çok-özelsin benim için beyaz rusya. peki bu yüzden olabilir mi, direncimi test-etmen günler boyunca?

    Ana sayfaAvrupaBeyaz RusyaMinskçok-özelsin benim için beyaz rusya. peki bu yüzden olabilir mi, direncimi test-etmen günler boyunca?

15062010

saatim on:otuz. hafif-gergin bekleyişim az önce sona erdi. hiçbir-sorunsuz (ne seyahat-sigortası ne bir yurttaştan davet-mektubu ne de herhangi bir-başka-belge istenmeden) giriyorum beyaz rusya’ya. avrupalıların, amerikalıların bile vize-almak zorunda olduğu bu ülkeye. hem de vizesiz (türk devleti sağolsun!). ve unutmayacağım elbette: giriş-mührünü bastıktan sonra pasaportumu bana geri verirken yeryüzünü aydınlatan-gülümsemeyi:)
ve bunun benim için derin/özel anlamı: Beyaz Rusya: Kırkıncı Ülkesin Sen Bireysel-Seyahat-Tarihimde!!!
vilnius’tan gelen otobüsteyim şu anda. ve bir saattir sınırda bekliyoruz.
*
zaman şu anda öğleden sonra ikiye geliyor. ‘nemiga’ caddesindeyim. mcdonald’s önünde beyaz rusyalı arkadaşım n.’yi bekliyorum. henüz ne kalacak bir yerim var bu ülkede ne de yolumu bulabileceğim bir şehir haritam…
az önce bir bira içip iki küçük sebzeli-börek yedim. açık-hava-salaş bir yerde.
*
vilnius-minsk vostocnyji güzergahının otobüs bileti ile yaklaşık dört saat geçiyor yolda. (1).
otobüsle vilnius’tan gelirken tren istasyonuna yakın iniyorum. çünkü minsk’teki otobüs terminali şehir-merkezine uzak. tren istasyonu, bana gelir-gelmez stalinizmi haykırıyor. hiç-yoksa mimari olarak.
inmeden-önce otobüsten, bu nemiga caddesini bulmam-konusunda yardımını istediğim bir beyaz rusyalı kadın iyi bir ilk-izlenim oluşturuyor bende. yolda yürürken anlatıyor: vilnius’ta sinema eğitimi alıyormuş. ve ancak litvanya’da yaşadığı-için mutlu değilmiş. oradaki insanların bilmelerine karşın rusça’yı konuşmaktan bilinçli olarak kaçınmaları bunun asıl nedenlerinden birisiymiş. peki, öyle olsun:)
*

sanki eskilerden demir-perdesi henüz açılmamış komünist bir ülkedeyim. çok yakında göreceğiz!

*
bir dolar yaklaşık üçbin rubleye eşit. az önce ellibin ruble çektim bankamatikten. ne büyük bir sayılar bunlar! sanki daha birkaç yıl öncesine kadar beş milyon, on milyon gibi sayılarla parasal-işlem yapan bir ülkeden gelmiyorum ben:)
*
saatim onaltı:otuz. aynı salaş-mekanda kult-isimli bir bira içiyorum. (2).
ah ne gergin dakikalar yaşadım! bir saat geç geldiği için arkadaşım. nerede kalacağıma dair bir belirsizlik doğurduğu için onun gelmeme-olasılığı. ortalarda ne bir telefon kulübesi görebildim ne de bir turist-yardım-merkezi. bu nedenledir gerginleşmem bir an için. sonunda tanımadığım bir beyaz rusyalı genç-adama rica ederek telefon ettim arkadaşıma. bu da bir başka iyi ilk-izlenim oluşturdu bende. bu ülke-insanına ilişkin.
arkadaşım n. geldikten sonra, benim daha önce internetten bulduğum bir telefon numarasını arayarak, bir apartman dairesi kiralıyor benim-adıma. (3). hostel ya da ucuz otel bulmak olanaklı değil bu ülkede/şehirde.

gidecek olursan minsk’e, tavsiye edebilirim kaldığım daireyi sana. ucuz ve uygun bir konaklama için:)
*
hiçbir yazının ve hiçbir işaretin hiçbir anlam ifade etmemesi ne garip!
*
dilimde nedense eskimeyen-dizeler:
bu aşk burada biter/ ve ben çekip giderim/yüreğimde bir çocuk/ cebimde bir revolver…

16062010

saatim onüç:otuzdört. bugün ikinci kez uğradığım açık-hava mekanda birbuçuk litrelik ‘kpbIHiцa’ birası içiyorum. (4). hava bir açıyor bir yağıyor. genelde hafif serin.

