BUDAPEŞTE YİNE BENİ ÇAĞIRDI (1)


 


              BUDAPEŞTE YİNE BENİ ÇAĞIRDI (1)


 


İlk seferimizden bugüne 12 yıl geçmiş… 12 Yıl daha yaşlanmışız,bu arada plan-program yapıp,paramızı denkleştirip gezi listemizi uzatmışız..Ama Budapeşte yine beni çağırıyor. Bu kez kırk yıllık dostlarımızla birlikteyiz ve  mevsim yine ilkbahar  yalnız bu defa  Budapeşte Feryhegy  havaalanı ıslak ve yağışlı….Aradan geçen yıllarda  havaalanı biraz büyümüş,modernize edilmiş ,kapitalist ekonomiye adapte olmuş.Bizi BUDA kalesi (Budavar) bölgesindeki geçici konutumuza taşıyacak  shuttle minibüs de modernleşmiş,adam başı 7€ ödüyoruz ve bizden başka da şehrin o bölgesine talip olmayınca koca araçta 4 kişi şehrin yolunu tutuyoruz. 
    
   Kalacağımız yer, üyesi olduğumuz İsviçre kökenli  devre-mülk benzeri  şirketin apart daireleri. BUDA kalesinin  16 y.y. a tarihlenen sokaklarında,temelleri yine aynı yüzyıla ait,restorasyonu ödül almış bir binadayız.
 



Tam önünden geçen 16 no lu otobüs PEŞTE ile bağlantımızı sağlayacak, 3 günlük bilet bize yeterli gibi gözüküyor, çünkü 4. gün ve sonrası kiralık arabamızla Macar kırsalında  olacağız..          Mahallemiz, Osmanlının  1541 de şehri ilk  ele geçirdiği bölge  ve yerin altında savunmayı ve saklanmayı  sağlayan  tüneller olduğunu ,bunların  biraz ilerdeki (500 mt.) sarayın altına kadar (Budavari  Palota)  devam ettiğini anlatıyor kitaplar. Evimizin solunda Devlet Arşiv  binası,biraz ilerde  Tarih Müzesi var. Bu müzede çok aramamıza rağmen  1956 Macar isyanına ait salonu  son anda bulabiliyoruz,çalışanlar yabancı dil yoksunu olmamalarına rağmen  biraz ilgisiz ve bilgisizler galiba…            Yüzümüz Tuna ya tepeden bakarken  sağ yönde istikamet   Matyas  Kilisesi…Hava da bir türlü açamadı,yağmur ve soğuk  Mayıs ın ikinci yarısına  hiç yakışmıyor. BUDA  Osmanlılar tarafından alındığında  Kanuni  şükür namazını  Matyas Kilisesinde kılar, şehirde  15 gün kalır ,elde edilen muazzam ganimet ve esirlerle birlikte daha sonra İstanbul a  döner..Kilise hemen camiye çevrilir ama  yaklaşık 150 yıllık hakimiyetten sonra  1686 da kent  kaybedilince  kilise yıkılır, defalarca yeniden yapılır  ..Bugünkü  yapı  18 y.y. sonuna ait  bir Neo-Gotik  kilise. Restorasyon devam ediyor,dış cephenin bir  bölümü ve kule  pırıl pırıl  ama yapının ana portali hala kapalı  ,iç mekanda ise ,3 büyük vitraylı pencere  dışındakiler pek dikkat çekmiyor. 

 
                                  MATYAS KİLİSESİ
 
Kral  Matyas a özel bir yakınlığım da var ,anne tarafından köklerim  tanınmış bir akıncı ailesine  dayanıyor,onlardan biri de Budin in fethinden sonra  Kral Matyas ın  kızlarından biri ile evleniyor,prenses ,Mehtap  adını alıyor ,3 oğlu,Slovakya ve Avusturya içlerine  akınlara devam ediyorlar ,bu soydan gelenler II. Viyana kuşatmasına da katılıyorlar…Kan çekiyor galiba,seviyorum bu toprakları !!  Matyas Kilisesinin Tuna ya bakan  apsis yönünü  “Balıkçı Tabyası” çeviriyor.
 

