DOMİNİK CUMHURİYETİ’NİN GİZEMLERİ- 3 – Santiago de los Caballeros 

Ocak 2020

Günlerden 23 Ocak, Perşembe. Yolumuz Dominik’in ikinci büyük şehri olan Santiago’ya doğru. Caribe Tours otobüs şirketi ile seyahat edeceğiz. Dominik’te şehirlerarası çalışan bir şirket. Yol yaklaşık iki buçuk saat sürüyor. Ülkenin kuzeyine doğru çıkıyoruz. Otobüsümüz öğleden sonra kalkıyor. Kız kardeşim Banu’nun Santiagolu arkadaşı Christiana bizi karşılayacak. Şili’nin başkentinin adı da Santiago. Ayrıca Santiago de Compostela adında bir başka şehir de İspanya’da bulunuyor. Buraya Santiago de los Caballeros deniliyor. Amerika Kaliforniya’da bir sahil şehri olan San Diego ile de karıştırılabiliyor.

Sabah erkenden büyükanne Adriana ve Florabel ile kahvaltı ediyoruz. Bugün büyükanne bize Santo Domingo’da Columbus onuruna inşa edilmiş ünlü Faro a Colón’u, (Columbus Deniz Feneri) Anıt müzeyi gezdirecek.

Yapının bulunduğu alan 2,6 km’lik bir sahayı kapsıyor. Anıt müze Haç ve Maya piramidi şeklinde inşa edilmiş. Dışarıdan baktığınızda sanki devasa bir taş yığını. Etrafı yeşillikler içinde. Ana binaya varabilmek için epeyce yürüdük. Deniz feneri İskoç mimar Joseph Gleave tarafından tasarlanmış. Binanın yapılmasına 1948 yılında başlanmış, ancak bir müddet sonra durdurulan inşaat 1986’da Dominikli mimar Teofilo Carbonell yönetiminde yeniden başlatılmış.1992 yılında tamamlanmış ve açılışı Papa II.John Paul tarafından yapılmış. 800 metre bir uzunluğa sahip. İçerde Colombus’un Karayip sularında ziyaret ettiği her ülkenin kültürel bir sergi odası var. Burası Amerikan’ın Keşfi, Sömürgeleştirilmesi ve Hristiyanlaştırılması ile ilgili hafızayı canlandırmak amacıyla yapılmış bir anıt. Anıtta bazı özel günlerde lazer ile gösteri yapılıyormuş. O zaman gökyüzünde büyük bir haç şekli görülüyormuş. Anıt Amerikan’ın Keşfinin 500. yılını kutlamak amacıyla açılmış.

Uluslararası kardeşliği simgeleyen farklı ülkelerin bayrakları her odanın kapısının önünde ve üzerinde yer alıyor. Anıt açıldığı yıl Kristof Kolomb’un kemikleri buraya getirilmiş ve orta kısımda beyaz mermerden gotik tarzda yapılmış olan bir mozoleye yerleştirilmiş ve bronz heykelciklerle süslenmiş.

 Üzerinde bronzdan yapılmış dört aslan dikkat çekiyor. Yapı 48 adet müze odasını barındırıyor.. Üst kata asansör ile çıkılıyor ama biz çıkamadık çünkü o gün çalışmıyormuş. Giriş kapısının önünde büyük bir taş plakaya yazılmış yazı Romalı Stoacı filozof Lucius Annaeus Seneca (MÖ.4- MS.65) ‘nın özlü sözlerinden. Çok etkileyici. Aslında binanın duvarı boyunca buna benzer sözlerin yazıldığı beyaz mermer taşlar var.

. “Años despues, un tiempo vendrá, cuando el oceano rompa los vinculos de la creación, en que el poderoso globo terrestre será abierto y la diosa de los mares revelará nuevos mundos.-  Seneca”

“Yıllar sonra, okyanusun yaratılış bağlarını kopardığı, güçlü karasal kürenin açıldığı ve denizler tanrıçasının yeni dünyaları ortaya çıkaracağı bir zaman gelecek. – Seneca”

Colon Müzesi değişik bir mimariyle yapılmış. Çok yüksek tavanlar. Sanki Klomb’un gemisinde yolculuk yapıyorsunuz. Her kamarada başka bir ülke. Klomb sayesinde, keşfettiği ülkelerde bulunan ürünlerden, Avrupalılar da yararlanmış. Ama köle ticareti, zavallı insanların yıllar boyu eziyet çekmelerine neden olmuş. Kölelik karşıtı Seneca’nın sözlerinin başa yazılmış olması manidar.