*

dün akşam keyifli zaman geçirdim. beyaz rusyalı arkadaşlarım n. ve m. ile. önce eski kent civarında yürüyüş yaptık. iki-üç saat. savaşta ölenlere adanmış bir anıtı ziyaret ettik. nehir çevresinde dolaştık sonra. ingilizce-öğretmenliği yapan arkadaşım m. ülkesi, şehri ve kültürü hakkında bolca bilgilendirdi beni. sonrasında bir restoranda yerken suşilerimizi wasabi ve soya sosuyla, rusça çalıştık benim isteğim üzerine:) alıştığımdan farklı bir başka alfabeyi öğrenmeye başlamak bile heyecan verici…

*

sovyetlerin çökmesinden sonra bağımsızlığını kazanmış olsa da beyaz rusya, otoriter-yönetim rusya ile politik ve ekonomik ilişkilerini güçlü tutmaya devam ediyormuş.
yirmi yıldır aynı başkan yönetiyormuş ülkeyi.
özellikle genç-insanlar pek mutlu değil anlaşılan ülkenin ekonomik durumundan.
bir başka kıtadan ve zamandan fısıldıyor bu arada neruda:
ah istemezsin/ürkersin yoksulluktan/istemezsin pazara/aşınmış pabuçlarla gitmeyi/ve dönmeyi eve/aynı eski giysiyle…
beyaz rus halkının kültürü, ukraynalı ve rus kültürlerle yakın bağlara sahipmiş…
*

kentin %sekseni ikinci dünya savaşında yıkılmış-olduğu için tarihsel binalara rastlayamıyorum dolaşırken. yine de görkemli, yüksek ve geniş, klasik sovyet-formunda binalar inşa edilmiş savaştan sonra. özellikle şehrin ana caddesi olan ‘nezavisimosty’ caddesi boyunca merkezi-şehir mağazası (gum), kgb ve ticaret-sendikası binaları, farklı zamanlarda inşa-edilmiş-olsalar da, bu sovyet mimarisini oldukça-belirgin biçimde yansıtan örnekler sunuyor bana. ve bu nedenle birkaç yıl önce unesco tarafından dünya miras-listesine aday gösterilmiş şehrin bu bölümü. ancak, minsk şehrini yönetenlerin yaya altgeçitlerinin üstüne ‘modern’ çatılar koyması, üç kilometre uzunluğundaki şehir-merkezinin bütünlüğünü bozmuş. ve sonuçta unesco, listeden çıkarmış bu bölgeyi. peki bu durum şehrin değerini ne kadar azaltır? bence hiç!

vezhi (kule) inşa etmenin-yaygınlığı sovyet mimarisinin bir özelliği mi?
*
ne çok mc donald’s var bu şehirde. tıklım tıklım hepsinin önü, içi, çevresi, tuvaletleri.
*
kent geniş, uzun ve ferah kaldırımlarıyla tertemiz. şehiriçi ulaşımda metro, otobüs ve minibüs yaygın.
*
kadınların ‘topuklu-ayakkabı’ aşkı evrensel:)
*

bir giyim mağazasının hemen-önünde amatör bir defileye rastlıyorum bugün. bol bol fotoğraf çekme-imkanı veriyor bu bana:)

*
kiril alfabesini sökmeye-azmettim:) yürürken neredeyse bütün tabelaları okumaya çalışıyorum. ve bir kelimeyi tam-olarak okuyabildiğimde çocuklar-gibi seviniyorum:)
*
yaya geçidinde trafik-lambası yoksa atlayabilirsin yola. buna ister toplumsal-saygı gösterimi olarak bak, istersen uygulanan yasal-cezaların caydırıcılığı olarak…
*
çok az turiste rastladım dolaşırken. birkaç türk ve arap sadece.
*
güvercinler: evrensel kuşlar!
*
öyle sokak-göstericisine ya da müzisyenine rastlayamazsın minsk’te. ya da turist danışma ofisine veya döviz büfesine.
hatırı sayılır bır asyalı üniversite-öğrenci topluluğu yaşıyor burada…
*
gelişigüzel bir hesaplama: açıyorum son iki gün içinde sürekli-kalın-görünen-cüzdanımı. iki tane bin, sekiz tane yüz, altı tane elli ve dört tane yirmi ruble geliyor elime. toplamı üçbinyüzseksen ruble yapar. yani ortalama bir şişe bira parası. ama toplam yirmi kağıt-para, ne de çok gözüküyor cüzdanımın içinde öyle…
*
bu kentte baltık ülkelerinde ziyaret ettiğim “işgal-müzesi” bulunmaması, ülkenin ya da en azından devletin rusya ile olan geçmişe bakış-açısını yansıtması açısından önemli bir ayrıntı bana kalırsa!
*
özel sektörün çok-küçük olması, ülkedeki yatırımları devletin yapması sonucunu doğuruyor…
*
‘mtc’ telefon operatöründen kontörlü simkart alıyorum ikinci gün. ülke-dışında gezerken genellikle cep telefonumu kullanma alışkanlığım yoktur. ancak bu ülkede bunun gerekeceğini düşünüyorum…