                              BALIKÇI TABYASI

1905 yapımı ve askeri bir amacı yok,sadece  manzara seyretmeye  yönelik,eski balık pazarı  yerine yapılan , bol kuleli,konik külahlı  bir yapı… Uzmanlar  konik külahları  göçebe Macar  çadırlarına benzetiyorlar..Orta Asya dan akrabamız olan Macarlar ,biz Anadolu’ya gelmeden az önce  Orta Avrupa’ya  yerleşip Hıristiyan  oluyorlar.Biz de aynı yıllarda  Aral gölü-Mavera ün nehir  civarında  Arap akınları sonucunda Müslüman oluyoruz…Çadırlar  bizimkilere benziyor,savaş aletleri ,koşum takımları,giysi  parçaları ve süsleri  hep aynı,konuştuğumuz dil, fonetik ve cümle yapısı olarak benziyor,fiiller İngilizce,Almanca gibi çekimli değil, Türkçe gibi bitişik ekli (gidi-yor-um ,konuşu-yor-sun). Yıllarca dost-düşman birlikte  yaşantımız sonucu olarak  bizleri seviyorlar,yadigarlarımızı   koruyorlar ,bugüne kalan eserleri  dikkatle sergiliyorlar  ve bizlere “Kahraman Düşman “ diyorlar.      Kraliyet sarayı bugünkü  yapısı ile 19 y.y. a ait,II. Dünya savaşından sonra  restore edilmiş  ve günümüzde Macar Sanat  Koleksiyonlarını barındırıyor. İlk seyahatimizde  salon salon dolaşmıştık, bu kez  sarayı  dıştan geziyoruz.Ana girişte bizi  bronz “Turul  Kuşları”karşılıyor .Asya dan gelişte Macarlara  önderlik eden  kuşlar bunlar. Bir de “Siyah Karga “ var, o da Kral Matyas ın  sembolü.
 



Görülmesi gereken Matyas çeşmesi de tam karşımızda. 1904 de yapılan heykeller topluluğu bir  güzel  masalı anlatıyor:Kayalardan akan  sular arasında  ava çıkan kral  ,aşık olduğu  sevgili İlonka sına  rastlıyor,krala  avcıbaşı ve köpekleri eşlik ediyor.

        
                KRAL MATYAS ÇEŞMESİ

       Sarayın Tuna ya bakan  avlusunda  bizleri ilgilendiren  bir heykel var :1697  Zenta savaşında  Osmanlıları yenen  Prens  Eugen  atının üzerinde  zafer kazanmış bir  pozda ve atının ayaklarına  iki Osmanlı  esiri kapanmış…..    Tekrar  Matyas  Kilisesi  önüne dönüyoruz,Kutsal  Teslis  Meydanındaki  Veba  Sütununa dikkat  kesiliyoruz, 1691 ve 1709 daki  Veba salgınlarında  ölenler  anısına dikilmiş. 
BUDA  daha bitmedi  ama araya bir değişiklik  katalım ve 16 no lu  otobüse atlayıp, Zincirli  köprüden  Tuna nın karşı kıyısına ,PEŞTE ye geçelim, BUDA ya döneriz yine…






                    ZİNCİRLİ KÖPRÜ


Zincirli asma köprü,1843-49 arasında Kont Szechenyi nin katkıları ile yapılıyor,saygıdeğer Kont,zengin ailesinin maddi imkanlarını da kullanarak kentin pek çok yerine damgasını vurmuş..Otobüsten PEŞTE nin ilk varış noktası Roosvelt meydanında iniyoruz.Tam karşıda muhteşem bir yapı var: Gresham Sarayı,1907 de dönemin Art nouveau=Sezession zevki ile bir sigorta şirketi binası olarak yapılıyor,İngiliz  Mr.Gresham,şirketinin tüm güvenilirliğinin  yapıya yansımasını istiyor.Sonuç:Mükemmel!   Bina bugün beş yıldızlı bir otel olarak kullanılıyor.  





