Brisbane İTİRAFLARIM

                       


Direğin üzerindeki dügmeye bastıgımda ‘’Ciuvvv’’ diye baslayıp ‘’dıt, dıt, dıt’’ diye devam eden trafik ışıklarına, yolda araba yoksa uymayıp geçme konusunda, bir iki Avustralyalı’yı bastan çıkardıgımı itiraf ediyorum.


‘’Keep on left’’ uyarısını bir çok yerde görmeme rağmen, yaya yolunda bile bu düzene uyup, soldan yürüme konusunda bazen dalgınlığa geldiğimi de itiraf ediyorum.



Hele bisiklet yolları konusunda hiç alışkanlığım olmadığından, ilk günlerde kaldırımlarda onlara ait yollarda çok yürüdügümü de itiraf ediyorum.


Markette kasaya geldiğimde, bir yandan aldıklarımın barkotlarını okuturken, bir yandan bana ‘günümün nasıl gectiğini’ soran kasiyere, ondan daha çok gümrükte üzerimi ararken aynı soruyu soran kadın görevliye sasırdığımı itiraf ediyorum.


Üzerinde ceket ayağında parmak arası tokyolulara kuzey ülkelerinden biraz olsun alışkınım da, ayakkabıları fora edip yalınayak yürüyenlere sasırdığımı da itiraf ediyorum.


Günün her ama her saatinde, üzerinde şortu ve atletiyle kosan, her yastan kadın ve erkeğe imrenip, ‘bunlar calışmıyorlar mı?’ diye düşünüp, özendiğimi de itiraf ediyorum.

         


Şehrin neredeyse tüm nehir kıyılarını dolasan yürüme yollarını, botanik bahçesini andıran yemyeşil parklarını, merkezdeki cam cepheli yüksek binalar dışında belli renkler ve tonlarının (antrasit, bej, gri) hakim olduğu binalarındaki uyuma hayran olduğumu da itiraf ediyorum.


Mütevazi bir iki küçük kilise ile dine mesafeli duruşlarını, agnostizmin yaygın düşünce olmasını takdir ettiğimi itiraf ediyorum.


Bir çok yerde, su içilebilen küçük çeşmelerini çok şirin bulduğumu, ‘Story Bridge’ dahil, nehrin iki yakasını birbirine bağlayan, birbirinden zarif köprülerini beğendiğimi, nehirde vızır vızır çalışan küçük tekneleri, bir tanesi ücretsiz olmasına rağmen insanların hep sıraya girip beklediğini, kaptanın içerdeki yolcuları indirdikten sonra işaret etmesiyle tekneye binmeye baslayan insanların nezaketini kıskandığımı da itiraf ediyorum.


Avustralya’nın tüm nüfusunun ancak senin kadar olduğunu, Brisbane’ın ise sadece bir semtin kadar nüfusu oldugunu da biliyorum ama, ne yaparsın İstanbul, gönül bu, sana Brisbane’ı sevdiğimi itiraf ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*