18062010

saatim oniki:ellibeş. ana-caddedeki alışveriş merkezinin içinde, ayakta, caddeden gelip geçenleri izleyerek, marketten aldığım ekmek ve rus salatası ile kahvaltı yapıyorum.
*

opera ve bale bu ülkede en çok değer verilen sanat dalları arasında. ve bunu ulusal akademik opera ve bale binalarının estetiğinden okuyabilirsin kolayca. her ikisi de görkemli yapılar.
*
dün gece ‘crowne plaza’ otelinin içindeki ‘next-club’a gidiyorum. (5).
ve ancak tavsiye-sonucu gitmeme karşın pişman oluyorum bir saat sonra. ortayaşlı türk erkeklerinin gencecik beyaz rusyalı kadınları şişkin-cüzdanlarıyla avlamaya çalışmasına tanık olduğum için. bir yandan küba’yı hatırlıyorum. diğer yandan peru’yu. üzüldüğümden daha çok sinirleniyorum. ve ayrılıyorum kısa zaman içinde…
*
cep telefonuma bir yaşam-kadını ve onun işvereni musallat oluyor:)
*
bir diğer beyaz rusyalı arkadaşım s. yirmisinde. bir seyahat acentasında çalışıyor. deniz-kum-güneş tatilini pekçok beyaz rusyalı gibi türkiye’de yapmaktan hoşlanıyor. kuşadası’nı alanya’dan daha çok sevdiğini söylüyor.
o da ülkesini sevmediğini anlatıyor bana. ülkenin ekonomik durumundan duyulan hoşnutsuzluk ve yurtdışında herhangi bir ülkeye seyahat etmek için vize alma zorunluluğu ve zorluğu bunun temel nedenleri arasında anlaşılan. insanların çoğunun bu ülkede mutsuz olduğundan ve ülkeden kaçmaya çalıştığından bahsediyor. arkadaşım n. de buna benzer önermeler kurmuştu geçen gün.
*
rusça yaygın olarak konuşulan dil. kendi öz-beyaz-rus dilini ise insanlar genelde biliyor. ama günlük yaşamda kullanmıyor. bazıları için bu beyaz-rus dilini konuşanlar kaba-saba kasaba insanını (alkolik, maço gibi özelliklerle yaftalanan) çağrıştırıyormuş.
genç ve üniversiteli kesim dahil olmak üzere ingilizce-kullanımı yaygın-değil bu ülkede. ki bu belki de benim en çok zorlandığım noktaların başında geliyor burada. elbette biraz rusça biliyor-olsaydım bu sorun doğmazdı. ama yine de işaret-dili tüm insanların anlayabildiği kadar basit ve genel-geçer:)
*

dün öğleden önce ‘st mary magdeline’ rus ortodoks kilisesine gidiyorum. içerde bir ayin sahneleniyor. kutsal-kitabından dualar okuyan rahibin kutsal-sözlerinin arasında ilahi söyleyen kadınları izliyorum/dinliyorum. sadece kadın değil onlar. sanki görünmeyen-kanatsız melekler. tüylerimi diken-diken eden bir ses dalgası/yoğunluğu ile sanki-bayılacakmışım gibi hissediyorum bir ara! abarttığımı sanıyorum bir an. hayır, hiç de değil. nasıl da etkileyiciler…

*‘st peter ve st paul’ kilisesi şehirdeki en eski kilise. yaklaşık ikiyüz yıl öncesinden sesleniyor sana. ilgilenirsen…

