Borneo’da Orangutanlar



Hasta olunca ne yaparsiniz? Doktora gidersiniz. Peki annesiz kalan ya da hastalanan orangutanlar ne yapar? Sepilok‘taki Orangutan Rehabilitasyon Merkezi‘ne giderler. Bu hafta yeniden dogaya dondurulmek uzere bakilan onlarca orangutanin oldugu Borneo’nun Sandakan sehrine 25 kilometre mesafede yagmur ormanlarnin icindeki Sepilok’u ziyaret ettim, gorduklerimi yazacagim. Ama once ilk basa, yola cikmaya, donelim.


Kota Kinabalu sehrini yeterince gordukten sonra Sandakan sehrine gecmeye karar verdim. Ertesi gun yola cikmak uzere otobus biletimi aldim. Otobus sabah altida kalktigi icin ve o saatlerde taksi bulmak kolay olmayacagi icin bir taksiyle sabah beste beni almasi icin anlastim. Kaldigim hostelin bahcesi yuksek bir duvarla cevrili ve aksam saat ondan sonra kapi kilitleniyor. Sabahleyin kapiyi acmak icin ugrasmayayim diye resepsiyona saat beste ayrilacagimi soyleyip hesabimi kapattim. Herseyi ayarlamanin rahatligi icinde yattim.


Borneo horozlari megaloman. Gunun her saati yerli yersiz otmelerini baska turlu aciklayamam. Dun dogarken, batarken, okullar acilirken, yakindaki havaalanina ucaklar inerken, kalkarken, kamyon gecerken. Sokaktan gelen her gurultu yakindaki bahcelerdeki horozlar icin bir yarisma meselesi haline geliyor: “Efenim, kim benden daha fazla gurultu yapabilir, burasi benim bolgem oteyim de gor”. Yandaki bahcedeki horozda ayni fikirde olunca Fener-Gassaray macinda tribunlerin atismasi gibi senlik bir senlik.


Uykum genelde agirdir, yola cikacagim zamanlar haric. Yola erken cikacaksam gec kalirim korkusuyla saat sesine uzaktan benzeyen her sese – horoz, buzdolabi, sinek, gemi, araba, yellenme, kapi vs- uyanirim. Tam saat ucte mahalle horozlarinin yuksek testesteronlu atismasi ile uyandim. Horozlarin gunduz atismasi iyi de, gece ucte niye yaparsiniz kardesim. Oyle cok bagiriyorlar ki, iclerinden birini kesiyorlar zannettim, sahibine tesekkur edecektim. Kimsenin kestigi falan yok, yarim saat atistiktan sonra birden sakinlestiler. Uykulari geldi belki de. Kalkam gereken saate daha bir saat var, yatakta don baba donelim oynadim. Olmadi, uyuyamadim, yinede kalkmadim. Saat calinca kalktim, toparlandim. Camdan taksinin bahce kapisinin onune park ettigini gordum ve asagiya indim. Tam uykumu alamamisim, dogrudan kapiya gittim. Tabi kilitli. Gece bekcisinin kulubesine gittim. Camda bir not. Malayca nereye gittigini soyluyor olmali yada yesil cayin nimetlerini anlatiyor, hicbir fikrim yok. Taksi kapida, ben iceride, anahtar bekcide, bekci nerede?


Binayi iki kez tavaf edip baktim. Yok. Odalardan birine girip uyumus olmali. Hangisine? Nasil bulacagim adami? En iyisi ismini bagirmali. Ismi ne yaaa? Tamam baska bir sey soylemeli. Bekci ingilizce bilmiyor ki. Hostelde kalan digerlerini uyandirmamak icin ilk once sessiz olarak sonra da bagira cagira “resepsiyon, anahtar, kapi” deyip etrafta dolandim. Misafirlerden birini uyandirmayi basardim, kapi araligindan kafasini uzatan biri “sessiz ol, uyuyoruz” dedi. Sessiz olsam bekciyi bulup disariya cikamam ki. Biraz daha iceride dolandim, bahceye ciktim. Taksi soforu parmakliklar arasindan saatini gosterip geciktigime dair bir seyler soyledi. Fazla blgi, bende biliyorum. Otobusu yakalamak icin tekyol duvardan atlamak kaldi. Duvar iki metreden biraz yuksek ve uzerinde hirsizlara karsi cam doseli olanlarindan. Bir an Cuneyt Arkin bunun bes katini ziplayip gecerdi deyip duvara hamle ettiysem de etrafta kamera olmadigindan dolayi olsa gerek bir ise yaramadi, sadece camlarin buyuk oldugunu gordum. Seyrettim onca aksiyon filmine verdigim paralarin ise yarayacagi gun buymus. Duvar kenarina kurumasi icin birakilmis paspaslarla duvarin uzerindeki camlari orttum. Bahcedeki uzun banklardan birini duvar dayayip cantami duvara koydum arkasindan paspalarin uzerine basarak duvara ciktim.


