Burası MOSKOVA


MOSKÖVA

       


Bazı şehirler yağmurla, bazıları güneşle özdeşleşir ya, Moskova da soğukla özdeşmişti benim için.Seyrettiğim çoğu Rus filminde havanın karlı, buzlu oluşundan mı, Sibirya’nın etkisinden mi her nedense….Ama Moskova’ya gitiğimde 36 dereceye dayanan bir    sıcağın  ortasında buldum kendimi. Sadece hava mı sıcaktı? Hayır ortam da, insanları da.


Moskova’da  ve Petersburg’da tanıştığımız  Katya, Maşa ve  Saşa  hem esprili, hem güleryüzlü sıcacık insanlar. Sokaklarda gördüğüm bir demet çiçeğiyle evine giden kadınlar. Ellerinde bira şişeleri parklarda kay kaylarıyla ordan oraya kayan gençler. Metrolarda başını kaldırmadan kitabını okuyan,  sıcaktan kendini Manej Meydanı’ndaki fıskıyeli havuzlara atıveren genç kızlar. Sokaklar, caddeler, tarih kokan birbirinden güzel binalar, oyuncağa benzeyen  süslü  rengarenk kubbeli kiliseler..

 
Manej Meydanı ve kanal


 Mayısın son haftası  hem benim gibi soğukla arası iyi olmayanlar, hem de günü uzun yaşayıp Moskova sokaklarını arşınlamak isteyenler için ideal zamanlardan. Rodi’yle (eşim)  yeraltından, yerüstünden rehber kitablarımızla (Dost Yayınları Moskova ve Berlitz Cep Rehberi Moskova-St.Petersburg) Rusya’nın başşehrini keşfetmeye başlıyoruz.


Lise  yıllarımda elime geçen dergi ve sözlüklerden  (babam otel işletiyordu) grek ve kril alfabesini karıştırarak kendime özel bir alfabe yapmış,  sonraki yıllarda uzun müddet günlüklerimi o alfabeyle tutmuştum.Yani kril alfabesine çok yabancı değildim. Beş altı  yıl önce de, annesi Rus olan Moldova’lı bir arkadaşımdan birkaç  Rusça ders de  almış ama , kelime ezberlemek  zor gelince Rusça öğrenme  sevdasından vazgeçmiştim . Bu  kadarının  bile bu gezimizde çok işimize yaradığını söylemek isterim. Çünkü Moskova’da metro istasyonlarındaki yönlendirme levhaları   ve  bazı müzelerin isim tabelaları  sadece kril alfabesiyle yazılı.

        
         Tverskaya metro istasyonu girişi


Otelimiz Cosmos 1980 Moskova Olimpiyat oyunları için Fransızlarla ortak yapılmış, 1780 odalı dev bir otel. Heykel diyarı Rusya’da ilk karşılaştığımız heykel Cosmos  Otelin önündeki  De Gaulle heykeli oluyor. Vdnkh metro istasyonu otelin önündeki Prospect Mira caddesinde otelin  karşı tarafında kalıyor. Moskova’nın ana yol sistemi birbirine iki halkayla bağlı güneş ışınları şeklinde. Prospect Mira bu ışın şeklindeki yolların  kuzeyde olanlarından biri.

  
Cosmos Hotel                                                   Otelin penceresinden Tüm Rusya Sergi Merk.

Yirmiikinci kattaki odamızın penceresi Tüm Rusya Sergi Merkezi’ne bakıyor. Sergi merkezinden başlayalım diyoruz ve Moskova’da genellikle çok geniş olan  caddedeleri  karşıya geçmek için  kullanılan alt geçide doğru yürüyoruz. Kaldırımlar oldukça geniş ve  ilk izlenimlerimiz arasına yerlerde gördüğümüz  bozuk paralar giriyor. Hatta ilk gördüğümü, para buldum diye yerden alıyorum bile.Seyyar tezgahlarda da satılan şişe suyun fiyatının 40 ruble  olduğunu düşünürsek, yollara atılan bu 1-2  hatta  5 kopeğin bir işe yaramadığı anlaşılır (100 kopek 1 ruble-1 dolar  20 ruble  2007 değerleri). İndiğimiz alt geçitte çok küçük dükkanlar var. Bu dükkanların bazıları öyle küçük ki içine vitrinlerden başka bir de satıcı ancak sığıyor. Satıcıların çoğu kadın. Ya kitap okuyor ya da birşey örüyorlar.


