Dinar – Burdur -Ağlasun- Sagalassos-Yeşilbaşköy-Burdur Gölü , (1)

   

Akşam Burdur'da olmayı hedefliyoruz. Acelemiz yok. Öğlen İzmir'de yemeğimizi yedikten sonra yola koyulduk.

Önce Dinar'a uğrayacağız.Yaklaşık dört saat süren bir yolculuk. Otoban olduğu için yol rahat. İzmir Aydın arasında

Selçuk'ta verdiğimiz çay molası iyi geldi. Daha sonraki yollar da oldukça iyi durumda. Denizli civarından geçtiğimiz için yol üzerinde sıklıkla tekstil ürünleri satan yerler var.

Kilo ile çarşaf ,havlu,yastık kılıfı gibi ürünler satılıyor Biz de almadık değil.

Eh buralara gelip de hatıra almamak olmaz.

Dinar'a vardığımızda hava kararmıştı.Sora sora bir lokanta bulduk.

Buranın en iyi lokantası olduğunu söylediler."Mevlana Restorant".

İlgimi çeken şey bir Bakkal Hanımın güzel bir Türkçe ile bize restoranın yolunu tarif etmesiydi.

Gerçekten de güzel bir mekan. Güleryüzlü personel kusursuz bir hizmet ve leziz yemekler.Üstelik çok ucuz.

Afyon sucuklarıyla ünlü olduğundan biz de onlara sucuk almak istediğimizi söyleyince "Hemen yakınlarda kasap var . Sucuklarını kendisi yapar." deyip bizi oraya kadar götürdüler. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yemek yedikten sonra biraz daha gayret edip Burdur'a vardık.Burdur güzel bir şehir. Gece pek göremedik. Öğretmenevini aradık.Yolda gelirken bugüne kadar ,bunca yıldır neden buralara gelmediğimizi düşündük. Sohbet sırasında eşim ilginç bir anısından söz etti. İstanbul Erkek Lisesinde okurken yatılı kalırmış.Burdurlu çok yakın bir arkadaşı varmış,yıllardır görüşmemişler. Adını ve soyadını hiç unutmamış. Aradan yıllar geçmiş kimbilir nerededir diye konuştuk.Neyse Öğretmenevine vardık.Temiz dügün bir yer.(Kişi başı oda,kahvaltı 40 Tl)Valizlerimizi arabadan almak için indik. Bir baktım eşim hemen Öğretmenevinin ( Mehmet Akif Ersoy Öğretmenevi ) yan binasının önünde durmuş hayretler içinde binanın ismine bakıyor. Öğretmen Evinin hemen yanındaki spor salonuna arkadaşının ismi verilmiş, Şok olduk. Hemen yaşlı birilerinden arkadaşının nerede olduğunu öğrenmek istedik  maalesef vefat etmiş.Ailesi halen Burdur'da bir fabrika işletiyormuş. Heyecanla aradık ,mesaj bıraktık,ama dönen olmadı. Hem hüzün hem sevinç yaşadık. Dünya....

Şöyle cadde boyunca biraz yürüdük. Çok yorgun olduğumuz için erken döndük. Ertesi gün sabah erkenden Burdur Arkeoloji Müzesine gitmek üzere çıktık. Resepsiyondaki bayan bize yolu tarif etti.Öğretmenevine yakın olduğu için yürüyelim  şehri görürüz diye düşündük.Güzel bir cadde.Halk güleryüzlü ,aydın. Artık Anadolu'da böyle bir şehir kalmadı diye düşünürken Burdur ile karşılaşınca çok şükür yanılmışız,hala böyle bir şehir varmış dedik. Sağlı sollu dükkanlar,lokantalar,mağazalar.Turizm Bürosu görünce şehir hakkında bilgi almak istedik. Burada ören yerleri ve şehrin önemli eserlerini işaret eden bir maket ile karşılaştık.Biraz ilerleyince Atatürk Anıtı, Mete ( Oğuz Han) M.Ö 224-174 Hun İmparatorluğunun hakanının bir heykeline rastlıyoruz. Yine Türk Tarihinin ilk yazılı abidesi olan Orhun Abidesini gösteren bir heykel ilgimizi çekiyor.  

 

Burdur diğer şehirlerden farklı olarak İlk Türk büyükleri ve yapıtlarıyla ilgileniyorlar. Otobüs durakları çok güzel. Burası genelde soğuk bir şehir olduğundan duraklar kapalı ve düzgün.Burdur şekerlemeleriyle  ünlü.Ceviz ezmesi çok leziz.Eşe dosta mutlaka almalı.
 