                GRESHAM SARAYI GİRİŞİ         


 
Şimdi ise ilk işimiz, Macar Demiryolları Satış Merkezini bulmak ve gelecek hafta Prag a geçebilmek için tren biletlerini almak.Ülke dışı tren biletlerini ,Macar demiryolları internet sitesinden satmıyor,aynı sitede bilet fiyatlarının zaman ve talebe bağlı olarak 20-70 € arasında değiştiği yazılı…Yağmur ve soğuk iyice arttı,belirtilen adreste satış merkezi yerine bir kitapçı bulunca çok bozuluyorum..Nerede bu satış merkezi,kime sorayım? Sırılsıklam girdiğim bir seyahat acentesi sonunda yeni adresi söylüyor,şehir planı üzerinde çok kısa bir araştırma ile bilet satış merkezi karşımıza çıkıyor.Adam başı 20 € dan Prag biletlerini alınca rahatlıyoruz.Operanın karşısındaki Müvesz Cafe de (1884)sıcak bir molayı hak ettik. 100 Yıllık kafenin  garsonları pek suratsız olsa da deri koltuklar,şık avizeler buna değer…Sırada Aziz Istvan Bazilikası var!


 
              AZİZ İSTVAN BAZİLİKASI

İlk Hıristiyan Macar kralına adanan bu yapı diğer bütün dini yapılar gibi biletle geziliyor.Dini yapılara giriş ücreti alınması bana ilginç geliyor,acaba Komünizm  devrinden kalma eski bir alışkanlık mı  yoksa sadece turistlere mi uygulanıyor? Neo-klasik yapı 19 y.y. sonuna ait ,tam olarak 1905 de bitmiş.Budapeşte’nin geneline baktığımız zaman,tüm güzel ve önemli yapıların bu yıllara ait olduğunu görüyoruz,müthiş bir imar hareketi olmalı bu yıllarda. Bazilikada mimari dışında en dikkat çekici unsur,apsisin arka bölümündeki şapellerden birinde yer alan Aziz-Kral İstvan ın mumyalanmış sağ eli…Dindar Macarlar ,bizim zorlukla seçebildiğimiz bir küçük ,süslü vitrin içindeki  “sağ el “e dualar ederek yaklaşıyorlar,bizim ,ülkemizden çok alışık olduğumuz davranışlar burada da tekrarlanıyor. Kralın mermer bir heykeli de Altarı süslüyor.


        Artık Vaci  caddesinde promenad vakti geldi.Güzel bir yaya caddesi,iki tarafta eski güzel günlerden kalan koruma altında şahane yapılar var.Art Nouveau ,bu bölgede ,Avusturya etkisi ile Sezession adı ile gelişmiş ve müthiş uygulamalar yapılmış,ünlü Zsolnay porselen fabrikasının renkli sırlı kiremitleri de cephe ve çatılarda bol bol kullanılmış.Ünlü  mobilya tasarımcı ve yapımcısı Thonet in evi,mavi sırlı cephe dekorasyonu ile kötü havayı aydınlatıyor



                                      THONET EVİ

,1905 de açılan Philantia çiçekçisi hala aynı mekanda hizmet veriyor.



Vaci nin bir sokak arkasındaki (Szervita meydanı) Török Bankhaz (Türk Bankası) 1906 yapımı cephesindeki altın mozaikler ve dalgalı çatısı ile devrin tüm özelliklerini yansıtıyor.

