GAP TURU 1

GAP TURU 1

2008 Ramazan Bayramı’nda çok uzun zamandır hayalini kurduğum Güneydoğu Anadolu turuna katıldım. Tüm Türkiye’yi çok seviyorum ama özellikle Mardin benim için görmeyi çok arzuladığım bir diyardı. Tüm turu bu yazıya sığdıramayacağım için gezi sıramıza göre anlatacağım. GAP turumuzun ilk durağı Diyarbakır’dı:
Diyarbakır havaalanından “eski şehir “olarak nitelendirilen sur içine girdik.


Diyarbakır surları burçların büyüklüğü ve yüksekliği itibariyle birinci, uzunluğu bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci olarak bilinmekteymiş. Surlarda dört ana kapı   ( Dağkapı, Urfakapı, Mardinkapı ve Yenikapı) ve surların üzerinde 82 burç varmış. Duvarların yüksekliği 12 m. , genişliği 12 m. , uzunluğu ise 5 km ve  önemli burçları Keçi burcu, Yedi kardeş burcu, Evli beden (Ben-u sen) burcuymuş.





Sur içinden çıkıp Eski Silvan yoluna doğru gidip, kaleden de görünen ve restorasyonu halen süren, şimdilerde ulaşıma kapatılan neredeyse 1000 yıllık On Gözlü Köprü’ye ulaştık.

Dicle’nin ayakta kalan tek köprüsünün kıymeti anlaşılmış, ağır tonajlı araçların köprüye verdiği zarar anlaşılmış ve çok şükür araç geçişine kapatılmış.


Daha sonra Diyarbakır Ulu Camii’nin bulunduğu meydana ulaştık. Meydan pek kalabalıktı, seyyar satıcılar, ciğerciler, ayran satıcıları bile vardı, ben de içtim köpüklü ayranından.




Diyarbakır’da erkeklerin birçoğu poşu takıyor hani o bildiğimiz siyah-beyaz olanlardan, ama büyük bir bölümü bildiğimizin dışında eflatun renkli poşular takıyorlar ve bence pek de sevimli oluyorlar.



Ramazan Bayramının birinci günüydü ve her yer yepyeni bayramlık elbiselerini giymiş çocuklarla doluydu, o
tobüsün camından bakarken düşündüğüm tek şey çocukların ellerindeki oyuncak kalaşnikoflardı, abartısız yüzlerce çocuk vardı. 


 



Önce sevinçle aynı bizim çocukluğumuz diye içimden geçirirken sonra bu kadar çok oyuncak tüfek ve tabanca bilinçli bir biçimde verilmiş gibi diye düşündüm ve bu düşünce beni inanılmaz derecede rahatsız etti.


Bu düşünceden kurtulmak için kendimi Ulu Camii’nin avlusuna attım.


 


Bu sefer çevremizi yerel rehberler sardı. GAP gezimiz sırasında indiğimiz her yerde kenti anlatmaya meyilli ve açıkçası bu konuda da oldukça yetenekli küçük çocuklar karşımıza çıkıyordu, hepsinin konu hakkında derin(!) bilgileri vardı ve tüm tur boyunca otobüse binene kadar peşimizi bırakmıyorlardı.
Açıkçası benim için sorun yoktu zira rehberimizin anlattığından daha iyi anlattıklarını bile düşünüyorum:) Yerel lehçelerini anlamakta zorluk çektiysem de fotoğraf çekmek için çok doğru portrelerdi, hele de ellerine bahşiş verdikten sonra…


Gelelim muhteşem camiiye, Diyarbakır Ulu Camii Diyarbakır Kalesi’nin surları üzerinde Harput Kapısı ile Mardin Kapısı’nı birleştiren eksenin batısında yer alıyor. Diyarbakır’ın o zamanki adıyla Amid’in, 639 yılında İslam Dünyasının eline geçmesiyle kentin en büyük kilsesi olan Mar Toma Kilisesi Ulu Camiye dönüştürülmüş, eserin kilise olmadan önce Pagan dönemine ait bir putperst mekan olduğu da bilinmekteymiş. Anadolu’nun en eski camilerinden biri olarak kabul edilen Ulu Camii İslam aleminin de 5. Harem-i Şerifi olarak kabul edilmekte.


Caminin dört ayrı cephesi İslam aleminin dört ana mezhebi için ayrılmış. Günümüzde ise Hanefi ve Şafiler iki ayrı mekanda ibadetlerini yerine getiriyorlar. Ortadaki büyük avlunun doğu ve batısında yer alan maksureleri, güneyinde Hanifiler Cami’i, kuzeyindeki Şafiiler Camii ve Mesudiye Medresesi ve Caminin batı girişinin hemen yakınındaki Zinciriye Medresesi ile dinsel ve kültürel yapıları bir araya getiren bir yapılar grubu niteliğindedir.


