Floransa , Pisa ,Venedik – 2.

Otelde yaptığımız acele bir kahvaltıdan sonra taksilerle tren istasyonuna gidiyoruz. Venedik "Trenitalia" trenimiz 8.30'da kalkıyor.Geç kalmaya gelmez,trenler dakik.Peronu bulmak için biraz vakit harcıyoruz.Bazen peron numaraları değişebiliyor,dikkat etmek gerek. Burası şehrin ulaşım noktası.Gelen ,giden, koşuşturan insanlar bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar.

Murano Cam Heykel Sivri camlar güneş ışınları gibi.

Yanlış yapmamak adına tren memurlarına sorarak biniyoruz. Tüm gün Venedik gezildikten sonra akşam geri döneceğiz.Tren fazla konforlu olmasa da pek fena değil.Yerler numaralı.

Tabii bu bir avantaj.İki saatlik bir yolumuz var.Venedik son durak olduğu için telaş etmiyoruz.İtalyanın yeşil,tipik topraklarında ilerleyen tren oldukça keyifli. Venedik Santa Lucia tren istasyonuna vardığımızda bizimle birlikte seyahat eden turistlerle kendimizi istasyona atıyoruz.Şehir eskiden Venedik Cumhuriyeti olarak geçiyormuş.Venedik, yüzün üzerine adacığın üzerine kurulmuş bir şehir.Adriyatik denizinin kıyısında. Şehrin tarihi kısmında adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve bunları birbirine bağlayan 400 köprü varmış.

Venedik istilacılardan kurtulmak için anakaradan ( Mestre Bölgesi) Laguna'ya kaçan halk tarafından M.S 811 yılında kurulmuş.Kendilerini buralarda daha güvenli hissetmişler.Yarım ay şeklindeki lagunada bulunan ve sayıları 118'i bulan  adacıklara yerleşen halkın  buralarda, temelinde  birbirine dayanan ahşap kazıklar üzerine inşa ettikleri yapılar, zamanla ahşabın su altında kalması sonucu beton kadar sağlam hale  dönüşmesiyle bugünlerin masalsı Venedik şehri ortaya çıkmış. Adriyatik denizinin girdiği  kanallar arasındaki bu yapılaşma gerçekten mükemmel olmuş. Venedik şehri Ortaçağ sonrasında Avrupanın en önemli ticaret merkezlerinden biriymiş.Avrupanın motorlu taşıtlara izin verilmeyen tek kenti olarak biliniyor.Her türlü taşıma deniz yoluyla kanallar aracılığıyla yapılıyor.Ama sular yükselir de Adriyatik bu harika şehri kaplarsa ne olur?  Şöyle ya da böyle dünyada görülebilecek en orjinal bir o kadar da sihirli bir şehir olduğunu düşünüyorum.Bu kanallarda dolaşan gondollar taşıma amacıyla kullanılıyor ve şehre bir başka güzellik katıyor.Anlatılanlara göre uzun ihtişamlı gondolların siyah rengi fazla dikkat çekmesin diye seçilmiş.Şehrin sembolü haline gelmiş.Bunlar her türlü tören için de kullanılmaktaymış.Eskiden soyluları taşımak için kullanılıyormuş,şimdilerde turistleri. Gondolcuların da siyah beyaz kıyafetleri çok güzel . Kanallarda süzülüyorlar. Bunların yanında küçük teknelerde kullanılıyor.Evlerin kapısı direk kanallara açılıyor.Anlatılanlara göre  burada kanalizasyon sistemi yokmuş.Evlerin atıkları doğrudan denize dökülüyormuş. Gelgit olayından dolayı evleri su basıyormuş.İnsanlar evlerini satıp başka yerlere göç ediyorlarmış.Evler ateş pahasıymış.Nüfus gitgide azalıyormuş. Şehir yavaş yavaş müzeye dönüşüyormuş.Çöpler ,çöp motorlarıyla toplanıyormuş. Ama nereye döküyorlar bu konuda pek bilgi alamadık.Ayrıca eski şehir çok büyük olmamasına rağmen 200 saray barındırıyor.Hava fena değil.Nem kokusu doğal olarak hemen hissediliyor. Planlı gezmek adına önce "Panoramic Tour" dan "CitySighseeing Venezia " tekne turu biletleri satın alarak şehri görmeyi planlıyoruz .

Bu tekneler "Hop On-Hop Off " sistemiyle çalışıyorlar.Sizi belli bir yere götürüyorlar orada bir süre veriyorlar,geziyorsunuz,güzergah sırasında istediğiniz yerde inebiliyorsunuz.Karada otobüsler ile işleyen sistem burada denizde..Sonra da rıhtım kenarında oturup "Manuel Caffe" de birşeyler içiyor, vakit geçiriyoruz.11.45'te tekne yanaşıyor.Venedik şehrini sularda ilerleyerek seyretmek gerçekten pek güzel..Zattere ( Kayıkhane) kıyı şeridini takip ediyoruz.Kıyıya yakın yerlerde suda direkler var.Bu direkler yanaşan gemilere su derinliği hakkında bilgi veriyorlar.Ayrıca diekler gondol ve tekneleri bağlamak için kullanılıyor. 

