Floransa, Pisa ,Venedik – 1.

On defa da gitsem gezmeye doyamadığım sanat şehri Floransa. Sevgili öğrencilerimle Uluslararası Fransızca tiyatro festivalinde ülkemizi temsil edeceğiz.Ne yazık ki Türkiye'den direk uçuş olmadığı için Roma 'da aktarma yapmak zorunda kaldık.Bir Nisan sabahı İzmir'den İstanbul oradan  Roma ,ardından da gece Floransa'ya vardık. Thy ile İstanbul, oradan Alitalia ile böyle dolaşmalı bir yolculuk. Yorucu.Hemen hemen bir günümüzü yolda geçirdik. Çok şükür ki Türkiye'den ayarladığımız servis ile gece yarısı otelimize yerleştik.Floransa Havaalanı Peretola (Amerigo Vespucci)  şehre yakın.Öyle beklediğim gibi moden bir havalimanı değil. Otelimiz Michelangelo şehir merkezinde.Oldukça modern ve temiz bir otel. O kadar yorgunuz ki hemen uyumak istiyoruz. Bu arada otel gece başına bir kişi için 7€ şehir vergisi alıyor. Türkiye'den oteli ayarladığımızda bu belirtilmemişti.Buna dikkat etmek gerek.

Sabah otelde güzel bir kahvaltının ardından Arno nehri boyunca yürüyerek bir an önce Galeria Uffizi'ye ulaşmayı planlıyoruz. Ne kadar erken varırsak o kadar iyi diye düşünüyorum. Zira oldukça fazla talep gören dünyanın tanınmış müzelerinden.Sabah sabah şehrin o büyülü havasını solumak bir ayrı güzel.Nehrin her iki yakasına sıralanmış tarihi yapılar. Çoşkun akan nehir.Yavaş yavaş ünlü Ponte Vecchio'ya yaklaşıyoruz.Eski köprü. Floransa şehrinin sembolü. Arno nehrinin iki yakasını birbirine bağlayan tarihi taş köprü.Üzerinde dükkanlar var.14.Yüzyılda yapılmış.Üzerinde kuyumcular oldukça ünlü.Son derece estetik bir köprü.Köprü hakkında anlatılanlara göre  İtalya ve özellikle de Floransa'da meşhur Medici ailesi burayı gizli bir geçit olarak yaptırmış.Halkın arasına karışmak istemedikleri için bu köprüyü kullanıyorlarmış. O zamanlar köprüde deri dükkanları varmış.İkinci Dünya Savaşında köprü bombalanmamış. Daha sonra ise köprü halka açılmış.

Köprüye doğru yürürken dar bir caddeden geçiyoruz. O kadar dar ki gelen giden birbirine yol veriyor.Yol üzerinde kara tarafında lüks dükkanlar İtalyan zerafetini yansıtıyor. Tabii fiyatlar oldukça yüksek.Şehirde bir nem kokusu hissediliyor. Nehirden olsa gerek.O kadar çok fotoğraf çekiyoruz ki nerdeyse adım adım bu güzel tarihi yerden geçişi ölümsüzleştirmek  istiyoruz.

Yavaş yavaş Galeriye yaklaştıkça kalabalık artıyor. Bir an önce içeriye girip dünyanın en ünlü eserlerini görebilmek için can atıyoruz. Eh haksız da sayılmayız. İçeri girer girmez Amerikalı Pop Art sanatın tanınmış isimlerinde Andy Warhol'un sergisi bizi karşılıyor. İlginç bir sergi.

Klasik sanat ve modern sanat.Bugün sanata doyuyoruz.Aslında bu müzeyi günlerce gezebiliriz.Burada ünlü Medici ailesinin sanat kolleksiyonları sergileniyor.

Botticelli'nin "Venüs'ün Doğuşu","İlkbahar'ı" Tiziano'nun "Urbino Venüsü", "Piero della Francesca" Michelangelo'nun " Tondo Doni"si,Raffeaelo'nun kendi portresi, "Madonna del cardellino" su,

Caravaggio'nun "Medusa'sı, "Bacchus"'sü, Rembrant'ın portresi ve daha birçok eser.Hepsi ayrı güzel,ayrı keyifli. Ayrıca tavanlar muhteşem.

Osmanlı padişahlarının portreleri her yeri süslemiş.Sabah geldiğimizde tenha olan müzede artık zor yürüyoruz.En akıllıca işi erken gelmekle yapmışız. Ünlü eserlerin önü fotoğraf çektirmek isteyen turistlerle dolu.Bu kadar güzel eseri bir arada görmek insanı başka dünyalara götürüyor.

Floransa ve Rönesans  burada bağdaşıyor. Müzenin çıkışında çeşitli hediyeliklerin satıldığı bir bölüm var. Hepsinin kaliteli olduğunu söyleyemem. Aldığım küpe takarken ikiye bölündü. Dönüp değiştirmek istedim ama izin vermediler. Tekrar içeri girmem gerektiğini söylediler. Müzenin çıkış kapısı arka sokağa açılıyor.

