Farklı Dünya Küba-3 Havana 2020

19 Ocak,Pazar gezmeye devam ediyoruz.Devrimden önce ihtişamlı malikanelerde yaşayan Amerikalı ve İspanyol tüccarlar çifliklerinde çalıştırmak üzere  Afrika’dan getirdikleri köleleri evlerinin müştemilatlarında barındırıyorlarmış.Her köle aileye bir oda düşüyormuş.İşçilerin çocuk sayıları artınca zenginler bu evleri terk ederek daha başka semptlerde yaptırdıkları evlerine yerleşmişler ve çalışanlara da çocuk yapma yasağı getirmişler.Devrim gerçekleştiğinde bu yapılar harap ve bakımsız  durumdaymış. 1990 Yılında “Havana Kent Ofisi” kurulmuş.

Küba Hükümeti belli bir miktar para aktarımı yaparak bu kuruluşu desteklemiş. Binaların restorasyon ve yenileme çalışmaları başlamış.Evlerde en uzun süreden beri oturanlar kira ödemeden orada kalmışlar. Yenileme gerçekten işin ehli kişiler tarafından yapılmış. Hatta özellikle giriş kapılarında eskilerden kalan yazılar bırakılmış.Böylece yeni ve eskinin bir arada görülmesi sağlanmış.Mimari değeri olan her bina sırasıyla bu aşamadan geçmeye başlamış.Oturanlara kullanım hakkı verilmiş ama mülkiyet hakkı verilmemiş.Satma olmadığı için üç nesildir halk buralarda yaşıyor.Evler restore edilirken aynı mahallelere geçici konaklama evleri kurularak oturanlar buraya yerleştirilmişler.Ayrıca Restorasyon Meslek Lisesi kurularak gençlerin bu alanda eğitim almaları sağlanmış.

“Gran Teatro de La Habana”Opera Binası tüm heybetiyle karşımıza çıkıyor..1837’de Barok stilde yapılmış,heykellerle süslü. Anlaşılan Havana’da her tarzdan yapıyı görmek mümkün. Havana Ulusal Balesi gösterilerini burada yapıyormuş.Bale,Küba’da çok önem taşıyan bir sanat dalı. Bina Enrico Caruso, Fanny Elssler, Anna Pavlova gibi birçok ünlü ismi ağırlamış. 1985’te ünlü dansçı Alicia Alonso gösterisini burada sunmuş.1500 kişilik kapasitesiyle çeşitli konserler ,bale gösterileri ,opera  ve operet gibi sahne sanatlarının yapıldığı yer.

Sonunda  araba  gezimizin son bulduğu Parque Central’e varıyoruz.Sıraya dizilmiş Amerikan arabalarının görüntüsü çok hoş.Burası Old Havana’nın girişi.

José Martí’nin beyaz heykeli bizi karşılıyor.Jose Marti ( 1853-1895) Küba halkının bağımsızlığı için yıllarca savaş vermiş bir  şair ve yazar. Eliyle sanki Old Havana’yı gösteriyor.Parkta dolaşanlar ve internet erişimi yapmak için oturan kişiler  oldukça kalabalık.

İnternet erişimi Küba’da sıkıntılı.Önceleri pek çözemedik ama sonra gayet iyi anladık.Benim telefonum Türksel operatörüne bağlı.Küba’da bulunduğunuz sürece telefonunuzu mutlaka uçak moduna almalısınız. Yoksa sürekli konuşuyormuş muamelesi yapılıyor ve inanılmaz ücretler ödeniyor.Konuşabilmek için Etecsa  telefon kartı almalısınız. Bu kart belirli yerlerde satılıyor.Üzerindeki bir yeri kazıyınca çıkan numarayı telefonunuza giriyorsunuz ve sadece internetin bulunduğu yerlerde konuşabiliyorsunuz. Özellikle turistlerin bol olup telefonlarına baktıkları yerler bu noktalar.Konuşmanın süresi var.Buna dikkat etmeniz gerekiyor. Biz Casa’ya ilk geldiğimizde “wi-fi var mı?” diye sormuştuk . Genç kız bir kod girdi konuştuk. Daha sonra bitti dedi. Sonradan anladık ki gelenler kod verip konuşuyor. Ama süreyi doldurmadıkları için siz de kullanabiliyorsunuz. Obispo Caddesine doğru yöneliyoruz. Faytonların ve Coco taksilerin bulunduğu yere geldiğimizde bir heykel daha görüyoruz.

Plaza de Albear’da  Francisco de Albear (1816-1887)Küba’lı mühendis.En büyük projesi Havana’ya su taşıyan Albear Su kemerini inşa etmek olmuş.Karnımız acıktığı için hemen girişte bir restorana girip nefis deniz ürünleri yiyoruz.

