ) Norveç hükümeti yüksek derecede alkol içeren içecekleri farklı dükkanlarda , ”reçete” ile satıyormuş .



Mola yerimizin asıl güzelliği ise bir şelaleye sahip olmasıydı . Mayıs-Haziran aylarında yükseklerdeki karların erimesiyle dağlardan aşağıya doğru şelaleler oluşuyormuş . Önümüzdeki günlerde bunlardan bolca göreceğiz . İşte bu şelalerden akan sular – eriyen kar suları – fiyordlarda akan suların kaynağını oluşturuyor . Fiyord fiyord dedikleri de milyonlarca yılda buzul erozyonu ile yarılmış yeryüzünün bu çatlaklarından denize doğru akan geniş akarsu yatakları . Derinlikleri yer yer kilometreler ile ölçülüyormuş . Yukardaki fotoğrafta şelalenin yüksekliğini anlamak için tepedeki ev ile karşılaştırabilirsiniz .



Bergen’e giderken 179 kilometrelik uzunluğu ve 800 metreye ulaşan derinliği ile dünyanın üçüncü Norveç’in ikinci büyük fiyordu olan Hardanger fiyordunun kollarından birinin üzerinde zorunlu bir feribot yolculuğu yaptık . Brimnes’ten Bruravik’e geçtik . Feribotta Sognefijord yazdığına bakmayın . Burası Hardanger fiyordu . Birkaç gün sonra dünyanın ikinci , Norveç’in birinci büyük fiyordu olan Sogne fiyordunda da gezeceğiz .





Otobüsümüz feribota girmekte biraz güçlük çekti ama cevval İsveçli kaptanımız ve soğukkanlı Norveçli gemi görevlisi sorunu büyütmeden çözüverdiler . Feribot hattının yakınlarında varyemez amca Norveç hükümetinin yapımına başladığı ve feribot kullanımını gereksiz kılacak bir asma köprünün yapıldığını gözlemledik .





Yolda başka gözlemlerim de oldu . Yol boyunca irili ufaklı onlarca tünelden geçtik ( daha sonraki bir gün Avrupa’nın en uzun karayolu tünelini de kullanacağız ) Bir mühendis ağabeyimin anlattığı gibi – kulakları çınlasın – arazinin yapısından dolayı dağları delip delip geçmişler . Çoğunda kayalık yapı sayesinde tünelin içinde dolgu malzemesi bile kullanmamışlar . Deldikleri gibi duruyor . Sadece zeminde bir asfalt kaplama ve tavanda bir elektrik hattı boyunca basit bir aydınlatma .



Ve yolda en hoşuma giden şeylerden biri : Çatısında otlar bitmiş , bazılarında ise ağaçlar bile çıkmış evler . Eski köy evlerinin geleneksel çatı şekli buymuş . Bugün bazen dekoratif amaçlı kullanılıyormuş .



Köylerdeki evler o kadar sade ama o kadar sıcak görünüyordu ki . Otobüsün evlerin önünden geçtiği bir anlık zamanda bile içeride yanan abajurun sıcak ışığında evlerin içine bakmaya doyamadım . Otobüs yolculuklarını da bunun için seviyorum , üzerinde düşünemeden görüntüler gözünüzün önünden akıp gidiyorlar . Sokakta oynayan çocuklar , havlayan bir köpek … İçinde olmadığınız , tamamen yabancısı olduğunuz bir hayat dışarıda akıp gidiyor . Çocuğun vurduğu topun gol olup olmayacağını , köpeğin birini ısırıp ısırmadığını öğrenemeden otobüsün camından başka imgeler algılayacak beynimiz .



Doyamadığım bir diğer manzara da Bergen’e yaklaşırken solumuzda kalan Hardanger fiyordunun olağanüstü görüntüleriydi . Önümüzdeki günlerde Sogne fiyordunda tekne turu yapacağımızı düşündükçe içim içime sığmıyordu . Hardanger fiyordunun etrafındaki topraklar çok bereketliymiş ve Norveç’in meyve bahçesi olarak bilinirmiş . Güneşi az gördüğü için yavaş yavaş olgunlaşan meyveler çok lezzetli olurlarmış .





Aslında bu yazıyı Bergen’i de eklemek üzere planlamıştım ama laf lafı açtı , biraz fazla gevezelik yaptık . Uzatıp sizi yormayayım . Bergen’in kaçacak hali yok . Sonra konuşuruz .

Şimdilik sağlıcakla kalın…



12 yorum

  • bora arasan dedi ki:

    Muhteşem bir yazı hocam, insanı yollara düşürecek gibi bu yazıda…

  • arkutbay dedi ki:

    Teşekkür ederim Bora arkadaşım . Yollarda olmak güzel şey .

  • merakles dedi ki:

    Gerçekten insanın istifa edip yollara düşesi geliyor, böyle güzel yazılar ve anlatımlardan sonra, elinize sağlık.

  • arkutbay dedi ki:

    Hiç sormayın sevgili meslektaşım . En az haftada bir kere aklıma geliyor . Ama şimdilik sadece sağlıklı bir emeklilik beklentisi içindeyiz .

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,emeklilik günleri gerçekten güzel,sabah ikinci çayın ardından gazeteler ve yeni gezi planları yaparak güne başlamak fevkalade,yalnız tabii sağlıklar yerinde olacak ve bütçe kısıntıları olmayacak….Darısı başınıza…Sizin şahane şelalenin önünde benim de bir fotom var,180 mt. yükseklikten akıyor aşağıya,Hardanger fiyord a giderken zannediyorum.Eidfiyord ve Geiranger çevresinde de müthiş şelaleler var.Bir de ben hayatımda ilk kez tabii kayalara açılan bir tünelde spiral şekilde dönüşlerle yokuş çıkmış ve inmiştim… Bana güzel Norveç i bir kez daha hatırlattınız.yaşayın siz….

  • Zeynep dedi ki:

    tek kelime ile muhteşem bir yazı olmuş ellerinize sağlık

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , Zeynep Hanım . Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim . Beni şımartıyorsunuz .

  • ayca42 dedi ki:

    Bugüne kadar hep sıcak Akdeniz ülkelerini merak edip , gezmiştim sayenizde bu samimi ve güzel yazınızla , artık kuzeyin soğuk ülkelerini vede fiyordlarınıda merak ediyorum artık , teşekkürler , elinize sağlık…

  • arkutbay dedi ki:

    Ayça Hanım , gerçekten çok güzel ülkeler . Paylaştıkça daha da hoşunuza gideceğinden eminim . Yorumunuz için teşekkürler .

  • nadircatak dedi ki:

    Doktor Bey, yine harika bir yazı olmuş. Aslında en az üç yazı çıkarırdın buradan. 2 konuya değinmeden geçemeyeceğim. Norveç’te iyi kahve içecek parayı denkleştirdin. Zira herşey çok pahalı. Bir de fiyordlara o köprüyü yapsalar da geçmem. Muhakkak o güzellikleri tekne ile gezerek görmek gerekir. Eline sağlık.

  • mosq dedi ki:

    Ellerinize sağlık . Devamını merakla bekliyoruz.Köy evlerinin kuşbakışı görüntüsünü merak ettim doğrusu..

  • ufuk5 dedi ki:

    Çok güzel olmuş çok…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*