Colmar / Noel ışıkları altında öyküler

Colmar’dayız , Alsace’ın Yukarı Ren bölümünün yönetim merkezinde . Temel amacımız belli , Noel pazarları . Ama bu küçük şehir içinde öyle ilginç öyküler barındırıyor ki bunları anlatmadan geçemeyeceğim . Bu öykülerden bazıları bizimle de ilgili .

İlk öykümüzde iki Osmanlı padişahı ve iki Mısır Valisi paşamız var . Frederic Auguste Bartholdi adını hiç duydunuz mu ? Colmar’lı bir Fransız heykeltraş bu adam . Çok üretken bir sanatçı değil . Ama öyle bir eser yaratmış ki şöhreti bütün dünyaya yayılmış . Kendisi NewYork’taki özgürlük heykelinin mimarı .

Pekiyi , özgürlük heykelinin prototipinin bizim için yapıldığını biliyormuydunuz ? Yıl 1854 . Mısır , içişlerinde bağımsız dışişlerinde Osmanlı’ya bağlı bir eyalet . Başında Vali Said Paşa var . Osmanlı tahtında ise Sultan Abdülmecit . Vali Said Paşa , Fransızlara yaptıracağı Süveyş Kanalı projesini Abdülmecit Han’a sunmuş . Ama İngilizler kanalın yapılmaması için baskı yapıyorlar . Sultan Aldülmecit’in ölümünden sonra tahta geçen Sultan Abdülaziz , 1866 yılında projeyi onaylıyor ve hem hazineden hem de kendi şahsi kasasından projeye yüklü miktarda para yatırıyor -bu paranın yatırılmadığını iddia edenler de var-


Bartholdi Müzesi


Bartholdi Müzesi

İşte 1854 yılında saraya sunulan projede kanalı süsleyecek dev bir heykel planı da var . Limanda duracak , eski Mısır kıyafetleri içinde bir kadın . Bir elinde meşale olan heykelin yüzü batıya dönük olacak . Doğudan batıya uygarlığın ışığını götürecek . Bu heykelin siparişi Bartholdi’ye veriliyor . Heykelin daha önce belki de hiç görmediğiniz örneklerini , bütün zorluklara katlanarak kıymetli kendingez okurları için yayınlıyorum ….

Ancak Vali Said Paşa öldükten sonra yerine geçen İsmail Paşa , heykelin müslüman halk arasında huzursuzluk yaratacağını düşünür ve heykeli istemez . Süveyş Kanalı 1869 yılında heykelsiz açılır .

Burada rivayet muhtelif . Kimileri heykelin Osmanlı parası ile yapılıp tamamlandığını , hatta gemiye bile yüklenmişken istenmeyince depoya kaldırıldığını söylüyor . Kimileri ise projenin sadece fikir aşamasında kaldığını , birkaç prototip yapımından öteye geçmediğini savunuyor .

Heykel Amerika’ya nasıl gitmiş derseniz , Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunun 100. yılı onuruna Fransız-Amerikan ilişkilerini geliştirmek isteyen mason locaları heykeli küçük değişiklikler ile bugünkü haline sokmuşlar ve Birleşik Devletler’e hediye etmişler . Heykelin içindeki çelik kafesi yapan kişi ise tanıdık bir isim , Gustave Eiffel . Heykelin Amerika’daki kaidesinin yapımı için sonradan ünlü olacak kendisi de bir mason olan Pulitzer , gazetesinde bağış yapanların isimlerini yayınlayacağını söylemiş ve bağış toplamış . Artan parayla da gene bir mason olan Bartholdi’ye aşağıda göreceğiniz plaket verilmiş .

Colmar’da Bartholdi’nin bugün müze haline getirilmiş evini gezerken bu öyküleri dinliyoruz . Özgürlük heykelinin yapım süreci aşama aşama anlatılıyor müzede .

Bartholdi’nin bazı eserlerini görmek te mümkün müzede . Prometheus ile Kartal benim çok hoşuma gitti .

Diğer bir ünlü eser ise Belfort Aslanı . 1870-71 yıllarındaki Fransız-Alman savaşında alınan yenilgiye rağmen kahramanlık heykeli olarak yapılmış .