Canlı müzik eşliğinde büyük keyif.Cadde boyunca dans eden insanlar,her kafeden gelen çok açılmamış latin müzikleri ,büyülü bir Dünya.Küba’ya ait hediyelik tahta eşyalar,bayraklar,Che şapkaları,tişortları ve envayi çeşit şeyler.

Alışveriş yaptığımız bayan samimiyetle sarılıp poz veriyor. Binaların üst kısmında teraslı restoranlar,meyve satıcıları .Park Cervantes’e gelince ,ağaçların altında eşeğe binmiş şişko Sancho Panza heykeli dört nala.

Miguel de Cervantes’in Don Kişot’u birçok kişiye örnek olduğu gibi Che’nin de çok sevdiği bir esermiş.Bir rivayete göre Cervantes’in İstanbul’a esir olarak geldiği ve 1578 -1580 yılları arasında Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camisi’nin inşaatında çalıştırıldığı iddia ediliyormuş.

Üzerinde Türkiye eşofmanıyla yürüyen bir Kübalı görünce hoşuma gidiyor.Sadece Pazar günleri açık el sanatları pazarı harika.Ne ararsanız var. Bu arada burada deri işleri ve doğal taşlar oldukça fazla ve çok güzel.

Bir dükkan ,daha doğrusu kapısının üzerindeki resim ilgimi çekiyor.“Panaderia dulcería San José” Kurabiye ,ekmek gibi unlu mamüller yapıyor.Tarihin kokusu dışarıya taşıyor.

La Lluvia de Oro Bar’a girip soluklanmak istiyoruz. Dünyaca ünlü Avustralyalı pop star Kylie Minogue 2018’de “Stop Me From Falling feat. “ adlı şarkısına bu barda bir klip çekmiş. İçerisi çok büyük. Çiftler müziğin ritmiyle dans ediyorlar. Biz Mojito ısmarladık. Mojito Küba’nın tanınmış bir içkisi.

Misket limonu, beyaz Rom, nane, şeker ve sodanın karıştırıldığı bol buzlu içecek bu sıcakta nefis oluyor. Buradan çıktıktan sonra inanılmaz güzel bir dans izliyoruz. Barların birinde Kübalı bir çiftin müzik eşliğinde adeta süzülmesi diyebilirim. Mükemmel.  . Aslında Küba sanatçılar için paha biçilmez bir değer. Her yer ayrı bir renk.Bir dükkan ,daha doğrusu kapısının üzerindeki resim ilgimi çekiyor.“Panaderia dulcería San José” Kurabiye ,ekmek gibi unlu mamüller yapıyor.Tarihin kokusu dışarıya taşıyor.

Mercaderes Caddesinde yüksek kaidelerin üstüne oturtulmuş ustaların heykelleri beni çok etkiledi. William Shakespeare (1564–1616), İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu.Miguel de Cervantes Saavedra (1547- 1616), İspanyol romancı, şair ve oyun yazarı ve Luis Vaz de Camões   (1524 -1580) Portekiz’in en büyük şairi. Shakespearein heykeli 2019 yılında, İngiltere Prensi Charles ve eşi Camilla tarafından açılmış.

Ara sokaklardan dolaşa dolaşa eski Havana’nın ilk meydanı Plaza Armas’a ve parkına varıyoruz. Burada demir parmaklıkların çevrelediği Küba’nın ilk Cumhurbaşkanı (1819-1874) Carlos Manuel de Céspedes del Castillo’nun bir heykeli bulunuyor. Cespedes Kübalılar için çok önemli. 1868’de kölelerini azat edip bağımsızlık savaşını başlatan isim. Cespedes Yıllarca Küba’nın bağımsızlığı için mücadele vermiş .

 Armas’ta Castillo de la Real Fuerza’nın giriş kapısının karşısında Havana’nın meşhur tarihi  anıt yapısı El Templet’i görüyoruz.Önemli bir tarihi değer taşıyan bu yapı ,sessizce Küba başkenti Havana’nın ilk kuruluş yerini işaret ediyor.1828 yılında  Arjantin doğumlu bir  İspanyol generali olan Francisco Dionisio Vives Küba adasının Kaptanı ve valisi olarak atanmış ve toplanan ilk katolik kominyon ayinin anmak adına denize bakan bu tapınağı inşa ettirmiş.Binanın ilk bölümünde bir katolik kilisesi var. Bina neoklasik tarzda yapılmış.Yapı antik Yunan tapınaklarına benziyor.İçerde Fransız ressam Jean Baptiste Vermay’ın El Templete’nin neden yapıldığını tam olarak anlatan 3 resmi bulunuyor. Vermay’ın (1786- 1984) mezarı ise yapının bahçesinde .

Burasının bir değeri de bahçesinde bulunan ve Yoruba dini ve Havana halkı için kutsal kabul edilen Ceiba Ağacı’ndan geliyor.