*
ortodoks inancında her gün bir başka aziz’e saygı gösterildiğini öğreniyorum.
bu inanç sistemine ilişkin öğrendiğim bir diğer bilgi: itiraf (günah-çıkarma) eylemi, katolik inancında olduğunun aksine açık bir alanda yapılıyor. ve papazın inananların günahını bağışlama gibi bir yetkisi bulunmuyor. o sadece dinleyici. olsa olsa bir tanık.
bir başka yeni bilgi benim için: ortodoks papazların genel olarak sakal traşı olma-adeti bulunmuyor. ve evli olmalarına katoliklikte olduğunun aksine bir engel yok. sadece piskopos olma yetkileri ellerinden alınıyor evlenirlerse…
*
metrodaki küçük bir gözlemim: okumayı-seven bir toplum değil buradaki.
cep telefonu sahipliği ve kullanımı oldukça yaygın. özellikle gençler arasında.
*

çok basit ama sindirilmesi yaşamdaki pekçok anlamsız-sorunu çözebilecek-kadar güçlü bir önermeyi yeniden anımsıyorum: insan (yaşı, dili, dini, ülkesi, cinsiyeti ile tanımladığın) her yerde ‘insan’!

*
yavaş yavaş kiril harfleri tanımaya başlıyorum.
*
bu kenti havana’ya benzetiyorum bir-anlamda: internet cafe bulmak ne zor! teknolojiye alışmış bünyeleri rahatsız-edici bir bağlamda…
*

doğu slavları tarafından kurularak onuncu yüzyıldan beri tarih sahnesinde yerini-alan minsk, geçen milenyumda polonya, litvanya ve rusya için egemenlik-mücadelesinin önemli bir alanı olmuş. ve elbette ondokuzuncu yüzyılını rusya’nın ellerinde geçirmiş olduğunu size hala hatırlatıyor hiç-sakınmadan. ve hiç utanmadan…

*
ama daha ötesi: madeni para yok dolaşımda.
bir de şu var: kağıt-paraların üzerinde herhangi bir kahramanın resminin olmaması, sanki bir çelişki bu dışa-kapalı ülkede.
*

oktober-meydanındaki metro istasyonu girişinde yer alan komünist-devrim-temalı dekorasyon ilginç geliyor gözlerime.

*
kennedy-suikastçısı lee harvey oswald, üç yıl minsk’te yaşamış bu cinayet-öncesi.
*

dün zafer anıtına gidiyorum öğleden sonra. kahraman askerlerin, kadınların ve erkeklerin arasında lenin’in kabartmasını tanıyorum kolayca.

*
gözyaşları adasındaki görkemli anıtın, yine savaş kahramanları için dikildiğini anımsıyorsun sanırım…
*

