Farklı Dünya Küba-4 (Viñales) Vinales2020

20 Ocak,Pazartesi günü kahvaltıdan sonra Vinales turuna katılmak üzere evimizin hemen yan sokağına bizi almaya gelen otobüsümüzü bindik.Bugün buradan iki buçuk ,üç saat uzaklıkta, Pinar del Río’da, 1999 yılında UNESCO tarafından Doğal ve Kültürel Miras olarak kabul edilen Vinales Vadisi ve Milli Parkını görmeye gidiyoruz.

132 km²’lik bir alana yayılan  dağlarla çevrili ve karstik bir yapı sergileyen bölge halen geleneksel tekniklerle sürdürülen tarım, iklim  özelliği ve verimli toprakları nedeniyle Dünyanın en iyi tütün üretilen yerlerinden biri.

Vadide  çarpıcı olan, düz yeşilliğin içinde dağ görünümlü kaya yükseltileri, Mogotelerin ilginç bir görünüm oluşturması.Bölgedeki çiftlik evleri geleneksel mimariyle doğal malzemelerden yapılmışlar ve çatıları çok değişik.

Arazide birkaç yüzyıldır değişmeyen bir tarım yapılıyor.. Özellikle tütün ekimi çok önemli bir yer tutuyor. Mekanik tarım tütün hasatında kaliteyi düşürdüğü için burada yapılan geleneksel tarım çok değerli. Aile çifliklerinde yıllardır babadan çocuklara geçen tarım geleneği sürüyor. Orijinal bir kültürü yakından izlemeniz mümkün. Ülkede olası doğal afetler ve küresel ısınmanın vadiyi etkilemesini engellemek amacıyla devlet tarafından çeşitli önlemler alınmış.

Otobüsümüz Küba’nın yeni inşa edilen modern binalarının yapıldığı bölgeden geçiyor. Bol bol devasa iş makinaları,vinçler çalışıyorlar.Adanın batı tarafına doğru ilerliyoruz.Sierra de los Organos’a doğru. Küba Bağımsızlık Savaşı’nda önemli bir rol oynayan

General Calixto García Íñiguez’in (1839-1898)  heykelini görüyoruz.

1928’de yapılan koyu pembe renge boyanmış,colonial mimarisi ile dikkat çeken President Otel Havana’nın ilk yüksek yapılarındanmış.

Çiçek açmış ağaçlar yolları süslüyor.Caddeler geniş.Bu yeni yapılaşmanın arasında yenilenmiş rengarenk colonial evler. Bazıları hala restore edilmeyi bekliyor.Sokak aralarında eski kitap satıcıları, hatta bir sirk çadırına rastlıyoruz. Bir müddet sonra yolumuza deniz kenarından devam ediyoruz.

Otobüs Las Barrigonas‘ta duruyor. Vadiye giden tüm turlar burada mola veriyorlar. Turistik bir merkez.Doğanın farklı bir örtüyle bezenmesi buradan itibaren başlıyor..Yeşilin her türü.Çatılar doğal malzemeyle kaplanmış.Suların aktığı bir yer.

Buradaki bir mağazadan yeşil timsah çizili bir Küba tişortu satın alıyorum. Aslında Küba’nın lakabı “Yeşil Timsah” . Zira adanın şekli timsahı andırıyor,yeşilinin de bol olduğu düşünülürse yakışır bir ad.Duvardaki büyük bir harita bulunduğumuz bölgeyi gösteriliyor. Biyolojik çeşitliliği fazla olan topraklar. Manzara muhteşem.Bir kahve molasından sonra buradan ayrılıyoruz.

Küba’da dikkatimi çeken birşey de çoğunlukla örneğin bir köye mi geldiniz ya da falanca yeri mi arıyorsunuz doğal bir  taşın  ya da bir tahta parçasının üzerine yazılmış bir yazı görüyorsunuz. Pratik ,maliyetsiz ve yaratıcı.Evler tek katlı. Renkli ve mutlaka varendalarında sallanan koltuklar var. Bunlar çoğunlukla demirden veya tahtadan.Ayrıca bazı duvarlarda ankesörlü telefon görülüyor. Her evin mutlaka bahçesi var. Bir köyden geçerken gördüğümüz açık havada çalışan berber ilginç. Tütün tarlaları köy okulları, okula giden öğrenciler, atlarına binmiş köylüler görüyoruz.

