Farklı Dünya Küba 7 – Varadero / Trinidad Ocak 2020

Farklı  Dünya Küba 7 – Varedero – Trinidad / Ocak 2020

27 Ocak oldu bile. Geziye doyamıyoruz. Haftanın ilk günü, ev sahibemiz Betty’nin hazırladığı gerçek doğal malzemelerden oluşan kahvaltımızı Küba’ya has demir sandalyelerde çiçekler arasında bahçede yapıyoruz. Hava biraz serin. Otobüsümüz öğleden sonra 02.15’te olduğu için rahatız. Bu sabah bir kez daha o güzel denizin tadını çıkarmaya niyetliyiz Yolumuz Küba’da en son olarak gezmeyi planladığımız Trinidad şehrine  doğru..

Ara sokaklardan dolaşa dolaşa plaja geliyoruz. Öğleden sonra dalgalı olan deniz şimdi kıpırdamıyor bile. Engin mavinin her tonu denizde pelikanlar yüzüyor. Suyun ve kumsalın güzelliğini tarif edebilmek için sözcükler yetersiz kalıyor. Avrupalı, Amerikalı turistler güneşten yanmış, ıstakoz misali kıpkırmızı olmuşlar.

Kumsalda yürüyüp deniz kabukları topluyoruz. Öğlene doğru hiç istemeden plajdan ayrılıp eve dönüyoruz. Betty ile vedalaşıp ayrılıyoruz. Artık yolları öğrendiğimiz için otobüse yürüyerek gideceğiz.

Otobüs terminalinin bu köşesini fotoğraflamak çok hoşuma gidiyor. Akşam 9’da Trinidad’a varacağız. Bu yolculuk oldukça uzun. Aşağı yukarı yedi saat sürüyor.

Trinidad Karayipler’de yer alan ve iki farklı isimli adadan oluşan başka bir ülkenin adında geçiyor. Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti. Hatta ben Trinidad’a gidiyorum deyince, Türkiye’den arkadaşlar bu ada ülkesine gidiyorum sanmışlar.

Trinidad şehri Küba’nın güney kıyısında . 1514 yılında Küba’yı kuşatan İspanyollar tarafından kurulmuş bir koloni şehri. İspanyol Diego Velázquez de Cuéllar tarafından kurulan şehir tarihte şeker ticareti ve ne yazık ki köle ticareti ile tanınıyormuş. Şehirde eskiden kalan binalar restore edilmiş. Sömürge evleri halen muhteşem mimarileriyle durmakta. Trinidad, 1988’den beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Bence Küba’da gördüğüm en güzel, en masalsı yer. Bir hafta bile kalabilirdim. Keşke zamanım daha çok olsaydı diye üzüldüğüm şehir. Her yer sanki bir kartpostal. İnsan seyretmeye doyamıyor.

Okula giden çocuklar, komşularıyla sohbet edenler, tek katlı, verandalarında sallanan koltuklarıyla bahçeli evler, çeşit çeşit ağaçlar, tütün tarlaları… Otobüs içinde gözümü bile kırpmadan çevreyi izliyorum. En ufak bir detayı bile kaçırmak istemiyorum.

Yolda mola verdiğimiz yerde bir Açıkhava müzesine rastlıyoruz. Museo Girón. Nisan 1961’de, Soğuk Savaş sırasında Amerika’da yaşayan sayıları yaklaşık 1.400’ü bulan sürgün Kübalı, Fidel Castro’yu devirmek amacıyla Domuzlar Körfezinden Küba’ya çıkarlar. Ama büyük bir yenilgiye uğrarlar. İstila başarısız olur. Bu müze bu savaş sırasında kullanılan silahları ve Küba devrim birliklerinin nasıl eğitildiğini anlatılıyor.

Akşam tütün tarlalarını görünmez hale getiriyor. Yolculuk yorucu ama eğlenceli geçti. Trinidad otobüs garına vardığımızda ev sahibimiz bizi karşılıyor. O kadar güler yüzlü ve konuşkan biri ki eve ulaşmak için yürüdüğümüz yol boyunca bize buraları anlatıyor. Bay Rosquete evini övüyor ama gerçekten de sonuna kadar haklı. Şirin bir hanımı var. Bize hemen yemek ikram ediyorlar. Odamız tertemiz ve rahat. Huzurla uyuyoruz.

ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*