Bozuk Arnavutluk yollarına inat, işte karşınızda Berat


Makedonya gezimize Üsküp’te arkadaşlarla araba kiralayarak başlamıştık ve Ohri’de kaldığımız günlerin birini de yakınlığı dolayısıyla Arnavutluk’a geçerek değerlendirmek istiyorduk. Ama hedefimiz, başkent Tiran değil, “bin pencereli kent” de denen Berat’tı ve daha önce internetten araştırdığımız kadarıyla yaklaşık 3 saatlik bir yolculuğumuz olacaktı.

Sabah erkenden otelimizde kahvaltımızı yaptıktan sonra Struga üzerinden Arnavutluk sınırına doğru yola çıktık. Yaklaşık yarım saat sonra sınıra vardık. Sınırı hiçbir zorluk yaşamadan (arabamız bile aranmadan) geçtik. Sınırı geçer geçmez, tepelerde bizi eski rejimden kalma makineli tüfek yuvaları karşıladı. Tüm Arnavutluk seyahatimiz boyunca karşımıza çıkan bu makineli tüfek yuvalarının sayısı 700.000 civarındaymış. Komünist rejim zamanında, karşılaşılabilecek iç ve dış tehlikeler için tasarlanmış bu koruganları yerlerinden kaldırmanın maliyeti çok yüksek olduğundan hala yerlerinde duruyormuş. Amacına uygun olarak neredeyse hiç kullanılmamış olan bu koruganlar, şimdilerde depo, “aşk yuvası” ve bazen de samanlık olarak kullanılıyormuş.





Yaklaşık 1 saat sonra Elbasan’da idik. Merkezde 1 saate kadar dolaştık. Saat kulesi, hamam, çeşme ve surlar Elbasan’da ilk dikkat çeken yerler.




Burada fazla vakit kaybetmeden yolumuza devam ettik. Şimdiye kadar gördüğüm en kötü yollardan geçtik. Normalde çok daha kısa sürede ulaşabileceğimiz Berat’a yolların bozukluğu ve yersizliği  (tabelalar bazen çok yetersiz ve asfalt delik deşik, yama yapma zahmetine bile katlanmamışlar) yüzünden 2,5 saatte vardık.
Şehre girdiğimizde bizi,  Osum Nehri’nin sağında ve solunda sıralanmış Osmanlı evleri karşıladı.











Nehir üstünde bir yeni bir de eski köprü var. Yeni olandan geçip karşı kıyıyı gezdikten sonra, eski köprü ile de geriye dönüyoruz. Buralarda bol bol fotoğraf çektikten sonra buradaki bir restoranda karnımızı doyuruyoruz. Kaleye çıkmadan önce Bekarlar Camii, Hünkar Camii ve Halvetiye Tekkesi’ne uğruyoruz. Hünkar Camii, ahşap sanatı ve boyamalarıyla ünlü. 




Bu arada ilginç bir fotoğrafı da eklemek istiyorum buraya. Bir dişçi “kliniği”.


Kaleye çıkmadan önce yemek yediğimiz lokantada kaleye çıkış yolunu sormuştuk. Çünkü kaleye çıkan iki yol varmış ve biri diğerine göre daha kötüymüş. Eğer gidecek olursanız bence siz de öyle yapın.







Kale içindeki kilise ve cami kalıntılarını fotoğrafladıktan sonra önümüzdeki zorlu yolu da göz önünde bulundurarak rotamızı Ohri’ye çeviriyoruz. Fakat dönüş yolunda bir tabela yanılsamasından dolayı Elbasan’a doğru değil Durres tarafına doğru gittiğimizi fark ediyoruz. Hazır gelmişken Adriyatik sahiline de bir göz atıp Tiran ve Elbasan üzerinden Ohri’ye sisli ve zorlu bir yolculuktan sonra gece yarısı 3 civarı varıyoruz.
Kısacası; Tarihi Berat evleri, makineli tüfek koruganları, bozuk yollar ve Makedonya sınırındaki sisli tepedeki zorlu dakikalar, kısa Arnavutluk seyahatimizden aklımda kalanların en önemlileri. Safranbolu’yu bir de Avrupa topraklarında göreyim diyorsanız Berat’a gitmek mantıklı. Ama bu Osmanlı mirası şehir ve eserleri ilginizi pek çekmediyse Berat’a kadar hiç zahmet etmeyin.

9 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Maceralı bir yolculuk olmuş,gittiğinize değdi mi diye sorayım ? Osmanlı eserlerinden alınan devşirme parçalar,belki de bir mezar taşı olan ilginç çeşme ve Hünkar camii nin güzel tavan göbeği ve kalem işleri çok hoşuma gitti,yolu şaşırmasaydınız anılar daha güzel olacaktı…Çok teşekkürler..

  • Remzi1907 dedi ki:

    Açıkçası ben gittiğim hiçbir yer için “keşke gitmeseydim” demem. Orayı görmüş olmak bana yetiyor. Ama “tavsiye eder misin?” diye soracak olursanız kişiden kişiye değişir. Ben olsam giderdim. balkan seyahatlerinde Arnavutluk olmalı. Farklı bir tecrübe olacaktır. Mesela yolu şaşırmamız bile hiç üzmedi bizi. Kısa da olsa Durres ve Tiran’ı görmüş olduk. Sınıra çok az bir mesafe kala bir karış ötesini göremediğimiz bir siste arabayı kenara çekip sisin dağılmasını ummakla geçen 1 saati saymazsak yolculuktan gayet memnunum.

  • NEŞE dedi ki:

    Ben de sizin kafanızdayım,hiç bir zaman “keşke gitmeseydim ” demedim,her gezide görülecek öyle çok şey varki…Kazasız ve belasız geçtiyse,keşkesi yoktur…

  • arkutbay dedi ki:

    Ben de aynı kanıdayım . Görmekten , öğrenmekten , bilmekten zarar gelmez. Ne demişler bir şehir-bir insan 🙂 Böyle değilmiydi yoksa :))

  • gezmen dedi ki:

    Enver Hoca’nın bu şehirde yıktırdığı onlarca camiden geriye kalan iki tanesi, geride kalan zor günlerin birer abidesi gibi,ziyaretçilerini karşılıyor. Gören gözlerinize yazan ellerinize sağlık. Osmanlı’nın son kalesi İşkodrayı’da görmenizi isterdim.Selamlar,

  • Remzi1907 dedi ki:

    Yorumlar için teşekkürler. Vakit ve imkan olsaydı da keşke İşkodra’yı ve Ergiri’yi de görebilseydik. Belki başka sefere.

  • mosq dedi ki:

    Kesinlikle haklısınız her gezide mutlaka görülesi bir çok şey kalıyor insanın hafızasında .guzel yazınız ve resimler için çok teşekkür

  • bora arasan dedi ki:

    Berat’a niyet etmiş ama gidememiştik. Bu yazı gerçekten iyi oldu.

    Bu arada Berat komplo teorisyenleri için biçilmez kaftandır. Sabetay Sevi ‘nin sürgün olarak gönderildiği yerdir. Aman, bu konulara giren herkes içeride… Bende kaçayım 🙂

    Elinize sağlık tekrar…

  • NEŞE dedi ki:

    Evet Bora,Sabetay Sevi buraya sürgüne gönderiliyor ve bir gün denize doğru yürüyerek yok oluyor ortadan….Bu konuya ben de çok ilgiliyim,epeyice okudum…çok ilginç….17.yy ın ilginç olayları…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*