COLMAR’DAN STRASBURG’A ŞARAP YOLU

        COLMAR DAN  STRASBURG A “ ŞARAP YOLU”


 


 


         Üniversite şehri Freiburg u geride bırakmamızla,Ren nehrine varışımız arasında dakikalar geçti dersek yalan olmaz. Geniş geniş,nazlı nazlı akıyor Ren,üzerinde köprüler,köprüde biz,geçiyoruz Fransa ya doğru,ne zaman sınırı geçtik ,habersiz vaziyetteyiz,yol tabelaları,köy isimleri değişince anlıyoruz ülke değiştirdiğimizi.Artık Alsace dayız……Bu bölge nasıl verimli,nasıl çekici daha ilk dakikadan itibaren üzüm bağları,meyve bahçeleri etrafımızı sarıyor…Aslında bu bölgede var olan maden yatakları ve endüstri , II.Dünya savaşı öncesi Hitler in de iştahını nasıl kabartmıştı,Alman ordularının ilk işi hemen Alsace ı işgal olmuştu…Bizim de iştahımız kabardı doğrusu,hemen Colmar a varalım,meydanlara yayılalım,şarapları ısmarlayalım..


                       COLMAR


     Çok uygun bir saatta Colmar daki otelimiz “Hotel Primo” ya yerleşiyoruz…Bu oteli de diğerleri gibi booking.com dan uzun aramalarla buldum,merkezde olacak,ucuz olacak,otopark ı olacak….Kahvaltı ve vergi dahil 64 €,fena sayılmaz,odamız çok basit ama temiz,önemli olan lüks kavramı değil bizim için..


     Colmar a gelişimizin bir nedeni “Şarap Yolu” nun çok önemli bir durağı olması,bir diğer önemli nedeni de benim branşımda ,Avrupa sanatında bir dönüm noktası olan ,öğrencilik yıllarımda hazırladığım seminer çalışmasından çok yakından tanıdığım “İsenheim Altarı” nı görmek…Karşımızdaki meydanda “Unterlinden” müzesinde beni bekliyor..


     UNTERLİNDEN MÜZESİ GİRİŞ


      Önce karınları doyuralım,bu bölgenin özel yemeği,”tarte flambe” ve birer kadeh “Pinot Blanc” bize yeter de artar bile..Tarte Flambe=alevli tart,ateşte pişmiş tart,ince bir pide hamuru üzerine çeşitlemeler şeklinde açıklanabilir.Bizim beğendiğimiz şekli,önce keçi peyniri ve üzerine domuz jambon ve  soğan, hepsi  bir tahta küreğin üzerinde doğru fırına,beş dakika sonra ,gevrek ince hamur pidenin üzerindeki peynir erimiş,jambon ve soğanlar kızarmış vaziyette önümüze geliyor..Harika gidiyor birer kadeh soğuk şarapla..Üzerine konulan malzemenin türüne ve tipine göre fiyatı 6-10 € arasında değişiyor.. Saat 15.00 deki hafif bir yemek için de bir tanesi 2 kişiye yetebiliyor.Aklım tam karşımdaki müzede ,kapanmadan kendimi atsam içeri..

            MÜZE ÖNÜNDE BEKLEYİŞ


   Eski bir manastır kilisesi ve ek binaları müzeye çevrilmiş,içindeki eserlerle bina da çok uyumlu.. Başka hiçbir salona uğramadan doğru gidiyorum İsenheim Altarına..Tam ortada ,karşımda işte muhteşem mihrab resmi…Fotoğraf çekmek yasak ama ,yasağa aldırmayan birkaç Japonla birlikte ,hiç de uygun olmayan bir makine ile bir kare çekiyorum..           
                             
İSENHEİM ALTARI(WİKİPEDİA)