Paspaslarin uzerinde dunya bir baska oluyor, duzelteyim duvarin uzerinde dunya bir baska oluyor. Onceden gorulmeyen detaylar birden gozunuzun onune geliyor. Mesela sokagin karsisindaki villada sabahin besinde sigara icip bahcesinde cimlerin tam ortasina iseyen zat beni gorunce bayagi bir afalladi ama bacaklarini islatmamayi becerdi. Prostat sorunu olmadigini soyleyebilirim. Isini bitirince donup iceri girdi, ya hirsiz var diye polisi cagirmak icin yada sabahin besinde yan bahce duvarindan seyredilmenin saskinligindan. Kendi kendine ne dedi cok merak ediyorum: “ bi tek zevkim var o da gun dogumunu elimde sigaram bahcemin ortasina iseyerek karsilamak onu da yapamadim ya”, ya da “ cok ictim coook, hayal gormeye basladim, sanki duvarin uzerinden koca cantali biri atladi”.


Duvardan yere atlamak konusunda soguk denize girmede yasanan tereddute benzer iki dakikadan sonra iskeleden atlar gibi kendimi biraktim. Birinin haykirmasiyla yere degmem bir oldu. Etrafa baktim, sofor disinda kimse yok, demek ki bagiran benmisim. Dort el-ayak herneyse kapaklandigim yerden kalkip pantalonumdaki toz ve tavuk pisligi kalintilarini temizledim ( bu horozlari hemen kesene odul verecem, hem otuyor, hem pisliyor yaa). Sirt cantami duvarin uzerinden alip sakin bir sekilde olani biteni hafif gulumser bir sekilde seyreden taksicinin actigi bagaja attim. “ Otobus terminaline” dedim.


Ve Sandakan yolculugum boylece basladi.



Sandakan yolu tamamiyla yesil. Yesilin uc tonu yol boyunca arada yer degistirip sonra tekrar karsiniza cikiyor: ormanin yesili, kaucuk ve palmiye agaclarinin yesili ve muz agaclari. Yerlesim birimlerinin yakinlarinda orman yerini muz agaclarina birakmaya basliyor, koye ya da kasabaya ne kadar yaklasirsaniz muz agaclari o kadar cok artiyor. Artacak tabi, o kadar cok yemekte muz yapragi kullaniliyor ki sasirtici. Neredeyse muzdan cok yapragini kullaniyorlar: pilav muz yapraklarina sarilip buharda pirisilmis geliyor, balik muz yapraklari uzerinde izgarada pisiriliyor, bazi lokantalarda muz yapragi masa ortusu ve ayni zamanda tabak olarak kullaniliyor ( masa uzerine konan muz yapragi uzerine yemeginiz boca ediliyor, siz bitirince yaprak cope ).



Sandakan’a yaklastikca kucuk petrol kuleleri goze carpmaya basliyor. Sabah eyaleti dogal kaynaklar bakimindan oldukca sansli. Ancak hukumet denetiminde uretilen petrol ve kerestenin gelirlerinin ancak yirmide biri bolgeye geri aktariliyor. Sabah yoneticileri bu dengesizlikten oldukca mutsuz ve baskentle iliskile gergin. Sandakan limani sehrin en canli yeri. Insanin basini donduren bir trafigi var. Ancak sehir Kota Kinabalu ile karsilastirildiginda ilginc degil. Geleneklerime uygun olarak sicak ve nemli ogle saatlerinde sokaklari arsinlayip terden sirimsiklam oluncaya kadar dolasiyorum ki, sicaklik azalip aksam ruzgari ciktiginda bir kafede oturabileyim. Tersini de yapabilirim ama gelenek iste.


Ertesi gun dunyada sadece dort tane bulunan orangutan rehabilitasyon merkezlerinin en iyisi olan Sepilok’a gitmek icin erken kalkiyorum. Bu otelde bekci uyanik, zaten duvar da yok. Sandakan’dan yarim saat uzakliktaki Sepilok Orangutan Rehabilitasyon Merkezi dunyadaki ayni isle mesgul dort merkezin en iyisi. Annesiz kalan, yaralanan ya da hastalanan orangutanlar 40km karelik bir alanda kurulu bu merkezda iyilesinceye kadar dogal ortamlarinda bakiliyorlar. Merkezde gunde iki kez ( saat 10’da ve 15’te) orangutanlar besleniyor. Bu onlarin ana yemegi degil, ormanda bulduklarina ek olarak duzenlenmis. Dolayisiyla ormanda yiyecek bolsa beslenme alaninda orangutan gormek mumkun olmuyor. Orangutan besleme alanina merkez girisinden iceri yaklasik bir kilometrelik kadar tahta yolda yuruyup ulasiyorsunuz. Besleme bittikten sonra dileyenler yagmur ormaninin icinde toprak patikalara da -merkezde kayit olduktan sonra- girebiliyorlar. Merkezde yaklasik yuz kadar orangutan var, ancak besleme alanina ne kadarinin tenezzul edecegi tamamen sans.