Tüm Rusya Sergi Merkezi Stalin zamanında  Sovyet halkı ve rakipleri üzerinde unutulmaz izler bırakması düşüncesiyle yapılan; içinde binalar, çeşmeler, meydanlar, Sovyet döneminin çeşitli halklarının kültür ve sanatının sergilendiği pavyonlar bulunan çok geniş bir alana yayılmış fuar alanı. Alana  tapınağı andıran, üzerinde elinde buğday başakları tutan bir erkek ve kadın heykeliyle taçlandırılmış anıt kapıdan  giriliyor. Aynı zamanda yeşil alan olan bu bölgedeki Gorki Park’ta (asıl Gorki park Moskova merkezde çok güzel bir park) çok büyük de bir Lunapark var. Ayrıca uzayda ilk kez gezen kozmonot Yuri Gagarin’in 108 saat saatlik uçuşunu yaptığı Vostok-1 uzay aracı Sergi Merkezi kapsamındaki Uzay Müzesinde sergileniyor.

       
        Gece Kızıl Meydan, sağdaki bina Gum,;soldaki kulenin tepesinde kızıl yıldız

Hava çok geç kararıyor. Moskova dendiğinde akla gelen ilk yer olan Kızıl Meydanı önce ışıklandırılmış haliyle görmek istiyoruz.  Gerçekten bu meydanın dünyanın hiç bir yerindeki meydanlara benzemeyen bir görüntüsü var. Külah şeklinde çift  yeşil kuleli Diriliş Kapısından girildiğinde önümüzde  hiç kesintisiz ve engelsiz bir düzlük uzayıp gidiyor . Yerdeki  arnavut kaldırımı  kaplamalara sol taraftan Gum’un her bir detayının ışıklandırılmış pırıltıları yansıyor. Sağda ise Kremlin’in kubbelerinden birinin üzerindeki Kızıl Yıldız gökyüzündeymiş gibi duruyor.Tam karşıda, meydanın ucunda da Aziz Vasili Katedrali aydınlatılmış  olarak kareyi tamamlıyor. Katedral öyle güzel olmuş ki bir benzerinin daha olmasını istemeyen  Korkunç İvan yapan mimara “istersem bundan bir tane daha yapar mısın?” diye sorduğunda,evet diyen mimar gözlerinden olmuş.

  

  


Sonraki günlerde günde birkaç kez geçeceğimiz Kızıl Meydan’da bu kapıdan   girildiğinde sağ tarafında sırayla Tarih Müzesi, Kremlin’in duvarları ve duvarların arkasında  Kremlin’in  yapıları, duvarın  önünde Lenin’in Mozolesi var. Meydanın girişinde  hemen solda  ise bir gün ayine de rastladığımız küçük Kazan Katedrali ve Gum alışveriş merkezi sıralanıyor. Şimdi ünlü markaların satıldığı, önceleri kapalı çarşı olan, Stalin döneminde ise ofis olarak kullanılıp, ta ki Nadejda’nın (Stalin’in eşi) intiharından sonra, burada onun  ölü bedeninin ziyarete açılmasına kadar halka kapatılan Gum, doksanlı yıllarda gördüğü restorasyonlarla davetkar bir şekilde ziyaretçilerini bekliyor.

        
         GUM Alışveriş Merkezi

Fıskıyeli küçük süs havuzlarından yayılan su sesi, güneşin bütün ışıklarını içeri veren cam tavanı, müşteri görmediğimiz boş ama şık dekore edilmiş mağazaları, restoranları ve kafeleriyle Gum’a bir göz atmak, ama meydana bakan Basco Kafe’sinde oturup Kızıl meydan manzaralı bir kahve içmek gerekiyor.


Moskova’da, Moskovalıların  uzun yıllardır yaşamadıkları sıcak günlerde bulunmamızın bir göstergesi de insanları havuzlarda kanallarda serinlerken görmemizden belli oluyor. Kremlin’in batı duvarları boyunca uzanan Aleksandrovsky Bahçelerinin olduğu yer,önceleri Neglinnaya nehrinin su yatağı imiş.Çar I. Aleksandr, Napolyon’a karşı alınan zaferin anısına, nehrin borularla yer altına alınmasını ve üzerinde bahçeler yapılmasını istemiş. Bu nehir yer altından hala akarken, oluşturulan kanal ve havuzlarda şimdi gençlik serinliyor. Fıskıyelerin altında kıyafetleriyle ıslanırken yaptıkları şamata da Manej Meydanı’nı şenlendiriyor.