Questura (Polis Merkezi)

Venedik tarihi şehrini Tronchetto Garajına ve Kruvaziyer limanına bağlayan monoray (Balık kılçığı şeklinde)

Geze geze giderken bir transatlantiğin yanından geçiyoruz.Güzel bir görüntü yakalıyoruz.Geminin ismini okuyoruz."Costa Delizioza" Adeta bir otel. Demek ki burası suyun derin bölümü.Teknede sürekli olarak önünden geçtiğimiz yapılar hakkında bilgi veriliyor.

Santa Maria del Rosario ( Gesuati) Kilisesi ( 17.yüzyılda buraya yerleşen Dominikenler tarafından yapılmış)

Punta della Dogana (Sanat Müzesi)

Tekne önce San Marco'ya uğruyor. Burası Venedik şehrinin ve dünyanın en güzel meydanlarından biri.Biz iniyoruz.Teknenin kalkış saatine baktıktan sonra yürümeye başlıyoruz. Bu arada gondollar ve küçük bir adacığın( Saint Marc) üzerine yerleşmiş San Giorgio Maggiore Bazilikası ve Çanı ( 1566) ile bir fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyorum.San Marco Meydanına giderken Venedik maskelerinin satıldığı seyyar satıcılar rengarenk.

Rıhtımdan biraz ilerlediğimizde taşın dantel gibi işlendiği "Dükler Sarayı" karşımıza çıkıyor.San Marko Bazilikasının yanında.On dördüncü yüzyılın ortalarında yapılmış.Rönesansın önemli yapıtlarından biri.Saray eskiden Venedik Cumhuriyetinde seçimle başa gelen Dük ve Hakimlerin konutu olarak yapılmış.Çok güzel bir yapı.

Biraz daha yürüyünce San Marco Bazilikası'nın önüne geliyoruz.İsa'nın 12 havarisinden biri olan Aziz San Marco Venedik şehrinin koruyucusu olarak kabul ediliyor.San Marco'nun ölüsü İskenderiye'den getirilerek buraya defnedilmiş.

 

O zamanlar hiristiyanlar ölülerini taşıyamadıkları için ölülerin üzerine domuz eti koyuyorlarmış.Osmanlılar da domuz etini ellemedikleri için cesetin taşınmasında bir sakınca olmuyormuş.Azizin ölüsü de bu şekilde buraya getirtilmiş.Kapının üzerinde bu taşımayı anlatan figürler var.Altın varaklarla süslü resimlerin olduğu bir yapı.Beş tane kubbesi var.Bazilikanın giriş kapısındaki figürler Bizans mozayikleri.

Torre dell’Orologio Bazilikanın yanında yer alıyor.Saat kulesi.Anlatılanlara göre bu kulenin yapımı üç yıl sürmüş.Kadrandaki semboller burçları temsil ediyor.Kulenin üstünde bulunan bronz insan heykelleri 500 yıldır saati çalıyormuş.Biri yaşlı biri genç iki heykel. Onların altında ise Venedik şehrinin sembolü kanatlı arslan heykeli var.

Aziz Marc Çan Kulesi San Marco Meydanı

98 metre yüksekliğindeki kulede beş ayrı çan varmış ve her biri ayrı bir şeyi işaret edermiş.Venedik'in en yüksek noktası.Kırmızı tuğladan yapılmış.Kuleye çıkıp Venedik şehrini seyredebiliyorsunuz.Meydanda özellikle Venedik gondolcu şapkası satan satıcılardan şapka almadan geçmiyoruz.Güzel meydanda lüks kafeler ,çalan klasik müzik.Keyifle oturup bir fincan kahve içmenin keyfi hiçbir yerde olmasa gerek.Fiyatlar yüksek ama değer.

Café Florian ( 1720 )

Artık tekrar tekneye binip Murano Adası'na gideceğiz.Venedik şehrine birkaç kez gelmeme rağmen bu adaya gitmek kısmet olmamıştı.

1921 yılında Venedik'in tüm cam ustalarını bu adaya göndermişler.Uzun yıllar cam üretiminde çalışılmış.Murano kristali ve camları dünyaca meşhur olmuş.Teknenin geliş saatini öğrendikten sonra başlıyoruz gezmeye.Sempatik bir yer.

"Lavorazione Artigiana Vetri Artistici" Hemen bir cam atölyesine giriyoruz.Fiyatlar ateş pahası.Ufak bir hatıra yeter diyorum.Aldığım cam yüzük yolda kırılıyor.Neyse ada gezisinde taktım deyip avunuyorum.

Murano İskele

İçeriye doğru ilerliyoruz.Suyun kenarında ilerlediğimizde bizi ufak bir meydan ve bu meydanda mavi renkte yapılmış bir cam heykel karşılıyor.Çok hoşuma gidiyor.Cam bir başka güzel.

