DÜNDEN BUGÜNE KONAK-1 / MEYDAN



Binrota-İstanbul
eşrafına (*)

Üstatların üstadı Aydın Boysan’a göre, bizim meydanlarımız
meydan değil, sadece geniş alanlardır. Mimari bütünlükleri yoktur, estetik ve incelikten
yoksundur. Çünkü bu alanları mimarlar ve şehir plancıları değil, politikacılar düşünüp
tasarlar. Ve isterler ki, meydan denen bu alan ne kadar büyük, ne kadar geniş
olursa sonuç da o kadar iyi olur. Kafalarındaki meydanı oluşturmak için önce
çevredeki tüm binaları, tarihi değeri olup olmadığına bakmadan istimlâk ederek
bir güzel yıkarlar. Böylece geniş bir alan kazanırlar. Ortalık temizlenip biraz
da yeşillendi miydi tamam! Al sana meydan…Yani park ile meydan kavramlarını
birbirine karıştırırlar. Üstelik bir süre sonra bu alanı, ucundan kıyısından
kırpmaya da başlarlar. Bir köşesine otopark yaparlar, bir başka köşesinde ise
cami olsun hayalleri kurarlar. Bir de insanların bu meydanlarda toplanmasını
hiç mi hiç istemez bizim politikacılar. Akılları başlarından gider. Çünkü halkın
birlik olmasından pek korkarlar… Oysa meydan denen yerin, mimari açıdan
sınırları belli olmalıdır. Halkın burada toplanması, buluşması, oturması, konuşması, yiyip
içmesi, zaman geçirmesi temel amaç sayılmalıdır. Ortasında bir de çeşme ya da
anıt da varsa hele, ne âlâ!..


KONAK / 1930’LAR


KONAK / 1940’LAR

Geçenlerde, İz Tv’de yayımlanan “Aydın Boysan’ın İstanbul’u”nda
aşağı yukarı bunları dile getirdi üstat! Katılmamak elde mi? Gerçekten de Taksim,
Kızılay ve Konak: meydandan çok uçsuz bucaksız açık alanlar değil mi?


•••

KONAK / 1960’LAR


KONAK / 1970’LER

1988’de İzmir’e yerleştiğimde Konak Meydanı, bu kadar geniş
değildi. Meydan gibi bir meydandı. Sınırları belliydi. Her şeyden önce denizle
daha bir barışıktı. Saat Kulesi’nin hemen yanı başındaki iskelesi, denizin
doldurulmasıyla kazanılan yeni alanın ucuna, yani yaklaşık 100 m uzağa yeni taşınmış
sayılırdı. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nın Konak üzerinden geçen Alsancak
bağlantısı henüz tamamlanmamıştı. Mithatpaşa’dan gelen yol meydanın tam
ortasından geçer, Cumhuriyet Bulvarı’na öyle bağlanırdı. Evet, alanın büyük bir
kısmı belediye otobüslerine tahsis edilmişti belki. Çünkü İzmir’in bütün
otobüslerinin kalkış ve varış noktası Konak’tı. Ama Tarla olarak adlandırılan
bu alan, Konak Meydanı’nın her daim canlı ve hareketli olmasını sağlardı. Belki
bunun etkisiyle Saat Kulesi de tüm İzmirliler için bir buluşma noktasıydı.

 

Kısacası, bugünkü sahil yolunun yanından transit geçip
gittiği bir meydan değildi o zamanlar Konak. Yaşam ve enerji doluydu. Bu
canlılık Kemeraltı’na da yansır, esnafın yüzünde güller açardı.

 


KONAK / 1980’LER

1989’da mevcut belediye, seçim vaadi olarak Konak Meydanı’nı
boydan boya kaplayacak bir alışveriş merkezi yapacağını, adını Galleria Konak
koyacağını, bu amaçla daha yeni hizmete giren Vapur İskelesi’nin birazcık daha
ileriye alınacağını ve elbette denizin de bir miktar daha doldurulacağını
açıkladı. İzmirliler, bu vaadi pek tutmadı… Ama aynı belediyecilik anlayışı ve
onun muhterem başkanı, başka bir partiden seçimi kazanıp beş yıl sonra tekrar göreve
geldiğinde; 1.Kordon’u dolduracak, bu alana otoyol yapmak isteyecek ve
İzmirliler bir kez daha tarihi, estetiği, planlamayı hiçe sayan bu anlayışla
sandıkta hesaplaşacaktı.