bağımsızlık meydanındaki kırmızı kilise roman katoliklerinin…

*
saatim onaltı:otuz. hava güneşli ya da bulutlu, sıcak veya serin. bir saati diğerine uymuyor buradaki gökyüzünün.
*
bu arada yarın ayrılmaya karar verdim bu ülkeden. zaten riga’da satın aldığım seyahat sigortasının süresi pazar günü dolduğu için, yasal olarak en çok iki gece daha kalabildiğimi öğrendim beyaz rusya’da! ayrıca, ülkede üç günden fazla kalacak-olduğum için kayıt bürosuna giderek bunu bildirmem gerekiyor(muş)…
*
bugün öğle saatlerinde evsahibi ve sevgilisi alıyor beni mercedesleriyle. birlikte yarım saatte gittiğimiz kayıt ofisi, kent-merkezinin hayli dışında. bir apartmanın dördüncü katına çıkıyoruz merdivenlerden. ingilizce bilen genç kadın (sevgili) benim yerime dolduruyor baştan-sona rusça olan başvuru formlarını. ve işte sorunlar başlıyor: yüzü hiç-gülmeyen ve bir kez olsun gözlerime-bakmayan orta yaşlı görevli, önce geç kaldığımı söylüyor kayıt için. bu nedenle ceza ödemem gerekiyormuş. sonrasında bir çok form dolduruyor elyazısıyla. o arada bu-üçü hararetli biçimde tartışıyorlar hiç-durmadan. anlaşılan dostoyevski’nin derin bir romanındayım şu-anda. ve ‘geleceğim’ tozlu bir masaya yatırılmış. daha-ötesi: benim onun üzerinde hiçbir kontrolüm yok birbuçuk saat boyunca!
ve sonra mermer-soğuğu elleriyle görevli, uzatıyor bana tamamı rusça olan form sayfalarını. belki yirmi tane imza atıyorum arka arkaya. kimbilir belki de bir cinayeti üstleniyorum ya da bir milyon dolar borcum olduğunu kabul ediyorum:) daha sonra evsahibi ve sevgilisi ile en yakın banka şubesine gidiyoruz. otuz dolar ceza, otuz dolar kayıt ücreti olmak üzere altmış dolar veriyorum evsahibine. o benim yerine yatırıyor. belki de bu kadar fazla değildi ödemem gereken. ama beni bu ofise getirmelerinin ve ‘acemi-bir-yabancı’ olmamın bedeli, diye düşünerek, rasyonalize ediyorum bu olayı:) tecrübenin iyisi ya da kötüsü olmaz…
*
beyaz rusya gençliğinde alkol ve uyuşturucu kullanımı, önemli bir sorun duyduğum kadarıyla.
*
kadınların yolda birbirini-süzmesi evrensel-olsa-gerek.
*
arkadaşım s. soruyor bir gün: ‘şimdiye kadar gezdiğin ülkeler içinde hangisinin kadınları en çekici’ diye. ilk üç: letonya, sırbistan, hollanda…:)
*
haç-kolye takan pek çok kadın ve erkek hristiyanlığın hatırlatıcısı. müslüman bir ülkeden gelen gezgine…
*
bu akşamüstü: nemiga caddesinde daha önce merdivenlerden çıkarak bulduğum açık-hava geniş-mekanda oturuyorum. beyaz rusyalı gençler çevremde. elimde yandaki marketten aldığım bir bira şişesi. bir yandan yolu izliyorum, bir yandan yıldızlarını-saklamış-gökyüzünü. etrafımdaki konuşmalara kulak veriyorum. sanki anlarmışım-gibi:)
yoksulluğa rağmen yine de insanlar neşeli, yaşam-dolu ve kahkahalı görünüyor arkadaş-ortamlarında…
*
çok fazla evsize ve dilenciye rastlamıyorum.
v
e ancak: az-önce benden elinde plastik-bardağıyla bira isteyen şu adamın gözlerindeki hüzün, bakire meryem’in ve isa mesih’in gözlerinden aşırılmış değil midir!
*
simetri, mükemmelliğin ya da mükemmele-ulaşmaya-çalışmanın göstergesi mi?
*

yaklaşık iki milyon insan nefes alıyor başkentte.

