Farklı Dünya Küba-2 Havana 2020

1 Ocak 1959’da, 7 yıl süren mücadelenin, bir gerilla savaşının ardından Fidel Castro ve Che Guevara önderliğinde gerçekleşen devrim ile Küba tam bağımsızlığına kavuşur. Castro Küba’nın Komünist bir devlet olduğunu ilan eder ve Sovyetler Birliği ile müttefik olur. 1960’ta Küba’daki tüm ABD kaynaklı kurumlar hiçbir tazminat ödenmeksizin devletleştirilir.1965 ‘te Küba Komünist Partisi tek güç olarak iktidara gelir. Fidel Castro başkan olur Che ise yoluna devam ederek başka halkların özgürlükleri için savaşır. Che Guevera ayrılırken arkasında bir veda mektubu bırakır..

Mektubunda:
Fidel,

Dünyanın başka ülkeleri benim mütevazı çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkân vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi.” der.
Küba 1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle yeni bir ekonomik darbe alır.1993’te ABD Kü-ba’ya uyguladığı ambargoyu daha sıkı bir hale getirir.1996’ta ise ambargo kalıcı olur. Günü-müze kadar gelen ambargo Küba’yı her zaman zor durumda bırakır.2006 ‘da Castro hastala-nır ve kontrolü geçici olarak kardeşi Raul’a devreder.2008’de ise Raul Castro, devlet başkanı olarak başa geçer. Fidel emekli olur. 2016 Kasımında Fidel Castro, Eski Küba Devlet Başkanı ve Küba Devrimi’nin lideri 90 yaşında yaşamını yitirir.
2018 yılında seçilen Devlet Başkanı Miguel Mario Díaz-Canel Bermúdez ise halen görevine devam ediyor.

1500’lü yıllarda kurulan ve 1982 yılında Unesco tarafından Dünya Mirasları listesinde yer alan Havana’nın Vedado semti en lüks yerlerindenmiş..Hakikaten evler çok güzel. Hemen hemen hepsinin bahçesi var.Kaldığımız evin ortasında bir kadın heykelinin bulunduğu avluya bakan başka bir bağlantı da Villa Vedado adında bir otele dönüşmüş.Buranın altında ise “Cuatro Lunas” adında bir restoran bulunuyor.

Evin camekanlı bölümü arkada büyük bir bahçeye açılıyor. Bahçede çamaşırların yıkandığı bir bölüm göze çarpıyor.. Anlaşılan bir zamanlar ihtişam içinde yaşamışlar.Özellikle yer karoları çok değişik. Tavanlar yüksek pencereler bol camlı.

İspanyol mimarisini her yerde görmek mümkün. Küba’da tropikal iklim hüküm sürüyor.Hava sıcak zaman zaman yağmur yağıyor.Kaldığımız evin kızı sabah kahvaltısını hazırlıyor.Günlerden Pazar. Kahvaltıda meyve , domates,salatalık,bal, yağ ,ekmek ve taze sıkılmış meyve suyu var. Kahve ya da çay içiyorsunuz.

Omlet de yapmış.Doyurucu. Ama abartılı değil. Herşey yiyebileceğiniz kadar.Yan odada kalan İzmir’deki Küba Dostluk Derneğinin düzenlediği Küba Turu ile gelen Meral Hanım ve Hasan Gürkan da bizimle kahvaltı yapıyor. Sohbet ediyoruz. Ertesi gün onlarla birlikte Vinales turuna katılmayı planlıyoruz. Çok güler yüzlü arkadaşlar.

Memleketten bu kadar uzakta Türkçe muhabbet ayrı bir zevk.Küba’da suyun pahalı olmasından söz ediyoruz.. Toptan alırsanız ucuz oluyor. Devlete ait büyük mağazalarda satılıyor. Sabah böyle güzel bir kahvaltının ardından yürüyerek Old Havana’ya giderek gezimize başlamak istiyoruz.
Denize doğru inersek ulaşabileceğimizi düşündük. Yokuş aşağı inerken bir sokağın içinde 1950’li yıllardan kalma rengarenk arabalarını görünce dayanamayıp binmek istedik.

Renkler muhteşem. Metal kısımlar pırıl pırıl. Herkes kendi arabasının bakımını yapıyormuş. Üstü açık bir araba ile salsa müziği eşliğinde şehir turu yaptık.Chevrolet Bel Air, Ford Fairlene ,Ford Falcon gibi markalar her yerde. Limuzin , Mercury Impala,Plymouth, Chrysler New Yorker, Lada 2101 gibi Rus ve Amerikan yapımı arabalar. Küba’da yıllarca süren Amerikan ambargosu nedeniyle 1956 yılından sonra buraya pek araba gelmemiş. Eski arabalar tamir edilip kullanılmış. Öyle aman arabamı altı yıl kullandım artık eskidi şimdi değiştirme zamanı gibi bir kaygıları olmamış.


