Chicago – Amerikan Şehirlerini Gezmeye Devam

 


Amerikan şehirleri birbirine benzese de her birinin kendine özgü farklılıkları vardır. Üstelik Chicago gibi büyük bir kente yolunuz düştüğünde Avrupa’nın kültürel özelliklerinin şehre yansımasını da hem  sanatsal ve hem  yapısal alanda rahatlıkla hissedebilirsiniz.



Şehrin Genel Görünümü

Burası ABD’nin  en kalabalık üçüncü şehri. Michigan Gölü’nün güney kıyısına kurulmuş ismini içinden geçen Chicago nehrinden alan dünyanın en yüksek gökdelenlerinden ikisinin bulunduğu bir şehir. Üç günlük ziyaretimiz süresince elimizden geldiğince gezmeye çalışacağız.


Hava çok sıcak ve nemli. Sanki buhardan bir duvarı yara yara yürüyor gibiyiz. Biz neyse ama çocuklar hemen bitkin düşüyorlar bu havada. Sürekli sıvı tüketmemize rağmen neredeyse tuvalete hiç gitmiyoruz. Kışın –30’lara kadar düşen hava sıcaklığı yazın 40 derecelere kadar çıkabiliyor. Bu  sıcaklık da şansımıza bizim seyahatimize denk geldi.



Bunaldığımız anlarda  yol üzerinde bulunan bir mağazaya girip klimatize ortamda biraz kendimize gelerek şehri arşınlamaya devam ettik kaldığımız süre boyunca.


Otelimiz Chicago’nun en merkezi yeri olan Theatre District’te. Otel seçimi konusunda sevgili eşimin takdirini kazanıyorum. Gerçekten de şehrin en can alıcı yerlerine yürüme mesafesinde. Tiyatroların tam orta yerinde bulunan otelimizin hemen yakınında Blues Brothers filminin önemli sahnelerinden birini geçtiği City Hall da var.



Chicago Tiyatrosu

Amerikan otellerinde en sevdiğim şey, parayı oda için veriyorsunuz. Kaç kişi kaldığınızın önemi yok. Sadece, alırsanız, kahvaltıyı kişi başı olarak fiyatlandırıyorlar. Üstelik çoğu yerde 16 yaşına kadar çocuklardan ücret bile alınmıyor. Odalar da oldukça büyük ve ferah. (Amsterdam’da kaldığımız otelin bütün bir katındaki odalar burada neredeyse bir oda). Durum böyle olunca bir iş için aniden Chicago’ya gitmesi gereken sevgili arkadaşımız Zeynep de sorun olmadan bizimle aynı odada kalabiliyor.


Bu sıcakta şehri yorulmadan gezmenin en kolay yolu turist otobüsleri. İstediğiniz yerde inip binebileceğiniz bu otobüslerde ayrıca şehirle ilgili genel bilgiler de veriliyor.


Chicago resimlerden bakıldığında bir gökdelenler şehri gibi görünse de sahil boyunca çok güzel parklar ve rekreasyon alanları var. Buralarda piknik yapabilir, oyun oynayabilir ya da akşamları canlı konser dinleyebilirsiniz.

Parklar en güzel dinlenme mekanları



Otobüsten Görünüm

Bu üç gün boyunca en keyif aldığımız yerlerden biri  Navy Pier’di. Burası vakti zamanında Amerikan donanma askerlerinin eğitimi için kullanıldığı çok büyük bir iskele. Şu anda üstünde restoranların, çocuk oyun alanlarının, çoğunlukla hediyelik eşya satan mağazaların, çocuklar için bir müzenin ve Imax sinemalarının bulunduğu bayağı büyük bir kompleks. Ayrıca gölde gezintiye ya da balık avlamaya çıkmak isteyenler için buradan botlar da kalkıyor. Girişindeki büyük bir dönme dolap ise ayrıca seyir keyfi de yaşatan başka bir eğlencelik. Çocuklar buraya bayıldılar tabi. Ancak kalabalık olduğundan yemek yemek için yer bulmak piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmak gibi bir şey.



Navy Pier

Şehrin keyifli alanlarından biri de Millenium Park. Ortasında bulutu tasvir eden  aynalı bir heykel (Cloud Gate)  bulunan parkın içinde Frank Gehry imzalı şık bir açık hava konser alanı var ve burada yazın gün aşırı ücretsiz konserler veriliyor. Yine Gehry imzalı çok hoş bir köprüyle park yolun diğer tarafındaki Grant Park’a bağlanıyor.



Cloud Gate

 
Park içinde bulunan seyyar satıcılar sayesinde susuzluğumuzu değişik meyve sularıyla  gideriyoruz. Hoş bahçeler ve heykeller bulunan parkta gezmek çok keyifli. Parkın güney çıkışı ise Michigan Avenue’ye çıkıyor. Nehri geçtikten sonra bu cadde çok şık binaların ve mağazaların olduğu bir yol halini alıyor. Caddenin bu bölümüne de Magnificient Mile deniyor. Yol üzerinde bulunan marka mağazalara, alışveriş etmesek de, serinlemek için sık sık giriyoruz. Köprüyü geçer geçmez gelinen meydandaki binalar çok estetik. Özellikle de Chicago Tribune binası bir sanat eseri gibi.




Chicago Tribune Binası

Köprünün hemen altından kalkan teknelerle şehrin mimari açıdan göze batan bina ve alanlarını ziyaret edebiliyorsunuz. Mimari Chicago Turu denilen bu tur sayesinde Sears Tower, Merkez Postane Binası gibi binaların da bulunduğu yerler daha yakından görülebilir.




