CAPE TOWN : Elmas ve Pırlata içinde Kölelikten Özgürlüğe

CAPE TOWN


 


 


 


Cape Town ,1652 yılında Hollanda Doğu Hindistan Şirketi burayı ticari bir üs seçtiği zaman  yerlilerin yaşadığı sakin bir bölgeydi.150 yıl kadar sonra İngilizlerin eğemenliğine girer bölge. Madagaskar,Hindistan, Seylan, Malezya ve Endonezya’dan çalıştırılmak üzere köleler getirilmeye başlanır  elmas ve altın madenin keşfi ile. Şehir Masa Dağı’nın batısında hızla büyümeye başlar. Köle nufusunun artması ve özgürlük mücadeleleri yüzünden sürdürülemez bir noktaya sürüklenir toplumsal yaşam. Köleliğin bitmesi ama yaşam şartlarının olumsuzluğu  1994 yılında siyah lider Nelson Mandela’nın Cumhurbaşkanı olmasına rağmen günümüzde de sürmektedir.


    Esen’le birlikte 18 gün kiraladığımız araba ile, 21 gün tamamen rehber kitaplar eşliğinde sürdürdüğümüz ilginç,farklı,heyecanlı,kısmen tehlikeli ve doğal güzellikler içinde geçen bu ilk Güney Afrika Cumhuriyeti gezisinde  Swaziland ve Lesoto Krallığı’nın yanında bir günlük Mozambik deneyi de yaşadık. Bu yazıda  ülkenin en güzel şehri Cape Town’u anlatmakta.


      Robben Adası & Nelson Mandela Çıkış Kapısı


      Robben Adası insanlığın ibret alması için koruma altına alınmış Unesco tarafından. 1800’li yılardan beri İngiltere’nin suçlularını yolladığı askeri bir hapishane olan ada,  kölelik ve ırkçılık döneminde de  politik suçluların yanında adi suçlularında ana karadan tecrit edilen  hapishanesi olmaya devam etmiş. Ama aynı zamanda ana karada yapılan direnişin okulu da olmuştur. Zaman içinde yapılan hastane, kilise, cami, okul, spor tesisleri ve konutlarla küçük bir kasaba boyutuna ulaşmış. Irkçılığın bitirilmesi için mücadele eden genç yaşlı, zenci hindli neredeyse herkes bu adada hapis yatmış, ırkçı  yönetim liderleri toplumdan tecrit etmeyi  amaçlarken  tüm bu insanlar bu adayı özgürlük mücadelesinin üssü haline getirip seslerini tüm dünyaya duyurmayı başarmışlar.


  Tutsak bulunan pek çok siyah üniversite hocasının adada eğittiği genç siyah nüfus, kağıt-kalem-kitap olmamasına rağmen eğitimlerini tamamlayıp sınav hakkı isteklerini zorlayarak almış ve bu sınav sonucu pek çoğu üniversite derecesi almaya hak kazanmışlar.


    Cape Town’a 11 km mesafede ki Robben Adası’na yarım saat süren feribot yolculuğu ile varılıyor. İnişte rehberli otobüslere biniliyor, 45 dakika süren bu gezide tüm ada tarihi ve Mandela  ile sembolleşen direniş tarihinin tüm ayrıntıları veriliyor. Bizim otobüsümüzde çoğunluğu siyah Güney Afrikalı insanlar vardı. Sonrasında Mandela ve diğer tüm politik tutukluların kaldığı hücreler, avlular yine rehber eşliğinde gezdiriliyor. Kalan zamanınız da mevsimine göre sahilde penguenleri görebilir yada hediyelik mağazasından direniş adasıyla ilgili küçük bir anı nesnesi alıp dönüş için feribota dönersiniz bu açık hava müzesinden.