  
                        TÖRÖK BANKHAZ
Gözler,gönüller bayram etti ama biraz da yorulduk doğrusu,Cafe Gerbeaud a yine bir mola vermek lazım.1858 de açılan bu pastane bir önceki gezimizde restorasyondaydı,şimdi ise tüm pırıltısını müşterilerine yansıtıyor.Etraftaki Türk gruplar yüksek sesli konuşmalardan hemen belli oluyor,garson kızlar güzel ve becerikli,fiyatlar yüksek…

 



                       CAFE GERBEAUD

Budapeşte yi sizlere gün ayırımı yapmadan anlatmaya çalışıyorum,yazımın bir günlükten çok genel anılar olmasına önem veriyorum. Söz Kafelerden açılmışken,bir başka günün keyfi olan ünlü New York Cafe den de bahsedelim.Yine bir sigorta binası tüm haşmeti ile karşımızda! Bir Amerikan sigorta şirketinin yaptırdığı binanın alt kat köşesine yerleşen kafe belki de dünyanın  en şık kafesi..Yıllar önce ,dökülmüş yaldızlarına,yırtık kadifelerine çok üzülmüştüm ama artık bir İtalyan şirketinin otel ve kafesi olarak,kristalleri parlıyor,altın yaldızları şıkırdıyor,freskolar göz kamaştırıyor,garsonlar ve sunum sıra dışı,biz de ufak bir akşamüstü içkisi ile caz müziği eşliğinde tadını çıkartıyoruz. 






                            CAFE NEWYORK
 
Bu bölgeye yakın ,gezmediğimiz Şehir parkı (Varoşliget) kaldı.Parkın girişindeki “Kahramanlar Meydanı”(Hösök Ter) Macar Devletinin kuruluşunun 1000 yılı(1896)için tasarlanmış ama tamamlanması 1929 yılını bulmuş. Büyük tasarımın merkezindeki sütunun üzerinde baş melek Gabriel (Cebrail) yer alıyor,aşağıda önde,devletin kurucusu Prens Arpad ve altı Macar soylusu ,Orta Asya steplerinden fırlamış kıyafetleri ve vahşi atları ile sanki meydana atlayacaklar !



                           KAHRAMANLAR MEYDANI

Arkadaki kavisli revaklarda Macar büyüklerinin heykelleri ve sembolik figürler yer alıyor.Daha arkada da Şehir parkının yeşillikleri görülüyor.Parkın içindeki suni gölü boşaltmışlar,tabanındaki sızmaları ve  çevresindeki güzel yapıları restore ediyorlar, gelsin AB fonları,bozdur bozdur harca! Birkaç yıl sonra restorasyon


 bittiğinde eski güzelliğine kavuşacak…  PEŞTE de  görmediğimiz iki yer kaldı… Önce Macar Milli Müzesi (Magyar Nemzeti Museum) gezilmeli.Hayret,çok tenha bir gündeyiz,bizden başka birkaç aile daha görüyoruz  bir de herkese laf yetiştiren   bir Türk İngilizce öğretmeni var!Salonlar ve teşhir tatmin edici ama açıklamalarda biraz daha fazla İngilizce olsaydı diyoruz.Osmanlılardan aldıkları ganimetler ayrı bir salonda ve haritalı açıklamalar eşliğinde sunulmuş.1620lerden kalma,Transilvanya prensi bir Macar soylusuna ait  deri ceket ile Osmanlı ganimeti deri kaftanın stili ve süslemeleri   birbirine ne kadar benziyor! Salonun ortasına  ,orta öğrenim öğrencileri serilmiş,yazıp –çiziyorlar ve  çıkışta vestiyer odasına konuşlanmış  öğretmenler tarafından sınava alınıyorlar..Ben bu yöntemi çoook sevdim !

     Meşhur Parlamento binasının içi randevu ile geziliyor,dıştan ve aslında tam karşıdan BUDA kıyılarından bu Neo-Gotik dev yapı muhteşem görünüyor.(1902)  



                   PARLAMENTO BİNASI  

Tekrar BUDA ya dönelim mi ?  Erenlerden Gül Baba ya gidelim mi? Tunaya tepeden bakıyor Gül Baba…Şehrin alınışında şehit oluyor ve bu tepeye bir türbe yapılarak hatırası yaşatılıyor. Macarlar da pek seviyorlar Gül Baba yı ,ziyaretçisi hiç eksik değil.


