Dublin

 Dublin’e çocukları almadan gidiyoruz. Bu eşimle birlikte çıktığımız seyahatlerde ilk kez oluyor. Şimdiye kadar gittiğimiz her yere onları da götürmüştük. Ancak aylardan Ocak ve hava Dublin’de oldukça soğuk ve de okulları var.


 Uçağımız İstanbul’dan gecikmeli kalkınca Heathrow’daki Dublin uçağına zar zor binebildik. Sürekli ismimizin anons edildiği koridorlarda koşturarak son yolcular olarak attık kendimizi uçaktan içeri.


 


 Otelimiz şehre 20 – 25 dk mesafede bir golf ve toplantı oteli. Hava oldukça soğuk ve yağışlı. Bizi otele getiren taksi şoförü çok konuşkan. Havaalanından otele İrlanda’nın neredeyse tüm tarihini, daha doğrusu İngilizlerden ne kadar çok çektiklerini anlattı. Ayrıca şehirde gitmemiz gereken yerlerle ilgili de tavsiyelerde bulundu.


 Dublin Liffy Nehri’nin kuzey ve güney yakası olarak ikiye böldüğü ufak ama sevimli bir şehir. Nehrin kuzey yanı daha yeni . Şehirdeki ilk izlenimimiz her tarafta pubların olması. Sonradan buraya 1000 publı şehir anlamına gelen City of Thousand Pubs dendiğini öğreniyoruz.


 


 Hava soğuk ancak yağışlı değil. Yürümeye elverişli. İlk durağımız Kilmainham Gaol. Burası İrlanda’nın yakın tarihinde önemli bir yer tutan hapishane. Bir zamanlar vatanseverlerin yıllarca kapalı tutulduğu , işkence gördüğü ve sonunda belki de kurşuna dizildiği ya da asıldığı  yer. Burası İrlanda’nın bağımsızlığına ışık tutan Rober Emmet ve 200 destekçisinin tutuklandığı yer. Kendisi daha sonra burada asılıyor. Bu nedenle İrlandalılar için çok ama çok önemli bu hapishane.  Hapishaneyi gezdiren gardiyan isterseniz sizi hücrelerden birine kilitleyip mahkumiyet duygusunun nasıl olduğunu size gösterebiliyor.


 


 Hapishaneyi  garip bir ruh haliyle bıraktıktan sonra Guiness Storehouse’a geliyoruz. Aynı yolun devamında İrlanda’nın alameti farikası olmuş Guiness Ale’in birahanesi. Altta hediyelik eşya satan bir mağazaları var. İçeride biranın nasıl yapıldığını merak ediyorsanız müzeyi gezmeniz gerekir. Ayrıca başlangıçtan günümüze kadar yapılmış reklam panolarını da görebilirsiniz.


 Guiness İrlanda’nın günlük yaşamının olmazsa olmazlarından. Hemen hemen herkes tüketiyor. Hatta bir zamanlar doktorlar hastalıklara da iyi geldiğini düşünürlermiş. Biranın üstünde biriken altın sarısı köpüğe de ithafen Siyah Altın ismi veriliyor bu biraya. Tadı biraz acımtırak ama içimi keyifli. James Joyce’un da favori içkisiymiş aslında.


  James Joyce’dan bahsedince Dublin’in diğer yazarlarını da unutmamak lazım. Bu küçük şehir şimdiye dek 4 Nobel ödüllü yazar çıkarmış. Bernard Shaw, Samuel Beckett, William Butler ve Seamus Heaney. Oscar Wilde ve Jonathan Swift de Dublin’li.Yolda yürürken karşınıza ya da ayağınızın altında bir şekilde bu  şahsiyetlerle ilgili irili ufaklı tabelalar veya heykeller karşınıza çıkmakta.Dublin’de içinde kitaplık bulunan Litera  Publar da çok yaygın. Buralarda biranızı pardon Ale’inizi yudumlarken kitap okuyabilirsiniz.


   Dublin’in  bir diğer tarihi yapısı da Dublin Kalesi. Burası  şehrin tarihi merkezi olarak kabul ediliyor.


 


Kaleyi de turladıktan sonra şehrin yayalara ayrılmış sokağı olan Grafton St.e gidiyoruz. Sokağın giriş çaprazında  Trinity College var.


 


 


 Elle tutulur bütün bildik markaların mağazaları bu sokakta. Tavsiye üzerine bu sokağa bağlı Wichlow St’de Butler’s Cafe adında küçük bir kafeye geliyoruz. Kahveyle birlikte nefis çikolatalarından yiyebilirsiniz.  Ayrıca isterseniz sıcak çikolata da içebilirsiniz. Kış ortamında ısınmak için ideal.


 


  Grafton sokağının sonuna gelindiğinde St Stephen’s Green’e geliyorsunuz. İçinde ufak bir göl olan yemyeşil bir park. Kışın park güvenlik nedeniyle 4:30’da kapatılıyor. Parkın çevresindeki binalar ise görülmeye değer güzellikte.


 


 


 Dublin’de yemek yeme sıkıntısı yok. Bütün publar yemek servisi yapıyor. Ancak saatlerine dikkat etmek gerek. Bazıları 3’den sonra yemek servisini kaldırıyor. Akşam yemeği yemek için başka alternatifler düşünmelisiniz. Ancak publar dışında da bir sürü seçenek mevcut. Biz akşam yemeği için Marketplace’de Eden Restaurant diye bir yeri seçtik.  Fiyat servis kalitesi kıyaslandığında makul bir restoran. Çok lezzetli yemekleri ve şık bir ambiyansı var.


