EGE’DE MAVİ BİR KRALLIK

KRİTİMU, Ege’de Mavi Bir Krallık Saba Altınsay’ın Kritimu adlı kitabını okuyana kadar benim için sıradan bir Yunan adasıydı. Tamam bir zamanlar Osmanlı yönetiminde olan bu adanın tarihi hakkında biraz bilgim vardı ama okuduğum bu mübadele hikayesinden sonra mutlaka bu adayı görmeliyim dedim kendi kendime. Sonunda geçtiğimiz Eylül ayında Girit’e gitme fırsatım oldu. Tarihiyle, doğal güzellikleriyle, ada halkının sıcak ilgisiyle çok güzel bir tatil geçirdim.

Girit 8.300 kilometrekarelik büyük bir ada. Akdeniz’in doğusunda yer alan bu ada sıradağları, geniş kumsalları, zeytin ağaçlarıyla her köşesinde hoş bir manzarayla karşınıza çıkıp sizi kendine bağlayıveriyor. Adada bilinen en eski uygarlık Minos uygarlığı. Daha sonra Venedikliler ve Osmanlıların da aralarında olduğu pek çok uygarlık burada hükum sürmüş. Bu kültür çeşitliliğinin izlerini adadaki tarihi eserlerin yanı sıra girdiğiniz her ara sokakta dahi görmek mümkün. Adanın başkenti olan Heraklion oldukça büyük bir yerleşim merkezi. Şehir adanın ticari ve idari merkezi olması nedeniyle hareketin, koşuşturmanın ve trafiğin bol olduğu bir yer. Ancak büyük bir kültür birikiminin olduğu bu kenti biraz daha yakından tanımaya başlayınca güzelliklerini görebiliyorsunuz.
Minos döneminde burası önemli bir liman şehriymiş, Venedikliler döneminde başkent olarak seçilmiş. Osmanlılar döneminde ise başkent Hanya olmuş ve bu şehir önemini yitirmiş.

Heraklion 1971 yılında tekrar Hanya’nın yerine başkent olarak eski önemini kazanmış. Heraklion’u gezmeye Venizelos Meydanı’ndan başlayabilirsiniz. Burası şehrin merkezi. Şehre gelen turist kafileleri turlarına buradan başlıyorlar. Zira meydanı gördükten sonra yürüyerek kısa bir sürede görülmesi gereken önemli yerlere gidebiliyorsunuz. Oldukça hareketli olan Venizelos Meydanı’ndaki en önemli eser Morosini Çeşmesi. Aslan heykelleriyle süslü bu çeşmenin etrafı irili ufaklı kafelerle dolu. Dilerseniz kafelerde birşeyler atıştırarak bu meydanın keyfini çıkarabilirsiniz. Çeşmenin biraz aşağısına doğru yürüdüğünüzde ise şimdilerde belediye binası olarak kullanılan görkemli bir Venedik yapısı sizi karşılıyor. Venedik Loggiası olarak bilinen bu bina 1628 yılında yapılmış. Bu binanın az ilerisinde bulunan Aziz Titos Kilisesi ise adanın koruyucu azizi olarak bilinen Aziz Titus’un adıyla anılmakta. Aziz Titus adada Hıristiyanlığı yaymakla görevlendirilmiş. Kiliseyi gezdikten sonra aynı yoldan aşağı doğru yürümeye devam ederseniz Venedik Kalesi’ne ulaşıyorsunuz. Masmavi deniz manzarasıyla bütünleşen bu güzel kalenin görüntüsü adeta gözlerinizi dinlendiriyor. Venedik kalesi Osmanlılara karşı şehri korumak amacıyla 1540’ta yapılmış. Burada aynı zamanda, şimdilerde sadece kubbeli kalıntılarını görebileceğiniz Venedik Tersanesi de bulunuyor.

