DELİŞMEN RÜZGARIN OYUN BAHÇESİ ÇEŞME

DELİŞMEN RÜZGÂRIN OYUN BAHÇESİ: ÇEŞME


 


    İzmir Çeşme otobanında hızla ilerlerken birden gözünüze, kocaman beyaz kanatlarıyla gökyüzünü kulaçlayan modern yel değirmenleri takılır. Ardından taş binaları, çıplak tahta kollarıyla eski ve yorgun değirmenlerin, sizi bir rüzgâr ülkesine çağırdığını fark edersiniz. Bütün bunlara bir de denizin tuzlu ve serin kokusunun eklendiğini duyarsanız, Alaçatı’ya geldiniz demektir. Önünüze iki zorlu seçenek çıkıverir Alaçatı’da. Ya masmavi sularda koşuşturan rengârenk windsurf’lerin oyununa katılacaksınız, ya da yorgun yel değirmenlerinin gölgesinde, Anadolu kültürünün yansıdığı renkli sokaklara dalacaksınız.


     

Biz kısa zaman dilimi içinde ikisini birden hatta daha fazlasını yapmak zorundaydık. Sevgili Elvan Çeşme ile ilgili yazı isteyince “- Eyvah” dedim. Çeşme’nin en yüksek sezonu, hafta sonu o kalabalıkta bu yazıyı ve fotoğrafları çıkarmak imkânsız. Hafta içi ise mesai var. Sonuçta hafta içi bir gün izin kullanarak Çeşme’yi ziyaret etmeye karar verdik. Bir Salı sabahı erken saatlerde yola çıktık. Ve işte yel değirmenlerinin karşısındayız. Alaçatı’nın içinden geçip sörf okullarının olduğu koya doğru yol alıyoruz. Hızlı ve renkli bir hafta sonundan çıkan Alaçatı hala uykulu ama sörfçüler rüzgârla ve denizle oynaşmaya başlamışlar bile.

            


Alaçatı koyu, Ege kıyılarında yer alan pek çok koydan biri. Ama iki önemli özelliği onu windsurf yapanların cenneti haline getirmiş. Biri hiç dinmeyen rüzgârı, diğeri denizini kıyıdan altmış-seksen metreye kadar bir buçuk metreyi geçmeyen derinliği. Haziran ayından Eylül ayının ortalarına kadar ortalama 4–6 şiddetinde eser. Nisan-Ekim aylarında ise %50 güney rüzgârı eser ve güzel dalgalar oluşturur. Alaçatı’nın en güzel özelliği, rüzgârın soldan, yani meltem olarak esmesi ve şiddetli rüzgârda dahi düzenli dalgaların oluşmasıdır. Akıntının da rüzgâr ile aynı yönde olması sörf yapanlara kolaylık sağlamaktadır. Alaçatı meltem rüzgârına sahip bölgeler arasında hiç şüphesiz en güvenilir olanıdır. Burada dört ayrı rüzgâr Ege’nin içlerine uzanan Çeşme Yarımadası’na okşarlar. Meltem, Lodos, Poyraz ve Gerence rüzgârları yıl boyunca bölgeyi ziyaret eder. Rengârenk windsurfların lacivert mavi sularda sekerek kayışlarını izliyoruz. Bu delişmen rüzgârla oynaşmak çok zevkli olsa gerek.


        

Sörfçüleri rüzgârla ve denizle baş başa bırakıp Alaçatı’nın taş evlerle çevrelenmiş dar sokaklarına dönüyoruz. Beş on yıl öncesine kadar kimsenin yüzüne bakmadığı taş evler İstanbul’un burayı keşfetmesi ile restore edilerek her biri ya bir butik otele veya restorana dönüştürülmüş durumda. Küçük şirin bir kafe’nin bahçesine oturup sabah kahvemizi içiyoruz Saat onbire geliyor ve güneş kendini hissettirmeye başladı. Güçte olsa serin bahçeden kalkıp yola düşüyoruz. Restore edilmiş eski yel değirmenlerinin önüne bıraktığımız aracımızı alıp karşı tarafa Ilıca Plajına geçiyoruz. Göz kamaştıran kumsal ve beyaz köpükler ile kumsala vuran pırıl pırıl denizi ile muhteşem bir doğal plaj. Eğer plaj boyunca İzmir yönünde devam ederseniz önce şifalı suları ile ünlü Şifne’ye daha sonra da antik Çeşme sayılabilecek Erythrai Antik Kenti ve Ildırı’ya ulaşırsınız. Biz bugün zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle Çeşme’ye merkeze doğru gideceğiz. Esnafın yeni yeni kepenklerini açtığı kuyumcuların, halı ve deri eşya dükkânlarının bulunduğu sevimli çarşıdan geçip Çeşme Kalesine ulaşıyoruz. Çeşme Kalesinin surlarının dibinde yanında kocaman bir aslanı ile birlikte Cezayirli Hasan Paşa karşılıyor bizi. 1508 yılında Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt tarafından yaptırılmış olan Kale Osmanlı mimarisinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Bu tarihi yapı, ilçede yapılan Uluslararası Çeşme Müzik Yarışmasında konser yeri olarak düzenlenerek tüm dünyaya sergilenmektedir