Şoför bizi bayağı gezdirdi. Vedado semtinden sahil boyunca uzanan Malecón tam bir kordon boyu.Atlantik Okyanusu kıyısındaki Malecon odukça büyük inşa edilmiş bir dalga kıranı da barındırıyor. 8 km’den fazla .

Eski Havana’ya (Habana Vieja) kadar uzanan bu kıyıdaki büyük caddeden üstü açık pembe renkli 1950’lerin arabasıyla süzülüyoruz desem çok yerinde olur. 1920’li yılların sonunda inşa edilmiş Hotel Nacional değişik mimarisi ile göze çarpıyor.Bu otel birçok ünlüyü ağırlamış. Leonardo DiCaprio ,Frank Sinatra, Ava Gardner, Marlene Dietrich, Gary Cooper, Marlon Brando, Ernest Hemingway ve Winston Churchill de kalmış. 8 katlı ve 5 yıldızlı olan otel Amerikan mafyası tarafından çalıştırılmış. 1962 Füze Krizi sırasında Fidel Castro ve Che Guevara bu oteli üs olarak kullanmış. Tarihi olaylara tanıklık etmiş. 1898 yılında Küba körfezinde esrarengiz bir şekilde patlatılan savaş gemisi USS Maine’de bulunan ve ölen denizciler için inşa edilmiş anıt dikkat çekiyor.

Maine zırhlısı büyük bir tarihi öneme sahip. Kübalıların İspanyollarla savaştıkları sırada Amerikalıların Guantanamo’yu ele geçirmek için batırdıkları amerikan savaş gemisi. Biraz ilerleyince dalgalanan Amerikan bayrağı gözüme çarpıyor.1961 yılında kapatılan Amerikan elçiği 54 yıl sonra yeniden açılmış. Kordondan Havana’nın adeta balta girmemiş diyebileceğim ormanlarına dalıyoruz. O kadar ulu ağaçlar var ki.

Tropikal iklimin göstergesi. Havana’nın en eski ağacının 500 yıllık Bamyan ağacının bulunduğu ,antika Amerikan arabaların turistleri gezdirmek üzere beklediği orman. Almendares parkı adını aynı isimdeki nehirden alıyor.

Parkta içtiğimiz Piña Colada nefis. Rom (Havana Club), hindistan cevizi ve ananas suyu. Turuncu renkte demir bir banka oturup şöyle ormanı solumak harika .


Ormandan çıkınca ünlü Devrim Meydanı (Plaza de Revolucion) bizi bekliyor. 1953’te Batista tarafından yaptırılmış. Çok büyük bir meydan. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş yüzlerce turist sağa sola serpilmiş fotoğraf çekmekle meşkul.

Che’nin demirden eskizi bir duvarda yer alıyor. Küba deyince her zaman akla gelen figür. Bir tarafta mermerden yapılmış Jose Marti heykeli yükseliyor. Bir diğer tarafta Camilo’nun portresi yer alıyor.Binaların bir yüzünde yer alan bu portreler meydanı seyrediyorlar. 1 Mayıs ve Devrim kutlamaları bu meydanda yapılıyor.

“Zafere kadar mücadeleye devam” “Hasta la victoria siempre” diyen Arjantinli devrimci Che sosyal adaletsizlik ve yoksulluk için ölene kadar mücadele etmiş kahraman, sessizce size bakıyor. Çinli bir gurup ilkokul öğrencisi öğretmenleri eşliğinde devrim şarkıları söylüyor.

Kenara sıralanmış eski Amerikan arabaları turistleri gezdirmek için bekliyor. Bu arabalar ile Küba arasında tuhaf bir ironi olduğunu düşünüyorum. III. Carlos caddesinden geçiyoruz. Eski yapıların her biri ayrı güzel.

Rengârenk Havana. Değişik yapısıyla New york Otel.

Çin mahallesinin arkasında gözüküyor. Iglesia del Sagrado Corazon de Jesus “İsa’nın Kutsal Kalbi Kilisesİ” Reina Kilisesi de deniliyor.Gotik stilde 1914-1923 yılları arasında yapılmış bir Katolik kilisesi.

Yan duvarında Havana’nın 500.kuruluşunu kutlayan Papa’nın resmi var. İspanyol mimarisi ile yapılmış bazen yıkık dökük bazen restore olmuş halleriyle evler .Derken beyaz bina.El Capitolio Nacional Başkanlık Sarayı.Washington DC’deki ABD Capitol binasının tıpa tıp aynısı. (Beyaz Saray’ın). 1929’de Devrimden önce inşa edilmiş.Beyaz granit kolonları uzaktan fark ediliyor..Devrimden önce Meclis Binası olarak kullanılmış. Şimdi ise Bilim ve Teknoloji Bakanlığı tarafından kullanılıyor ayrıca burada büyük bir kütüphane var.

Fotoğraflar yazara aittir.

ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*