DİYARBAKIR SURLARI

 


 


Yıl 1997 , aylardan Temmuz. Toplam 32 günlük T.C. Kültür Bakanlığı Ülkesel profesyonel turist rehberliği eğitim gezimizin ilk bacağının sonlarına doğru , İç Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu illerimizi fethettikten sonra Güney Doğu Anadolu Bölgesinin ilk şehrine akşama doğru konvoy halinde ulaşmış bulunuyoruz.


Bu arada daha gezimize başlarken çektiğim kura sonucu payıma düşen, araştırıp arkadaşlarıma anlatmam gereken, Diyarbakır Surları konusunu ben artık sular seller gibi ezberlemiş durumdayım. Bir an önce şehri gezelim de ben de o güne kadar hayranlıkla izlediğim rehber ağbi ve ablalarım gibi otobüsün önünde yerime alsam ve mikrofonu çeneme dayasam diye sabırsızlanıyorum. Kolay değil , o kadar zamandır hazırlandığım Diyarbakır Surları konusunu rehber adayı arkadaşlarıma bugün ben anlatacağım, bir heyecan ki sormayın J Tabi o zamanlar Mr. Google var mı yok mu bile bilmiyorum, dolayısıyla klasik bir yöntem ile tüm ansiklopediler, konu ile ilgili yazılmış yayınlar karıştırılmış ve bir harman yapılmış vaziyette. Çok uzun olmadan, ama mümkün olduğunca detay vererek arkadaşlarımı Diyarbakır Surları konusunda bilgilendireceğim.


Ama o ne , akşam vakti geldik ya şehre, bu saatten sonra gezmek olmazmış. O günkü malum şartlar ve korkular sebebiyle hepimiz hoopp diye otellerimize yerleştirildik.  Bütün oteli mi kapamıştık, ya da bir kısmımız başka otelde mi kalmıştı hatırlayamıyorum ama 4 otobüslük grubumuzun en azından 2 otobüslük grubu Büyük Diyarbakır Otelinde konakladık o gece. Adına yakışır bir oteldi doğrusu ;odaları ve genel alanları standarttı, ama maalesef fiyatları işte onlar bayağı büyüktü J


Diyarbakır deyince insanın ilk aklına gelen karpuzu, biz de bu yaz günü, bu sıcak akşamda bir tatmak istedik tabi. Ama öğrenci-rehber adayı halimizle büyük bir hata yaptığımızı hesabı öderken fark ettik. Maalesef yemek sonrası sipariş ettiğimiz karpuz tabağı, akşam yemeği menüsüne dahil değildi, ve biz içinde 2 ya da 3 dilim karpuz olan tabaklara o günün şartlarında oldukça yüklü bir para ödemiştik.


Diyarbakır’dan edindiğimiz bu ilk izlenim ile erkenden odalarımıza çekildik.


 


Ertesi günkü programımızda sabahtan Diyarbakır şehrinin ziyareti ve akabinde Urfa’ya devam etme vardı.


İşte gündüz gözü ile nihayet şu meşhur surları görme ve anlatma fırsatı oluşmuştu.


Diyarbakır surları gerçekten de muhteşem kelimesi ile ancak özetlenebilir. En önemli özelliği bu surların onca tahribatlara rağmen günümüze kadar gelebilmiş olması ve tabi ki Dünya’da Çin Seddin’den sonra gelen en uzun surlar olmasıdır. Tam olarak ne zaman yapıldıkları bilinmemekle birlikte M.Ö 3000 yıllarında şehrin hakimi Hurriler zamanında iç surların inşa edildiği, ancak bugünkü halini M.S. 349’da Bizans İmparatoru Konstantinus zamanında gördüğü onarım ve ilaveler sayesinde aldığı bilinmektedir. Surların üzerinde 12  uygarlığa ait kitabeler vardır.


Günümüzde tabi ki şehir surların dışına taşmıştır, ancak ilk yapıldığında şehri bir kalkan balığı gibi çevreleyen surların toplam uzunluğu 5,5 km, yüksekliği 12 metre ve kalınlığı 3 -5 m civarındadır (iç ve dış surlar ayrı ayrı). Zamanında 4 ana kapısı olan surlara şehir  genişledikçe ilave kapılar açılmış. Toplam 82 burçtan oluşan surların 16 adet de kalesi bulunmaktadır.


Evet bütün bu ansiklopedik bilgileri günümüzde artık çok daha detaylı bir şekilde internetten rahatlıkla alabilirsiniz, ama henüz gidip göremediğiyseniz ben derim ki muhakkak gidip bu muhteşem yapıyı yerinde görün ve lütfen giderseniz benim için de fotoğraf çekin. Ben bu konuda çok ihmalkar olmakla birlikte maalesef o dönemde dijital fotoğraf makinesi sahibi olamadığımdan bu harika gezimizin bu önemli durağında fotoğrafa sahip değilim.  Ama anlattıklarımı gözünüzde canlandırabilmeniz açısından birkaç kaynaktan faydalanmak istedim


 


Diyarbakır Surları


www.kaliteliresimler.com


 


  Diyarbakır Tarihçesi


 


 


 


 


 


Diyarbakır’da ziyaret ettiğimiz diğer bir başyapıt ise Ulu Camii’dir ki, Anadolu’nun en eski Camii olarak kabul edilir. Diyarbakır’ın Arapların eline geçmesi sonrası bir kilisenin camiye çevrilmesi ile yapıldığı sanılmaktadır. Aynı surların duvarlarında olduğu gibi Cami duvarlarında da farklı medeniyetlerin yazıtları (Selçuklu, Akkoyunlu, Osmanlı vs.) bulunmaktadır.