       
        Gece Manej Meydanı


Moskova’da kaldığımız dört günde en severek yaptığımız şeylerden biri de Rusların nerdeyse  milli tatlıları konumundaki dondurma yemek. Eğer Kızıl Meydan yakınlarındaysak dondurmacımız Manej Meydanın’nın altında yeraltı çarşısındaki dondurmacı. Bu kadar güzel dondurmayı Roma’da yemediğimi çok rahat söyleyebilirim.Ruslar kışın da yiyorlarmış.Kar yağarken, buz gibi bir havada ve sokakta, donmuş bir dondurmayı yemek nasıl olur acaba?

        

Kışı bilmem ama Aleksandr Bahçelerinin ağaçlarının altında yemyeşil çimlerde Moskova’lılarla güneşin tadını çıkararak,ya da  bahçenin sırtını dayadığı Kremlin’in duvarları önünde granit setlere  oturup Meçhul Asker Anıtında nöbet değişimini seyrederek, ya da serinlemek için fıskiyelerin altına girenlerin neşeli bağırış çağırışlarını dinleyerek o nefis dondurmaları  yemek çok keyifli oluyor.


Biraz ciddileşip kale anlamına gelen Kremlin’in, duvarlarından içeri girersek bu bölgenin hem Rus mimarisinin, hem de Rönesans mimarisinin bir sentezi olduğunu görüyoruz. Bu duvarların arasında  önce ahşap bir saray varmış, sonra yerine çarların ve Sovyet liderlerinin de yaşadığı Kremlin Sarayı yapılmış.Ama bugün Başkanlık İdaresinin olduğu bina Kremlin’in içinde ayrı bir bina .Bir ipucu, Başkan binadaysa  bayrak göndere çekilmiş oluyor.
 
Kremlin’deki katedraller Aziz Vasili gibi rengarenk değil. Katedraller beyaz,ama kubbeleri güneş vurdukça ışık  saçan altın kubbeler. İtalyan bir mimarın yaptığı Uspenski Katedrali’nde (Meryem’in Göğe Yükselişi ktdrl.) Rusya’nın en eski ve en önemli üç ikonası ve Korkunç İvan’ın tahtı var. Ayrıca bütün Rus çarlarının taç giyme töreni bu katedralde yapılırmış. Hatta başkent St.Petersburg olduğu zamanlarda bile taç giymek için bu katedrale gelirlermiş.

          
           Meryem’e Müjde Katedrali


Blogoveshchensky Katedrali’ninde de  (Meryem’e Müjde Ktdrl.) çok değerli ikonalar ve freskler bulunuyor. Meryem’e Müjde Katedralinde vaftiz  edilen çarlar, Arkhanjelsky  Katedrali’ndeki ( Başmelek Katedrali)  defnediliyor.Katedralde kırkaltı lahit var . Altın kubbeli Büyük İvan’ın Çar Kulesi, dünyanın en büyük topu olan ve hiç kullanılmayan kırk  tonluk Çar Topu ve yine dünyanın en büyük çanı olan ve kullanılmadan kırılan ikiyüziki  tonluk Çar Çanı da Kremlin’in turistik görsellerinden.

Onsekizinci yüzyılın başlarında yapılan çan için rehber kitaplarda, Daha kalıptayken Kremlinde bir yangın çıktığını ve ısınan çanın üzerine de su dökülmesi nedeniyle kırıldığı yazıyor. Üzerinde kabartma süslemeler olan çanın onbir tonluk kırık parçası hala yanında duruyor.  Benim en hoşuma giden şeylerden biri de , Kremlin’in surlarından  aşağıda akan  Moskova Nehrini  seyretmek oldu.Surların üzerindeki ondokuz  kulenin bazılarından gizli kaçış dehlizleri varmış.