 


Camii içerisinde yaklaşık 1000 yıllık güneş saati bulunmakta. 1000 yıllık güneş saati caminin Şafiler kısmı ile Mesudiye Medresesi’ne açılan kapı arasında yer almakta. Özellikle Diyarbakır’a gelen yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olan ve yer yer çatlayan güneş saatinin, daha fazla yıpranmaması için çevresine demirden korunak yapılmış.


 


 


Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Arapça adıyla (Camii Kebir) yani Ulu Camiyle ilgili olarak Seyahatname’sinde şu bilgiyi veriyor:
     
“Şehrin ortasında eski mâbed, Diyarbekir’in yüz suyu yâni Câmii Kebir. Mürevvihler birliktirler ki bu eski ibadet yeri, tâ Hazreti Musa zamanında yapılmıştır. Bahçe sütunlarının sağ tarafında bir sütun üzerinde İbranice tarihi vardır. Kale her kimin eline geçmiş ise, yine bu mâbed,mâbed olarak kalmıştır. İçinde öyle ruhaniyat var ki bir kimse iki rekât namaz kılsa kabul olunduğuna kalbi şahitlik eder. Güya Haleb’in Ulu Camii, Şam’ın Emevî Camii, yahut Kudüs’ün Mescid-i Aksâ’sı, Mısır’ın Ezher Camii, İstanbul’un Ayasofya’sıdır..”
   
1045 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden ünlü İranlı gezgin Nâsır-ı Hüsrev ise, Sefername adlı eserinde Ulu Camiyi şöyle anlatıyor:
     
“Ulu Camii de kara taşla yapılmıştır. Öyle mükemmel bir yapıdır ki, ondan daha düzgün, ondan daha sağlam yapılmasına imkan yoktur. Camiin içinde 200 küsur taş direk(sütun) vardır. Her direk yekpare taştandır. Direklerin üstüne hepsi taştan olmak üzere kemerler yapılmıştır. Kemerlerin önünde öbür direklerden kısa direkler, o büyük kemerlerin üstünde yine bir sıra küçük kemerler vardır. Bu mescidin bütün damları kubbelerle örtülmüş, her tarafı oyma işleriyle, nakışlarla süslenmiş,boyanmıştır. Mescidin ortasında büyük bir taş vardır, o taşın üstünde bir adam boyu yüksekliğinde, çevresi iki arşın gelen pek büyük yuvarlak taş bir havuz konmuştur. Havuzun ortasında pirinç bir lüle vardır ki oradaki fıskiyeden berrak su fışkırır. O suyun nerden gelip nereye aktığı görünmez.” 


 


 Camii sonrasında Cahit Sıtkı Tarancı’nın evini gezelim dedik ama maalesef bayramın ilk günü ve erken bir saati olmasından dolayı sanırım, kapalıydı. sonra Diyarbakır’ın sokaklarında yürümeye başladık, dar sokaklar, bayram coşkusunu taşıyan halka doluydu. Çoğu evin üzerinde Kabe resmi ve peygamberimizin adının olduğu plakalar vardı, bunlar o evin sahiplerinin “Hacı” olduğunun göstergesiymiş ve o evin kapısını çalıp “biz geldik” derseniz, size konuk ederlermiş ve hacıdan getirdikleri tespihlerden verirlermiş.


Sokakları gezip fotoğrafladıktan sonra tekrar meydana geldik ve Deliller Hanı’nda bir çay molası verdik. Burada da hediyelik eşya satan dükkanlar kapalıydı, şimdilerde otel olarak kullanılan, Diyarbakır ikinci valisi Hüsrev Paşa tarafından 1527 yılında Hicaz’a gidecek hacılar ve İpek yolu üzerindeki Suriye, İran ve Hindistan’a gidecek olan tüccarlar içim yaptırılan “Deliller Hanı“ Mardin Kapı yakınlarda bulunuyor. Kentin tarihi referans noktasında ve kentsel sit alanı Sur İçi aksında yer alan han, şadırvanlı bir orta avluya açılan odalardan oluşuyor.


“Hüsrev Paşa Hanı“ veya “Kervansaray“ olarak da bilinen han, hacı adaylarını Hicaz`a götüren rehberlerin (delil) bu handa kalmaları nedeniyle “Deliller Hanı“ olarak adlandırılıyor. Hanın karşısındaki geniş alana da “Hacılar Harabesi“ ismi veriliyor.


Han siyah ve beyaz taşlardan oluşmuş, beyaz taşlar Urfa’dan siyah taşlar ise Kurtboğaz maden ocağından çıkarılmış.