"Cose cosi "adlı Murano hatıralık eşyaların satıldığı güzel ve sevimli bir dükkan

"Busa Alla Torre da Lele" Restoran

Burada öğle yemeğini yemeğe karar veriyoruz.Yaşlı bir garçon bize yer ayarlamak için epeyce koşturuyor.Restoranın dış boyaları falan dökük ama yemekler enfes.Özellikle de balık ve deniz ürünleri.Tadı damağımızda kalıyor.Güneş bizi bayağı ısıtıyor.Sağda solda güvercinler uçuşuyor.Masalara konup kırıntıları yiyorlar.Sarı masa örtüleri kırmızı boyalı restoranla uyuşmuş.Artık dönüş vakti.Tekrar San Marco'ya geri dönme vakti.Biraz daha gezelim diyoruz.Bir gondala binmeden olmaz.

Zattere'de inip ara sokaklardan San Marco'ya ulaşmaya çalışacağız.Dar sokaklar tipik Venedik evlerini barındırıyor.Yıpranmış boyaları yer yer çıkan tuğlaları ve değişik pencereleri,duvarları saran rengarenk Venedik evleri.

Dar sokaklar,köprüler dolaşırken işte aradığımız gondollar diyor ve pazarlık yapıyoruz.Sonra da binip keyfini çıkarıyoruz.Ünlü şair Lord Byron'un evi,ve daha birçok tarihi ev…"Accademia di Belle Arti" 1750'de kurulmuş bir sanat galerisi.Birçok resim ve heykel barındırıyormuş.Gezemedim.Başka bir sefer diye düşündüm.Hakkında epeyce bir yazı okumuştum.Cà Loredan Sarayı ,15.yüzyılda Loredan ailesinin sarayı olarak yapılmış.Bugün otel olarak kullanılıyor.Kırmızı boyalı ve değişik mimarisi var.Tipik venedik pencereleri.Guiustinia Sarayı muhteşem…

 

Cavalli-Franchetti Sarayı (1565 yılında yapılmış,çok hoş bir mimarisi var.Günümüzde bilim edebiyat ve sanat galerisi olarak kullanılıyormuş.Accademia köprüsüne çok yakın.)

Accademia Köprüsü ( Büyük Kanal'da tahta bir köprü. )

Balbi Sarayı (1582'te yapılmış.Venedikli bir aristokratın eviymiş)

"Trocchia Stefano"'da iniyoruz.

Bu güzel yapıların içlerini görmek gerek.Dıştan görünüşlerinden çok daha güzellerdir eminim. Kocaman şatafatlı bir tarih.San Marco'ya çıkabilmek için epey bir savaş veriyoruz. Ama artık tren saati yaklaşıyor.Bir an önce istasyona gitmeliyiz.Hemen bir taksi tekneye biniyor ve oldukça stresli bir zaman geçirerek tren kalkış saatinden 10 dakika önce varıyoruz.Floransa'ya vardığımızda artık gece.Hemen bir pizacı"La Dantesca" ya giriyoruz.Nefis pizzadan sonra yorgun bir halde otelimize dönüyoruz.Venedik rüyası burada bitiyor.

Fotoğraflar yazara aittir.

 

 

2 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Özlemişim Venedik´i , ellerinize sağlık Beste Hocam . Söz İtalyan trenlerinden açılmışken izninizle birkaç detay aktarayım okuyanlara . İtalya´da trenle yolculuk büyük kolaylıktır – özellikle Roma´nın kuzeyinde – . Ana tren garları ya merkezde ya da merkeze giden birkaç yüz metrelik yolun başındadır . Bir merkezde kalınarak rahatlıkla günde bir-iki yer gezilip tekrar trenle geri dönülebilir . Trenler ise genelde 2 tiptir : Hızlı trenler ve regionale denilen çok yavaş değil ama daha çok istasyonda duran trenler . Hızlının 1 saatte gittiği yere 20-30 dk. geç ulaşırlar ama hızlı trenler en az 2 kat pahalıdır ve tren saati yaklaştıkça fiyat farkı iyice artar . Hızlı tren biletleri alınan tren ve saat için geçerlidir , istenirse koltuk numarası alınabilir ve bilet kontrolü trende yapılır . Regionale de ise bilet alındıktan sonra gideceğiniz yöne doğru bütün REGİONALE trenlerinde kullanabilirsiniz -banliyö trenleri gibi düşünün- ama TRENE BİNMEDEN ÖNCE İSTASYONLARDAKİ MAVİ MAKİNALARDA BİLETİNİZİ MUTLAKA DAMGALATMANIZ GEREKİR .İstasyonlarda hangi treninin hangi perona geleceği YILLIK bellidir , duvardaki panolarda görürsünüz ama siz gene de güncellenen ışıklı tabelalarda onaylayın ,az da olsa değişebiliyor . TRENİTALİA.COM sitesine girip trenleri ve saatleri bulup antrenman yapabilirsiniz . Sevgiler .

  • besteerbak dedi ki:

    Çok teşekkürler.Verdiğiniz bilgiler ve beğeniniz için.Ben de birkaç kez bu güzel şehri gezdim.Ama her defasında yeni birşeyler keşfediyorum.Çok masalsı muhteşem bir yer.Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*