Bohios” denen penceresi olmayan doğal malzemelerden yapılmış evler yeşilin içinde o kadar güzel gözüküyorlar ki.

Bir ailenin işlettiği Benito Camejo Noderse’in çiftliğine geliyoruz. Burada puronun nasıl yapıldığı, tütün ve hasadı konusunda bilgiyi ailenin genç oğlundan dinliyoruz. Erkeklerin şapkaları ilgimi çekiyor. Tam kovboy şapkası. Tütünün yaprakları çok büyük. Onların kurutulması ve hazırlanışı hiç de kolay değil. Daha sonra rehber bahçede çeşitli ağaçları bunlardan elde edilen ürünler hakkında bilgi veriyor. Burası tam bir çiftlik. Her türlü hayvan var. Evde aile kendi yaptığı Rum’dan ikram ediyor. Hem puro hem Rum hem de kahve satıyorlar.

Sırada Dünyanın en büyük duvar resmi olarak kabul edilen Mural de la Prehistoria var. Yemyeşil bir alana -güzel bir kapıdan giriyoruz. Ağaçlar çok değişik.

Ulu kayalar alanı çevirmiş. Büyük bir kaya bloğunun üzerindeki duvar resmi hemen göze çarpıyor. 120 metre yüksekliğinde ve 180 metre uzunluğunda olan bu kaya resmi, ressam ve bilim adamı Leovigildo González Morillo tarafından, tarafından 1961’de tasarlanmış ve  resmin tamamlanması tam dört yıl sürmüş. 18 Ressam çalışmış.Jura devrinden kalma kayaya çizilen eserin boyalarının zaman içinde bozulmaması için birçok işlem yapılmış.Resimde dinazor tasvirleri,dev deniz kabukları,sürüngenler ve ilk insanlar görülüyor. Resim insanın evrimi anlatılıyor.Birçok Ulusun bayrağının bulunduğu barda bizim bayrağımızı da görmek gurur veriyor.

Öğle yemeğini “El Palenque de los Cimarrones”adında  hemen resmin yakınında yer alan bir restoranda yiyoruz.Her yerde olduğu gibi burada da müzik var.Küçük bir topluluk çeşitli ezgiler çalıyor.

Küba’nın TuKola’sı ve yerel yemekleri eşliğinde bu güzel doğada inanılmaz bir huzur. Bahçede elinde pala bir köle ve elinde kırbaç bir sahibi temsil eden bronzdan heykeller görüyoruz.

Yemekten sonra restoranın arka tarafında girişi olan San Miguel mağarasında iki kişi müzik eşliğinde ateş ile bir gösteri yapıyor.Dar bir yoldan kireç taşı mağarasında ilerliyoruz. Çıkş kapısında bir kafe ve bar var.Çok güzel Malezya’daki mağaralara benziyor.Yağmur yağmaya başlıyor.Koşarak otobüse biniyoruz.

Havana’ya akşam dönüyoruz.Bir grup eski Havana’da iniyoruz. Doña Eutimia Paladar ‘da akşam yemeği yiyoruz. “Paladar “ İspanyolca restoran demek.

Harika bir yer.Nefis bir yemeğin ardından ara sokaklara dalıp La Bodeguita del Medio Restoran- Bar’a gidiyoruz. İçerden gelen müziğin ritmi ile dans eden içki içenler sokağa taşmış. Birçok ünlü kişinin buraya gelmiş olması nedeniyle oldukça ünlü bir yer. Pablo Neruda, Salvador Alende , Ernest Hemingway gibi.  1942 yılında açılmış. Ve Mojito ‘su ile ünlü. Hatta bu içkinin ilk defa yapıldığı yer olarak biliniyor. İçersi çok ilginç.Duvarlar fotoğraflar imzalar ,anılar ile dolu. Mojitolarımızı alıp müzik dinledik.

Büyük keyif. Ertesi gün Dominik Cumhuriyeti’ne gideceğimiz için erken yatmak istedik ve Coco taksi ile evimize döndük. Uçağımız çok erken bir saatte olduğu için taksimizi ayarladık. Dominik maceramız başlıyor.

Fotoğraflar yazara aittir.

ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*