 

Ama bu hesaplaşma öncesi kanunsuzca yapımına başlanıp mahkeme
kararıyla durdurulan ve uzun yıllar bir hayalet gibi yükselip sonunda “kamu
yararı” gereği tamamlanmasına izin verilen Konak’taki viyadüğün de o dönemden
bizlere miras kaldığını belirtmeliyim.

 

Yine de 1989’dan sonra Konak’ta hızlı değişimler yaşandı.
Tarla boşaltıldı. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nın Konak geçişi tamamlandı.
Meydanı bölen yol kapatıldı. Ve Konak giderek ıssızlaşıp Kemeraltı esnafı
siftah bile yapamadan akşamı ederken, İzmir’in simgesi Saat Kulesi de aynı
oranda yalnızlaştı.

 

1954’de bir gecede seferden kaldırılan İzmir’in pembe renkli
tramvayları gibi, aynı yıl onun yerine gelen troleybüsler de 1992’de benzer bir
kaderi paylaştı. Hatta bazıları, balık yuvası olsunlar diye Körfez açıklarına
bırakıldı. Sırtındaki arşları yani “boynuzları” sürekli yerinden çıkan bu
araçlardan iki tanesi, simgesel olarak birkaç ay daha Üçkuyular Fahrettin Altay
Meydanı ile Konak arasında gidip geldi gerçi. Ama ne yazık ki İzmir halkı,
troleybüslerin gidişini genelde hoş karşıladı. Oysa ki onlar, Türkiye’nin ilk
troleybüsleriydi.


ALSANCAK GARI’NDA BİR TROLEYBÜS

 

İzmir’in efsane başkanı Piriştina, 2002’de açtığı ulusal bir
yarışma sonucunda Konak Meydanı’nı yeniden düzenleyerek (2003) günümüzdeki görünümünü
almasını sağladı. Meydanı İzmirliler ile tekrar buluşturmak ve Kemeraltı’nı
canlandırmak içindi tüm çabası. Bugün eni konu ortaya çıkan Havra Sokağı, Agora
ve Kadifekale’deki çalışmalar da aynı dönemde başlatıldı.


KONAK, 2003 / Henüz viyadük yarım…



KONAK / BUGÜN

Tüm bu projelerin ne kadar yeterli ya da doğru olup olmadığını
zaman gösterecek elbette. Çünkü yıllardır sistematik bir şekilde erozyona
uğrayan bir bölgeyi kurtarmak kolay olmasa gerek…

 

Yine de ben, bugünkü halini uçsuz bucaksız bir “park” olarak
gördüğüm Konak’ın eski günlerini özlüyorum.

 

Ve denizin, şıpır şıpır salınarak Saat Kulesi’nin yanına
kadar geldiği, Sarı Kışla’nın (1829-1955) ise tüm heybetiyle yerli yerinde
olduğu günlere yetişemediğim için çok üzülüyorum.


KONAK 1920’LER / KULE’NİN SAĞINDAKİ BİNA SARI KIŞLA


 

– Mart 2009


TEŞEKKÜR

(*) Bu yazı
dizisi; Binrota’nın “İstanbul Yazarları”ndan Tülay Balcı Yanık (tütü) ve Arman
Oymakaş’a (oymakas) ithaf olunur.

 

GÖRSEL NOTLAR

Yazıda
kullanılan kartpostallar, O.Uçak arşivindendir. 1920, 1930 ve 1940’lara ait
fotoğraflar ya da kartpostallar, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin internet sitesinden alınmıştır. Bu
fotoğrafların replika baskıları, kişisel arşivimde ayrıca mevcuttur. Troleybüs
ile 1960, 2003 ve 2009 konulu fotoğraflar ise yine kamuya açık internet
kaynaklarındandır.

