Fransa Gezisi 2

Fransa(2)-Alpes-de-Haute-Provence-

Alpes-Cotes-d’Azur)-
(Vinon-sur-Verdon)-Manosque-Volx-Villeneuve-(Montigné-le-Brillante)-Lurs-Peyruis-
(Château-Arnoux-Sainte-Aubain)–Les Bons Enfants-Sisteron-Serre-Ponçon -La
Durance-Belvédère–La Chapelle Saint-Michel-Rousset-(Savines-Le-Lac)-Le
Lauzet-Valensole-(Faucon-du-Caire)-(La
Motte-du-Caire)-(Gréoux-Les-Bains)-Ganagobie- (Aix-en-Provence)-Marseille
 

Sabah erkenden yola çıkıp Vinon,Manosque,Volx,Villeneuve,Le Brillant,Lurs,Peyruis,Arnoux,Les
Bons Enfants Sisteron ‘dan geçerek dağlara doğru ilerliyoruz. Durence
kıyısı boyunca uzanan sivri kayalıkların olduğu bölgenin bir efsanesi var. Les
Penitants des Mées( Mées bu bölgede bir köyün adı. Pénitant da Fransızcada
kefalet ödeyen anlamına geliyor.) Bir zamanlar bir rahip topluluğu Mées’ye
doğru yola çıkmış. Bu bir haç yolculuğuymuş. Durance ‘a vardıklarında
içinde denizkızlarını taşıyan bir yelkenli görmüşler. Kızlar o kadar güzellermişler
ki rahipler onları seyretmekten kendilerini alamamışlar. İşte o anda
işledikleri bu günah onları taşa dönüştürmüş. Peri bacalarına benzer sıra
sıra  uzanan sivri kayalara
dönüşmüşler. Aklıma ister istemez bizde çocuklar için söylenen bir laf geliyor.
“Elini büyüklere kaldırma çocuğum, kaldırırsan elin taş olur” Neyse
gülüp geçiyoruz. Buradan Avrupa’nın en büyük baraj gölüne hareket ediyoruz.
Serre-Ponçon gölü suni bir göl. Durance nehri üzerinde bir baraj gölü.

Dağlara
doğru kıvrılarak çıkan yolda barajı seyredebilmek için yerler var. Gerçekten
çok güzel. Muazzam bir hidro-elektrik santralı. Ama burada en ilgi çeken
küçük Saint-Michel kilisesi. XII.yüzyılda yapılmış.1961 yıllarında baraj
gölü tamamlanırken bu kilisenin de suların içinde kalacağı düşünülmüş ama
daha sonra yapının yüksek bir yerde olması nedeniyle suların ortasında
kaldığı görülmüş. Şimdilerde aynı Le Mont Saint-Michel gibi turistik olmuş.
Aslında ona benzer bir yanı da var. Kışın gölün suyu alçalıyormuş ve
adacığa yürüyerek gidilebiliyormuş. Göl oluşturulurken Rousset,(Savine-Le-Lac)-Le
Lauzet köylerinin yapıları da sular altında kalmış.Bir söylentiye göre Saint-Michel
kilisesinin çanı buna direnmiş ve kaybolan köyler için çalmaya devam
ediyormuş. Yani çevreden hala bu çanın sesi duyuluyormuş. Efsaneler

 her zaman hoşuma gitmiştir diye
düşünüyorum. Bu köylerden Savine halkını başka bir yere gitmek istemedikleri
için yine baraj çevresinde bir yere yerleştirilmişler. 

Tam
tepede hediyelik eşya ve taşlar satan bir mağaza var.Fosiller ve değerli
taşlar. Hava soğuk. Yağmur çişeliyor. Valensole ovasında ilerliyoruz. Alabildiğine
lavanta tarlaları. Daha tam çiçeklenmemişler ama yine de mor renk insanın
gözünü alıyor. Öyle güzel ki… Bu arada Faucon-Du-Caire köyünden geçiyoruz. Köyün
özelliği Fransa’nın en yaşlı ve en tanınmış politik kişilerinden biri olan
Arthur Richier’ nin hala belediye başkanlığı yaptığı

 bir yer. Kendisi 1922, Faucon-Du-Caire
doğumlu. Fransızlar onunla gurur duyuyorlar. Buradan La Motte du Caire ‘e
geçiyoruz. La Motte-Du-Caire de küçük şirin bir yer. Beş yüzün üzerinde bir
nüfusu var. Oldukça eskilere dayanan bir tarihi var. Dağların arasında. Zaten
bu bölge dağ ve düzlüklerden oluşuyor. Özellikle de sivri kayaların
bulunduğu dağlar. Dağ sporlarının revaçta olduğu bölge. .Alabildiğine
yeşil. Küçük meydanında bir çeşme ve sıcaklığı gösteren bir termometre
çiçeklerle süslü bir kafe göze çarpıyor. Yavaş yavaş yola koyuluyoruz. Valensol

 ve Greoux arasında dağ yollarında
ilerlerken bir devekuşu çiftliği görüyoruz. Şoför açıklamalarda bulunuyor. Devekuşunun
her şeyinden yararlanıldığını söyleyerek bir devekuşu yumurtası fiyatının
25 £ olduğu

nu ve
bundan yapılan omletle altı kişinin doyduğundan bahsediyor. Ege Bölgesinde
de böyle çiftlikler var.