Ünlü Alman Rönesans ustası Matthias Grünewald ,yakınlardaki İsenheim köyünde St. Antonius manastırı için yapıyor bu eseri.(1512-16) Ancak günümüzde rastlayabileceğimiz bir “Expressionism=dışa vurumculuk ile bu eseri yaptığı için çok önemli,Batı sanatında ilk defa ,İsa,çarmıhta böyle perişan,veba yaraları içinde çürümüş bir vücutla tasvir edildiği için çok önemli…St.Antonius manastırı aynı zamanda veba hastalarının tedavisine ayrılan bir hastane,sanatçı bu sebeple İsa yı da vebalı olarak gösteriyor..Rönesans daki ideal vücut kavramına tamamen  ters…Eser çok kapaklı (poliptikon) bir mihrab,kapaklar açılınca farklı,kapanınca farklı sahneler çıkıyor ortaya..Ana sahne tabii ki çarmıh sahnesi..Ortadaki çarmıhta İsa nın yanındaki,alışılmamış şekilde beyazlar giymiş Meryem,İncil yazarlarından Johannes in (Yahya) kollarına bayılıyor,Magdalena acılar içinde,diğer tarafta ise İsa yı Şeria nehrinde vaftiz eden ve İsa nın ölümünden  birkaç yıl önce başı uçurulan vaftizci Johannes var..Zaman kavramı yok olmuş burada…Muhteşem eseri beklediğimden daha büyük boyutlarda buluyorum,kitap sayfalarından çok daha görkemli..Eseri yakından görmenin  heyecanı ve milyon yıl önce fakültenin buz gibi anfisindeki seminerimin anıları ile kalabalık Colmar sokaklarına bırakıyoruz kendimizi..

              MAVİ PANJURLU EV

           1540 DAN GÜNÜMÜZE

              GELİN ARABASI


       Dar sokaklarda çok güzel yapılar var,karşımızda ,cephesindeki “baş” süslemelerinden dolayı “Maison des Tetes” adını alan güzel bina var,saymakla bitmez,hangisine bakacağımızı şaşırdık.

                  LA BELLE ALSACE



                     KATEDRAL

Tüm binalar esaslı restorasyonlardan geçmiş,alt katlar kafe,lokanta ,hediyelik eşya,üst katlar otel,pansiyon olmuş..İşte şimdi çok güzel bir kavşaktayız,dört tarafımız güzelliklerle dolu,tam karşıda eski gümrük binası.


               GÜZEL SOKAKLAR


       Biraz ilerde “Petite Venise =Küçük Venedik bizi bekliyor.Hiç anlamıyorum bu deyişi,minik bir akarsuyun yanı başında bir yerleşme gördükleri anda “Venedik” adını yapıştırıyorlar,oysa geldiğimiz mahallenin Venedik le uzak –yakın hiçbir benzerliği yok..Dar bir akarsuyun iki tarafında ortaçağ evleri,bol çiçek,akarsuyu turlayan minik tekneler,eh işte gidip gelinen yerde bizim Eskişehir deki Porsuk turu uzunluğunda..






                 KÜÇÜK VENEDİK
Beğendik,çok çok beğendik ama “Colmar” olarak beğendik,”Venedik” olarak değil..Suyun kıyısında çok şık kafeler var,çiçekler içinde ,çilekli dondurmalar da çok cazip geldi doğrusu..




       Gün sona eriyor,akşama hazırlanalım,biraz dinlenmek iyi gelecek..Kısa bir tazelenmenin ardından akşamın güzel ışıkları ile ana meydana ,Place des Martyrs de la Resistance=Direniş Şehitleri Meydanına  geri dönüyoruz.Akşam yemeğini tam meydanın köşesindeki Pfeffel şarap evinde yiyiyoruz,güzel Alsace yemeklerine bu kez  bir Pinot Gris şarabı eşlik ediyor,hafif meyva aromalı ve kuvvetli bir şarap.Fransa da yemek fiyatları Almanya dan biraz daha pahalı,komşu ülkede akşam yemekleri için genel olarak ödediğimiz 40-50 € ,burada 60 € yu buluyor,tabii kahve ve tatlı da dahil..

              RESTAURANT PFEFFEL


     Bizim için “Şarap Yolu” nun ilk durağı olan Colmar,gönlümüzde güzel bir yer etti..Aslında Şarap yolu daha güneydeki Thann köyünden başlıyor ve Strasburg un kuzeyinde Marlenheim de bitiyor,dağ yamaçlarından,üzüm bağlarının arasındaki yüzlerce köyden geçiyor,tam 170 km. sürüyor.Biz bütün bu köyleri göremeyeceğiz tabii,tüm yolu da aynı gün içinde hem gez,hem gör hem de “iç…” şeklinde yapmamız da imkansız.Bu nedenle en güzel 2 kasabayı seçtim,gezeceğiz,göreceğiz ve içeceğiz…


     İlk durağımız  Riquewihr… Alsace bölgesinde köy-kasaba isimleri böyle ilginç,Almanca-Fransızca karışımı gibi .Her yerde ,herkes her iki dili de konuşuyor.


