Bolivya I

Bu yazıyı yazarak haddimi aştığımı biliyorum. Güney Amerika’nın bu en yüksek, en izole ve en fakir ülkesi hakkında yazmak ve bu işi de, Uyuni’nin güneşi yansıtan tuz düzlüklerinde gözlerim kamaşmamışken, Sucre veya Potosi’yi görmemişken ya da “la Ruta del Che” de Commandante’nin izlerini arayarak La Higuera köyüne yürümemişken yapmak sanırım gerçekten haddimi aşmak…  Ama yine de Bolivya’ya gitmenin zorluğu dikkate alındığında kısacık seyahatimden söz etmemin hoş karşılanabileceğini ümit ediyorum.


(Bu arada küçük hatırlatma;  Che Guevera, CIA destekli Bolivya Ordusu tarafından Churo isimli dar bir kanyonda yaralı olarak ele geçirildikten sonra 9 Ekim 1967’de, ele geçirildiği kanyona 8 kilometre uzaklıktaki La Higuera isimli küçük köyde öldürüldü…)




Peru – Bolivya sınırı


Copacabana

Bolivya Bizim için Peru’dan geçtikten sonraki ilk durak Copacabana’da başladı. Brezilya’daki dünyaca ünlü adaşıyla pek de bir alakası olmayan bu küçük şehrin ismi, bir rivayete göre Aymara dilinde “Göl Manzarası” anlamına gelen “kota kahuana” sözcüklerinden, bir rivayete göre de And Mitolojisindeki doğurganlık tanrısı “Kotakawana”’dan dan geliyormuş.


(Yazımın bu bölümünde büyükçe bir parantez içerisinde bu sınır geçişinde yardımlarından ötürü teşekkür etmek ve ayrıca takdirlerimi iletmek istediğim kişi ve kurumlar var.


Bolivya sınır görevlisine, vize istemeyen nadir ülkelerden birine ayak basıyor olmanın mağrurluğuyla pasaportumu, eşimin pasaportuyla birlikte uzattıktan bir süre sonra hiç beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. Görevli elinde,  Benim Türkiye Cumhuriyeti ve eşimin Rusya Federasyonu pasaportları olduğu halde ısrarla nereden geldiğimizi sorup durdu. “İstanbul” yanıtını –ikinci bir açıklama yapmamak adına Antalya demedim- birkaç kez aldıktan ve diğer görevlilerle yaptığı birtakım İspanyolca konuşmaların ardından 15-20 dakika sonra ancak pasaportlarımızı geri alabildik ve Bolivya’ya girmeye hak kazandık. İki gün sonra La Paz’ın JFK El Alto havalimanından çıkış yaparken öğrendik ki Bolivya Rus vatandaşlarına vize uyguluyormuş. Üstelik de öyle havalimanında ülkeye girerken alınan vizelerden değil. Gitmeden elinizde belgelerle Konsolosluktan almanız gereken türde bir vize…


Evet, şimdi gelelim teşekküre; İstanbul’dan gelen bir Rus vatandaşını, vize prosedürlerine çok da hâkim olmadıklarından kafaları karışıp ülkeye vizesiz sokan Copacabana gümrüğündeki görevlilere teşekkürü bir borç biliyorum. Takdirlerimin ilki ise; Bizi yanlış bilgilendirip, Eşime sadece Peru vizesi alıp Bolivya vizesini almadan dünyanın öbür ucuna gönderen Hey Travel’a –ki Rus vatandaşları Peru vizesini de ülkeye girerken alabiliyorlarmış- … İkincisi de;  tabii ki seyahat acentesinden aldığı vize bilgisini kontrol etmeyen bizlere…)