 


 Akşamları Temple Bar civarı Dublin’in en hareketli yerlerinden biri. Burası ismini köşedeki bardan almış.


 


 Barların, irili ufaklı restoranların bulunduğu bohem bir bölge. Pubların çoğunda canlı müzik performansı var. Burada biraz dolaştıktan sonra O’Neill adlı bir puba gidiyoruz.


 


 


 Burası Grafton sokağına daha yakın. Aslında Dublin’de her yer birbirine çok yakın. Eski şehrin içinde dolaşıyorsanız her yer yürüme mesafesinde. Yanımızda çocuklar da yok. Biz de durmadan yürüyoruz. Bunun dışında daha sonra gittiğimiz Bruxelles ve O’Donaughy  isimli publar da dekorasyon ve yapı olarak da çok hoş publardı.


 


 


 Barda canlı müzik ve de ale’den sonra yürüyerek Liffy nehrine doğru yürüyoruz.  Diğer Avrupa ülkelerindeki nehirlere kıyasla daha dar bir nehir. Nehrin iki yanında çok güzel binalar var.


 



 


  Ertesi güne St. Patrick Katedralini ziyaretle başlıyoruz. Rivayete göre bu katedral St. Patrick’in müritlerini vaftiz ettiği kuyunun üstüne kurulmuş. Katedralin içinin ne kadar muhteşem  anlatmaya gerek yok. Konu din olunca para bir şekilde bulunuyor.


 


 


 Dublin’de publar kadar olmasa da adım başı bir kitapçıya rastlıyorsunuz. Eason da bunlardan biri. Çağdaş ve klasik yazarların kitaplarını burada bulabilir satın almadan okuyabilirsiniz.


 


Nehrin diğer yanı güneye göre daha yeni olmasına karşın çok güzel binalar var.  O’Connel sokağından kuzeye doğru yürüyoruz. Burası geniş ve kalabalık bir cadde. Cadde ortasındaki refüjde heykellerden bir de caddeye ismini veren özgürlük savaşçısı Daniel O’Connell’ın heykeli.


 


 


 


 Cadde üzerindeki en hoş binalardan biri de bizdeki büyük postaneyi andıran posta binası.


 


 


 Dublin’e gelip de Jameson Distillery fabrikasını görmemek olmazdı. İrlanda viskisinin yapıldığı bu binada viskinin de nasıl yapıldığını öğrendikten sonra dönüşte kendi içkimi kendim yapmaya karar verdim. Jameson’ın hemen karşısında is Smithfield ve Chimney binası var. Bina önü ise oldukça geniş parke taş bir meydan.  Burası bir zamanlar pazar yeriymiş. Bina şu anda kültürel amaçlar için kullanılıyor.


 




 
Akşama kadar şehri biraz daha gezdikten sonra  Arlington Hotel’de  yemek yiyip İrlandalılara özgü tap dance gösterisi seyrederek günü ve seyahati sonlandırıyoruz.


 

8 yorum

  • abt_smyrna dedi ki:

    İrlanda ve Dublin’de geleceğe dair listemde en üst sıralarda.

    Teşekkürler Fotoğraflar da ayrı bir güzellik katmış!

  • mctumer dedi ki:

    FOTOĞRAFLARLA DESTEKLENMİŞ BU GÜZEL YAZI İÇİN TEŞEKKÜRLER. iÇİNDEN NEHİR GEÇEN ŞEHİRLERİ SEVİYORUM

  • camkenari dedi ki:

    sokaklarında yürümeyi planladığım şehirlerden biri dublin..yazınızdan faydalanacağım kesin =)

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Yazarlar, kitapçılar ve pub’lar şehri Dublin’i kaleminizle yaşattınız bize. Teşekkürler // “Konu din olunca para bir şekilde bulunuyor.” saptamanız ne kadar doğru. /// Bir de merak ettim, evde kendi içkinizi kendiniz yapmayı başarabildiniz mi? Ben de iki sene önce vişne likörü yapayım demiştim ve tam bir fiyaskoya ulaşmıştım da…

  • justinian dedi ki:

    Harika bir yazı. İki senedir yaptığım seyahatlerde, bir çok İrlandalı ile tanıştım. Hepsi de gerçekten çok hoşsohbet ve içten insanlardı. İrlandalılar özellikle bira içerken müthiş keyifli oluyorlar 🙂 İngilizler’den çektiklerinden bahseden bir arkadaşım olmuştu. Zaten tarihte İngilizlere karşı bağımsızlık savaşı vermeyen ulus varmı? Amerika, İrlanda, İskoçya ve hatta biz… Avustralya, Kanada, Yeni Zellanda, Güney Afrika, Hindistan, Pakistan, Mısır ve Afrika’daki diğer “British Empire” dominyonları da çok çekmişler. Dublin çok merak ettiğim bir yer. Fotoğraflar da yazıyı zenginleştirmiş. Tebrikler.

  • oymakas dedi ki:

    Sevgili Oguz Bey, Hala ickilerimi parayla satin aliyorum daha garantili.

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    dublin benim de gitmk istedigim yerler listemde üstlerde yer alır nicedir, bu güzel paylaşım için teşekkürler.

  • BÜLTER dedi ki:

    nefis fotoğraflar, harika yazı. britanyayı sizden okumak, zevklerim arasına girdi. fırsat bulacağım anı bekliyorum. belki yaza.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*