Deniz kenarında bulunan balık lokantaları ise sahil manzarasıyla ve lezzetli yemekleriyle oldukça keyifli. Lokantalar günün her saatinde tıka basa dolu. Lokantaların sırasından batıya doğru yine kısa ve keyifli bir yürüyüşle Tarihi Girit Müzesi’ne gidebiliyorsunuz. Giritli ünlü ressam El Greco’nun adada kalan tek resminin de bulunduğu bu müze gerçekten görülmeye değer. Müzede Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden günümüze kadar Girit tarihine ait önemli eserler var. Çeşitli dönemlere ait seramikler, mozaikler, elişleri, müzik aletleri ve yerel kıyafetlerin sergilendiği müzede Girit bağımsızlık mücadelesini anlatan bir bölüm de yer alıyor. Venizelos Meydanı’nın kuzeyine doğru ilerlediğinizde ise Pazar Sokağı’na varıyorsunuz. Burada alışverişinizi yapabilir, uygun fiyata hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Manavlarında lezzetli taze meyve ve sebzeler bulabilir, Girit’in ünlü keçi sütleriyle yapılmış keçi peynirlerinin tadına bakabilirsiniz. Pazarlık etmeyi sakın unutmayın, mutlaka bir miktar indirim yapılıyor. Alışveriş yaparken hangi ülkeden geldiğinizi soruyorlar ve Türk olduğunuzu öğrenince hepsinin size anlatacak özel bir hikayesi var. Eğer canınız kahve çektiyse meydandaki turistik kafelerden çok Pazar Sokağı’ndaki esnaf kahvelerini denemenizi önerebilirim. Ben buradan çok daha fazla keyif aldım. Kahvenizi de içtiyseniz artık dinlendiniz demektir.

Daha görülecek çok yer var. Pazar Sokağı’ndan yine kısa bir yürüyüşle Azize Caterina Meydanı’na ulaşabilirsiniz. Bu meydanda bulunan Aziz Minas Katedrali, görkemli dış görünüşü ve güvercinleriyle görülmeye değer. Bu meydandan yine deniz tarafına doğru yaklaşık 10-15 dakikalık bir yürüyüşle Heraklion Arkeoloji Müzesi’ne gidebilirsiniz. Adada yapılan çeşitli kazılardan çıkan eserler burada sergileniyor. Eserler Minoslular, Yunan ve Romalılara ait. Sergilenen eserlerdeki ince işçilik, detaylar, renkler insanı adeta büyülüyor. Adayı dolaşırken her yerde göreceğiniz Phaistos Diski de burada sergileniyor. 16 cm çapındaki bu diskin üzerinde okunamamış hiyeroglifler var. Adada görmeniz gereken en önemli yerlerden biri de Knossos Sarayı. Burası şehrin 5km güneyinde. Şehir merkezinden kalkan otobüslerle kolayca ulaşabiliyorsunuz. Saray MÖ 2000 yıllarında inşa edilmiş ancak 300 yıl kadar sonra güçlü bir depremle yıkılmış. Daha sonra MÖ 1700’lerde tekrar inşa edilmiş. Arkeoloji müzesinde sergilenen pek çok önemli eser buradaki kazılarda bulunmuş. Duvarları muhteşem fresklerle dolu bu sarayın en önemli özelliği o zamanlarda yapılmış su tesisatı, merkezi ısıtma sistemleri gibi sistemlerin varlığı. Sarayın girişinde uzunca bir kuyruk beklemeniz gerekebilir. Eğer bir rehber eşliğinde burayı dolaşmak istiyorsanız girişte pek çok dilde rehberlik hizmeti veren yerel rehberler sizinle pazarlığa hazır.

