FADONUN KENTİ:LİZBON

FADO’NUN KENTİ: LİZBON



Lütfen yandaki linkteki müzükği dinleyerek okuyun:  http://fizy.com/s/11dapn


14 – 18 Mayısta yapılacak ERA-EDTA kongresi için Lizbon’a gidiyorum. Bu benim ilk yurtdışı deneyimim olacak. İçimde çokça heyecan ve az da olsa tedirginlik var. Lufthansa ile önce İzmir – Münih uçuşunu yapıyoruz. Münih havaalanının Pasaport kontrolünden geçip AB topraklarına adım atıyoruz. O gün Münih Havaalanının koridorları ne kadar uzun ve bitmez gelmişti, daha sonraki yıllarda Madrid Havaalanını görünce çok ta matah olmadığını anlayacaktım. Münih’ten havalanan uçağımız saat 22.00 gibi yeni yeni kararan ve ışıl ışıl bir şehrin üzerinde alçalarak Lizbon’a iniyor. Valizimizi alıp, bizi karşılayan rehberimizin peşinden “ saido” tabelalarını takip edip çıkıyoruz.




 


Otelimiz şehrin merkezinde ağırlıklı olarak gece kulüplerinin bulunduğu bir yerde.  Odalarımıza yerleştiğimizde saat yeni güne doğru uzanıyordu.



      
 


Sabah erken uyanıyoruz. İzmir’le aramızda iki saatlik, saat farkı var. Otelin küçük ama çok sevimli restoranında kahvaltımızı alıyoruz. Özellikle çeşit çeşit ekmekler çok lezzetli. Kahvaltı sonrasında yakın çevreyi keşfe çıkıyoruz. Otelimiz Praça de Marques de Pombal meydanına çok yakın. Bu meydandan aşağıya doğruda bir orman görünümünde yemyeşil ağaçlarla kaplı çok geniş bir cadde uzanıyor; Avendia Liberdata Yakın çevre keşfi için bu kadarıyla yetinip otelimize dönüyoruz. Otelde rehberimizle buluşup şehir turu yapacağız.



        
Se Katedrali
 
Tam bir Lizbon aşığı olan rehberimiz Lizbon hakkında kısa kısa bilgiler veriyor. Sonra otobüsümüzle Se Katedralinin yanına kadar gidiyoruz. Araplar zamanında aslında bir camii armış yerinde, onlardan ele geçirilince yerine bu katedral yapılmış Devasa Se Katedralini geziyoruz. Buradan yürüyerek Tajo nehrini – nehir olduğunu sonradan öğreniyoruz, biz deniz sanıyorduk.- yukarıdan izleyerek kenti kuşbakışı izleyebileceğimiz Castelo de Sao Jorge’ye tırmanıyoruz.  Tajo nehrini, üzerindeki asma köprüyü, eski Lizbon’u, uzak bir yamaçtaki İsa heykelini izliyoruz. Daha sonra kalenin tam arkasında bulunan 5. yy da Vizigotlar tarafından yerleşim yeri olarak kullanılan, Araplar tarafından gerçek şekli verilen Fado müziğinin yaşadığı Alfama semtinin daracık, bakımsız parke taşlı, pencerelerinden asılı rengârenk çamaşırları sarkan, açık kapılarından karalâhana çorbası kokan evlerinin aralarından dolanarak aşağıya iniyoruz.



    

    
Castelo de Sao Jurge ve genel görünüm
 


FADO, Portekiz’e özgü bir müzik türü. Denizlere açılıp uzaklara giden kocaları ve sevgilileri, kavuşamayanları fakat özlemenin buruk tadını sevenleri anlatır. Latince “kader “ anlamına gelen bu müzik türü ağlamaklı fakat dik başlıdır.