     Masa  Dağı Milli Parkı


     1086 metre yüksekliğinde bu dağa kolaylıkla telefrikle çıkılabilinyor. Ama benim gibi tırmanış  yolunu seçerseniz bir buçuk saatte zirveye zorlanarakta olsa ulaşabilirsiniz. Masa Dağı Cape Town’un simgesi olarak doğusunda Şeytan Doruğu,  batısında Aslan Başı tepesi,  arkasında bütün şehir ve liman görüntüsü,  diğer köşesinde doğal Amfitiyatro görüntüsü – kase şeklindeki şehir(City Bowl)  ve deniz feneriyle çevrelenmiştir. Açık havada Robben Adası’nı görebilir ve 40 km kadar uzaklıktaki  Ümit Burnu’nu da seçebilirsiniz. Şehrin ve altın kumlu sahillerin kuşbakışı güzel görüntülerine de bakmaya  doyum olmamakta.


    Tepede yaşadığımız sonu iyi biten olay Masa Dağı’nı bizim için unutulmaz kıldı : Esen ile başladığımız bu tırmanışın tepesinde ki diğer parkurlarda birbirimizi kaybettik. Milli park rehberlerinin aramaları sonuç vermeyince helikopter ile aramaya ramak kala orada kiraladığımız cep telefonumu İstanbul’dan arayan ofistekiler Esen’in dağın ters tarafına, gezi proğramımızda bulunan botanik bahçeleriyle ünlü  Kirstenbosch bölgesine yanlışlıkla indiğini,sağlıklı olduğunu,bir İngiliz ailesinin yanında güven içinde bulunduğunu  söyleyince, 5 saatlik kuşkunun-telaşın ve kaygının sonu yorgun bir günün kavuşmasına dönüştü.


Ümit Burnu    


 İlk geldiğinde fırtına yüzünden geçmeyi başaramadığından Fırtına Burnu adını verip birkaç gün sonra sakin havada gördüğünde Ümit Burnu adıyla değiştirdi Portekizli Bartolomeu Dias.


50km’lik sahil yolunu takip ederek vardığımız yolda ilkin bir otelin önünde gördüğümüz Türk bayrağı,  sonrasında yol üzerinde oyun oynayan 10’un üzerindeki şempanze ailesi oldu. Dönüşte Türk bayrağı gördüğümüz Whale View Mayor otel sahibinin eşinin bir Türk, Barboros Kotoğlu olduğunu öğrendik. Milli park içinde 245 metre yüksekliğe sahip bulunan Ümit Burnu’na fırtınalı bir günde ulaştık,Masa Dağı tırmanışı sonrası oluşan adale ağrısı nedeniyle bu kez telefrikle tepeye çıktık. Ama son zirveye fırtınanın engel olmasına rağmen trabzanlara tutunarak ulaştık. Aşağıda yanlış yere park etmemizden dolayı tekerimizin kilitlendiğini gördük. Direksiyonun sağdan olması,kimi trafik işaretlerinin farklılığı ve bizim kapanışa bir saat kala gelmemiz telaşımızı ve hatamızı oluşturdu. Türkiye’den gelen bu çifte nezaket gösterip ceza kesmediler.


     Şehir içi Yürüyüş Turu


     Cape Town şehride dünyanın diğer pek çok şehri gibi en iyi şekilde yürüyerek tanınıp sindirilebilir. İki üç saat süren bu keşif yürüyüşünde  şehrin tarihini gösteren pek çok bina, heykel ve kalesinin yanında bugünkü Cape Town’ın modern yüzünü de görmek mümkün olacak.