                                                                               
 
1969 yılında açılan Arkeoloji Müzesi sizi sevimli minik bir bahçe ile karşılıyor. 67.bine yakın eser barındırıyor. Daha sonra gezmeyi planladığımız ören yerlerinden önce burayı görmemizin  bize iyi bir fikir vereceğini biliyorduk. Bugün gideceğimiz Sagalassos ve Kybra Antik kentlerinden çıkarılan eserler bu müzede sergileniyor. Çok düzgün ve güzel bir müze. Fazla büyük değil ama kent
hakkında oldukça iyi bilgi veriyor.
 
 
Burayı gezdikten sonra bir an önce Sagalassos'a gitmek istiyoruz.Çok fazla zamanımız olmadığı için bugün Burdur'u gezip öyle gideceğiz. Yolumuzun üzerinde çiçekler içine güzel bir park var. Bir çay molası vererek Ulu Camii yanında olan Burdur Saat kulasini görebilmek için hafif bir yokuş tırmanıyoruz.Kule kesme taştan, ve tepede saati çevreleyen bir balkonu var. Şehrin Dört bir yanına şehri gören dört saat yerlştirilmiş. Şehirlerin saat kuleleri her zaman ilgimi çekmiştir. Nedendir bilmem.Şehir buradan çok güzel gözüküyor.Her taraf yeşil. Eskiden kalma ahşap evler fevkalade bir görünüm oluşturmuş.Evlerin üzerinden geçen kablolar kötü olsada bu büyüleyici manzarayı bozamıyor. Burdur şehrinde insanlar bir film setinde gibiler.Herşey sakin olması gerektiği yerde.

Yavaş yavaş dar sokaklardan dolana dolana aşağıya iniyoruz.Öğle yemeğini yedikten sonra Antik Kent gezilerine başlayacağız. Yemeği tavsiye üzerine gittiğimiz Özsarı Kebap ve Pide Salonunda yiyoruz. Et yemekleri servis mükemmel.

 

Ayrıca sahibinin güleryüzlüğü ,efendi konuşmaları ve lokantanın sevimliliğini görünce bize neden buranın önerildiğini anlıyoruz.

 
                                                           
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

 

Burdur her an insanı şaşırtabiliyor.Şehirden çıkıp yine yollara düştük. Yollar gayet güzel.Yaklaşık 30 km sonra Ağlasun ilçesine vardık. Burdur'dan sonra burası hiç gelişememiş bir yer. Herşey keşmekeş.    

Meydanda bir anıt çınar ağacı yükseliyor. Dallarına betondan destek yapılmış.Yaşının binin üzerinde olduğu tahmin ediliyormuş.Doğru dürüst ağacı tanıtan bir yazı yok.Öyle kendi haline bırakılmış. Buradan Sagalassos Antik Kenti çok yakın. Yol pek iyi olmasa da fena değil.

 

 

 

 

 

 

Dağların tepesinde bir Antik Kent. Ovaya bakıyor. Manzara muhteşem.Dağlarda kar ,hava güneşli .Pek sıcak olmasa da çok soğuk değil.Kentin ilk tarihinin M.Ö 10.000 yıllarına dayandığı düşünülüyormuş.Kentte seramik eşya yapımı oldukça fazlaymış. Zaten birçok örneğini müzede görmüştük.Burada yaşayan Luviler hakkında bilgilerimiz son derece kısıtlı. Kent adını bu dilden almış. Sagalassos tarihinde en tanınan isim Roma'nın ilk İmparatoru Augustos. Kent birinci yüzyılda altın çağını yaşamış.Daha sonra onüçüncü yüzyılda halk veba ve deprem yüzünden kenti terk etmek zorunda kalmış. Bu sıralarda buraya gelen Selçuklular Ağlasun'a yerleşmiş.Kentin ilk keşfi XIV.Louis'nin görevlendirdiği Fransız bir diplomat tarafından gerçekleşmiş.Araştırmalar çeşitli aralıklarla yabancılar tarafından sürdürülmüş.Şimdilerde Burdur Üniversitesi Öğretim Görevlileri tarafından araştırmalar devam ediyormuş. Ama yine  Belçika Leuven Üniversitesi görevlileri önderliğinde.İnsan ister istemez kendi kendine soruyor. XIV. Louis'nin ne alakası var. O kadar güzel bir Kent ki; sözcükler yetersiz. Görevli bize yeni açılan bir yer mozaiğini gösteriyor. İnanılmaz. Kütüphane binasının tabanı. Anadolu sen neleri saklıyorsun?..