Uffizi'den çıktıktan ara sokaklarda restoran ararken güleryüzlü bir garsonu kıramayıp "Il Tocco di Bacco" adlı restorana giriyoruz.Kırmızı tonların hakim olduğu hafif karanlık sevimli bir yer. Özellikle de vitrinde duran kocaman içinde şişe mantarlarının bulunduğu bir şişe dikkatimi çekiyor. Yemekler leziz İtalyan tatları.Yemekten sonra ara sokaklardan "Piazza della Signoria "ya varıyoruz.Burada bir saat sonra buluşmak üzere anlaşıp ertesi gün gideceğimiz Venedik tren biletlerini almak üzere Santa Maria Novella  tren istasyonuna koşturuyoruz. Tren istasyonundan birçok yere direk bilet alabiliyorsunuz.Venedik hızlı tren ile iki saat sürüyor.Biletleri öyle pek ucuz değil.

Yolda rastladığımız bir kitapçıda Kapadokya ile ilgili bir kitap görünce seviniyoruz.Tekrar meydana döndüğümüzde hatırı sayılır bir kalabalık bizi bekliyor.Her tarafta devasa bir o kadar da zarif heykeller…

Michelangelo'ya ait heykellerin bire bir kopyalarının yer aldığı bir meydan.Burada vakit geçirmek Floransa'da yaşamak demek. Loggia del Lanzi adlı bina inanılmaz.

Avlusunda birçok heykel yer alıyor. Bu binadan sonra yapılan Uffizi Galerisi buraya bağlanmış.Sırt sırta vermişler. Avluda en meşhur eser Cellini tarafından yapılan ve Yunan Mitolojisindeki Perseus adlı kahramanın Medusa'nın başını kopardıktan sonra havaya kaldırdığı heykel.Estetik Floransa'nın nefesi. Şimdi sırada "Vecchio" Sarayı "Museo di Palazzo Vecchio"var. Kuleye çıkıp Floransa'yı seyredeceğiz. Görünüşü bir kaleye benziyor ama içi tam bir saray.Tırmanması zor geldi ama değdi. Ünlü Floransa Katedrali en güzel buradan gözüküyor.Dar merdivenlerden çıkarken çekilen zorluk,hedefe ulaştığınızda yerini hayranlığa bırakıyor.Floransa'ya kuşbakışı bakıyoruz.

 

Buradan sarayın içine giriyoruz. O kadar güzel ki..Özellikle yazı masaları dikkatimi çekiyor. Eski insanların ne kadar zarif ne kadar ince zevkli olduklarını bir kez daha düşünmeden edemiyorum.

Bir bölümde Avrupa ve Asya haritaları var. Orada Anadolu'yu bulunca hoşumuza gidiyor. Eski haritalar. Büyük kürenin önünde poz veriyoruz.Her yer ,en ufak bir nokta bile bir eseri gösteriyor.Sarayın çıkışındaki muhteşem salonda resmi bir kutlama yapılıyor.Folklör giysili İtalyanların fotoğraflarını çekiyoruz.Floransa şehrinin eski halini gösteren bir resim ilgimi çekiyor. Avluda çiçeklerle yapılan süslemeler,  mimari çok etkiliyeci.

Buradan çıkınca ünlü İtalyan dondurmaların tadına bakmadan olmaz deyip "Venchi"ye gidiyoruz.

Çok güzel bir yer ,nefis dondurmalar -ben ki pek dondurma sevmem- benim bile hoşuma gidiyor.Tam bir sanayi oluşmuş.Bir yandan envayi çeşit çikulatalar,şekerlemeler bir yandan dondurma.Öyle pek ucuz değil.Ama değer.Külah boyuna göre para alıyorlar. Oldukça kalabalık,herkes sırada.Dar sokaklarda dolaşıyoruz.Floransa'nın ünlü katedrali Duomo'nun önüne gelir gelmez fotoğraf çekmeye başlıyoruz. Gerçekten muhteşem bir yapı.tipik Toscana mimarisinde yapılmış.13.yüzyılda inşa edilen katedral yeşil ve beyaz renkleriyle ünlü. Aynı mimari Pisa ve Luca'da da var. Gotik tarz farkediliyor. Her yerinde bir işleme bir heykel.Bu arada biri "isterseniz resminizi çekeyim"deyince bir Türk grubun orada olduğunu farkettik.Bu mevsimde fazla Türk turiste rastlamamıştık.Katedralin özellikle yeşil renkte taşlar ile süslemeleri harika.Daha sonra İtalyanların anlattığına göre bu tür yapılar çok fazla değilmiş.Anılardan bir fotoğrafımı paylaşmak istedim.

Yavaş yavaş gece çöküyor.Otele dönme vakti.Buradan ayrılmak zor.Ama ertesi gün erkenden Venedik bizi bekler.Dönmeden önce akşam yemeği yemeğe gidiyoruz."Ristorante il Paiolo".Via del Corso'da.Çok güzel bir yer.Duvarlar bu şehre ait irili ufaklı tepsiler ile süslenmiş.Dar ama hoş bir restoran.Yemekler de nefis.

Çıktıktan sonra meydana kurulmuş bir dönme dolap bizi karşılıyor.Çocukluğa dönme vakti. Yerlere çizilen resimler,heykeller.. Gece bir başka güzel.

Tüm fotoğraflar yazara aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*