Artık otobüs saatimiz yaklaşıyor. Christian bizi terminale götürüyor. Uzak bir yere gideceğimiz için büyükanne biraz endişelendi. Christian kendi internetini bizim yanımıza verdi. Böylece telefon sorunu çıkmadı. Otobüs fena değil. Santo Domingo ile Santiago arası iki buçuk saat sürüyor. Santiago de los Caballeros ülkenin en eski şehirlerinden. Kristof Kolomb 1506’da şehri kuruyor. Ama 1562’de büyük bir deprem şehri yerle bir ediyor. Şehir ilk kurulduğu yerden biraz uzakta yeniden kuruluyor. Restorasyon Savaşı sırasında Dominik’in Başkenti oluyor.(1863-1865).Santiago şehri ülkenin endüstri ve kültür merkezi. İki Özel Üniversiteye sahip. Ayrıca teknik alanda da üniversiteler var. Santiago’nun bugüne kadar koruduğu en güzel geleneklerden biri, atlı arabaları ve geleneksel karnavalıymış. Eşek sırtında ürünlerini satan satıcı kadınlarıyla da ünlüymüş. Bu gelenek çok önemliymiş. Şimdi gördüğümüz kadarıyla bunların yerini trafikte duran arabaların arasında dolaşıp bir şeyler satmaya çalışanlar almış. Santiago şehrinin ekonomisi sigara, rom, mobilya kakaoya dayanıyormuş. Pirinç ve süt ürünleri de önemliymiş. Yolda dikkatle çevreyi inceliyor, ülke hakkında fikir edinmeye çalışıyoruz. Trafik çok yoğun. Her çeşit araba kamyon motosiklet ve bir karmaşa. Düzen yok.

Otobüs yanaşır yanaşmaz Christiana’yı gördük. Telaş içinde inince şapkalarımızı otobüste unuttuk. Christiana onları eve göndermeleri için bir takım işlemler yaptı. Biz Dominik2ten ayrıldıktan sonra ona ulaştırdıkları için alamadık. Bizi araba ile almaya gelen ablası Christiana’nın evine götürdü.. Çok güzel bir sofra bizi bekliyordu. Yemekler nefis. Bayağı açıkmışız. O sırada Christiana’nın kızı da okuldan geldi. Sohbet koyu. O kadar candan o kadar güler yüzlü insanlar ki. Bizim misafirperverliğimiz onlarda da var. Rahat etmemiz için ellerinden geleni yapıyorlar. Zamanımız kısıtlı olduğundan hemen şehri gezmeye çıktık. Önce para bozdurmak istedik. Dövizcide eli makinalı tüfekli adamlar var. Korkutucu. Araba bir tepenin üzerine yerleşmiş, şehrin sembolü Restorasyon Kahramanları Anıtı’nı gezmeye gittik.

 (Monumento a los Héroes de la Restauración de la República Santiago de los Caballeros)1953’te açılmış. 365 basamakla çıkılan 70 metre yüksekliğinde mermer işlemeli bir anıt. Basamakların 365 olması tesadüfi değilmiş. Anıt diktatör Trujillo döneminde onun onuruna inşa edilmiş. Daha sonra Haiti’ye karşı bağımsızlık için savaşan Dominik askerlerine adanmış.365 sayısı yılın her günü Trujillo’nun halkını koruduğunu simgeliyormuş. Anıtın çevresinde faytonlar var. Ayrıca bronzdan yapılmış şehri tanıtan heykelleri gördük. Tepeye çıktık. Manzara muazzam. Tüm şehir ayaklar altında. Anıt çevresinde dolaşınca şehir konusunda bilgi sahibi oluyorsunuz. Gece ışıl ışılmış. Biz göremedik maalesef. Christiana’nın kız kardeşinin oturduğu San Francisco de Macoris’e gidip bu geceyi orada geçireceğiz.

 Cibao bölgesinde küçük bir şehir. Duarte eyaletinin başşehri. Ülkenin yüksek ve nispeten varlıklı sınıflarının yaşadığı bir yer. Kakao ve pirinç mahsulleri nedeniyle zengin. Santiago’dan bindiğimiz dolmuş macerası müthiş. Dolmuş tıka basa insan kaynıyor. Ama şoför daha insan ve yük almak için savaşıyor. Kolunuzu dayadığınız kol bile açılıp tabure oluyor. İstanbul dolmuşlarına benziyor. Sadece elinizi kıpırdatabiliyorsunuz. Yol bir buçuk saat sürüyor. Aldığımız biletleri şoföre geri veriyoruz. Sanırım bir dahaki sefere yeniden kullanıyorlar. Buradaki evler bayağı güzel gözüküyor. Villaların bulunduğu bir sokağa giriyoruz.

Christiana ve kızı evi biraz arıyor. Sonunda buluyoruz. Christiana’nın kız kardeşi Hermana çok güler yüzlü. Bizi kapılarda karşıladı. Bu villada eşi ile oturuyor. Çocukları Santo Domingo’da çalışıyorlarmış.

am yemeğini hazırlamışlar. Genelde et ve patates ağırlıklı. Eşi iki kez Türkiye’yi ziyaret etmiş. Efes Antik Kentini gezmiş, çok beğenmiş. Yemekten sonra bir restorana bir şeyler içmeye gidiyoruz. Biraz da San Francisco’yu gezdirdiler. Eve döndük. Ertesi sabah erkenden kalkıp Samana’da köpek balıklarının doğum yapmalarını görmek için denize açılacağız. Muazzam bir deneyim. Yılda sadece bu zamanda oraya geliyorlarmış. Heyecanlıyız.

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*