Merkez acilir acilmaz ilk damlayan ben oldum. Iceride biraz dolastiktan sonra besleme alaninda yerimi aliyorum. Besleme alaninin civarina benim gibi erken gelen orangutan arada agaclara cikip, arada yanimiza gelerek vakit geciriyorlar. Merkezin diger ziyaretcilerinin cogu Malay ve herhangi bir terleme belirtisi gostermiyorlar. Bense sabahin dokuz bucugunda ikinci buyuk su siseme gecmistim. Nemden dolayi AVDSKC ( AVDSKC =”acelem vardi dustan sonra kurulanmadan ciktim” ) goruntusunu alincaya kadar agaclarda cekingen bir sekilde bizi seyreden orangutanlari fotografliyorum. Arada kalkip kaidemin banklarda biraktigi su birikintilerine bakip rorschach testi yapiyorum, iyiymisim, gececekmis. Iyi bir tellak olsaydi da su kadar ter bosa gitmeseydi. Orman karanlik oldugu icin daha iyi foto cekebimek icin mini tripodumu hazirlayip diger on kisiyle birlikte besleme platformu onundeki yerimizi rahatca almistik ki fotograf gezisinde oldugunu sandigim iki otobus dolusu Fransiz turist her birinin omzunda en az bir bazuka kadar buyuk fotolenslerle etrafimi sariyor. Boyunlarindaki makinalarin degeri en az kucuk bir Afrika ulkesinin yillik gideri degerinde. Bazilari onlarca cebi olan fotografci yeleklerinden giyiyorlar. Dijital makina cikali beri o ceplere ne koyuyorsunuz diye dusunuyordum ki yedigim dirsekle kendime geldm. Gelenlerin iyi fotograf cekmek icin yapmayacaklari sey yok gibi. Kendi aralarindada en iyi yer kavgasi yapiyorlar, kaybeden uc kisiyi oracikta gomuyorlar. Inanin Fransizlar ikinci dunya savasinda ulkelerini korumak icin daha az emek vermislerdir, fotograf cekmeye verdikleri onemi savunmaya verselerdi tarih baska yazilirdi. Yani onceliklerini iyi koymayi biliyorlar. Kucuk Afrika ulkesi deyince, Ruanda on sene onceki olaylar sirasinda soykirim sucu isleyenlere yardim ettigi icin Fransa’yi mahkemeye verdi, bazi Fransizlar Avrupa’daki mahkeme karari cikmadan once Fransa’dan tasindilar. Su an gorunen o ki Ruanda’nin istedigine yakin bir karar cikacak, yani Fransa soykirim suclusu ilan edilebilir. Bu adamlarin sagi solu belli olmaz, bak soykirima da meyilliler deyip yerimi caresiz Fransizlara birakiyorum.



Orang-utan’in yerel dildeki anlami orman-adami. Insanlarla genetik yapilari %95 ayni. Agaclarda mutlu bir sekilde yemek yiyen, uyuklayan, arada dusunur gibi duran orangutanlari gorunce bu yakin hissetmemek mumkun degil. hepsinin cani sikilip agaclarin arasinda gozden kaybolana dek seyretmeyi surduyorum.


Ogle yemegi sonrasi merkezdeki patikalara girip biraz daha dolasiyorum. Saat uc’te tekrar besleme platformuna gidiyorum, belki yeni baslayan yagmurdan dolayi bu kez turistte az, orangutanda. Yine de iki orangutanin platforma oturup bizi seyretmelerini seyrediyorum. Kim kimi seyrediyor? Kendi aralarinda konustuklarini hayal ediyorum, biri otekine diyor ki ” bu insanlara yakin hissetmemek mumkun degil, biliyor musun genetik yapilari bizimkiyle %95 ayniymis”. Oteki diyor ki “ama Fransizlar?”. ” dogru onlar biraz garip, genetik bozukluk mu dersin?”. Gorevli merkezin kapanma vakti geldigini soyleyene kadar bu muthis yaratiklari izlemeye devam ediyorum.

Ve Sandakan yolculugum boylece bitti.
 
Simdi Borneo’nin iclerine yolculuk zamani, gorusmek uzere.

6 yorum

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    ne kadar tatlı orangutanlar, ne ilginç bilgiler, tam binrotaya yakışır şekilde, elinize sağlık başar bey.

  • OyaÖzgen dedi ki:

    Bu yazıyı hayvanlara olan düşkünlüğüm nedeniyle bambaşka bir keyifle okudum. Maymunlar yüzünden kaçkez sıtma nöbeti gibi hastalanıp doktorlardan azarlar işittim bilemezsinizr ve orangutan rehabilitasyon merkezinde National Geography’nin ünlüleri konuk ederek hazırladığı film projesini izlerken zekaları,taklitçilikleri ve sevimlilikleri ile birkez daha bağlandım onlara.Yazınız ve fotoğraflarınız için teşekkürler.

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Sizin yazılarınızı okurken, iyi bir belgesel izlemiş gibi oluyorum. Daha başka ne denebilir ki?

  • mcatullus dedi ki:

    Mizah dolu gezi yazınızı büyük bir hazla okudum. Elinize sağlık.

  • rome_o dedi ki:

    bir kurtbayram klasiği gene tam puan

  • oymakas dedi ki:

    Çok güzel bir yazı. Keyifle okudum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*