                      GÜL BABA TÜRBESİ

Çevredeki dar ve yeşil sokaklarda hep Türk Dilinin izleri var (Turban sokak,Mesced sokak,Török=Türk caddesi,Türbe meydanı).Türbe ve hemen önünde yer alan heykeli Türkiye Cumhuriyeti yaptırmış,düzenlemiş,yenilemiş.Yeşillikler içindeki tepeden aşağı inince de yine bizlerden yadigar iki kaplıca ile karşılaşıyoruz. Lukas kaplıcaları tamamen yenilenmiş,Osmanlı izi kalmamış ama  su kültürünün kökeni nin önce Roma ,sonra Osmanlı olduğunu biliyoruz ve tarihler şehrin hamamlar,kaplıcalarla donatıldığını yazıyor.Lukas kaplıcalarında ben biraz Bursa-Çekirge havası gördüm,günübirlik banyoya gelmiş orta sınıf Macarlar,havlu doldurdukları çek-çek arabaları ile asırlık çınarlar altında dinleniyorlardı. 



                      LUKAS KAPLICALARI

 
Kiraly Kaplıcaları orijinal yapısını koruduğu halde durumu pek de iyi değildi.16 Y.Y. dan kalan orijinal kubbenin altındaki kaplıca havuzunu kitaplar çok övüyorlar ama dış duvarlar ve üst yapı karanlıklar içinde… 

 

                               KIRALYİ KAPLICASI


BUDA da son durak Gellert Tepesi.Tramvay ve bir otobüs bağlantılı olarak şık villaların bulunduğu bir tepenin en üst noktasına tırmandık.Tepe adını Macarların Hıristiyan oluşunda önemli rol oynayan rahipten alıyor.16 y.y. da Türkler buraya da bir küçük hisar yapmışlar ama artık izi yok,onun yerine II.Dünya savaşında önemli rol oynayan bunker lar görülüyor.Sovyetler zamanında yapılan bütün dev propaganda  heykelleri  şehir dışındaki bir parka taşındığı halde burada Rusların etkisi ile dikilen dev heykel yerli yerinde duruyor. Güzel manzara soğuk havaya rağmen etkileyici


  
           GELLERT TEPESİNDEN PEŞTE’YE BAKIŞ

 Gördüklerin senin olsun,ne yediniz ,içtiniz,diye soracak olursanız,cevap keyifli olacak! Kafelerden söz ettik,lokantalara gelirsek…BUDA tarafında konakladığımız için günün sonunda “evimizdeki bir saatlik dinlenmelerden sonra bu bölgedeki lokantalar daha cazip geldi tabii… “Fekete Hollo”(siyah karga) küçük,şirin,otantik dekorlu,müzikli ,güzel bir seçim. Zaten her yerde müzik var,hele bir de Türk olduğunuzu anlayınca hemen “Üsküdar” çalınıyor ve tabii bahşiş bekleniyor.Kemancı ,bahşiş rayicini belirtmek için tellerin arasına 2000 forint=8 € yerleştirmiş,”daha az vermeyin ayıp olur “ dercesine…Domuz yiyenlere seçenek çok,yemeyenlere bol tavuk ve balık,her çeşit et ve ördek te var,sebze beklemeyin ancak garnitür olarak veriliyor.Hepsi çok lezzetli ve Türkiye’den ucuz,4 kişi 80 € ödeyerek,nefis Macar şarapları eşliğinde güzel yemekler yedik,tatlı ve kahve de dahil…Ya sigara yasağı ? derseniz…Her mekanın özel ayrılmış bölümünde serbest,bazen ayırmamışlar bile,herkes birbirine eziyet etmeden yaşamanın yollarını bulmuş burada. Yemek üzerine kahve ile birlikte Macarlara özgü “Unicum “ liköründen de bir küçük kadeh içmek iyi olur..Biz sevdik doğrusu… Bir ucuz seçenek daha Moskova meydanı yanında “Szent Jupat” olabilir. Ahşap ,örtüsüz masalarda,Alman Gasthaus geleneğinde,çok büyük porsiyonlar bizi memnun etti,fiyatlar da şahaneydi (4 kişi 60 € ). Gül Baba dan inerken keşfettiğimiz “Margitkert Etterem”(Margit Bahçesi Rest.),temiz ve özenli servisi,güzel yemekleri ve müziği ile yine aynı fiyatlara sahipti.Olumsuz bir izlenim var mı?  Ehhhh diyelim,”Matyas Pince”(Matyas Mahzeni) bize 12 yıl öncesinin keyfini vermedi.Tam turistik hale gelmiş,fiyatlar diğerlerinin iki katı,ünlü Çigan orkestrası”Lakatoş” kırpıla kırpıla kuşa dönmüş,porsiyonlar ufalmış,havası değişmiş,belki de biz değiştik, kim bilir?   Alışveriş e gelince… Biz hanımların ısrarı ile “Merkez Pazar Hali=Nagy Vasarcsarnok” e gidildi,önce beyler 2.kattaki “Fakanal=tahta kaşık” lokantasına oturtuldu,sonra buluşma saati saptandı…1.kat sebze-meyve,her çeşit yiyecek bolluk içinde,metal konstrüksiyon asma kat,2. katı oluşturuyor,bu kat tüm olarak hediyelik eşyalara ayrılmış,el işi örtüler,bluzlar,el dokuma yastıklar porselenler göz kamaştırıyor ve fiyatlar tabiiki Vaci caddesinden daha ucuz. Bizim gibi İstanbul-Tahtakale aşinası olanlar tabii Çin de yapılan taklitleri hemen yakalıyor,örtülerin yarısı çin malı!!