İkinci öykümüz sanat tarihinde bir başyapıta ait : İsenheim Altar Panosu . Colmar’da Unterlinden Manastır Müzesinde sergilendiğini öğrendiğim andan beri bu yolculukta O’nu görmeyi kafama koymuştum . Colmar gezisinin sonunda yerel rehbere panonun yerinde olup olmadığını ve müzenin açık olduğu saatleri sorduğumda , rehberimiz altar panosunun hemen yanımızdaki Dominiken kilisesinde sergilendiğini söyledi . Orada sergilenmesi geçici bir durummu bilmiyorum ama heyecanla kiliseye koşturduk , biletlerimiz aldık ve asıl müjdeyi de öğrendik : Fotoğraf çekmek serbest . İşte karşınızda bir başyapıt , korkunç güzellik diyorlar bu altar panosuna .

İsenheim Altar panosu , eskiden İsenheim’daki bir manastır hastanesinin yakınındaki kilisede bulunuyormuş . Bu manastır hastanesinde Aziz Antonius Humması denilen bir hastalık tedavi edilmeye çalışılıyormuş . Hastalık , tahıllarda üreyen çavdarmahmuzu isimli bir parazitin yenmesi ile oluşuyormuş . Bu parazitle oluşan kronik zehirlenmelerde cüzzama benzer şekilde ağrısız gangrenler oluşur ve insanların parmakları , burunları , kulakları düşermiş . Ayrıca hastalar sanrılar görmeye başlar ve deliryum benzeri tablolar ortaya çıkarmış . Hastalık , günahlardan kaynaklanan ruhsal bir hastalık sanıldığından hastaneye getirilenler bu tablonun önünde özel giysiler giyerek tövbe ederlermiş .

İsenheim Altar Panosunu yapan kişinin adı Matthias Grünewald olarak biliniyor . Almanya’nın Dürer ve Cranach ile karşılaştırılabilecek tek ressamı olduğu , Almanya’nın Correggio’su olduğu söyleniyor . Ama Grünewald isimli bir ressam hiçbir kayıtta , hiçbir belgede yok . Aschaffenburg’lu bir ressamın , Usta Martis’in o dönemde altar panoları yaptığı biliniyor . Bu ressamın yaptığı panolarda M.N.G. (Mathis Gothardt Neithardt ) imzası bulunmuş ve aynı zamanda hidrolik mühendisi olan bu kişinin İsenheim Altar Panosunun ressamı , 1675 yılında Almanya’nın ilk sanat tarihçisi Joachim Sandrart’ın uydurduğu sahte ismi ile Grünewald olduğu anlaşılmış .

Panonun özelliği İsa’nın betimlenme şekli . Çarmıha gerilmiş İsa , genellikle yakışıklılığından pek birşey kaybetmemiştir resimlerde . Ama burada öyle değil . Çarmıha gerilmeden önce yapılan işkencelerin izlerini bedeninde taşıyor . Dikenler ve dikenlerin açtığı yaralardan akan kan ve iltihap hemen göze çarpıyor . Başı öne düşmüş , dudakları solmuş , sanki ağzından son nefesi bir hırıltı ile o anda çıkıyor gibi . Meryem yüzü bembeyaz İncilci Yahya’nın kollarına yığılmış . Mecdeleli Meryem diz çökmüş yalvarıyor ama kime , neye ? Sağda Vaftizci Yahya İsa’yı gösteriyor , parmağının üzerinde şöyle yazıyor : O’nun büyümesi , benimse küçülmem gerekiyor . Sanatçı panonun karşısında bizim nasıl küçüldüğümüzü söylemek istiyor belki.

Sanat tarihinde çirkinliğin en güzel şekilde resimlendiği , güzel tabloların içinde en çirkini denilen bu altar panosunu eşim sıkılana kadar uzun uzun inceliyorum . Panonun iki açılır kanadında Aziz Antonius ve Aziz Sebastian resmedilmiş . Aşağıda ise çarmıhtan indirilmiş İsa’nın gömülme sahnesi var .

Sanırım bugün şanslı günümüz . Kilisenin içinde başka altar panoları da görüyorum . Colmar doğumlu bir ressama , Martin Schongauer’e ait bunlar .