     Riquewihr e erken gelmenin avantajını yaşayarak,tatil günü olmasına rağmen ortaçağ surlarının hemen dibindeki park yerinde güzel bir yer buluyoruz arabamıza.12-13 yy. lardan kalan biblo gibi bir köydeyiz.




                  RİQUEWİHR
Fransa nın en güzel köyleri listesinde önemli bir yere sahip.Tüm köy bir  sanat eseri inceliği ile restore edilmiş,her şey,her yer,her köşe renkleri,çiçekleri,dekorasyonu ile bir bütün olarak ele alınmış,tek tek evlerin ne oldukları,kime ait oldukları hiç önemli değil,tüm köy bir sanat eseri bence..Neye bakayım,hangisini fotoğraflayayım ?Serseme döndük güzellikten….



            1595 DEN BERİ AYNI YERDE



                  RENK CÜMBÜŞÜ

Bu sersemliğin hakkından köşede 16 yy. dan kalma şarap evi gelir…Tezgaha yaklaşıp ,kadehi 2 € dan 2 kadeh Riesling alıyorum,eşimle karşılıklı “çin-çin” yapıyoruz,ayakta ,kapının önünde içiyoruz,kendimize geliyoruz,fiyata şapka çıkartıyoruz….



                ŞARAP EVLERİ
Yapıların çoğu otel ve lokanta,çok sayıdaki şarap mahzeni,üretici olarak tadım yaptırıyorlar,beğendiklerinizi kasa ile arabanın bagajına yükleyip götürüyorsunuz..Evlerin balkon ve pencerelerine dikilen çiçekleri hayranlıkla seyrediyorum,renkleri,boyları,çeşitleri hep düşünülerek seçilmiş,aralarda bölgenin “leylek” bolluğunu simgeleyen leylek figürleri var,sanki konuvermiş pencerenin kenarına…


         PENCERELERDE LEYLEKLER



                SÜSLÜ DÜKKAN
Dikilen çiçeğin rengi evin boya ve badanasına da uygun olmalı prensibi hakim..Hediyelik eşya dükkanlarında çok güzel şarap kadehleri satılıyor,dayanamıyorum,yeşil ayaklı miniklerden alıyorum..Bölge daha çok beyaz şarapları ile meşhur olduğu için kadehler küçük ve özel..

                         RENK UYUMU

                 KEMERLİ SOKAK

                      GEYİKLİ OTEL

                      KULEYE GİDİŞ



                HERYERDE ÇIÇEKLER


                   ŞARAP EVİ


                  YÖRESEL TATLAR


          GURME RESTAURANT ECURİE

               TARİHİ POSTA ARABASI


     Bu sonsuz güzellikteki köyden ayrılırken bağlar arasından gözüken kilise kuleleri çocukluğumun resimli ,3 boyutlu masal kitaplarını hatırlatıyor.Anneannemle her Beyoğlu na çıkışta böyle bir masal kitabı alınır ve dönüşte vapurda ,tek tek açılan üç boyutlu sayfalarda bu manzaralar çıkardı karşıma..


    Bu bölgede köyler,kasabalar birbirine öyle yakın ki…15 dk. Sonra Ribeauville e giriş yapıyoruz.

                   RİBAUVİLLE GİRİŞ
Ortaçağ surlarının dışındaki parking dolmaya başlamış bile..Öğlen şarabımızı bu köyde içelim,tarte flambe yi hemen ısmarlayalım ..Köyü ortadan ikiye bölen Grand Rue  boyunca yürüyoruz,etrafta bir önceki köyden hiç de geri kalmayan güzel binalar,özenle çiçeklendirilmiş balkon ve pencereler bize “Bienvenue” diyor…


                           GRAND RUE

Her üç binadan biri yine “şarap evi” ,restaurant ve kafe…Ara sokaklar daha sakin,çok şık pansiyonlar turistleri bekliyor,16-17.yy dan beri işlevlerini devam ettiriyorlar..




                    SÜSLÜ CEPHELER

Grand Rue nin ufkunda,çok ilerlerde,tepelerin üzerinde bir şato kalıntısı var….Beyimiz tepelerde ,halk da aşağıdaki köyde kim bilir kaç yüzyıl yaşadılar birlikte ?




                       UFUKDA ŞATO
Her ortaçağ kasabasında gördüğümüz mezbaha,dericiler,tahıl pazarı ,minik meydan çeşmeleri burada da mevcut,zaman kasırgası silip süpürememiş bu güzellikleri ya da izin vermemişler bu kasırgaya ,korumuşlar,gözetmişler,yenilemişler ve yüzyıllar sonra da bizim gibi, değerleri yerlerde sürünen bir ırkın ahfadı hayran olsun diye açmışlar kapıları sonuna kadar.