                               MERKEZ PAZAR HALİ

Şehirdeki şık dükkanlarda satılan Herend   ve Zsolnay porselenlerinin yanına bile yaklaşamıyoruz,kibrit kutusu kadar kutular 100€.    Güzel gün çabuk geçer,Budapeşte turumuz bitti,şimdi kiralık arabamızı teslim alıp,Macar kırsalını keşfe çıkacağız..Yine buluşmak  üzere…             

16 yorum

  • incialp dedi ki:

    Neşe Hanım yazının başlığındaki (1) den yazının devamı gelecek diye anlıyorum 🙂 bende 5 yıl önce gitmiştim Budapeşte’ye birkaç günlüğüne, ve çok dolaşma fırsatım olmamıştı. hiç gitmemiş gibi okudum yazınızı, devamını da heyecanla bekliyorum…

  • Corto_Turco dedi ki:

    Elinize sağlık Neşe Hanım. Bence Türklerin Avrupa’da kesinlikle görmesi gereken bir şehir Budapeşte (ya da iki şehir demeliyim belki). Sizin anlatımınızla da görmüş kadar olduk. Darısı bizim başımıza.

  • bora arasan dedi ki:

    Balıkçılar tabyası için sizinle hemfikirim. Moğolların Budin yağmasında bu kısmı balıkçıların savunduğunu söylüyor Macarlar. Macarın fanatiğide fanatik ama.

    Çok güzel bir yazı olmuş. Çok çokçok zaman sonra tekrar giderim dediğim bu şehre arayı açmadan tekrar gitmemi sağlayacak kadar güzel bir yazı.

    Teşekkürler…

  • DEEP73 dedi ki:

    gercekten ellerinize saglık …o kadar guzel anlatmısınızkı bıze yazınızla bu ıkı sehrı..Gitmedim ama buram buram tarıh koktugunu ınsan sızın yazınızı okuyunca hissedebiliyor.Insallah en kısa surede bende goreblırım.O kdar guzel bir dille bıze anlatmısnızkı okurken orda oldugunuzu hıssedıebılıyor ınsan.Tesekkurler..

  • rome_o dedi ki:

    bana göre budapeşte ve prag tek kere gidilecek yerler avrupa’nın da en ilginç kentleri değildir. ben ikisinede iş icabı bir kaç kere gittim ve hiç zevk almadım .. bana hep kasvetli geldiler //yazıya gelince daha ne olsun buda peşteliler bile bu kadar anlatamaz kentlerini 🙂

  • rome_o dedi ki:

    balıkçı tabyası fotoğrafını da çok güzel çekmişsin ..