Adanın diğer önemli şehri ise Hanya. Heraklion’dan Hanya’ya 2,5 saatlik bir otobüs yolculuğuyla ulaşabiliyorsunuz. Şehir merkezindeki otobüs garından Hanya’ya sık aralıklarla otobüs kalkıyor. Yolda muhteşem manzarasıyla Girit sizi hiç sıkmıyor. Bazen dağ bazen deniz manzarasıyla 2,5 saatin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Eğer Hanya’yı gördükten sonra tekrar Heraklion’a geri dönmeniz gerekiyorsa çok erken yola çıkmanızı tavsiye edeceğim. Toplam 5 saatiniz yolda geçeceği için Hanya’ya ayıracağınız vakti iyi hesaplamanız gerekiyor. Otobüsünüz şehre ilk girdiği andan itibaren Heraklion’dan oldukça farklı bir kente geldiğinizi hissediyorsunuz. Hanya daha çok bir tatil kenti havasında. Kent merkezinde birçok eski Osmanlı ve Venedik yapısı var. Eski Kent denen bölge ise limanın hemen arkasına kurulmuş. Burada dolaşmak, sokak aralarındaki güzellikleri keşfetmek çok keyifli. Hanya Her sokak, tarihi binaları, özenle dekore edilmiş dükkanları, çiçekli balkonlarıyla sizi adeta büyülüyor. Birbirine bağlanan daracık sokakların güzelliğiyle siz ne kadar vakit geçirirsiniz bilemem ama ben zamanımın çoğunu burada geçirdiğim için Hanya’daki müzeleri dolaşmaya ne yazık ki vaktim kalmadı.
Vaktinizi iyi ayarlayabilirseniz limandaki Deniz Müzesi ve Eski Kent’in girişinde yer alan Hanya Arkeoloji Müzesi de tahminimce sizi mutlu edecektir.

Limanda görülmesi gereken yerlerden biri de 1645’te inşa edilen Yeniçeri Camisi. Bina şimdilerde sergi salonu olarak kullanılıyor. Caminin önünden kalkan faytonlarla Eski kenti dolaşabiliyorsunuz. Yine limanda bulunan Firkas Kulesi ise Venedik Surlarının bir parçası olarak bu güzel manzarada yerini almakta. Liman kıyısında oturup dinlenebileceğiniz, manzaranın tadına varacağınız birçok kafe ve lokanta var. Fiyatlar oldukça uygun, kahveler ve yemekler Heraklion’da olduğu gibi yine çok lezzetli.

Girit adası hem geçmişe kültürel bir yolculuk yapmak hem de adaların o kendine has havasıyla güzel bir tatil için mükemmel bir seçenek. Ada, denizi, kumsalları, güzel yemekleriyle size güzel bir yaz tatili sunarken bir yandan da tarihi eserleri, geçmişe dair dinlenecek hikayeleriyle aklınızda yer edecek ve ilk fırsatta tekrar görmek isteyeceksiniz.

7 yorum

  • eceak dedi ki:

    Arkadaşlar uzun zamandır yazı girişi yapmamıştım. Yazımı düzenleyemiyorum, boyutunu ayarlayamıyorum. Farklı bir yerden mi girmem gerekiyor?

  • Zeynep dedi ki:

    mozilla firefox’dan siteye girmeye çalışın o zaman yazınızda istediğiniz gibi düzeltmeleri yapabilirsiniz.

  • Zeynep dedi ki:

    Girit diğer yunan adaları gibi farklı bir güzelliğe sahip rengarenk sahil kasabaları,tarihi,denizi ve Yunan mutfağı ile herkezi kendine hayran bıraktırıcak bir yer…bu detaylı ve keyifli yazınız için teşekkürler

  • umutaktas dedi ki:

    bilgiler için çok teşekkürler fotoğraflarda olsaydı keşke:)

  • abt_smyrna dedi ki:

    Girit benim için ciddi bir hayalkırıklığı olmuştu. Knossos dışında dişe dokunur bir yeri olduğunu düşünmüyorum. Gezmeyi düşünenlere kesinlikle tavsiye etmem açıkçası.

  • NEŞE dedi ki:

    Çok bilgilendirici ve keyifli bir yazı…Bu tip yerleri iyice tanıyabilmek ve sevebilmek için bir hafta gerekiyor,daha aşağısı “gördün mü …gördüm…” oluyor..Heveslendirdiniz beni,bu adalar çok sardı bizi bu aralar…

  • BEERCAN dedi ki:

    Keyifli bir anlatım olmuş teşekkürler ama fotoğrafları da yükleseymişsiniz daha güzel olurmuş…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*