Dönemin önemli bir bakır oyma ustası aynı zamanda . Hatta rakipsiz olduğu söyleniyor . Dürer , Schongauer’in atölyesinde eğitim almak için Colmar’a gelmiş ama ne yazık ki sanatçının birkaç ay önce öldüğünü öğrenmiş . İsa’nın hayatından sahneleri resimlediği altar panolarını inceliyorum .

Ve en önemlisi , Schongauer’in başyapıtı ”Gül Bahçesindeki Madonna” da burada . 1473 tarihli altar panosu ressamın en önemli eseri . Yumuşaklık ile anıtsallığın bir bileşimi deniyor bu panoya . Colmar sadece şaraba değil sanata da doyuruyor insanı doğrusu .

Sırada üçüncü öykümüz var . Bu öyküde de bizimle ilgili birşeyler var . Colmar’da Petit Venice -küçük Venedik- denilen bir bölge var . Hemen anlayacağınız gibi bir dere akıyor şehrin içinden . Venedik’e benzetmek anlamsız çünkü çok daha değişik , kendine özgü bir yer . Bu dere , daha doğrusu kanal özellikle 16. yüzyılda tüccarların şaraplarını gemilere yükledikleri bir ticaret üssü , bir nehir limanı . Etrafındaki evler ise resim gibi . Noel süslemeleri bu şirin evlere daha da bir güzellik katmış .

Kanalı takip ederseniz küçük bir meydanda elinde asma çubukları tutan bir adamın heykelini göreceksiniz .

İsmini şimdi hatırlayamadığım bu şahsiyet , 2. Viyana kuşatması sırasında hristiyan güçlerine yardım etmek için Viyana önlerinde bize karşı savaşmış . Kuşatma püskürtülünce kendisine ödül olarak bölgenin günümüzde Macar şarapları ile özdeşleşen Tokai üzümlerinin fideleri verilmiş ve Colmar’a döndüğünde Alsace bölgesinde bu üzümlerin de yetiştirilmesini sağlamış .

Macaristan’a gidenler Tokai şaraplarını bilir . Dömisek deseler bile oldukça tatlı şaraplardır ve ben de dahil birçok şarapsevere fazla şekerli gelir . Bunun nedeninin de Türkler olduğunu biliyormusunuz ? Evet yanlış duymadınız , bu şarapların şekerli olmasının nedeni bizmişiz . Büyük büyük dedelerimiz Macarların canına okurken adamlar evlerinden çıkıp bağları ile ilgilenemezlermiş . Bu yüzden üzümler dallarında bekler , su miktarı azalır , şeker miktarı artarmış . Ne zaman ki havalar soğur , dedelerimiz sıkılır ve evlerine dönerler ; o zaman Macarlar bizim bağlarda ne kalmış bakalım derler ve şeker oranı artmış bu üzümlerden şekerli Tokai şaraplarını üretirlermiş . Öykü bu , ben anlatanların yalancısıyım .

Son yıllarda Macarlar Tokai ismini tescil ettirdikleri için Fransızlar şaraplarında bu ismi kullanamıyorlar . Fransa’da Tokai üzümlerinin karşılığı Pinot Gris . Bundan yaptıkları şaraplar ise Tokai kadar şekerli değil . Gördünüz mü dedelerimizin şarap tarihine katkılarını .

Küçük Venedik’in böyle orijinal kalmasının bir öyküsü de var . Bölgenin bir bölümü tabakhane mahallesi . İkinci Dünya Savaşından sonra buradaki binaların yıkılması , bölgenin yenilenmesi gündeme gelmiş . Bir çeşit kentsel dönüşüm anlayacağınız . Fakat küçücük bir fark var . Dönemin kültür bakanı ünlü yazar Andre Malraux , evlerin sahiplerine içlerinde oturmaları koşulu ile evlerinin onarılması için devletin kredi vermesini sağlıyor ve bugün ağzımızın suyu akarak baktığımız bu evler günümüze kadar ayakta kalıyorlar .

Heykelimizin bulunduğu meydanın bir köşesinde eski gümrük merkezi Koifhüs bulunuyor . Pastel renkli , yarı ahşap bir bina . Ortasında kocaman avlusu var .