     Castle of Good Hope adlı kaleden başlanan yürüyüş ile tören ve idam alanı Grand Parade ulaşılır.Günümüzde burada  çarşamba ve cumartesileri neşeli pazar kurulmakta. Hemen yanında da Nelson Mandella’nın 27 yıllık hapisliğinden sonra 1990’da halka hitaben ilk konuşmasını yaptığı Eski Şehir Meydanı- Old Town Hall bulunur. Yakınında  şehrin ve Irkçılık tarihinin en önemli müzesi District Six Museum var. Yanıbaşında da getirilen kölelerin 1834 yılına kadar alınıp satıldığı Slave Tree-Köle Ağacı’nı göreceksiniz.. Groote Kerk Hollanda Reform Kilisesi, Köle Kulübeleri, Company’s Garden-Şirket Bahçeleri, St George Katedrali yürüyüş rotamız üzerindeler. Birkaç sokak sonra şehrin Müslüman bölgesine ulaşılır, burada Bo-Kaap Muzesi’ne ve yanıbaşında  Arnavut  taşlı sokağın içinden yürüyerek 18. yüzyıla uzanan tarihiyle Owal Cami’ye ulaşılabiliyor. Tamamen Cape Town yerli kadınlarının yaptığı elişi ürünlerinin satıldığı ve gelirinin AIDS  Kliniğine bağışlandığı Monkeybiz mağazası ve modern pek çok mağaza da rotamızın üstünde. Yorgunluğunuzu güzel limanda  birbirinden şık-nefis yiyeceklerin sunulduğu lokantalardan birine oturup yerli- soğuk beyaz Güney Afrika şarabı yada Castle birasını yudumlayarak atınız.


         30 yıl köle muamelesi yapıp tutukladıktan sonra Nelson Mandela’yı başkan seçmesiyle,


         1967 yılında dünya da ilk açık kalp ameliyatının yapıldığı ülke olması ile,


         40 milyon siyah nufusunun büyük çoğunluğunun teneke evlerde elektriksiz-susuz,tuvaletsiz yaşamaya devam etmesi,


         10 civarında resmi dilin konuşulduğu,


         600km uzunluğunda(Kruger) Milli parka sahipliği,


         G.Afrika Cumhuriyenin ortasında Krallıkla yönetilen bir ülkeyi barındırması(Lesoto Krallığı),


         Beyazların yaşadığı kasaba ve şehirlerde bulunan konaklama ve lokantalarda “sudan ucuz” ve çok kaliteli konaklama ve mükemmel yemeklerin sunulduğu,


         Bir başka Krallık ülkesini(Swaziland) ile birlikte Kruger Milli parkı sınırını paylaşması,


         Sayısız Milli park ve hayvan rezervine sahip olması,


         En büyük ve ticari merkezi Johannesburg şehrine  sabah çalışmaya gelip akşam beşte güvenliği olmadığından dolayı şehir dışındaki evlerine araçlarıyla kaçar gibi giden beyazların yaşadığı


     farklı bir ülke Güney Afrika Cumhuriyet’i.


 


 Yazı 13 Mayıs 2009 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi Turizm ekinde yayınlandı.


 


 


ŞEREF PINARCI


serefpinarci@hotmail.com


 

9 yorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    Cape Town’ un hikayesine, yaşadığınız heyecanla kendi hikayenizi de katmışsınız, gerçekten unutulmaz bir gezi olmuş…

  • chincilla dedi ki:

    yazınız bana Kanlı Elmas filmini anımsattı,bence çok etkileyici bir filmdi, yazınızdan da aynı şekilde etkilendim.

  • rome_o dedi ki:

    cape towna gittiğimde ben çok etkilenmiştim .sanki californiada falan sanmıştım kendimi zengin nezih harika bir şehir . tek hayal kırıklığım umit burnu oldu .o kadar yol gidip sadece makilerle dolu boş bir arazi ve burun gördüm .
    masa dağıdan manzara superdi

  • Zeynep dedi ki:

    Arfika’dan bir şey beklemek değil de sadece yaşamak görmek gereken bir yer olduğunu inanıyorum bu güzel paylaşım için elinize sağlık

  • enise dedi ki:

    Özlemişim yazılarınızı okumayı.Bilgi dolu paylaşım için teşekkür ederim

  • jimini dedi ki:

    gitmiş kadar oldum,teşekkürler…

  • MIYU dedi ki:

    ellerinize sağlık yine sizinle gezmiş görmüş kadar oldum. Neyse ki sizin maceranız da ucuz atlatılmış ve sadece biraz heyecan olarak gezinize damgasını vurmuş.

  • poetrey dedi ki:

    Goodbye Bafana ve Blood Diamond canlandı kafamda benim de…

    Foto olsaydı keşke…

    Kaleminize sağlık…

  • poetrey dedi ki:

    Bu arada fotoları yanda farkettim:)
    Pek sevindim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*