Çölün Ortasındaki Vaha – Kahire

Kahire


 


Mısır;  Nilin hayat verdiği bu çöl,  dünyanın en eski uygarlıklarına ev sahipliği yapmış bir ülke olarak hep ilgimi çekmiştir.  Tarihi, gizemi ve yapımı ve şekli bir çok bilimkurgu kitaplarına konu olmuş piramitleri Kızıldeniz kıyılarındaki akvaryum gibi denizi ve tatil beldeleriyle Mısır tarih ve tatil severler için tam bir cennet.


Sharm El Sheikh’in sıcak sularında melek balıklarıyla yaptığımız tatilin ardından 2 günlüğüne gitmiştik ilk kez Kahire’ye ve çok hoşumuza gitmişti.


19 Mayıs’ın perşembeye denk gelişini fırsat bilip, Kahire’ye bu sefer çoluk çocuk geliyoruz. Rehberimiz eşimin iş yerinden arkadaşı Samar’ın doktor olan eşi Şerif. Samar şirketin Kahire ayağında çalışıyorve biz de bu tür seyahatlerde eşimin uluslararası bir firmada çalışmasının nimetlerinden faydalanıyoruz. Kendileri de birkaç kez İstanbul’a geldiklerinde misafirimiz oldular. Kahire’yi  yerel kişilerle gezmek aslında bulunmaz nimet. Oldukça kalabalık olan bu şehirde araba kullanmak benim için bir kabus olurdu herhalde. Gerçi taksiler çok ucuz ve pazarlığa tabi. Biz de Samar’dan nereye kaça gidilir öğrendiğimiz için sıkı pazarlıklar yaparak istediğimiz yere gidiyoruz. Taksi şoförlerinin hemen hepsi orta derecede İngilizce biliyorlar. Bu da pazarlık yaparken kolaylık sağlıyor. Taksilerin çoğu bizim Şahin marka arabalardan


İlk işimiz her turistin yaptığı gibi çoluk çocuk piramitleri gezmek olacak. Kaldığımız otel evlerine yakın olduğundan Şerif bizi sabah erkenden  alıyor ve Giza Piramitlerine doğru yol alıyoruz. Piramitler şehrin biraz dışında olduğundan buraya yakın yerlerdeki yerleşim birimleri çok hoş değil. Ama çölün ortasında tüm heybetiyle duran piramitlere yaklaşınca gördüğümüz ihtişam karşısında bir kez daha saygıyla selamlıyoruz bu mezarları yapanları.




Giza’nın 3 büyük piramidi

Piramitlerin bulunduğu alana girmek ücretli ve bizdeki gibi yerli ve turist ayrımı var. Konuyu Şerif hallediyor ve hepimiz yerli tarifesinden geziyoruz piramitleri.


Şerif’ten öğrendiğimize göre piramitler kumların altından ilk ortaya çıkarıldığında yerli halk ilk sıra taşları ev yapımında kullanmak için sökmeye başlamış.  Daha sonra keşfin önemi anlaşılınca koruma altına alınmışlar. Vadi 3 büyük piramidin ve Sfenks’in de bulunduğu büyük bir alan. Ne yazık ki bu piramitlerden çıkarılan her şey neredeyse talan edilmiş. Çoğu Mısır’ın dışındaki müzelerde sergilenmekte. Özellikle British Museum’da hatırı sayılır bir Mısır koleksiyonu var. En yükseği olan Keops  (150 mt zannedersem) halka açık ve biz kızımla dar merdivenlerden piramidin derinliklerine kadar iniyoruz.



Khufu’nun ( Keops) önünde aile fotoğrafı

Bizim tarih dersinde öğrendiğimiz Keops, Kefren ve Mikerinos bu piramitlerin Yunanca isimleri. Burada sırasıyla Khufu,  Khafre ve Menkaure diye adlandırılıyor. Şerif çok hassas isimler konusunda. Giza piramitlerinin bulunduğu bu vadide bu üç büyük piramidin dışında irili ufaklı birkaç tane daha piramit ve firavunların ailelerine ait kişilerin mezarları var.


Vadinin en önemli diğer figürü  Sfenks tek bir kayadan oyulmuş  insan başlı aslan vücutlu muhteşem bir yapı  ve sanki burada vakti zamanında yatan bedenlerin koruyucusu gibi tüm haşmetiyle vadiyi süslüyor.




Mayıs ayında olmamıza rağmen hava neredeyse 40 derece ve açık havada dolaşmak insanı oldukça yoruyor. Vadiyi dolaşıp bu 4500 yıllık geçmişi olan eserleri arkamızda bırakıp Kahire’nin kapalıçarşısı Khan El Khalili’ye gidiyoruz.  Bizim Kapalı Çarşı’yla aynı tarzda ancak daha küçük olan çarşı artık yerel bir alışveriş mekanı olmaktan çok turistik bir panayır havasında. Eski Mısır Uygarlığı’na ait figürler, replikalar ve papirüsler turistlerin en fazla ilgisini çeken parçalar. Ayrıca Mısır’a özgü bir taş olan alabasterden yapılmış vazolar ve heykelcikler ile yine Mısır pamuğundan yapılmış havlular tezgahları en çok dolduran eşyalar. Payımıza düşen alışverişimizi yaptıktan sonra üstümüze üstümüze gelen satıcılardan bunaldığımızdan kendimizi bir an evvel dışarı atıyoruz.. Çarşının hemen yakınında ise Al Azhar Camii, aslında buraya bir kompleks demek gerekir, çeşitli dönemlere ait islam  mimarisi tarzıyla çok güzel.