 
 
Kremlin’den görüntüler, Meryem’in Göğe Çıkış Katedrali; Çar Çan’ı


 Kremlin’den çıkıp, tekrar Kızıl Meydanı turlarken  meydana  açılan  ve güzel binalarla eski bir de kilisenin  bulunduğu İlinka ve Varvarka sokaklarını da gezdikten sonra, Aziz Vasili Katedrali’nin arkasından ilerleyerek  Bol Moskvoretski Köprüsüne geliyoruz. Köprüden    güzel bir Moskova manzarası  yakalama şansımız oluyor .
 
Sağda Kremlin, daha ilerde altın rengi kubbeleriyle Stalin’in yıktırdığı  ama 90’larda yeniden yapılan Kurtarıcı İsa Katedrali, aşağıda akan Moskova  nehri .Güneşin kızıl battığı bir günde içinden nehir geçen bu şehrin fotoğrafını çekmek, başka zamanlara kalıyor. Dünyanın en büyük Rus sanatı kolleksiyonunu barındıran  Tretyakov Galerisi de  köprünün karşı tarafında Zamoskroveçe semtinde bizi bekliyor.

        
         Moskova Nehri


Moskova’nın en canlı,en hareketli caddesi Tverskaya Caddesi Nasyonel Otel’in köşesinden başlıyor.Cephesi heykel ve çiçek kabartmalarıyla, çatı alnı mozayiklerle süslü otelde  Kremlin’e taşınmadan bir müddet Lenin’in de kalmış. Cadde boyunca sade ama cephesinde mutlaka bir hareket, ya bir sütun ya bir rölyef olan Sovyet dönemi binaları var. O dönemde bu caddede  genişletme çalışmaları  yapılmış ve çarlık dönemi evlerinden  yıkılanlar olmuş.
 
Bazı yan sokaklara binaların altından yüksek kemerlerle geçiliyor.Moskova’yı kuran Uzun Kollu Yuri  (Prens Yuri Dolgoruki)  ile bu caddede  tanışıyoruz. Atının üzerinde elini uzatmış sanki “işte burası” diyor. Caddenin daha yukarısındaki Puşkin Meydanı Moskova’nın en populer buluşma noktası imiş

.Anladığım kadarıyla Puşkin’in Rusların gönlünde ayrı bir yeri var. Ona Rus şiirinin güneşi diyorlar. Adı Moskova’da müzeden  meydana, metro istasyonuna o kadar öyle çok yere verilmiş ki. Genç yaşta bir düello sonucu yaralanarak hayatını kaybeden şairin, Puşkin Meydanı’ndaki  heykelinin açılış konuşmasını Dostoyevski’nin yaptığını, Dostoyevski’nin hayatını anlatan bir kitapta okumuştum.Hatta sağlığı  biraz bozuk olduğundan, eşiyle Moskova’ya gelmek istediğini ancak,mali durumlarının müsait olmadığını hatırlıyorum.

 
 
Tverskaya Caddesinden görüntüler


Tverskaya  caddesi  üzerinde asıl görmek istediğimiz yer 14 numara. Caddenin Nasyonel Otel hizasından çıkıp,  Puşkin Meydanı’ndan alt geçitten geçerek, karşı kaldırımdan  geriye dönüyoruz. Yelisev Yiyecek Pazarı dışardan kendini hiç belli etmiyor. Ama içeriye girdiğiniz zaman Moskova’nın metro istasyonlarında olduğu  gibi, mekanın asıl fonksiyonunu unutup, hayran hayran etrafı seyretmeye başlıyorsunuz.

          
           Yelisev Yiyecek Pazarı Tverskaya 14

Burası da bir zamanlar Puşkin gibi edebiyatçıların da  katıldığı geceler düzenleyen bir Rus prensesine ait küçük bir saraymış. Binayı daha sonra bir tüccar satın alarak  yiyecek pazarı yapmış. Şimdi bir şarküteri. Ama nasıl bir şarküteri? Tavanından kristal avizeler sarkan, yaldızlı oymalı sütunları göz alan, pahalı havyar kutularına ve şaraplara bakmayı unutturan bir şarküteri.


Bolşoy Tiyatro binasında tadilat olduğundan içini gezemiyoruz. Alınlığın üstündeki güneşi göğe taşıyan atlı arabasıyla Apollon heykelini de göremiyoruz. Ama İstanbul’a döndükten sonra, topluluğun turneleri kapsamında  Lütfi Kırdar’da, birçok gösterilerinden bölümler olan, bir programlarını izleme olanağımız oluyor.