Akşam
yemeğinde Ratatouille yiyoruz. Aslında bu yemek adını taşıyan animasyon
film ile meşhur oldu ama Fransızların milli yemeklerinden biri. Bizim
türlüye benziyor. Kabak,patlıcan,domates,biber,soğan ,sarmısak. Ertesi gün
kaldığımız yere yakın Greoux-Les-Bains köyüne yürüyüş yapıyoruz. Bir dağ
köyü. Gelincik tarlalarından geçiyoruz. Bu köy termalleri ile ünlü. Tabi ki
pazarından söz etmeden geçemem. Muhteşem.

Provence
ürünlerini bulabiliyorsunuz. Sabahtan öğleye kadaraçık. Meydanda oturup Diabolo-Menthe
(nane şurubu, limonata, soda karışımı bir içki)içiyor, krep yiyoruz. Ertesi
gün Ganagobie Manastırına gidiyoruz. Tepelere tırmanıyoruz. Bu manastır
oldukça kutsal ve tarihi. Beyaz yüzüyle işlemeleri çok ilginç. Gezimizin
sonunda Aix-En-Provence’a gidiyoruz. Çeşmeleri, dar sokakları, geniş
caddeleri, tarihiyle muhteşem bir şehir. Tam yaşanılacak yer. Benim ikinci
gelişim. Geçen gelişimde de bu tadı almıştım. Geniş caddesinde tipik
Fransız kafeleri. Marsilya’ya geçiyoruz. Marsilya bir liman kenti. Burada benim
için çok güzel olan bir olay yaşıyorum.

Marsilya’nın
savaşta çok fazla zarar görmemiş olan

 Panier semtinde yapılan Sokak Çocukları
Festivali.

Bunu
organize eden Patou Rahal Cezayir asıllı bir bayan.Marsilya çok göçmen alan
bir şehir. Vaktiyle anne babası buraya yerleşmiş. Bu semtte oturuyor. Fakir,
düşkün insanların yaşadığı bölge. Avrupa’da çok sıklıkla
rastlayamayacağımız bir manzara. Beyaz, siyah bir yığın insan. Herkes kendi
vatanının yemeklerini takılarını ve daha akla gelebilecek birçok şeyi bu
festivalde sergiliyor, para kazanıyor. Patou ise gönüllü olarak çalışıp bu
kişilerin çocuklarını bir yıl boyunca yine gönüllü insanlar bularak
eğitiyor. Kimileri dans öğreniyor. Kimileri

tahtadan
ve değişik maddelerden oyuncaklar yapıyor.

Her
türlü çalışmaları sergiliyorlar. Hatta Patou bu

çocuklar
için Marsilya’nın küçük adacıklarında yaz kampı düzenliyormuş. Marsilya
futbol takımından bir futbolcu gelip bir hafta boyunca onlarla birlikte futbol
oynuyormuş. Bu çalışmaları çok artınca Marsilya Belediyesi ona görev
vererek maaş bağlamış. Böyle insanların olduğunu

 bilmek ne güzel. Kendisini içten kutladım.
Patou ile gezerken bize buraları hakkında epeyce bir bilgi verdi. Marsilya rüzgârın
bol olduğu bir şehir olduğu için değirmenin çok olduğunu vaktiyle yapılmış
olanların şimdilerde ev olarak kullanıldığını söyledi.

Gezimizin
en can alıcı bölümüydü. Oradan zor ayrıldık.

Bir
Fransa gezisi daha böyle sona erdi.

 

6 yorum

  • ayca42 dedi ki:

    Güzel bir yazı olmuş , elinize sağlık, hele de şifa verme özelliğiyle bilinen ametist taşının resmine bakmaya doyamadım…

  • Zeynep dedi ki:

    keyif alarak okudum yazınızı yazınız ve fotoğraflarınız için teşekkürler

  • arkutbay dedi ki:

    Masal diyarları gibi yerler . Keşke daha çok gezip daha çok anlatsanız .

  • besteerbak dedi ki:

    Keyifle okumanıza sevindim.Çok teşekkürler.

  • NEŞE dedi ki:

    Baraj gölündeki çalışmalar acaba bize örnek olabilirmi diye düşündüm….Marsilya daki çocuklara önderlik eden Cezayir asıllı madam ı ben de kutluyorum,Marsilya gibi çok kozmopolit bir şehirin buna çok ihtiyacı var…Teşekkürler Beste…

  • besteerbak dedi ki:

    Aslında bizde de buna benzer çok çalışma yapılıyor ama örgütlenmede sorunumuz var sanırım.Güzel yorumuna teşekkürler Neşe…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*