CHANİA-HANYA, BALİ, CHERSONESOS, Girit VI.BÖLÜM

Bu sabah daha önce gittiğimiz ama yeterince zamanımızın olmaması nedeniyle çok fazla göremediğimiz Hanya'ya gidiyoruz. Heraklion'dan uzak olduğu için ulaşmamız öğleni buluyor.Şehre girişte limanın arka tarafında arabayı park edip yürüyoruz. Hanya Bizanslılardan ,Venediklilerden Osmanlılardan kalma eserlerle dolu. Bir de işin içine modern şehirdeki yapılar da girince oldukça zengin bir yapı çeşitliliğini Hanya'da görülebiliyor. Bu şehir beni çok etkiledi.

Venediklilerden kalma şehir surlarının dibinden yürüyoruz.Bir köprü ile eski şehre giriyoruz.Yapılar o kadar güzel ki nereyi fotoğraflayacağımı şaşırıyorum.Dar sokaklar,kafeler,tipik Yunan lokantaları,begoviller,rengarenk sardunyalar,petunyalar…

Yunan lokantaları turistlerle dolu.Özellikle Avrupalı turistler tatillerini bu güzel adada geçiriyorlar belli. Tarihi yapılar insanı eski zamanlara götürüyor.

Ufak detaylar,ince zevkler. Sokak arasında Semiramis Tavernaya oturup enfes bir öğle yemeği yiyoruz. Özellikle tavşan etini adalarda  nefis pişiriyorlar. Lokantanın arka dükkanında  adaya ait çeşitli ürünler satılıyor. Özellikle eşek sütünden yapılmış kremler ilgimi çekiyor. O kadar güzeller ki.. Kleopatranın eşek sütüyle banyo yaptığı düşünülürse..Ayrıca Girit'e ait içkiler ve zeytinyağları rafları süslüyor.Adada çok miktarda zeytin ağacı var.

 

Hanya limanı

Limanda 1649 yılında Hanya'ya atanan Osmanlının ilk Türk valisi Küçük Hasan Paşa adına yapılmış olan "Yalı Camii" göze çarpıyor..Minaresi yıkılmış. Yapı şimdi sergi salonu olarak kullanılıyormuş. Sakız adasında da bir camiinin sergi salonu olduğunu görmüştüm.Limanda bir de Mısır deniz feneri var. Mısırlılar burada kaldıkları sürede eskiden yapılmış olan deniz fenerini onarıyorlar. Bu nedenle fenerin adı böyle kalıyor.Hanya limanı Afrika ve Orta Doğuyu Avrupa'ya bağlayan bir konumda.Bu bakımdan epeyce uygarlık gelip geçmiş bu topraklardan.En son olarak da Osmanlı kalmış.

Kurtuluş Savaşı sonrası  Lozan Barış anlaşmasına ek olarak Yunanistan ile Türkiye arasında bir protokol imzalanmış ve yapılan anlaşmalarla ülkemizde yaşayan Rumlar ile Yunanistan'daki Türkler arasında yer değiştirme göçleri kabul edilmiştir."Türk Yunan Nüfus Mübadelesi'' Buna göre Türk topraklarında yerleşmiş bulunan Rum Ortodoks dininden Türk uyruklularla Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyrukluların, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesi söz konusu olmuş.Bu kimselerden hiçbirinin, Türk hükümetinin izni olmadıkça Türkiye'ye; Yunan hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan'a dönüp orada yerleşemeyeceği kararlaştırılmış. Ama bu protokol İstanbul'da oturan Rumları ve Batı Trakya'da oturan Türkleri kapsamamış. Girit'ten ve diğer Yunan adalarından özellikle İzmir şehrine büyük göç olmuş. Aslında oldukça zor bir durum yaşanmış. Yıllardır yaşadıkları yerden göç etmeye zorlanmışlar.Herşeylerini evlerini topraklarını eşyalarını bırakıp gitmişler. İnsan yaşadığı yeri kimbilir ne kadar özler. Biz Hanya sokaklarında dolaşırken Türkçe konuşulduğunu duyduk.Burada hala Türklerin yaşadığı bir mahalle varmış.

1860'da yapılmış olan Ortadoks Katedrali.(İsodia)Athinagoras Meydanında.

Anaghnostis Mandakas XIX.yüzyıl "Özgürlük Savaşçısı"

Yunanlı general Anagnostos Skalides 1818-1901

Kapalı Çarşı 

Biraz da Hanya'nın modern kısmında dolaştık.Çok tanınmış markaların mağazalarını görmek mümkün.Biz cumartesi günü gittiğimiz için mağazalar öğleden sonra üç gibi teker teker kapandı.Tatil başladı. Ne kadar turist olursa olsun Yunanlılar tatilden vazgeçmiyorlar.

Çarşıda gezerken bir dükkanda "Hacı Bekir" lokumlarının reklamını görüyorum.Aslında birçok sokağın ya da semtin ismi Türkçe ve Yunanca karışımı."Topanas","Karaoli" gibi…

El yapımı ürünlerin satıldığı dükkan. Aslında bu ürünler bize çok yabancı değil.

Şöyle eski limanda bir oturup kahve keyfi yaptık.

Eski limanda bir seramik atölyesi.

El işlemelerin yapıldığı bir dükkan. Örtüler çok güzeldi.Ama oldukça fiyatlı.El emeği tabii.

Bu güzel şehirden ayrılma zamanı.Dönüşte Heraklion'a 50km uzaklıkta bulunan Bali'de deniz kenarında bir restoranda tatilin son akşam yemeğini yedik.Bali üç küçük koya yerleşmiş bir köy.Burada birçok otel  ve restoran var.Oldukça turistik bir yer. Tam bir balıkçı köyü. Adı ilgimi çekiyor. Endonezya'nın Bali'si ve Girit'in Bali'si. İlginç bir öyküsü var.Adının Osmanlı'dan kaldığı söyleniyor. Türkçe "Bal" dan geliyormuş. "ı" takısı almış. Osmanlı zamanında burada balcılık yapılıyormuş.Taverna Valentino .Restoran bir aile işletmesi.Çok samimi insanlar.Bize hizmet etmekte yarışıyorlar. Güzel bir gece.


İkram her zamanki gibi muhteşem.Ertesi gün bavullarımızı topladıktan sonra otele bırakıp yeniden plaja gidiyoruz.Kaldığımız Chersonesos'ta her yerden bir dükkan fışkırıyor. Karmakarışık.Her çeşit insan var. Gece pazarları falan kuruluyor. Bence çok kalınacak bir bölge değil.Biz sürekli araba ile dolaştığımız için çok rahatsız olmadık ama devamlı kalırsanız uygun olacağını düşünmüyorum. Güzel bir gezi daha sona erdi. Girit gerçekten görülmesi gereken bir adaymış. Bunca yıldır işittiklerim doğruymuş.

Fotoğraflar yazara aittir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*