DUMANI TÜTEN ŞEHRE DOĞRU – Rotorua- Yeni Zelanda (2)

 
DUMANI TÜTEN ŞEHRE DOĞRU – Rotorua- Yeni Zelanda (2)
(28 Nisan 2015 Salı)
 
Yeni Zelanda’nın iki adadan oluştuğunu söylemiştim. İsimlerini öğrenmek de insanı hiç yormuyor. Kuzey Ada ile Güney Ada.
Sidney’den dört saatte, Kuzey Ada’da Auckland’a uçup, bir akşam kalıp, ertesi gün öğleyin yola düştük. Onu da anlatmıştım.
Çok gökkuşağının altından geçtik. Savrulan ekinler, küçük kasabalar, okuldan evine yalınayak giden çocuklar gördük. Avustralya'da alışınca, burada bu çıplak ayakları yadırgamadık.
Üzerinden dumanlar tüten bir şehre gideceğiz. Ama yol üstünde Yüzüklerin Efendisi’nin köyü Hobbiton var. İki saatte köye geldik. Daha doğrusu Hobbiton Turu’nun başlangıç noktası olan merkeze geldik.
Saat üç, bir de küsürü var. Rotorua’da kalacağımız otelimize varmamız için de iki saatlik yolumuz var. Akşam olacak, yaban ellerdeyiz. Hobbiton Turu iki saat, turu kesin isteyen bir, gitsem de olur gitmesem de diyen bir, gitmek istemeyen iki kişiyiz.
Lobide, Gandalf elinde sopasıyla, gelin benimle birer fotoğraf çektirin olsun bitsin dercesine bize bakıyor. Kırar mıyız? Fotoğraflarımızı çekip, dışarıdaki yeşilliklere saldık kendimizi.
Otlayan inekler ve koyunlar, soğuk bir hava, gri mavi bir gök, bulutların arasından arada bir bakan güneş. Bu arada, bütün meraların etrafı çitlerle çevrili.Arabayı kenara çekip, şu çimenlere bir uzanayım deme şansınız yok Yeni Zelanda’da.
Çitlerden birine yaklaştık. Beyaz koyunların arasında, tombalak bir kuzuyu yakalayıp okşayası geldi, bizim çılgın şoförümüzün. Sağdan direksiyonlu araba kullanma konusunda en tecrübelimiz olduğu için, çok kahrımızı çekecek daha. Peki, dedik, hadi koş.
Kızların peşinde bu kadar koşmuş mudur bilmem ama, çok koştu peşinden o tombalak kuzucuğun ve gülüşmelerimiz hatıra kaldı Hobbiton’dan.
Gökyüzü mora dönerken vardık gayzerler şehri Rotorua’ya. Rüzgar sert, Rotorua Gölü kıpır kıpırdı. Hava tam kararmadan, dumanlar tüten bir parka girdik. Kükürt kokusu genizlerimizi yaksa da, fokurdayan suların, tüten deliklerin birinden diğerine koşturduk.

 

Hava karamaya başlarken, şehri gezme işini ertesi güne bırakıp, günün yorgunluğunu atmak üzere şehrin biraz dışında, kaplıcalı otelimize doğru yoldaydık.

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 Yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Bilbo Baggins´in evine nasıl gitmek istemez insan . Çok yadırgadım istemeyenleri , fokurdayan sulara atasım geldi .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*