 


 Resim:Diyarbakir Unlu Camii (Grand Mosque).jpg


 


 


Ancak bu Cami avlusunda yaşadığımız bazı kendini  bilmezlerin çirkin davranışları maalesef Diyarbakır gezimizi biraz gölgelendirdi. Dolayısıyla çarşısını veya şehrin kendisini biraz daha gezemeden maalesef ki, rotamızı acilen Urfa’ya çevirip Diyarbakır’dan ayrılmak zorunda kaldık. Ancak Ulu Camii etrafındaki dükkanlar bile Diyarbakır’ın renkliliği hakkında bir fikir veriyor. Hele Çarşısında benden daha çok vakit geçirecek zamanı bulursanız, çok seveceksiniz. Kuyumcularını gezmeyi ihmal etmeyin, malum Diyarbakır’ın işlemeli altınları da bir faklıdır.


 


Tatsızlıklara rağmen bu gezimiz esnasında  Diyarbakır beni ayrı bir etkilemiştir. Özellikle de Diyarbakır Surları’nın bende yeri farklıdır J


 


 

17 yorum

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    sevgili miyu ne guzel bir yazı, tesekkurler:)

  • Zeynep dedi ki:

    yazınızı keyifle okudum hatta beni tekrardan Diyarbakıra götürdünüz diyebilirim elinize sağlık

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Sevgili Müge > Sizinle birlikte ve sizin rehberliğinizde Diyarbakır’a gittim geldim ve 11 yıl önce rehberliğe başladığınızı bu vesile ile öğrendim. Ve Ulu Camii avlusunda yaşanan tatsızlıklar nelerdi, çok merak ettim.

  • rome_o dedi ki:

    ilk defa diyarbakır hakkında bir yazı okudum .. surlar hakkındaki bilgiyide depoya attım bir kaç kişiye anlatacağım ..

  • abt_smyrna dedi ki:

    Güneydoğu keşfedilmeyi bekliyor…

  • enise dedi ki:

    Sevgili Mıyu daha önce gördüğüm yerleri sizin yorumunuzla okuyunca anılara gittim.Ellerinize sağlık.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    memleketimin o güzel surlarını anlatmışsınız.. bu yaz gezdik bizde ev arkadaşımla 🙂 fotoğraf cekindik bol bol.. kısmet olursa bi yazıyla beraber eklemeyi düşünüyorum… elinize sağlık bilgilendiricil bi yazı olmuş..

  • MIYU dedi ki:

    yorumlarınız için hepinize teşekkür ederim 🙂

  • oymakas dedi ki:

    Çok içten bir anlatım. Ama tatsızlıkların ne olduğunu bilemiyeceğiz herhalde.

  • MIYU dedi ki:

    Sevgili Oymakas, sizden ve diğer arkadaşlardan bu tatsızlıktan bahsettiğim ama açıklık getirmediğim için özür dilerim. Dediğiniz gibi içimden gelerek yazarken bunu da belirtmiş olduğum. Lütfen bu kısmı görmemezlikten gelip, gerçekten de Diyarbakır’ı keşfedin, çok güzel çünkü bence!

  • Alinda dedi ki:

    Aynı zamanda kapıları da pek meşhurdur. Örn: Mardin Kapı… Güzel paylaşımınız için teşekkürler.

  • karyal dedi ki:

    merhabalar…bazen sitede okumadığım yazıları okuyorum…yani geriye dönüş yapıyorum..bu yazınızda bunlardan biri oldu biraz önce…çok keyif alarak okudum..gezi yazısının içinde ”insan” öğesi rahatlatıyor beni..sabah şunu yaptık,başım ağrıyordu,otel çikindi,sarmısak sevmem gibi yan cümleli yazılar,aktarılan o yöreyi gitmemi sağlıyor..ki sizin bu yazınızda o sevdiğim yazılardan..Diyarbekir surları gerçekten muhteşem..hele dar kapı,mardin kapıları ayrı bir dünyaya açılıyor..Surların yapımında, haRÇ olarak tavuk yumurtası akı kullanıldığını ve o dönemde tavukun önemli olduğunuda belirtmekte fayda var,sanırım..

  • cordelius dedi ki:

    Diyarbakır’a gitmek nasip olmadı hiç ama artık gittim diyebilirim 🙂 Tur rehberimize teşekkür ederim güzel yazı için…

  • biscen dedi ki:

    Ahh benimde anılarım canlandı:)… O güzel surların hemen yanında surları göremeden 3 gün boyunca her öğün ciğercilerde mesai yapmıştım. Sağolsun davetlisi olduğum Diyarbakır’lı arkadaşım , misafiri olduğum gereği “yeter b.konu çıkarma diyemediği” için hasta olmuştum. 4. gün İstanbul otobüsüne binmeden hemen önce hastalığımı “saç kavurmayla” tedavi edip yola çıkmıştır. Güzel bir geziydi yanı:)) Surları ciğercilerin fonu sanmayıp biraz gezseymişim burayada daha anlamlı şeyler yazabilirdim herhalde:)

  • maliho dedi ki:

    Diyarbakır, Urfa ve Mardin görülmesi gerçekten önemli 3 şehrimiz. Diğerlerini de gördünüz mü acaba sevgili miyu?

  • MIYU dedi ki:

    Urfa’yı da gördüm sevgili maliho, ama maalesef Mardin hala göremediğim ve ama fekat çok görmek istediğim bir şehirdir. Binrota gezisi yapılır diye umut ediyorum

  • NEŞE dedi ki:

    Anılarla birlikte,birdaha gezdim Diyarbakırı..Hep söylediğimi tekrar ediyorum,on yıl önce gördüğümüz bir şehre bir daha gitmeliyiz,biz de, şehirler de değişiyoruz,gelişiyoruz,yenileniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*