 


Kahire’ye gelip de Kahire Müzesi’ni gezmeden olmaz. Müzenin bulunduğu meydan Taksim Meydanı’na çok benziyor. İlk geldiğimizde hemen yanındaki otelde kalmıştık. Bu müze çok yoğun ve karmaşık. Bu nedenle biz de rehberle geziyoruz müzeyi. Rehberimiz müzeyi kronolojik bir formata uygun olarak 2 saatte gezdiriyor. Aldığımız hizmete verdiğimiz para gerçekten çok uygun. Daha sonra çıkarılan yüzlerce piramitten eserlerin sergilendiği müzede en çok dikkat çeken Tutankamon’a ait parçalar. Rehberin söylediğine göre müzenin deposunda bulunan eserler sergilenenlerin neredeyse iki katıymış. Bu nedenle yeni bir müze binasının yapımına başlanmış.





Bir sonraki ziyaret yerimiz ise şehir surlarının geçtiği hisar ( The Citadel). Buraya giderken Şerif bizi “Mezar Şehri”nin yakınından geçiriyor. Burada insanların evsizlikten dolayı mezarlarda yaşadığını söylüyor. Bayağı büyük bir nüfus mezarlıkta lahit ve benzeri şeyleri kendilerine ev edinmiş durumda. Çöp toplayarak yaşayan bu insanlar sefil bir yaşam sürüyor.


The Citadel’deki bizim için en önemli eser Mısır Hidivi Mehmet Ali Paşa’nın kendi adına yaptırdığı cami. Buranın en görkemli camilerinden biri ve alabaster taşından yapılmış. Kahire’nin en etkileyici camilerinden biri. Caminin hemen yanında M. Ali Paşa’nın  kendi için yaptırdığı  bir de saray var..Ancak geçirdiği yangın nedeniyle sarayın içi harap vaziyette. Sadece iki galerisi açık ve sergilenen eserler de oldukça yıpranmış ve bakımsız durumda. Antika meraklısı olan Şerif’in evinde çok daha fazlası var. Hava bugün daha da sıcak ve bizim ufaklık biraz ateşleniyor. Neyse ki doktorumuz yanımızda. Arabadan ateş düşürücü getirip ilk müdaheleyi yapıyor.




M. Ali Paşa Camii avlusunda Arda

Mısır’da en keyif aldığım şeylerden biri de mango suyu. Her yerde taze sıkılmış mango suyu bulmak mümkün. Bu sıcakta içine buz konulmuş mango suları susuzluğumuza ilaç gibi geliyor.


Hisardan sonra yine yakınlarda yeni açılmış, buranın da ismi Al Azhar olan, bir parka gidiyoruz.

Al Azhar Parkı

Parktan hisar daha güzel görünüyor. İçinde bir de suni göl olan park bayağı büyük. Park içinde güzel ve temiz bir kafe bir de menüsünde tamamen Mısır mutfağından yemeklerin olduğu taş bir bina içerisinde bulunan güzel bir restoran var. Açık büfe olarak sunulan mezelerden kendimize birer tabak yaptıktan sonra hem karnımızı doyurup hem de soluklanıyoruz biraz. Binada klima olmamasına karşın içerisi bayağı serin. Tamamen  taş binanın sunduğu konfor bu.


Akşam yemeğini arkadaşlarımızla evlerinde yiyoruz. Dışı kötü ve bakımsız görünse de Kahire’deki evlerin içleri oldukça büyük ve konforlu. Buradaki binaların dış cephe bakımlarının çok zor olduğunu söylediler. Özellikle çöl fırtınalarından dolayı gelen kumların cepheyi kirli sarı bir renge dönüştürüyormuş.


Nil kıyısı özellikle de Nil’in üzerinde bulunan Al Gezirah adasının bulunduğu bölgeler Kahire’nin en güzel yerleri. Çoğu elçiliklerin rezidansları buralarda. Bu çevre birçok 5 yıldızlı otele de ev sahipliği yapıyor. Nil’e bakan bu otellerin bazılarında ise alışveriş yapmak için küçük boyutlarda alışveriş merkezleri var. Ayrıca temiz ve uygun fiyata yemek yemek için de alternatif yerler buraları. Hijyen açısından bilmediğimiz yerlerden yemek yenmemesini tavsiye ettiler bize.  Gezirah’da çok şık bir de TV kulesi var. Dış cephesi dantel gibi işlenmiş bu kulenin tepesine çıkılabiliyor.