Sears Tower

Magnificient Mile’ın sonunda ise Hancock Tower var. Chicago’nun Sears Tower’dan sonra en yüksek binası. En tepesine çıkıp Chicago’ya ayrıca bir de yukardan bakmak mümkün. Ayrıca içinde Chicago’nun şehirleşme tarihiyle ilgili geniş bir bilgi alabileceğiniz panolar da var.



Hancock Tower


300mt yüksekten Chicago

Hancock Binası’nın hemen karşısındaki kilise ise  dinsel mekanları gezmeyi sevenler için ideal.


Chicago’nun doğu sahilinde ise  Adler Planeteriumu’nun,  Doğa Tarihi Müzesi’nin Akvaryumun  ve  Chicago Ayıları futbol takımının sahasının bulunduğu Burnham Park var. Buraları Chicago’nun önemli turistik mekanları. Biz gezemedik ancak otobüsteki rehber Doğa Tarihi Müzesinin çok zengin bir koleksiyona sahip olduğunu söyledi.


Chicago kozmopolit yapısı gereği her türlü mutfağın olduğu bir şehir. Her keseye her mideye hitap eden bu lokantalar arasında en  uygun fiyatlı yerler ise Çin ve İtalyan lokantaları.


 Kısa Chicago turumuzun son gününü ise güneş altında pişerek tekne turuyla tamamlıyoruz.

17 yorum

  • tütü dedi ki:

    Yazının giriş bölümünde sıcak, nem, yüksek binalar Şangay’daki günlerimi hatırlattı. Bu kadar büyük bir şehirde bile insanların denize girebileceği kumsal olması ise şaşırttı beni. Yoksa Chicago’da koli basili yok mu? Keyifle okudum , paylaşıma teşekkürler sevgili meslektaşım..

  • enise dedi ki:

    Keyif alarak okudum yazınızı.Ayrıca fotoğraflarınız çok güzel.Yüreğinize sağlık.

  • mctumer dedi ki:

    SEVGİLİ ARMASN KEYİFLE OKUDUM ELİNE SAĞLIK
    Bir rica yazının puntosunu 4 yapabilirmisim malum yaş 🙂

  • MIYU dedi ki:

    çok güzel fotoğraflar ve keyifli bir yazı! Ellerinize sağlık.

  • rome_o dedi ki:

    sevgili arman dünyayı gezmişsin ailenle 🙂 … benide amerikada en çok etikliyen şey şehirlerindeki planlama ..yolların ,binaların hep belli standart larda olması ..
    fotoğraflarda güzelmiş ..

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    fotoğraflarla harika pekişmiş bir yazı, gezmek istedim şu an oraları, elinize sağlık arman bey. sevgiler.

  • oymakas dedi ki:

    Yazi puntosunu 4 yaptim. Durumunu gayet iyi anliyorum doktor.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    1974 yılında sears kulesi yapılıyor ve dünyanın en yüksek binası ünvanını alıyor daha sonra 1998 yılında bu ünvanı petrones kulelerine kaptırıyor .. son olarak ta günümüzdede en yüksek bina olan taipei 101 2004 yılında inşa ediliyor.. sınav sorumdu :)) sizinlede paylaşmak istedim ilk 5 i sıralamıştık sınavda.. yazı ve fotoğraflar çok güzel muhteşem bir şehir olsa gerek.. teşekkürler

  • abidindemir dedi ki:

    Elinize sağlık. Resimler muhteşem..

  • bosfor dedi ki:

    Chicago’yu çok güzel anlatmışsınız, gideceklere iyi bir referans olur, fotoğraflarda çok net,teşekkürler.

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Birleşik Devletler’i merak etmem ben. Bu ülkeye dair hiçbir şeyi sevmem de. Günün birinde mutlaka gidecek olursam da belki sadece doğuda Boston ile Chicago ve batıda San Francisco’yu görmek isterim. Halen dahi Avrupalı yaşam biçimini yaşatmaya çalıştıkları için… Bir de salt isimlerinin ilginçliği dolayısıyla bana yakın duran Iowa, Minnesota, Cincinnati ve Pensilvanya gibi kısmen Amerikan kırsalı sayılan yerlerde dolaşmak yetecektir bana… Bu anlamda Chicago için teşekkürler Baba…

  • oymakas dedi ki:

    Sevgili Oğuz bence Amerıka’yı merak etmelisin. Çok geniş topraklar ve muhteşem milli parkar var. Ayrıca bahsettiğin şehirler dışında gerçekten görmeye değer şehirler de var. Ama uçuş korkunu yenmn lazım. En kısa mesafe uçakla 10 saat.

  • m2hyt dedi ki:

    çok güzel anlatmışsınız resimlerle de orada gezindim azıcık…ellerinize sağlık, teşekkürler…

  • BÜLTER dedi ki:

    ben amerikayı, chicago yu görmem gerektiğini yazınızdan anladım.yine çok güzel olmuş diyeceğim ama buna zaten alıştık.

  • BÜLTER dedi ki:

    amerika ve chicago yu görmem gerektiğini anladım. yazınız yine çok güzel olmuş, ama buna zaten alıştık değil mi.

  • justinian dedi ki:

    Amerika seyahat listemde oldukça alt sıralarda olmasına rağmen, bu yazı bende merak uyandırdı diyebilirim. Özellikle fotoğraflar çok güzel.

  • fifin dedi ki:

    Could Gate ‘in mermerden olanı Lüleburgaz Kongre Meydanı’nda yeni ziyaretçilerini beklemekte…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*