Koifhüs

Güzel bir bina daha görmek istiyorsanız -bence hepsi birbirinden güzel ama- Rue Mercier’de Maison Pfister’e bir göz atın derim . Küçük şirin bir kulesi ve oymalı ön cephesi hoşunuza gidecektir . Kabartmalar Ferdinand ve Francois’ya ait .


Maison Pfister

Gelelim Noel pazarlarına . Colmar’da 5 tane Noel pazarı kurulmuş . Her köşebaşında hangi pazara hangi yollardan gidileceği tabelalar ile gösterilmiş . Pazarların bir tanesi çocuk temalı . Strasbourg’ta olduğu gibi sadece pazarlar değil tüm sokaklar yeni yıl coşkusunu yaşıyor . Dayanamayıp Alsace yeşili olarak bilinen , ayakları yeşil kadehlerden hem kendime hem dostlara ikişer ikişer alıyorum , biryandan da kırmadan nasıl getireceğimi düşünerek .

Bazı kadehlerin üzerinde bölgenin simgelerinden leyleklerin , bazılarında ise Hansi’nin karakterlerinin çizimleri var . Hansi kim derseniz , 1873 Colmar doğumlu Hansi lakaplı Jean Jacques Waltz bir karikatürist ve ressam . Aynı zamanda Commandeur düzeyi Legion d’Honneur nişanı sahibi .

Colmar’ın St. Martin Katedrali olarak bilinen bir gotik katedrali de var . Taç kapılarının güzelliği ile ünlü .

Colmar’ı gezerken bir kapalı sabit pazarda Noel çöreklerini ve ünlü Fransız peynirlerini de görüyoruz .

Colmar gastronomi yönünden de iyice uzmanlaşmış . Ön cephesinde asık suratlı kafa figürleri bulunan Maison des Tetes (kafalar evi) isimli rönesans yapısı , eski şarap borsası ve günümüzde alt katında aynı isimde bir lokanta var . Servis biraz yavaş ama yemekler güzel .

Colmar’daki favorimiz ise şef Jean Jves Schillinger’in mekanı JY’S . Her zaman olmaz , bu sefer kendimizi şımartıyoruz . İşte bir öykü de bizim akşam yemeğimizden . İsimlerini sormayın , hiçbirini hatırlamadığım uzun uzun birşeyler . Fotoğrafları etrafımızdaki prens ve prenseslerden utanıp çaktırmadan çekmeye çalıştık 🙂

Şarap yolundaki bazı kasaba ve köyleri de başka bir yazıda anlatmaya çalışacağım .

Hepinize tüm iyi dileklerinizin gerçekleşeceği mutlu bir yıl diliyorum .

Sağlıcakla kalın …

16 yorum

  • enisnuhoglu dedi ki:

    sayın hocam,artık bizim kesinlikle esin kaynağımızsınız.Ama bizim hayat tempomuz ve yapmamız gerekenler bu rotaları çok yavaş yapmamızı sağlıyor.Fransa çok özel bir coğrafya ve tarih,sizin anlatımızla daha da cazip hale gelmiş elinize sağlık.Bu arada 2. foto kaz ciğeri,nice´de 2010 yılbasında bıze gelmiş ve şaşırmıştık pembe ciğer mi olur diye:)

  • kazo68 dedi ki:

    Hocam yeni yıl hediyemiz oldu yazınız hikayeler ve bilgiler harika resimler müthiş yeşil saplı kadehler çok hoşmuş iyiki varsınız.

  • NEŞE dedi ki:

    Yeni yıl hazırlıkları Colmarı başka güzel yapmış,buranın her mevsimi güzel,yeniden mest oldum…İsenheim Altarı benim seminer ödevimdi,Matthias Grünewald le akraba gibi olmuştum 1973 de..Sevgili Doktor ne güzel anlattınız,hatırlattınız..Yeşil ayaklı kadehler beyaz şarabın olmazsa olmazı bu bölgede,biz de aldık Hansi bebeklisinden ,zaman zaman kadehleri kaldırıp Colmar ı hatırlıyoruz..Bin kere yaşayın..İyi yıllar size ve eşinize..