         

      
Alfama
 


Otobüsümüze binip bu kez şehrin başka bir semtine BELEM’e gidiyoruz. Önce Vasco de Gama’nın Hindistan yolculuğuna çıkmadan önce bütün gece dua ettiği, keşiflerden akıttığı parayla oldukça görkemli bir yapı olan ve egzotik ülkelerde gördüklerinden esinlenerek değişik çiçek ve meyve motiflerinin yer aldığı JERONİMOS Katedralini geziyoruz. Girişin sağında ve solunda Vasco de Gama ile onun seferlerini anlatan şairin mezarı var. Katedralin hemen yanında başka bir anıtsal yapı Denizcilik Müzesi yer alıyor. Caddeyi geçip ilerlediğimizde semte adını veren ve Portekiz denizciliğinin en önemli anıtlarından biri olan BELEM KULESİ (1515-1521) yer alıyor. Portekizli denizciler keşif seferlerine bu kuleden başlarlarmış. 1775 teki depremden ayakta kalan ender yapılardan biri. Yeşilliler içinde Tajo nehrinde yelken yapanları seyrederek yürüyoruz. Önce karşımıza bir uçak heykeli çıkıyor. Okyanusu ilk geçen uçak ve pilot anısına yapılmış, ardından Kâşifler Anıtını görüyoruz. Pastéis de Belem adlı minik hamur işi ile ünlü küçük bir pastaneye uğruyoruz. Elmalı tart tadındaki bu ünlü tatlısını da denemiş oluyoruz.



    
Jeronimos Katedrali


  
Denizcilik Müzesi                                  Belem Kulesi


  
Kaşifler Anıtı                                      Okyanusu geçen ilk uçak

Belem sonrası otobüsümüz bizi otelimize bırakıyor. Biraz dinlenip akşamüzeri hem kenti kendi başımıza keşfetmek için elimizde şehir haritası tekrar dışarı çıkıyoruz. Avendia de Liberdade’dan aşağıya doğru yürüyoruz. Önce heykelleri ve havuzları ile görkemli Opera binasının bulunduğu Praça da Pedro IV(Rossio), daha sonra restoranların bulunduğu Praça de Resturades’e geliyoruz. Eyfel’i yapan mimarın öğrencilerinin yaptığı Asansör Gloria’yı karşıdan gören bir restoranda bir şeyler atıştırıyoruz. Yemek sonrası Praça de Figueira’dan parke taşlı, güzel dükkânların ve ticaret merkezlerinin bulunduğu trafiğe kapalı bir yoldan Praça de Commercia Baxia’ya ulaşıyoruz. Meydandaki uluslarası açık hava fotoğraf sergisini geziyoruz. Muhteşem karelerin yer aldığı sergide Türkiye’den de Gölcük’ün deprem sonrası görüntüsü yer alıyordu.



  
Praça de Pedro IV ( Rossio )

  
Praça de Figueria                                    Praça de Commercia Baxia

   
Baxia                                                     Asansör Gloria

   

 


Ertesi gün sabah kahvaltıdan sonra tekrar rehberimizle buluşuyoruz. İsteyenler kenti yürüyerek keşfedecekler. Yedi sekiz kişilik bir grup oluşturuyoruz. A. Liberdade’den yürüyoruz. Rehberimiz bulvarın sağında dar bir sokağa yöneliyor. Oldukça dik bir yokuş yukarı doğru tırmanıyor. Yolun ortasında tek vagonlu rengârenk bir tramvay. Tramvaya biniyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra Bari Alto’ya çıkıyoruz. Portekizli ünlü şair Fernando Pessoa’nın da zaman zaman takıldığı Cafe Brasilia da soluklanıyoruz. Karşımızda hırpani kılıklı bir adam aynı bizdeki gibi bir boyacı sandığı ile ayakkabı boyuyor. Aynı kişiyi akşam Praça de Resturadas’ın ara sokaklarında Fado söylerken dinliyoruz. Alış veriş merkezlerinin arasından parke taşlı yolda yürürken Fado CD leri satan bir araç görüyoruz. Bir Amelia Cd sine 20 € isteyince vazgeçiyoruz. Öğleden sonraki turumlar için kongre merkezine geçiyoruz.



  
Bario Alto’ya çıktığımız tramvay             Portekizli şair Pessoa ile


  

Akşam hep birlikte restore edilmiş eski taş bir binada ki restorana gidiyoruz. Karalâhana çorbası, tavuk ve süpangleden oluşan menümüz saat 22.00 sıralarında bitiriyoruz. Doklar bölgesinde barların, rock kulüplerinin olduğu duyumunu alıyoruz ve geceye orada devam etmek istiyoruz ama Lizbon da hafta içi hayat 22.00 de bitiyormuş. Açık bir yer bulamıyoruz ve otelimize dönüyoruz.