Nasıl ki daha sonra anlatacağım Mardin’de o bildiğimiz sarımsı renkteki Mardin taşı hakimse burada da kente rengini veren bu siyah beyaz taşlar.

Diyarbakır’dan aslında çok fazla bir şey anlamayarak Mardin’e doğru yola çıkıyoruz.

Daha önce GAP Turu yapacağımı söylediğim Binrotalı Nükhet Hanım bana bayramda gitmememi önermişti ama ne yazık ki plan yapılıp hazırlıklar ona göre tamamlanmıştı, aslına bakarsanız onun ne denli haklı olduğunu daha gezimizin ilk dakikalarından itibaren anlamaya başlamıştım. Nasıl ki bir kent tanımanın yolunun önce sokaklarında kaybolmak olduğu bilinse de, bence bunun öncesinde o kenti tanımanın ilk yolunun insanların  var olduğu ve günlük rutinlerini yaşadıkları o kalabalıkları solumak olduğunu düşünüyorum.



İkinci bölümümüzde görüşmek dileğiyle…

Sağlıcakla…

derkenar: Yazıma maalesef fotolarımı yükleyemiyorum, buradan yetkililere sesleniyorum, “sesimi duyan var mı?” 🙂

poe 


 


 


 

14 yorum

  • poetrey dedi ki:

    Fotolarımı ekleyemedim yazıya ne yapmam gerek?
    🙁

  • hburcu dedi ki:

    Yazıyı burada kesmeyin sakın =)

  • poetrey dedi ki:

    Aslında Burcu yazı burada bitmiyor tabii, ama fotoğrafları ekleyemeyince oldukça bozuldum, böyle de çıplak gibi kaldı:(

  • bosfor dedi ki:

    İçten bir anlatım ve güzel bir yazı. Demek bayramlarda bu turlara katılmamak gerekiyor, bunu da öğrenmiş olduk, teşekkürler.

  • poetrey dedi ki:

    Ben teşekkür ediyorum,
    kesinlikle bayramlarda katılmamak gerekiyor bence, hele de ruha dokunmaksa amaç, bayramlar ideal zamanlar değil.
    Sağlıcakla…

  • cnr_mtnt dedi ki:

    yazınız sanırım gözden kaçmış.. evet yeterince gezememişsiniz diyarbakır ı ve bayram günü yanlış bi gün bencede dediğiniz gibi herkesin rutin işleriyle ilgilendiği normal bir günde gezmelisiniz.. izninizle birde düzeltmem olacak 10 gözlü köprü silvan tarafında yer almıyor bildiğim kadarıyla.. seyahatname lere yazıya çok güzel bir hava katmış ama fotoğraflarınızı merak ettim.. bu link te görebilirsiniz fotoğrafları nasıl eklediğinizi.

    http://www.binrota.com/Article.aspx?ArticleID=222

    merakla bekliyorum fotoğrafları.. linki açtıktan sonra forumda 4. sayfada bulabilirsiniz görsel anlatımı..

  • maden dedi ki:

    güzel ve içten bir anlatım olmuş bende gitmeyi düşünüyorum ama bayramda gitmemek gerektiğini anladım aklımın bir köşesinde bulunsun kalemine sağlık

  • poetrey dedi ki:

    Çok teşekkür ediyorum,
    Ama rehberin bize anlattığı eski silvan yolu üstü demişti sanırım belki o yüzden yanlışlık olmuştu haklısın cnr.
    Fotolarımın yüksek çözünürlükte olmasından sanırım yükleyemedim ve ona uygun programım yok küçültemedim, deneyeceğim bırakmayacağım böyle…

    Selamlar…

  • poetrey dedi ki:

    maden size de teşekkür ediyorum,
    sizin de yüreğinize sağlık…
    Selamlar..

  • Patricia dedi ki:

    .az gezmek ama fazla bilgi. fotoğraflar çok güzel anlattığına göre diyarbakır da güzel.

  • ceptaran dedi ki:

    fotoğraflarınız çok etkileyici poetrey.surların isimleri ise çok enteresanmış,o isimlerin bir hikayesi olup olmadığını merak ettim doğrusu

  • haymatlos dedi ki:

    üstten ikinci ve üçüncü fotograflarını çok beğendim poetrey…yazın da çok iyi bu arada. sanırım bu sitede önce fotografa, sonrasında yazıya yorum yapan tek kişi benim sanırım(:

  • poetrey dedi ki:

    ceptaran çok teşekkür ediyorum.
    Surların isimlerinin anlamını ben de bilmiyorum, ama haklısın araştırmalıyım.
    Selamla..

  • poetrey dedi ki:

    haymatlos, çok teşekkür ediyorum, aslında yüklenecek bir sürü fotom vardı, ama beceremedim:( yüklemeyi.

    Işıkla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*