  • Midgard dedi ki:

    Tam da dün Gülhan´ın Galaksi Rehberi´nde izlemiştim Colmar´ı ve orada gördüklerimin fazlasını, ayrıntılarını sizden okudum. Colmar çoktan girdi bile gelecek planlarıma. 🙂 Bu arada bu ay #tarih dergisinde Anadolu´da şarabın tarihi ile ilgili bir dosya var, ilgilenirseniz diye buradan size de söylemek istedim yazıdan ilham alarak. 🙂

  • arkutbay dedi ki:

    Yorumlarınız için çok teşekkür ederim . Neşe Hocam , tereciye tere satmak deyimini hatırladım , sürçü lisan ettiysem affola ?? Enis arkadaşım , doğru gördün , ortadaki yeşil çizgi ise enginarmış ?? Sevgili midgard , dergiyi en kısa zamanda edineceğim , teşekkürler. Kazo68 , nice yeni yıllarda değişik yazılarla görüşürüz dilerim . Sevgiler …

  • NEŞE dedi ki:

    Rica ederim sevgili Doktor,sizin Sanat tarihi bilginize ve ilginize hayranım,siz ne yazsanız güzel yazarsınız…Gezmeye ve yazmaya devam..Sevgiler..

  • enisnuhoglu dedi ki:

    Hocam 9 aralık yaklaştı,strasburg-baden baden gezimiz için,görülecek yer ve yemek tiyolarınız yazınız dışında var mı:)
    selamlar

  • arkutbay dedi ki:

    Enis arkadaşım . Scherwillwer kasabasında Restaurant a La Couronne´da Tarte flambee . Yok böyle bir şey . Hele lokantanın atmosferi , olağanüstü . İnternetten bakarsın . Riquewihr kasabasında La Grappe d´or . Ana kapıdan kasabaya girince yanlış hatırlamıyporsam eğer sağdan ikinci sokakta . Ördek muhteşem . Hiç yememiştim , bayıldım . Bu iki lokantayı bölgeyi gezerken akşam değil öğlen için kullanırsınız . Cumartesi günleri Riquewihr çok kalabalık olabilir . Hafta içi orda bulunun . Sevgiler .

  • NEŞE dedi ki:

    çıldırttınız yine beni…tarte Flambeler,kaz ciğerleri,ördekler…Bu bölgenin yazı ayrı,kışı ayrı güzel,biblo gibi köyler,müthiş bir dekorasyon,harika yemek ve şaraplar,Enis güle güle git,bizleri de hatırla orada..

  • arkutbay dedi ki:

    Sevgili Hüsnü . Bu görülebilen yorum sayısını artırmak gerekiyor sanırım . Yoksa farklı yazılara birkaç yorum peşpeşe gelirse eski yazılara ne yorum yapılmış görme şansımız olmayacak .

  • enisnuhoglu dedi ki:

    sayın hocam çok teşekkür ederim hemen çalışmalara başlıyorum,sanırım araba kiralama mı gerekir yada bi ulaşım vır

  • arkutbay dedi ki:

    Araba kirala . Scherwillerdeki lokantanın yılbaşı dekorlarını , ortamını asla unutamayacaksın .

  • arkutbay dedi ki:

    Harikasın Hüsnü . Fotoğrafta 1 MB sınırı devam ediyormu ? Bir de yazı için küçük bir eğitim versen 🙂 Satırları birbirine yapıştıramıyorum .

  • gezmen dedi ki:

    Hocam merhaba,önerinizi okur okumaz yorum kısmını arttırdım. Foroğraf boyutlarını sabitledik,boyutunu ayarlamak durumunda değilsiniz artık. 1 Mb sınırı koymak zorundayız, zira çok büyük fotoğraflar yazıların görüntülenme performansını düşürüyor, sayfalar yavaş açılıyor. Yazı ekleme ile ilgili bir makale hazırlayacağım.

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Gezmen,Word sayfasına yazıyı yazıp,sonra sitenin sayfasına kopyala-yapıştır yapsam olur mu acaba..

  • gezmen dedi ki:

    Olur tabi hocam. Bir sorun olursa ben yardımcı olurum size.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*