  

      
       Colombos AVM
 


Üçüncü günümüzde kongredeki sabah oturumlarını izledikten sonra Akmerkez kadar ünlü bir alışveriş merkezi olan COLOMBOS’a gidiyoruz. Oldukça pis metro istasyonundan metroya biniyoruz ve alışveriş merkezinin tam altında iniyoruz. Metrodan çıkınca doğrudan alışveriş merkezinin içinde buluyoruz kendimizi. Bugünü de alışverişle tamamlayıp otelimize dönüyoruz. Hazırlanıp akşam yemeği için Bario Alto’daki Fado kulüplerinden birine gideceğiz.



      
     Fado kulübünde

Not: Zaman yetmediği için Türkiye doğumlu olan petrol zengini ve antika meraklısı Gulbenkian’ın şahsi koleksionunun sergilendiği İslam, Uzakdoğu ve Avrupa sanatı bölümlerinin bulunduğu GULBENKIAN MÜZESİ’ni gezemiyorum
 


Yazı ve fotoğraflar: Dr.M. Cengiz TÜMER


 


 

11 yorum

  • rome_o dedi ki:

    sevgili mctümer bugün yazın sayesinde lizbon turu attım binrotada

  • Kedim dedi ki:

    Dr.bey yazinizla bende ozlem giderdim. O cd.yi paraya kiydim aldim.Amalia Rodrigez’e eslik ederek dinleyip duruyorum.

  • justinian dedi ki:

    Çok özenli ve güzel bir yazı. Fotoğraflar çok güzel, tanıtıcı ve yazıya da çok iyi serpiştirilmiş. Bu yaz yaptığım İspanya seyahatine Lizbon ve Porto’yu da eklemek istemiştim ama zaman yetmemişti. Yeniden heveslendim şimdi. Elinize sağlık.

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Ayakkabı boyacısının aynı zamanda fado söylemesi son derece ilginç / Portekiz’de siestadan dolayı, hayatın 22’de başladığını, insanların bu saatte sofraya oturup arkasından eğlenmeye gittiğini okumuştum bir yerlerde. Demek ki hafta içi durum farklıymış.

  • cagritem dedi ki:

    merhaba hocam,

    sanırım bu tür bilimsel konferansların en büyük faydalarından biri de bu olsa gerek.. yeni yerler keşfetmek, farklı kültürler tanımak.. yazınızı zevkle okudum, portekiz’i gideceğim yerler listesine aldım..

  • mctumer dedi ki:

    sevgili çağrı, teveccüün için tşekkür ederim. Braz abartmışsın gibi :),:)

  • nimsev dedi ki:

    Bende bu gece yarısı yazınız ile lizbona gitmiş gibi oldum tesekkur ederim :))

  • Zeynep dedi ki:

    keyifle okudum yazınızı fotoğrafların hepsi birbirinden güzel sayenizde Lizbon’a gitmiş kadar oldum elinize sağlık

  • BÜLTER dedi ki:

    lizbon, gezilerim arasında en sevdiğim yer olma özelliğini koruyor.siz de güzel bir anlatımla ve harika fotoğraflarla anılarımı tazelediniz. nata tatlısını da ben eklemek isterim, sizin yüzlerce ayrıntınıza ek olarak. benim ilgimi çeken bir konu da angola konsolosluğunun çok büyük ve güzel yapısı olmuştu…istanbul da var mı bilmiyorum angola konsolosluğu :)) portekizin sömürgesiymiş, şimdilerde portekizi sömürüyorlar dilencileriyle.

  • edelweiss dedi ki:

    Güzel bir Lizbon yazısı.Ellerinize sağlık.Gitmeyi çok istediğim yerlerden biridir.Işık tuttunuz.Sağ olun,var olun…ı

  • enise dedi ki:

    Sevgili Öğretmenim İzmir buluşmamızda size Lizbon’la ilgili yazı var mı?diye sormuştum.İyi ki somuşum ah! ne güzel anlatmışsınız,o ne güzel fotograflar inanın ki mest oldum.Ayrıca şair Pessoa ile benim de fotografım var.:) Gezi yazıların da kişinin resmi olunca,okurken bana ayrı keyif veriyo.Benim haddim değil ama lütfen kabul edin;ellerinize,yüreğinize sağlııııık çok güzel yazmışsınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*