Bolşoy Tiyatro Binasının da olduğu Tiyatro Meydanı ve civarında,  Mali Tiyatrosu, Rus Akademik Gençlik Tiyatrosu, Moskova  Sanat Tiyatrosu’nun binaları da  var. Bu meydanın hemen karşısındaki  Devrim Meydanı’nda  (Plosçad Revolyutsi) oturmuş düşünen,üzerinde “bütün işçiler birleşin” yazısı olan  Marks heykeli metro istasyonunun çok yakınında. Devrim  meydanındaki  Metropol Oteli alınlık kısmında ve duvarlarında  birçok seramik pano ile dikkati çekiyor. Yakınlarda Politeknik Müzesi ve Mayakovski’nin müzeye çevrilen evi var.

 
Bolşoy Tiyatrosu

           
          Politeknik

         
          Eski KGB Binası


Anatoli Ribalkov’un iki cild halinde okuduğum kitabına adını veren Arbat Sokağı, trafiğe kapalı, bir  birbuçuk kilometrelik bir cadde. Girişinde sokak ressamları turistik havayı hemen hissettiriyor .Sağlı sollu hediyelik  eşya dükkanları ,mağazalar, kafeler ve restoranlar var. Sokağın bir yerlerinde  mutlaka tiyatro yapan bir guruba,  ya da bir enstrüman çalanlara rastlayabiliyorsunuz.
 
Bu sokakta Puşkin’in çok sevgili eşi Natalya Gonçarova ile bir müddet oturduğu evi müzeye çevrilmiş evi var. Sokağın sonunda bakış açınıza Moskova’nın yedi  kızkardeşleri olarak adlandırılan, Stalin binalarından Dışişleri Bakanlığı Binası giriyor. Hepsinin ortak mimari özellikleri olan bu binaların ikisi otel, biri üniversite, ikisi bakanlık binası diğer ikisi de konut ve işyeri olarak kullanılıyor.

 
  
Arbat Caddesinden görüntüler..


Moskova’yı panaromik olarak seyrettiğimiz Serçe Tepesindeki Moskova Devlet Üniversitesi bu kızkardeşlerden biri.Rusya’da  yeni evli çiftlerin,  tarihi yerleri dolaşması bir adet. Bu genellikle de bir limuzin eşliğinde oluyor.Serçe Tepesi de bu yerlerden .

Dikkat ediyorum çiftler çok genç. Erken evlenip erken çocuk sahibi oluyorlar. Bunun sebebinin nüfusu azalma tehlikesinde olan Rusya’nın ikinci çocuk için verildiğini okuduğum (!) 10 bin dolar teşvik primi mi, yoksa  dünyanın en pahalı  üç şehrinden biri olan  Moskova’yla  başedebilmek mi olduğunu anlayamıyorum.

       
        Moskova Üniversitesi


Moskova bir müzeler cenneti. Antik Eserler bölümünde Schilemann’ın Berlin’e kaçırdığı,  Rusların işgali ile Moskova yolcusu olan Troia Hazinesinin sergilendiği Puskin Güzel Sanatlar Müzesi, Gorki’nin evi, Mayakovski’nin evi, Lermontov’un evi bunlardan bazıları olduğu gibi, birbirinden güzel parklar kaçırılmaması gereken yerlerden. Biz de  bu dört günde gezebildiğimiz kadarını geziyoruz.


Ve Novodevici Manastırının mezarlığında  da bizim bir şairimizin belki de ebedi evi var (Bugünlerde getirilmesi gündemde ya!). Memleket toprağından bir parça ve memleketin yabani çiçeklerinden küçücük bir demeti Nazım Hikmet’in mezarına bırakıyoruz. Başında, bana Atatürk’ün Samsun’a çıkış imgesini hatırlatan granit bir yontu var. Yanında hayat arkadaşı Vera Tulyokova’yla birlikte Gogol, Çehov, Prokofiyev, Şostakoviç, Kruşçev, Yeltsin’le  Novodevici Mezarlığını paylaşıyorlar.