19062010

öğle zamanı. şehir merkezi dışında bir hipermarketin önündeyim. çevrede yüksek, geniş ve eskice apartman blokları, yine sovyet-zamanlarını fısıldıyor kulağıma.
yan taraftaki geniş otopark araç dolu. çoğu yeni model.
*
kimse rusça (ve beyaz rusça) dışında bir dil bilmiyor bu ülkede.
yeniden anlıyorum: hiç kolay-değil o benim ‘hayalini-kurduğum’ yıllarca-sürecek ve içinde kaybolunacak yolculuk maceram. eğer yerel dillerden bihaber isen!
*
tüketim kalıpları ve fiyatlar, yoksul olmadığını söylüyor sanki bu ülkenin. beyaz rusyalı arkadaşlarımın söylediğinin aksine. belki de yanılıyorum ya da abartıyorum.
*
hava gri-bulutlu ve rüzgarlı.
bu sabah haritada doğu otobüs-terminalini bulduğumu düşünerek biniyorum metroya. eski, gürültülü ve uzun bir yolculukla son durakta iniyorum. yağmur iyi ki izin-vermiyor istasyonu terketmeme. arka arkaya kesiyorum genç ve üniversiteli-görünen birkaç kadının ve erkeğin yolunu. ‘do you speak english?’ sorumun yanıtı sadece bir gülümseme ve iki tarafa doğru baş-sallama. yanımdan uzaklaşıyorlar kibarca. ve benim canım-sıkılmaya başlıyor yavaş yavaş. sonunda çiçek satıcısı iki kadına yaklaşıyorum. ve haritamı uzatarak terminalin yerini soruyorum. anlatıyorlar büyük bir istekle. ve ancak rusça bilmediğimin farkında olması yaşlı-olanın, bana o terminali-buldurma misyonunda bir gerileme yaratmıyor. sesini yükseltiyor yer yer. hatta ben yanından ayrılıp metro bileti alarak trene doğru yöneldiğimde bile peşimsıra gelip devam ediyor anlatmaya:)
iki durak geriye gidiyorum önce. istasyon çıkışında bir güvenlik görevlisine soruyorum. alakasız bir yeri tarif ediyor haritamın üzerinde. güvenmiyorum ona. ve sonunda otobüs durağındaki üç üniversite öğrencisi, çatpat da olsa ingilizce bilmeleriyle günümün daha fazla kötüleşmesine engel oluyorlar. onların bindiği otobüse biniyorum. bilet içeride satılıyor. ortayaşlı-sevimsiz bir kadın tarafından. (6). terminale yakın bir yerde, üniversite-kampüsünün önünde iniyoruz. teşekkür ederek kurtarıcılarıma, yürüyorum on dakika kadar. sonunda ulaşıyorum terminale.
*
şu anda hala emin değilim: yarın sabah riga’da olacağımdan. küçük terminalin ikinci katındaki eurolines/ecolines ofisindeki iki görevli-kadın da bilmiyor bir kelime ingilizce. umarım buradaki terminalden hareket ediyordur, bana sattıkları fiş-benzeri biletin otobüsü. internette ulaştığım bilginin aksine otobüs saat dörtte değil dokuzbuçukta başlıyor yolculuğa.
az-önce yan tarafta oturan genç kadına, ingilizcesi şöyle-böyle olan, teyit ettirdim biletimin riga’ya ve hareketin buradaki otobüs terminalinden olduğunu.
kredi kartımla satın aldım, on saat sürecek yolculuğun biletini! (7).
*
insanlar кбас(kvass) içmeyi seviyor anlaşılan bu ülkede. kefir içmeyi sevdikleri gibi.
*
yürüyüş yapıyorum bu çevrede bir saat kadar: bir açık-pazarda taze meyve-sebze kokusunu çekiyorum içime. çoğu mavi gözlü, hemen hepsi kadın (her yaştan) satıcılar arasında dolaşıyorum. bir yandan çoğu kadın olan müşterileri izliyorum. pazar yeri oldukça-düzenli ve tertemiz. benim tanıdığım pazar-yerlerinin aksine. eşarplı-yaşlı kadınlara şefkatle gülümsüyorum. ağır ağır yürürken. ama onlar bunu göremeyecek kadar hüzünlü-ellerinde pırasa ve dereotu satmaya çalışıyor!
*
ne basit/evrensel/belki-değersiz gözlemler yapıyorum arşınlarken sokakları: beyaz ve düz (ya da çiçekli) perdelerin örttüğü ahşap, alüminyum veya pimapen pencerelerin-önlerinde rengarenk çiçekler dans ediyor saksıların içinde. balkonlarda salınan temiz çamaşırların yumuşaklığını hissediyorum bir yandan. sanki…
*
espresso içtim az önce. (8).
*
sigara içimi her yerde serbest sanki.
*
pizzanın üzerine ketçap dökerek zevkin arttırılmasına, izmir’den sonra dünyada ilk rastladığım şehir: minsk:)
*
son akşamımda bulabildiğim internet. (9).
*
marketten aldığım ikiyüz gram kızarmış tavuk doyurucu. (10).
*
saatim onaltı:otuzbeş. rusça çalışıyorum kendi başıma. yudumlarken biramı bir restoranda. ingilizce pop müzik kulağımda. ve bir yorgunluk üzerimde. fizikselden çok ruhsal…
*
mızmız/sürekli-şikayet eden insanlar sevilmiyor hiçbir yerde. bir kez daha anlıyorum bunu…
*
onbeş dakika kadar iki türk diplomatla sohbet ediyorum az-önce: oniki senedir buradalar. trafiğin istanbul’dan daha iyi olmasından memnunlar. ama genel olarak fiyatların yüksekliğinden şikayetçiler. türk turistlerin en büyük şikayetleri: cüzdan-sanılan kalın türk-pasaportlarının çalınması imiş! bu nedenle yeni-barkodlu pasaportların olumlu bir tarafı olacak anlaşılan…
*
yirmibir:yirmibir saat. çift katlı otobüse bindim az önce. en arka sıranın bir önündeyim. terminalde tuvalete giriyorum. (11). cebimdeki son binbeşyüz rublemi iki dilenciye verdim. biraz yiyecek ve su aldım yolculuk için.
binmeden önce şoföre: ‘riga ha?’ dedim. onaylayarak kafasını salladı:)
*
dilimde: el pueblo unido!…