  • justinian dedi ki:

    Bir yere seneler sonra yeniden gitmek güzel bir duygu olsa gerek. Ben gezdiğim hiç bir yere henüz ikinci kez gitmedim. Bir daha İtalya’ya gitmeyi çok isterim. Zaten Poseidon’un bana sözü var. Trevi’ye boşuna para atmadım ya! 🙂 Sevgili hocam, gezinizi harika anlatmışsınız, gerisini bekliyoruz. Ben en çok parlamento binası ve Matyas kilisesini beğendim. Bir gün inşallah giderim Budapeşte’ye..

  • edda dedi ki:

    Neşe Hanım yazınıza sağlık, harika bilgiler paylaşmışsınız. fotoğraflarınızı da çok beğendim. devamını da sabırsızlıklar bekliyorum. teşekkürler

  • aysek dedi ki:

    Avrupa’da İspanya’yı bir de Budapeşte-Prag-Viyana üçlüsünü görmek isterim. Budapeşte yazınız son derece bilgilendirici, akıcı. Fotoğraflar da canlı. Açıkçası Budapeşte-Prag-Viyana üçlüsünün Budapeşte ayağından çok emin değildim, görülmeli mi görülmemeli mi diye ama, fotoğaflar da yazı da epey davetkar doğrusu Neşe Hanım. Teşekkürler.

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili arkadaşlar,cesaretlendirici yorumlarınıza sonsuz teşekkürler…Yazıları çabuk yazamıyorum,fotoları da yüklemek epeyi zaman istiyor ama hepsi de bana zevk veriyor ve gezimi yeniden yaşatıyor…Macaristan ı 3 bölümde yazacağım ve 2. bölüm için çalışmaya başladım..Sevgili Jüsinianus,yıllar sonra, gidilen yere geriye dönüşler kendimizde olan değişimleri de ortaya çıkarıyor ve inan bana çok hoş oluyor..Sevgili Aysek,lütfen 3 şehire aynı tur içinde gitme hiç değilse 2+1 yaparak tadını çıkar,çok kap-kaç olmasın…Hepinize tekrar teşekkürler…

  • aysek dedi ki:

    Tavsiyenize uyacağım Neşe Hanım. Teşekkürler.

  • maliho dedi ki:

    Yazınız ve fotoğraflar çok hoş, teşekkürler…

  • Suzandan dedi ki:

    nese hanım , harika gezmissiniz .. resimlere bayıldım .. kısım kısım anlatımda cok faydalı bir dokuman olmus .. ellerinize saglık :))))))

  • asust dedi ki:

    Neşe hanım, yazınız gerçekten çok güzel, ancak fotoğraflar kusursuz. Hem görsellik hem de anlatım o tarih kokan sokaklarda ustaca dolaştırıyor insanı…Çok başarılı bir anlatıcı ve gezginsiniz, kutlarım.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Geçtiğimiz bayram bende Prag- Viyana-Budapeşte-Bratislava- Dresden arasında mekik dokurken en çok beğendiğim yer Budapeşte oldu. Çok yakında bir Budapeşte yazısı ile geleceğim… Yazıya gelince oldukça ayrıntılı ve nokta dahi atlamadan yazılmış elinize sağlık!

  • deniz42 dedi ki:

    yazınız çok güzeldi Neşe hanım kaleminize sağlık diğerlerini de büyük bir keyifle okudum. Bilgilendirici, yol gösterici ve cesaret vericiydi. Biz eşim ve iki küçük kızımla (6-3 yaş) bu sene Budapeşte-Viyana yada budapeşte -Prag a mı gisek yada iki ülke zor mu olur tek bir yerle mi yetinsek kararsız kaldık şu an plan yapma aşamasındayız daha biletlerimizi almadık, kendimiz gezeceğiz turla gitmiyoruz. Sizin bir öneriniz var mı oraları gezen bir olarak. selamlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*