  
Yemyeşil bir mezarlık Novodevici Manastır Mezarlğı

Moskova’yı dolaşmanın en hızlı, en ekonomik  ve en rahat yolu metroyu kullanmak. Böylece hem her saat sıkışık olan trafikten kurtuluyorsunuz, hem de görsel bir şölen yaşıyorsunuz. Moskova metrosunun   oniki hattı, yüzyetmişiki  istasyonu var. Bu sayılar yerinde saymayıp artmaya devam ediyor. Günde sekiz  milyon kişinin metroyu kullandığı söyleniyor. Metronun birini kaçırdıysanız hiç üzülmeyin, nerdeyse arkanızı dönmeden yenisi geliyor. Biz sadece istasyonları görmek için  Moskova’yı  yeraltından da dolaşıyoruz. İstasyonlar için sanat galerisi ya da  görkemli bir sarayın salonu gibi diyebiliriz. 

       

 Bazı istasyonların dışardan girişleri de sanatsal veya mimari bir özellik taşıyor. Yine bazı istasyonlarda yanyana üç yürüyen merdiven var. Bunlardan bir tanesi sürekli çalışmıyor, yoğunluk durumuna göre iniş ya da çıkış yönünde kullanılıyor.Metro merdivenlerinin ya da turnikerin yakınında “babuşka” dedikleri sert bakışlı,yaşlıca teyzeler geleni geçeni gözden geçiriyor. 

        

Metro sistemi 1935 yılından itibaren yapılmaya başlanmış.Yapım çalışmalarında ülkenin her yanından gelenlerle, gençlik teşkilatı Komsomol üyeleri çalışmış.İstasyonların içinde zamanın en iyi sanatçılarının resimleri, heykelleri, rölyefleri var. Bizim en beğendiklerimiz Kievskaya,Kropotkinskaya,Mayakovskaya,Komsomolskaya, Revolustya Ploşad.


Metrolarla ilgili akılda kalıcı bir uygulama var. Metro sisteminde  dışardan merkeze doğru gelirken anonslar erkek sesiyle, merkezden dışarı doğru giderken kadın sesiyle yapılıyor. İşin esprisi tabi ama,  bu sesler  akşam  işten çıkınca “çabuk eve gel” diyen kadının sesi, sabah da “çabuk işe gel” diyen patronun sesi olarak yorumlanırmış.

       


Yiyeceklere gelince, çok farklı yerlerde yemekler yiyoruz. Bazen bir  Ukrayna restoranında,bazen maalesef bir Mc Donald’ta,bazen bir kafede. Lahana, otelde yaptığımız kahvaltılarda bile  yerini alıyor. Bilini dedikleri krepleri içine konulan malzemeye göre tatlı tuzlu her şekilde yeniyor. Şaşlik dedikleri kuzu şişi beğenerek yiyoruz.

        

Bir Ukrayna yemeği olan İstanbul’daki Rejans’tan da bildiğimiz pancarlı, lahanalı  Borş çorbasını  burda ekşi bir sos olan  smetanayla daha çok beğeniyoruz.Çok leziz esmer  ekmeklerini seviyoruz.Pelmeni daha önce bir tatar tanıdığımdan da bildiğim bir çeşit mantı ve lezzetli. Yine Rejans kültürümüzden kievski , bev (böf) stragonoff  ve piroşki (börek) yemek seçenekleri. Servis gerçekten de biraz yavaş, bir kahve için bile bazen on dakika bekleyebiliyorsunuz. Dil de sorun olabiliyor. Ama “morohenoye” leri muhteşem, yani DONDURMA.  Oturarak ya da gezerken her fırsatta morohenoye yiyoruz.

     
      Bir daça (Kır ya da yazlık ev)

      
(Star City, Yuri Gagarin’in de yaşadığı hala kozmonot eğitimlerinin yapıldığı uzay merkezi. Orijinal MIR uzay mekiklerinden biri, bir simülatör ve yer çekimsiz ortama hazırlık çalışmaları için bir havuz ve kozmonot giysileri…vs. gezdiriliyor.)

