DÜNYANIN SEKİZİNCİ HARİKASINA TIRMANIŞ

Yollardayız yeniden. Adıyaman istikametine çevrili bu kez rota. Gelenek ve göreneklerine en bağlı olan şehir, Adıyaman.  Adıyaman adının nereden geldiğine dair değişik rivayetler var. Yedi Yaman ya da adı verilir. Yedi yaman ya da güzel vadi anlamına gelen “vadi-i leman” (güzel vadi) söylenişi zamanla halk arasında “Adıyaman” şekline dönüşmüştür. Adıyaman 1954 yılında il olmuştur.



       Nemrut Dağı’na çıkacağız. Yol üstündeki Payamlı Köyü’nde bulunan Ebu Zer Gıfari (orada Abuzer Gaffari şeklinde yazıyordu) türbesi, yanında da 1530 yılında yapıldığı levhası bulunan cami ve çeşme var. Hemen çeşmenin önünde adak kurbanı
kesenler var.

.






       Nemrut’a çıkmadan Kahta’da öğle yemeği yiyoruz. Kahta gibi küçücük bir yerde yemek yenilebilecek böyle güzel bir mekanın varlığı şaşırtıyor bizi. Baraj gölü kıyısında bu kez kiremitte balık yiyorum ben. Hemen yakınlarda su ürünleri meslek yüksek okuluna ait bir birim var.






         Nemrut bizi bekliyor. Epeyce yol gittikten sonra bir çeşme başında kısa bir mola verdik. Tekrar koyulduk yola. Kahta’ya 54 km, Adıyaman’a 107 km mesafede Nemrut Dağı Milli Parkı. 








       Belki de 1500 metre yüksekliğe kadar çıktık dağa araçla. Aracı burada bıraktık. 700 metre kadar mesafeyi de yürüyerek çıktık. Çıktıkça, yükseldikçe özgürleşiyorsunuz sanki. Yukarıya çıktıkça bulutlara, gökyüzüne daha çok yaklaşmış oluyorsunuz. Dağın zirvesi doğu ve batı medeniyetlerinin kesişme noktası sanki. UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmış. Dünyanın sekizinci harikası sayılıyor burası. Dağa çıkmakta zorlananlar için katırlar da var. Ama o yürüme mesafesine 15 TL istiyor uyanık katırcılar.






       Aşağıdan bakılınca bir çakıl yığını gibi görünüyor 50 metre yüksekliğindeki tümülüs. Zirveye ulaşınca muhteşem heykeller karşılıyor sizi. Neredeyse on metreye yaklaşan boyları var. Heykellerin bir çoğu, çok kar yağdığı bir kış mevsiminde bulundukları yerlerden düşüp devrilmişler, hasar görmüşler. Tedbir alınmazsa zamanla daha çok yıpranıp, aşınabilirler.  Heykellerin dışına zincirden bir şerit çekilmiş, içine girilmesin diye. O zinciri geçmeye çalıştığınızda görevli “yassastır loo” uyarısı yapıyor size. Bütün heykelleri teker teker fotoğraflayıp, diğer tarafa geçtik. Kartal ve aslan heykelleri bekçileri sanki oranın. Buradaki eserlerin Kommagene Uygarlığı’na ait olduğu ve Kommagene Kralı I.Antiochos tarafından yaptırıldığı orada bulunan kitabelerdeki yazılar çözülerek belirlenmiş.











       Sadece heykelleriyle değil aynı zamanda güneşin doğuşunun ve batışının en iyi izlendiği nokta olarak da önemli burası. Biz zaten öğleden sonra geldiğimiz için güneşin doğuşunu görmek gibi bir şansımız olmazdı. Gaziantep çarşıları kapanmadan dönmemiz gerektiğinden malesef güneşin batışını da izleyemedik. Ama dünyanın sekizinci harikasını görmüş olmanın mutluluğunu yaşadık.