20062010

gecenin üçüne geliyor saat. otobüsteyim. sorunsuz çıktım beyaz rusya’dan. ve kiril dünyasından. anlaşılan yarın binmiş-olsaydım otobüse, ülkeden-çıkışım yirmibirhaziran olacağı için sorun çıkabilirdi!
sınıra ne çok kamera yerleştirilmiş. ve otobüs ne sallantılı.
*
o da ne: tam ‘sorunsuz avrupa birliği’ne giriyorum!’ derken, çağrılıyorum sorgu-odasına. loş-ışık altında, ingilizcesi iyice ve kendisi sevimsiz-olmayan görevli-adam, yeşil elbiseli ve apoleti-üç-yıldızlı, tarafından sorgulanıyorum. sakinim ama. ve keyif-alıyorum hatta:)
yirmi dakika kadar sürüyor bu: ‘beyaz rusya’ya niye gittin, şimdi nereye gidiyorsun, riga’da n’apacaksın, beş gün niye kalacaksın orada, otel ayarladın mı kendine, türkiye’de nerede çalışıyorsun, bankada her çalışana veriliyor mu bu pasaport, tallinn’e gittiğine dair biletin var mı, riga’ya sık gidiyor musun, beyaz rusya’yı sevdin mi, hava sana göre değil di mi (hani serin ve yağmurlu ya)???’
sonuna doğru ben soruyorum ona: ‘türkiye’ye geldin mi daha önce?’ ‘yok’ diyor. yakınlarda kıbrıs’ın rum tarafına gitmiş sadece. sonra kayıt altına alıyor bilgilerimi. artık hangilerini bilmiyorum. odadan çıktıktan sonra, galiba fotokopiye götürüyor pasaportumu. bir beş dakika da onun için bekliyorum. ve bekliyor otobüstekiler. sonra ‘teşekkürler-rica ederim’ ile vedalaşıyoruz.
ah beyaz rusya ah! hep senin yüzünden bütün bunlar:)
*
‘tanrı hep çevremde! eğlendiriyor, koruyor, tecrübelendiriyor beni!’ ama kim bu tanrı semih?!
*
ve hoşçakal beyaz rusya. özelsin ve öyle-kalacaksın!

*


harcama bilgileri:
(1) 8.10 lat ödüyorum.
(2) 3,790 ruble.
(3) üç gece için 120 dolar ödüyorum. nakit.
(4) 3,710 ruble.
(a) yarım litre suya 1,100 ruble verdim bir markette. iki tane yağlı ve baharatlı ekmeğe ise 5,000 ruble ödedim.
(5) 20,000 ruble veriyorum giriş biletine. bir bira için de 20,000 ruble ödüyorum içerde.
(
b) metro bileti 600 ruble.
(6) 700 ruble veriyorum.
(7) 97,860 ruble.
(8) 3,570 ruble verdim.
(9) yarım saatine 2,200 ruble ödüyorum.
(10) 6,200 ruble veriyorum.
(11) 500 ruble ödedim.

5 yorum

  • bora arasan dedi ki:

    Pasaportun rengi yeşil olmalı 🙂

    Normal pasaport sahipleri Beyaz Rusyaya vizeile girebiliyor. Vize alımı içinse bireysel seyahatlerde zorlanıldığını duydum. Yoksa benimde hayallerim de Riga-Minsk arası bir seyahat yok değil.

  • ibnbattuta dedi ki:

    pasaport yeşil:) ama yine de denemeli sansini…

  • NEŞE dedi ki:

    Anladığım kadarı ile daha komunizm ve Rusya bağlarından kurtulamamışlar…Sanat altyapıları çok kuvvetli ama yabancı dilden sınıfta kaldılar bence..Güzel anlatımınızla ilginç bir ülkede dolaştık…Teşekkürler..

  • incialp dedi ki:

    yazı tarzınızı sevdim, günlük yazar gibi, ve Neşe Hanım’ın daha önceki yazınızdaki yorumu gibi kısa ve akılda kalıcı cümleler. gezdiğiniz diğer ülkeleri de dinlemek isterim. teşekkürler.

  • ibnbattuta dedi ki:

    teşekkürler mesajiniz icin Inci hanim:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*