    

Tarihi kaleyi ve heybetli Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşayı görünce tarihini merak ediyoruz.
 İlk çağda Cyssus adıyla bilinen Çeşme, Anadolu’nun Batı kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İon kentinden biri olan Erythrai (Eritre)’nin Ildırı İskelesiydi. Erythrai, M.Ö. 6. yüzyılda oldukça geniş ve önemli bir yerleşim merkezi durumundaydı. Son derece koruyucu bir limana sahip olan Erythrai Mısır, Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişki kurmuş ve ticaretini geliştirmiştir Lidya ve Pers egemenliğinden sonra Roma ve Bizans hâkimiyetinde kalmıştır. Çeşme, Selçuklu, Osmanlı, Aydın oğulları ve tekrar Osmanlı Dönemlerini sırasıyla yaşamıştır


   

   

Öğle yemeği vakti geldi. Çarşıda küçük bir kumrucuya oturuyoruz. Kumru, Çeşme’ye özgü bir lezzet. Simit (Gevrek ) hamurundan yapılmış, üzeri susamlı küçük bir ekmeğin ortası yarılarak içine tulum peyniri, domates ve ince yeşilbiber konması ile yapılan bir tür sandviç. Özellikle hafta sonu gece eğlencelerinden sonra, gecenin ilerleyen saatlerinde çok revaçta.


       

   

Yemek sonrası Çeşme çarşısının dar ara sokaklarında dolaşıyoruz. Çeşme’nin ünlü Sakız Reçelinden almadan dönmek olmaz. Alışveriş sonrası rotamız Aya Yorgi koyu. Yıllar önce toz toprak dar bir yoldan geldiğim bakir koyun çevresi bugün “Beach Club”larla çevrilmiş. Çeşme’nin en güzel koylarından birinde artık denize ulaşmak bile imkânsız.


     

İzmir temmuz sıcağında kavrulurken biz burada efil efil esen Çeşme rüzgârında ferahlıyoruz. Ama artık dönüş vakti. Çeşme’nin renkli, canlı gece hayatına katılamıyoruz.  Çeşme’nin gece hayatını keşfetmeyi de Çeşme Festivaline bırakıyoruz.


Alaçatı’dan tekrar otoyola girerken modern yel değirmenleri kocaman beyaz kanatları ile bizi yolcu ediyor.


Yazı: Dr.M.Cengiz TÜMER
Fotoğraflar: İnternet ortamı 


Dipnot:  Kendi çektiklerimin dışında fotoğraf kullanmayı sevmesemde fotoğrafsız yazı salçasız kabak yemeğine benzediği için Çeşme yazıma internet ortamından temin ettiğim fotoğrafları ekledim


 


 

3 yorum

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Bence kabak yemeğinin salçaya ihtiyacı yoktur. Hele ki zeytinyağlı, pirinçli ve bol dereotlu ise… Ama yine de, sizi ilk gördüğümde 1998’de yayımlanan Çeşme Guide kitabım yanımda olacak. Belki yemek yaparken işinize yarar.

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Oğuz kastettiğim yemeğin lezzeti değil görüntüsü ve sunumu

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Görsel detaylar bazen gerçekten önemlidir. Ama Çeşme yazınız; zaten çok lezzetli ve sunumu güzeldi, sözcükleriniz bize şahane görsel pencereler açıyordu, demek istemiştim. Kabak üzerine ise ironi aslında yapmıştım. Salçalı veya salçasız olsun pek farketmez benim için; her açıdan sunumu ve lezzeti vasatı pek aşmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*