BREZİLYA : AMAZON’UN KALBİNE DOĞRU

AMAZON : Dünyanın Akçiğeri & Tatlı Su Kaynağı…..Canğıl da olmanın heyecanı…



 


 


Güney Amerika da Peru’daki And Dağlarından doğup doğuya doğru 6500 km yol katederek Atlas Okyanusuna dökülen Amazon Nehrinin  taşıdığı su miktarı Mississippi,Nil ve Yangtze Nehirlerinin taşıdığı suların toplamından daha fazladır( tüm dünya nehirlerinin taşıdığı suyun yaklaşık %20-25’ine sahiptir).Yağmur mevsiminde 300.000 m3/sn  debisi,350 000 km2’lik alanı sularla kaplaması(Türkiye’nin yarısı büyüklüğünde bir alan),kurak ve yağışlı dönem arasındaki nehrin yükseklik farkının 10 m yi geçmesi  ve suladığı alanın(Amazon Havzası) büyüklüğü , denize döküldüğü Brezilya’nın Atlas Okyanusu kıyılarında genişliğinin 300km ye varmasıyla da gerçekten en büyüktür.Peru,Kolombiya,Ekvador ve Brezilya’dan geçen,genişliği 11 ila  40 km arasında değişen ve 8 ayrı büyük nehrin beslemesiyle oluşan bu devasa büyüklükteki Amazon’a  Nehir Denizi de denmektedir.


 
  
Brezilya’nın en yüksek noktası Neblina Doruğu(2994 m)dışında  denizden 100myi geçen  bir yükselti ile karşılaşılmaz ve bölgenin büyük kısmı Yağmur ormanlarıyla  kaplıdır.


  
70 günlük Latin Amerika gezimin Amazon ayağı Brezilya’nın Rio de Janeiro’sından 5 saat süren ülke içi uçuş ile ulaştığım Manaus’ta başladı.Amazon’ların en büyük sanayi ve liman kenti,ormanın daha içlerine yada doğuya Okyanusa doğru yolculukların da merkezi.Birgün konaklamamdan sonra 2 günlük balta girmemiş(7-8 yıl önce bazı bölümlerine girmiş ama şu an toparlamış,yasaklamadan sonra)Amazon içlerine 1 Arjantin’li-1 Amerikalı ile birlikte Rio Negro’yu(siyah nehir) hız teknesi ile geçtik.Nehrin ortasında siyah nehir ile karşılaşan diğer nehir soğukluğu nedeniyle birbirlerine karişamamakta ve kilometreler boyu yan yana iki ayrı renk(siyah ve yeşil)olarak akmakta ve çok ilerlerde bir yerde birleşip kaynaşmakta.


 
   
Sonrasında bindiğimiz araç ile de 40-50 km yol yaparak,tekrar başka bir ince gövdeli sürat teknesine binerek konaklayacağımız yere doğru,nehir suyunun yükselmesi ile su yolumuzun ortasında kalan ağaçlar arasında dans eder gibi süratle, slalomlar yaparak yol aldık; bütün duyularımız ve ona bağlı çalışan kameramızın kayıtları ile.Elektiriği olmayan ahşap barakamıza ulaştık.Yandaki baraka çevresinde yüzen küçük çocuklara hemen katıldım.Öğle yemeğimizde yüzdüğüm nehirde prinaların yaşadığını öğrenip,sonrasında olta ile onları hep birlikte avladık ve ertesi günün  menüsüne dahil ettik.


   
Akşam üstü,  iki kişinin yan yana oturabileceği genişlikte motorlu kayıklarla güneşin batışını seyredeceğimiz alana doğru yol aldık.Yolda mavi başlı yunusların arada suyun çıkışlarına sşahit olsakta fotoğraflama şansı yakalayamadık.Omuzlarımızı yalayarak geçen ağaç dallarından sakınarak dar kanallardan geçip geniş bir alana geldik,gönlümüzce güneşin batışını seyreyledik ve dondurduk..Amazonun kalbindeyiz…



Havanın kararması ile aynı dönüş yolunu rehberimizin elindeki cılız fener ile bulup bulamayacağı endişesini hepimiz duyduk.Bu labirent gibi sığ sular arasından geçerken,suyun içine girerek yakaladığı 60cm boyundaki timsah yavrusunun zorunlu poz verişinden sonra barakamıza dolunay ışığı eşiliğinde ulaştık.


 
   
Türkiye’de olduğum Sarı Humma-Tetanoz ve Çocuk felci aşılarına rağmen dışarıdaki tuvaletin içinde gördüğümüz akrep ve türlü hayvanlar ile gece karşılaşmamak için gece tuvaletimizin gelmemesini dileyerek,endişeyle yattık…hertarafımıza sinek kovucuları sürdükten sonra,ama bir kulağımızın üzerine…duyduğumuz herhangi bir ses ile haşerat kovucu spreyleri tekrar her yanımıza sürerek sabahı zor ettik.


    
Bu son günümüz,tekne ile yarım saatte ulaştığımız, dört saat sürecek yürüyüş parkuruna ulaştık.On kişilik gurupta, hepimiz bunun bizler için düzenlenmiş turistik-kolay bir parkur olacağını düşünmüştük; yanılmışız.Kimi zaman elindeki palayla bitkileri keserek bize yol açtı rehberimiz,bitkiler,hayvanlar hakkında  bilgiler verdi.Safari tadında bir yürüyüş yaptık,içiiimizden birinin bçek yutması ve beni bir arının sokmasına rağmen,hepimiz terden sırılsıklam ama tebessümle döndük.Dün yakaladığımız Prinalar’ında olduğu öğle yemeğimizi  yiyerek Manaus şehrine döndük.


 
     

Kıta’nın ortasında ki Manaus şehrinden doğuya Belem’e(Atlas Okyanusu kıyısına)kara yolu yok.Uçak ya da tekne seçeneğinden ben tekneyi seçtim.Ama bu bildiğimiz-bildiğiniz teknelerden değil:konaklamanın sadece Hamak’larda yapılabildiği(ilk defa hamak deneyimi yaşadım bende),yavaş,sakin,24 saatinizin hamak yada güvertede güneşliyerek,kitap okuyarak,sohbet ederek geçirebilecğiniz,yemeklerinin sizi çokta memnun etmeyeceği,biraz sıkılabileceğiniz.ama bu sakinliği kendinizi tanıma fırsatı olarak(yazarak-düşünerek-hayal kuararak) avantaja da çevirebileceğiniz,bazen çok dar bazen de bir deniz gibi geniş nehir üstünde,iki tarafımızın da orman-ahşap evler-kayıklı insanlar ile görsel şölene dönüştüğü,teknemiz hareketliyken attıkları kancalarla bize bağlanıp satış yapan(balık-meyve)tekne adamları,durduğumuz limanlarda teknemize girip bizlere local tatlar sunan satıcılar,akşam brezilya popüler müziklerinin çaldığı bar ve içilen local içecekler ve yapılan sohbet,kimi zaman kendinizi köle ticareti yapılan bir gemide olduğunuz sanısına kaptırdığınız yemek saatleri….vs.Herşeye rağmen başka yerde yaşanamayacak bir deney,on iki kadar yabancı ve gerisi yerli insanlarla geçirdiğim dört aykırı güngüz-gece.

Bu yazı Cumhuriyet Gazetesi eki Dört Mevsim GEZİ dergisinde 26 Eylül 2007 & 101. sayısında yayınlanmıştır.

ŞEREF PINARCI
serefpinarci@hotmail.com

5 yorum

OyaÖzgen için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*