                 KIRMIZI ŞARAP EVİ

                  BÜYÜK KONAK


                           MİNİK YEŞİL

                   BEBEK GELİYOR

                     DAR SOKAKLAR

             RİBEAUVİLLE’ İN MUTLU KEDİSİ



     
Kıskançlıklar içinde ayrılıyoruz Ribeauville den…Önümüzde Selestat var…Güzelliğin bu kadarı yeter ,diyerek başka bir kasabada durmadan Strasburg a doğrultuyoruz rotayı…


     Kırk yıllık can arkadaşımız Engin ve eşi sevgili Christine ile buluşacağız Strasburg da bu gece…Eskileri konuşacağız,geçmişi yad edeceğiz.

11 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Bu güzel yazıyı ve resimleri hergün birkaç kere okuyacağım önümüzdeki günlerde . Degerlerine sahip çıkan zevk sahibi insanlar , darısı bizim basımıza . Reisling Alman beyazlarında bizim de favorimizdir. İsenheim altar panosunu gördüğünüze inanamıyorum , daha birkaç gün önce okumuştum başyapıt budur isimli bir kitapta , görmek muhteşem bir duygudur herhalde . Ellerinize saglık Nese Hocam , hep gezin hep yazın , teşekkürler .

  • merakles dedi ki:

    Neşe Hocam izninizle ne olur olmaz diye bu yazınızı kopyalayıp çıktısını alıyorum. Emeğinize sağlık, şarap evlerine uğramak şart oldu.

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili dostlar,çok teşekkürler…Bu rotamız gerçekten güzeldi,hem gözler hem mideler şenlendi,hangi şaraptan tadacağımızı şaşırdık,hepsi çok kaliteli ve ucuz,su yerine içtik desem yanlış olmaz…Çok keyifli bir yol,hepinize tavsiye edilir…

  • Midgard dedi ki:

    Neşe Hanım, yazılarınızı çok severek okuyorum. Hayranlıkla bakıyorum fotoğraflara ve ilham alarak takip ediyorum gezinizi. Ne güzel yerler anlatıyorsunuz, elinize sağlık. 🙂

  • tutu... dedi ki:

    Kapıda, ayaküstü içilen reislinge bayıldım….Evlerin süsü insanın başını döndürüyor. Sokakların temizliği, doğayı yaşamak için en azından çiçekleri gözlerinin önünde bulundurmaları özenilecek yaşam alanları….Yine güzel bir yol çizmişsiniz 🙂

  • gezmen dedi ki:

    Neşe Hocam, elinize sağlık. Gerçekten kıskanılacak yerler.Şarap fiyatları da makul gözüküyor.

  • NEŞE dedi ki:

    Su yerine şarap içtik…fiyatlar cola dan ucuz….Teşekkürler Gezmen…

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe hocam , Selestat ve Strasbourg’u hala bekliyoruz . Bizi merakta bıraktınız . Saygılar .

  • NEŞE dedi ki:

    Strasburg u yazmadan önce haftaya şöööyle bir Bodrum a gidip geleyim,ruhumu iyi edeyim diye bir karar verdim…Pegasus dan 35 tl.ye bilet bulunca da bu iş gerçek oluyor….Dağlara yürüyeceğim,yabani orkideler,baharlar,anemonlar açmış ,bir temiz hava alayım ve geleyim….12 mart ta yolcuyum,dönüşte bir heves yarım kalan yazıları toplarım artık sevgili Doktor….

  • Dilek V.T. dedi ki:

    Bak bak doyamadım fotoğrafara… bir daha bakacağım şimdi. Böyle bir yer rüyalarda olur sanırdım, ama gerçekmiş, varmış… Çok güzel yansıtmışsınız oraları Neşe hanım, elinize emeğinize sağlık…

  • ekmelozluk dedi ki:

    Neşe hanım yaklaşık 3 yıl sonra tekrar yazınızı görünce pek sevndim.Yazınız eski ancak benim rennes turumdan sonra yolum 25.evlilik yıldönümümde tekrar fransaya düşecek..ve yolharitama colmarı almıştım belliki çok iyi etmişim….kısmetse ekim ayı mulhouse colmar porto lyon dörtlemesi nin bir ayağında bu şirin mekanı göreceğim…ellerinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*