       Ve yollardayız yine. Adıyaman’da yer yer petrol rafinerileri görüyoruz. Üzümüyle meşhur Besni’ye geldiğimizde yağmur başladı. Besni’de yağmuru da görmüş olduk böylece. Besni girişine kocaman bir üzüm salkımı yerleştirmişler zaten.




       Yağış da olduğu için yol uzadıkça uzadı. Gaziantep’e geldiğimizde saat 21.30’u gösteriyordu. Çarşılar kapanmıştı. Ama Gaziantep’e gelip de baklava yemeden dönmek olmazdı. İmam Çağdaş’a gidip baklavamızı yedik. Fıstıkçı Vakkas’tan  hediye olarak götüreceğimiz Antepfıstığı, pestil ve Besni kuru üzümü aldık. Rehberimiz Şahin Kuşları’yla vedalaştık.



       Gaziantep Öğretmenevi’nde konaklıyoruz son gecede. Şehir merkezinde öğretmenevi. Yine şehri gece seyretme imkanı bulduk. Bir uzun gün daha Gaziantep’te böylece sona ermiş oldu.

8 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Güzel fotolarınıza “keşfetmek için bak”tım..Güzel bir tur yapmışsınız,güneşin batışını bir mayıs akşamında ben de orada izlemiş ve sonra da hava karardığı için tehlikeli olur,uyarısı ile jandarmalar eşliğinde Kahta ya dönmüştük…Devir o devirdi 10 yıl önce…

  • Zeynep dedi ki:

    yüzyıllar önce iki dünyanın; doğuyla batının buluştuğu bir yer, bir dinin doğuşuna, zorlu savaşlara, büyük sevinç ve hüzünlere tanıklık eden heybetli nemrut dağ :))) ellerinize sağlık

  • hburcu dedi ki:

    Güzel fotoğraflarla süslenmiş kısa ve öz bir yazı olmuş. Paylaştığınız için teşekkürler. Ellerinize sağlık.

  • sultanege dedi ki:

    “Çıktıkça, yükseldikçe özgürleşiyorsunuz sanki. ” bu cümle dikkatimi çekti ve yazmak istedim. Yazınızı zevkle okuyorum..

  • sultanege dedi ki:

    nihayet gezi yazınızın tamamını okudum.Fotoğraf seçimleriniz harika, anlatımınız sade, kısa ve öz olmuş.Nemrut’a gitmeden görme fırsatını yaşattınız bana.. Paylaştığınız için teşekkür ederim..

  • incialp dedi ki:

    6 yil once Urfa’da tadi damagimizda kalan bir sira gecesinin ardindan Adiyaman’a dogru yola cikmistik. gece eskortlar esliginde aracin gidebildigi en ust noktaya gidip yolun kalanini bizde yuruyerek tamamlamistik. bahar ayiydi ama sabahin sogugu, ilk goruste guldugumuz kiralik battaniyelere dort elle sarilmamiza neden olmustu. gunesin dogusu ise tarif edilemez guzellikteydi. yazinizla bu animi hatirladim. tesekkurler.

  • justinian dedi ki:

    Ben de 9 sene önce gitmiştim Adıyaman’a… Rehberlik gezisi nedeniyle haftalardır yoldaydık ve güney illerinde sıcaktan çok bunalmıştık. Hocamız “sabaha karşı dağa çıkacağız kalın giyinin” deyince ben kalınca bir sweat shirt’ü yeterli görmüştüm 🙂 Araçlarla gidebileceğimiz son noktaya ulaştığımızda minibüsten inmem ile binmem bir oldu. O ne soğuk! Uyanıklık yapıp şoförün kabanını aldım ve yola devam ettim. Yine de tepede soğuktan donmuştum 😛 Güneşin doğuşunu zirveden izlemek ve böyle bir medeniyetin kalıntılarını görmek için yorgunluğa da, üşümeye de değerdi doğrusu…

  • uniguen dedi ki:

    Fotoğraf kareleri çok net anlatım o kadar güzel ki gidesi geliyor insanın…Hatta gidesi geliyor kalıyor gitmiyor bir türlü:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*