 

 

 

 

 

Kaya mezarları,agorası,Heroon'u ,Antik Tiyatrosu,Antoninler Çeşmesi,Neon Kütüphanesi,metal ve kireç eritme fırınları,Cladios kapısı, Roma hamamı ile belli ki güzel bir şehirmiş.Epeyce tırmanıyorsunuz. O zamanlar birçok nedenlerle yükseklere yapılan bu şehirler şimdilerde bizlerin çıkmakta zorlandığı yerler. Sanki insan nesli çağlar boyunca eskiyor..Yıpranıyor.Bu kenti gezmek için en az üç saat ayırmalısınız.Her bölümde şöyle bir soluklanıp ovayı,yüksek dağları,kısacası manzarayı seyredip halkın nasıl yaşadığını düşünmek beni fazlasıyla mutlu etti.. Girişte yine buraları seyredebileceğiniz bir teras kafe var. Bir çay içtik. Ama üzülerek söylüyorum temizlik diye birşey yok.Neden hiçbir şeyi doğru dürüst yapamıyoruz diye yine üzülmek düştü bana.Bekçi çok güleryüzlü yardım sever ama iyi niyetle hiçbirşey çözülmüyor.

 

 

 

 

 

 

Kıvrıla kıvrıla Ağlasun'a inen dağ yolunun üzerinde ağaçlar içinde bir otel görünce içeri girip bilgi almak istiyoruz.Sagalassos Lodge&Spa.Broşüründe "Toroslarda huzurlu ve sağlıklı bir mola.." yazıyor. Gerçekten de öyle.Çok zevkli tabloların bulunduğu giriş,en ufak detayına kadar düşünülmüş dekor..Eminim kalsak bizi fazlasıyla mutlu edebilecek bir yer. Buradan Yeşilbaşköy'deki tarihi değirmeni görmek amacıyla aşağıya doğru inmeye devam ediyoruz.Değirmen 300 yıllık bir geçmişe sahip.Çalışır durumda ve tescilli bir su değirmeni. "300 yıllık Taşınmaz Kültür Varlığı" .Doğal bir müze.Vakit geç olduğu için kapısını kapalı görüp üzüldüğümüz sırada birİ gelip kapısını açıyor.Eynazlı kaynak suyu gürül gürül akıyor. Bahçe muhteşem. Burası Torosların eteğinde 1300 metrelik bir rakımda. Mis gibi bir hava. Yeşilbaş Köyü kirazı ve alabalık tesisleriyle ünlü. Ayrıca bu değirmenin bahçesinde tamamı organik ürünlerden oluşan kahvaltı da yapılıyormuş.Suyun kenarında hoş olur. Değirmenin içi müze gibi.Bizi gezdiren kişi unun mısır,buğday ve çavdardan nasıl elde edildiğini anlatıyor. Değirmen Antalya'ya bir saatlik mesafede olduğu için buradan gelen turislerin uğrak yeriymiş.Ne güzel, bir tarihi esere sahip çıkılmış.Yıkıp yerine birşey yapılmamış.Antalyalılar özellikle un almak için geliyorlarmış. Biz de mısır unu aldık.Pek leziz ve doğal.

 

 

 

 

 

 

Yavaş yavaş akşam karanlığı çöküyor. Güzergah yeniden Burdur'dan geçiyor ama içine girmiyor ve biz Burdur Gölü kıyısı boyunca  ilerliyoruz.Göl kıyısında güzel evler var. Herhalde Burdurluların yazlıkları. Aynı zamanda çadırlarda restoranlar. Biraz Arap esintileri. Biz de böyle bir yere giriyoruz.Burası aile işletmesi.Aynı zamanda göl kıyısında da yerleri var. Pek güleryüzlü insanlar. Büyük bir çadır. İçerde bir sultan tahtı,halılar kilimler, yer masaları,çoluk çocuk yemek yiyenler. Servis pek güzel.Ama fiyat öyle az değil. kim bilir, belki turistiz diye.. Yemekten sonra Gölhisar'a doğru yol alıyoruz. Akşamı orada geçireceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*