Ağacın etrafında dönerek dilek tutuluyormuş.Bu nedenle ağaç 2016 yılında kaldırılmış ve yerine başka bir ağaç dikilmiş. Yapının karşısında bulunan şato ve kale Castillo de la real fuerza Küba’nın hatta Amerika kıtasının en eski kalelerinden biri. 1558 yılında yapılmış ve 200 yıl boyunca şehrin İspanyol valilerinin ikametgahı olarak kullanılmış.Etrafı hendeklerle çevrili ,mazgallı siperler,heykeller toplar.Bahçede Kübalı ressam ,seramikçi Alfredo Sosabravo tarafından 2004 yılında bronzdan yapılmış “Soldadito” heykelini çok beğendim.O kadar güzel şeyler ifade ediyor ki.

Bir efsaneye göre içerde sergilenen La Giraldilla isimli bronz heykel Doña Isabel kayıp kocasının denizden dönmesini bekleyen bir kadını tasvir ediyormuş. Kulenin üzerinde bulunan rüzgar gülünde yer alıyormuş. Aslında kadının kocası, ölmüş ve asla geri dönmemiş. Bu kadın heykelinin diğer bir anlamı daha var. Hem şehri hem de “Havana Club Rom” unu sembolize ediyormuş.

Kale, 1982 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmış. Kalenin içinde bir de Deniz Müzesi müze var.Yelkenli maketleri görülmeye değer. Yukarıya çıkarsanız manzara harika. Gördüğüm en güzel kalelerden biri. Aşağıda İspanya Kralı VII. Fernando’nun(1808-1833) da bir heykeli var.Tekrar parka yürüyünce yerel kostümleri ,puroları ile Kübalı bayanlarla fotoğraf çektiriyoruz.Bu bir Küba klasiği.

Biraz ilerleyince yine güzel bir bina ile karşılaşıyoruz.Palacio-Segundo-Cabo “İkinci Pelerin Sarayı” 18.Yüzyılda yapılmış barok tarzda bir yapı.Bir zamanlar Kraliyet Postahanesi olarak kullanılmış.Şimdi ise Küba ve Avrupa Kültür Merkezi olarak hizmet veriyor.Tacon caddesinden yürümeye devam ediyoruz.Sokakta turistik eşya satıcıları ressamlar renklere renk katıyorlar.San Ignacio sokağından geçerken sağlı sollu binaları seyretmek pek hoş.

Plaza de la Catedral, adını buradaki Catedral de San Cristobal’den alıyor. Bir katolik katedrali.Kuleleri asimetrik ve Barok tarzda  1748 – 1777 yılları arasında yapılmış.Önünde her yıl büyük bir ayin yapılıyormuş.  Christophe Colomb adına inşa edilmiş. Kristof Kolomb ‘un cenazesi 1898 yılına kadar buradaymış ama daha sonra Sevilla’ya taşınmış. 1746 yılında yapılan ve Arcos Marki’sinin sarayı olan yan binanın sütunların birine yaslanmış.

Dünyaca ünlü İspanyol dansçı, Flamengo ustası, koreograf ,devrimci İspanyol Ulusal Balesini kurucusu Antonio Gades’in(1936-2004) tunçtan bir heykeli duruyor.Küba’ya defalarca gelen sanatçı bir Castro taraftarı,Devrim tutkunu.Öldükten sonra vasiyeti üzerine külleri Küba’ya getirtilmiş ve resmi tören yapılmış.Halen kurmuş olduğu Flamengo Bale topluluğu Dünyayı dolaşarak harika gösteriler sunuyor.

Binanın duvarında buranın restorasyon çalışmalarında bulunan mimar Luis BAY Sevilla adına bir plaket görülüyor. Ayrıca burada Dünyanın en eski posta kutusu olduğu söylenen ağzı açık Yunan trajedilerinin bir maskesi var.Tam karşıda 1760’ta yapılan Aguas Claras ‘a ait barok saray muhteşem. Binanın restorasyonu yapıldıktan sonra burada açılan ”El patio” restoran ve kafeden gelen latin müziği saray ile harika bir uyum içersinde.Hemen yanda  el sanatları mağazasında oldukça orjinal ürünler var.

Yürürken Nümismatik Müzesi dikkatimi çekiyor. Müze Küba Merkez Bankası tarafından açılmış.Sokakta dondurma yiyenler büyük bir kalabalık oluşturmuşlar .Eh bu sıcakta en akıllıca iş.

Artık bir Coco taksiye binerek eve dönüyoruz. Çok hoş. Malecon’dan geçerken balık tutan,yürüyen,sohbet eden Küba halkını seyretmek ayrı bir zevk. Koca bir günü Eski Havana’yı adım adım yürüyerek gezdik.

Akşam eve geldiğimizde Emel Hanım ve Hasan Bey ile Casa yakınlarındaki bir restorana gittik.Cafeteria Nelys. Yemekler lezzetli.Çok bekledik ama değdi. Ertesi sabah hep birlikte Vinales’e gideceğiz.

 

ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*