 

DEVAMI VAR

Sevgili
Dostlar; Konak ve Kemeraltı’nı yazmaya oturduğumda 2 bölüm halinde yayımlamayı
planlamıştım. Ancak yazdıkça yazıyor insan. Konak Meydanı’nın yakın tarihine
dair bu girizgâh uzayınca, burada kesmeye karar verdim. Sözün özü; Konak
Meydanı’nda halen dahi bulunan tarihi mekanlara dair yazım, güncel
fotoğraflarla devam edecek…




16 yorum

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Oğuz, bugün hiç ortalıklarda görünmemenden bir şeyler olacağını sezmiştim. İzmir için ciddi belgesel niteliğinde bir çalışma olmuş. Eline sağlık. 2. bölümü heyecanla bekliyorum

  • enise dedi ki:

    Sevgili Oğuz’cum yazını b.sayarı açtığımda okudum.Ancak kendi yazımla uğraşıyordum.Canım,eline, yüreğine sağlık.Ben Konak meydanının 1960 lı hallerini hatırlıyorum.Devamını bekliyorum canım…

  • ayşegül- dedi ki:

    1920 lerdeki halini gösteren son kartpostal resme bakarsak, Avrupa’daki meydanlara benzer bir meydan görüyoruz. Aramızdaki medeniyet farkı denen şey bu herhalde , adamların meydanları aynı özelliğini ve güzelliğini korurken bizimki yıllar içinde modernleşme kisvesi altında sıradan vasat bir hale dönüşmüş. Ne tarihi binalar kalmış ortada ne de saat kulesinin eski haşmetli duruşu…

  • abidindemir dedi ki:

    Sevgili Oğuz Kardeşim sevgili doktoromuzun da belirttiği gibi belgesel gibi bir yazı. Eline ve emeğine sağlık

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    binrota istanbul eşrafından ismen bana ithaf olunmasa da, bir izmir aşığı olarak bayılarak okudum (e bu kadar kıskanclik da olsun degil mi:))) eline sağlık oğuzcumm

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Ama Fıstık Editörüm, bir başka İstanbul yazım (Kış Masalı) senindir, biliyorsun.

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    evet, şımarık editör oldum:) teşekkürler tekrar oğuzcum o güzel yazı için de…

  • bosfor dedi ki:

    İnsanın yaşadığı yerle ilgili gelişmeleri bu kadar yakından takip etmesi ve eleştirmesi takdir edilecek bir durum. Asla sizin gözünüzle göremeyeceğimiz bu değişimleri bizlere aktardığınız için teşekkürler.

  • tütü dedi ki:

    Şaşırdım, sevindim, mutlu oldum.Çok teşekkür ederim eylülada.Güzel şehirlerimizi sevmeye, yazmaya, tanımaya, tanıtmaya devam edelim…

  • abt_smyrna dedi ki:

    Teşekkürler Oğuz Abi.

  • everest dedi ki:

    Çok etkileyiciydi… Nasıl da geçiyor zaman… Çok fazla değil 80 ler bile ne kadar farklıymış meğer… Elinize sağlık…

  • Alinda dedi ki:

    Eski Konak Meydanı kesinlikle daha güzeldi.Yapılan makyaj güzel olanı çirkinleştirmekten başka işe yaramadı.Çok güzel bir yazı.Keyifle okudum.

  • oymakas dedi ki:

    Tesekkurler sevgili Oguz. Sasirttin beni yine. Yazinin da hakkini vermek tabi. Bizde tum politikacilar mimariyi de cok iyi bildikleri icin sehirleri cok guzel benzetiyorlar. Vakti zamaninda da Istanbul`da Tarlabasinin yarisi yol icin tras edilmisti.

  • BÜLTER dedi ki:

    benim izmirde bulunduğum 1978-1985 yılları arasında kemeraltı çok güzeldi ama konak meydanı hiç ruhu olmayan bir boşluk halindeydi. eski, 20 li yılların resmine bakınca şaşırdım. çok güzelmiş.ne güzel geriye gidiyoruz. doğuda ve batıda rakibimiz yoktur.araştırmacılar daha iyi bilir ama kültürel, sosyal, ekonomik açılardan geri giden tek olabiliriz.harika!!

  • cagritem dedi ki:

    oğuz bey, yazı serinizi büyük bir zevkle okudum.. eskiden ne güzelmiş konak.. yüreğinize sağlık.

  • volkan dedi ki:

    denizin doldurulması hiç hoş olmadı bu da plansız kalkınma ve göçten izmir kimliğini kaybetti ayrıca eski başkan aciz kocaoğlu sayesinde vapurlarda yok edilince izmirden iyice soğudum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*