16 yorum

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    hem fotoğraflarıyla hem yaşadıklarınızla, harika bir yazı olmuş, elinize sağlık…

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Ben bu saatte pek ayakta olmam. Ama bu gece sabahlıyorum işte. İki hafta sonra Lefkoşa’ya gidiyorum. 19 Nisan’da Genel Seçim var çünkü Yavru Vatan’da. Dört yıl sonra yine bir seçim kampanyası için Kıbrıs’ta kamp kuracağım. Hem iş, hem ziyaret yani. Bu gece işte yürüteceğim bu kampanyanın ön hazırlıklarını yapıyorum… // Kısacası Lefkoşa’dan Moskova’ya uzanmak iyi geldi bana. Ufkunuza sağlık Tülay Hanım. Nazım’a vatan toprağı götürmeniz çok ince. Soğuk bilinen Moskova’nın tüm sıcaklığını hissettirdiniz bize…

  • enise dedi ki:

    Sevgili Tülay o kadar güzel anlatmışsın ki ,içimden bir ses bir an önce sende buralara gitmelisin diyor.Eline sağlık arkadaşım.Fotoların hakkını yememeliyim onlar da süper…

  • mctumer dedi ki:

    Fotoğrafları ile anlatımı ile bilgilendirmesi ile muhteşem bir Moskova yazısı olmuş. Özellikle Metro Anonsuyla ilgili ironiye bayıldım. Elinize sağlık

  • oymakas dedi ki:

    Ben Moskova’ya gittiğimde duvar yeni yıkılmıştı. Mc Donalds’ın önünde metrelerce kuyruk vardı. Petrovski Pasajında ise dolarınız yoksa su bile içemezdiniz. Millet metroyu trafik yüzünden değil arabası olmadığından kullanırdı. Ama her yerinde – metro istasyonlarında bile – sanatı buram buram koklardınız.

  • abidindemir dedi ki:

    SÜPER yazınızı okudum. Nefis resimlerle süslemişiniz.

  • rome_o dedi ki:

    çok güzel bir yazı olmuş.. super güç olmak galiba böyle ihitşamlı şehirleri inşaa etmekle başlıyor.. fotoğraflarda çok güzel desteklemişsin .. ellerine sağlık

  • MIYU dedi ki:

    harika fotoğraflarla süslenmiş, mükemmel bir yazı olmuş, keyifle okudum ve oralarda olmak istedim. Ellerinize sağlık

  • Honeyseller dedi ki:

    Rize yaylalarından Kızıl Meydana.Küreselleşmenin en güzel tarifi sizin bu iki yazınız olmalı.Ve moskova moskova olalı böyle güzel anlatılmadı herhalde.Çok teşekkürler Sevgili soyadaş…

  • mcatullus dedi ki:

    Moskova hakkında çok ayrıntılı bir yazı ve güzel resimler… Elinize sağlık.

  • asust dedi ki:

    TÜLAY HANIM, O KADAR GÜZEL FOTOĞRAFLAR ÇEKMİŞSİNİZ Kİ,ANLATIMIZI GÜÇLENDİRİRYOR. TAM BİR GEZİ YAZISI OLMUŞ. NAZIM HİKMET’İN MEZARINDA BEN DE ÇOK DUYGULANMIŞTIM. MEMLEKETİNE HASRETGİDEN BÜYÜK ŞAİRİN UZAKLARDA YATIŞI ÇOK HÜZÜNLÜ…KUTLUYORUM.

  • hburcu dedi ki:

    Harika ! Ellerinize sağlık Sevgili Tütü. Paylaştığınız için teşekkürler

  • tütü dedi ki:

    …..Ve “Selam Olsun O Günlere” ile “Burası Moskova” yazılarıma yorum yapan, okuyan tüm arkadaşlara teşekkür ederim..

  • BÜLTER dedi ki:

    moskova üniversitesi, eski kgb yapısı, metrodaki avizeler, akıcı yazı, diğer fotoğraflar, hepsi çok güzel Tülay hanım.

  • ayşegül- dedi ki:

    Moskova’yı bu kadar güzel anlattığınıza göre St.Petesburg kimbilir ne kadar güzel olacak. Çok daha güzel bir şehir olduğu söyleniyor. Favori yazılarıma ekliyorum. Avrupa’nın burnu büyük Ülkelerinden bıktığımı ve artık yüzümü biraz doğuya dönmem gerektiğini düşünüyorum. Ellerinize sağlık.

  • ZİKO dedi ki:

    Sakin kafa ile okurum diye yayınlandığı gün okumamıştım.Tek kelime ile harika. Stalin’in eşinin intihar etmiş olmasından Puşkin’in genç yaşta duellodan ölmesine kadar yazınızdan pekçok şey öğrendim.Nazım’a vakit ayırmanız da ayrıca güzel.Teşekkürler ve tam puan..

MIYU için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*