Nargile ( Shisha ) burada sosyal bir kültür halini almış. Her yerde mutlaka nargile içilecek bir köşe var. Aromalı tütünden çıkan koku insanı sigara kadar rahatsız etmiyor. Benim gibi sigara düşmanını etkilemediği gibi ayrıca denedim de.




Karşı kıyı Al Gezirah adası

 
Her ne kadar burası piramitlerle ünlüyse de gezmeye değer çok sayıda kilise ve cami de var. Her biri ayrı güzellikte bu yapıları biz ne yazık ki vakitsizlikten gezemedik. Velhasıl bir çok uygarlıkların iz bırakarak gelip geçtiği bu şehre ve arkadaşlarımıza, bir daha görüşmek dilekleriyle şimdilik hoşça kal diyerek güzel geçen bir seyahatimizi daha geride bıraktık.


 

14 yorum

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    darısı başka güzel geçen seyahat yazılarınıza Arman bey, sevgiler 🙂

  • EYLÜLADA dedi ki:

    İsviçre kantonlarından Amerika’ya, Büyük Britanya’dan Mısır’a… Kuzum Arman Bey, şu yaşadığımız dünya üzerinde sizin “çoluk çocuk” hep birlikte gezmediğiniz bir yer kaldı mı? // Mezarlarda yaşayan insanlar (bir belgeselde de izlemiştim), Kahire sokaklarındaki Şahin’ler ve antika meraklısı (!) doktor dostunuz Şerif… Yazınıza renk katan ve ilgi çeken öğeler, detaylar…

  • abt_smyrna dedi ki:

    Özellikle istediğim yerlerden biri Mısır. Genel olarak fiyatların çok ucuz olduğunu filan duymuştum. Uygun bir zamanla uygun bir turla mutlaka gerçekleşecek.
    Teşekkürler deneyim için:)

  • mctumer dedi ki:

    HER ZAMANKİ GİBİ ÇOK KEYİFLİ BİR GEZİ YAZISI SEVGİLİ ARMAN, ELİNE SAĞLIK

  • rome_o dedi ki:

    selam arman mısıra kim gittiyse bir daha gitmem diyor çok kalabalık ,pis ve turisti rahatsız eden bir çok sokak satıcısıla doluymuş .. galiba senin yaptığın gibi bir mısırlı dost edinip oralara seyehat etmek daha doğru 🙂 tarihi eserlerin talanına gelince maelesef seninde bildiğin gibi türkiyeden de birçok eser avrupa başkentlerinin en ünlü müzelerinde sergileniyor .. zamanında hiç sahip çıkılmamış ..

  • oymakas dedi ki:

    Sevgili Velid,
    Bizim şansımız her iki seyatimizde de arkadaşlarımızla gezmemiz. Her yer tekin değil. Turist olduğunu anlayınca insanlar üstüne üstüne geliyor. Her yerde yemek yiyemezsin. Suyunu yanında taşıman lazım. En lüks otellerde bile doğal ortam yüzünden sevimsiz haşerelerle yüz yüze kalıyorsun. Ancak burası kadim bir ülke ve dünyanın sağlam kalmış en eski kalıntıları da burada. Piramitler bir seyyahın mutlaka görmesi gereken bir yer diye düşünüyorum. Ayrıca buna benzer şeyler geçimini turistlere bağlamış bir çok ülkede de var. Yazın turist olarak Sultanahmet ve Kapalıçarşıda dolaşmak da pek kolay olmasa gerek.

  • rome_o dedi ki:

    çok haklısın arman .malesef dediğin gibi tatsız davranışlar turistik her ülkede oluyor .bana gelince ben muhakak bir gün mısıra gideceğim . piramitleri görmeden olmaz

  • tütü dedi ki:

    Bir Kahire özeti olmuş,teşekkürler oymakas.Özellikle tütünün kokusu Mısır’ın Nobel ödüllü yazarı Necip Mahfuz’u hatırlattı.Şimdi bu yazı üstüne bir nefes “Midak Sokağı”…

  • bosfor dedi ki:

    Yazıyı okurken fotoğraflar dikkat dağıtacak kadar göze batıyor,teşekkürler.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    piramitler hakkında bir çok belgesel izledim.. şimdide sayenizde belgesel okumuş olduk 🙂 ellerinize sağlık..

  • enise dedi ki:

    Akıcı anlatımınız ve fotoğraflarınızla adeta Kahire gezisinde beraberdik.Merak edipte gidemediğim yerleri çok güzel anlatmışsınız elinize sağlık.

  • gulliblecow dedi ki:

    mısır insanları yaşamı her zaman benzeri olmayan bir meyve gibi.çok güzel teşekkürler.

  • onur1122 dedi ki:

    Güzel bir gezi olmuş…

  • NEŞE dedi ki:

    Özellikle ortadoğu ve Arap ülkelerinde o yöreyi iyi bilen ,orada oturan bir dost a güvenerek gezmek ne güzel…Tüm gidenlerin ortak fikri,yapışkan satıcılardan ve uzun süren pazarlıklardan kaçmak.Teşekkürler Arman Bey!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*