Copacabana Bolivya’nın Titicaca gölü kıyısındaki önemli şehri. Klasik tur programlarındaki Peru’dan Bolivya geçişleri genellikle Copacabana’dan yapılıyor ve buradan kalkan Katamaranlar yoluyla La Paz’a doğru devam ediliyor. Şehrin küçük bir plajı, göle inen Arnavut kaldırımı dar sokakları, Peru’dakilere kıyasla çok daha ucuz –bu arada para birimi olarak Nuevo Sole’dan Boliviano’ya geçtik- hediyelik eşya satan dükkân ve tezgâhları var. Ayrıca bir de insanı gülümseten denize kıyısı olmayan Bolivya’nın Deniz kuvvetlerine ait karakolu…



Copacabana Sokakları

Copacabana, Peru’dan gelen Turist kalabalığının Bolivya’ya adım attığı yer olmanın ötesinde bir öneme haiz. Bu göl kıyısındaki küçük kasaba aynı zamanda önemli bir hac mekânı. Her yıl 6 Ağustos günü Peru ve Bolivya’dan gelen binlerce hacı kasaba meydanındaki “Our Lady of Copacabana” Katedralini (Bazilikasını) ve burada yer alan “Virgen Morena del Lago” yani; Gölün Siyah Bakiresi heykelini ziyaret ediyorlar. Virgen Morena, Bolivya’nın Patron Saint’i; yani koruyucu melek olduğuna inanılan azizi… Bu “zenci”  Meryem heykeli yaklaşık 400 yıl önce İnka imparatorlarının soyundan gelen Francisco Tito Yupanqui tarafından yapılmış.



Our Lady of Copacabana Bazilikası



Virgen Morena’yı yapan F.T. Yupanqui’nin eseri elindeyken tasvir edilmiş heykeli


Our Lady of Copacabana Bazilikası önünde kutsanmak için hazırlanmış otobüs…

Copacapana’dan sonraki durağımız İnka İmparatorluğunun önemli merkezi; La Isla del Sol yani Güneş Adası. Büyük ve konforlu bir katamaranla, öğle yemeği olarak lezzetli balık yediğimiz  yaklaşık 1 saatlik yolculuğun ardından adaya ulaştık. 

 
La Isla del Sol; Güneş Adası


Güneş Adası ve Titicaca

Güneş adası Inka inancına göre Güneş’in doğum yeri. Ayrıca manyetik enerjinin kaynağı ve dünyanın vertex’i yani tüm yönlerin buluştuğu merkez noktası…  Inka’lar için bu denli önemi olan bir adada da 100’den fazla Inka kalıntısı olması doğal tabii ki. Yaklaşık 800 ailenin yaşadığı bu adanın geçim kaynakları, biraz balıkçılık biraz tarım ve çokça da turizm. Balıkçı teknelerine ev sahipliği yapan küçük bir limandan adanın merkezine zorlu olmayan bir tırmanışla ulaşılıyor. Tırmanışın sonlandığı noktada Inka’ların ünlü düsturu “Çalma, Yalan Söyleme ve Tembel Olma” yı simgeleyen, suyun 3 farklı noktadan aktığı Inka çeşmesi ve birkaç Bolivianos karşılığında sizinle resim çektirebilecek ada yerlilerini görebilirsiniz. Her ne kadar ziyaretimiz esnasından “Çalma” çeşmesinden su akmıyorduysa da Ada bu konuda oldukça güvenli, emin olabilirsiniz…(Bu arada 1 USD yaklaşık 7 Bolivianos yapıyor)



Çalma, Yalan Söyleme, Tembel Olma…

Merkezde adanın asıl turist aktivitesi Inti Wata kültürel kompleksi var. Burada; Inka yerlilerinin kullandıkları aletlerle tarım yapılan ve Inka mitolojisindeki bereket tanrısı Pachamama’nın adıyla anılan terasları görebilirsiniz. Ayrıca Güneş Adasında bulunan arkeolojik kalıntıların ve kıta halklarına ait folklorik giysilerin sergilendiği küçük bir yer altı müzesi (Ekako Yeraltı Müzesi) ve Lama, Alpaga ve aynı türden diğer hayvanlar Vicuna ve Guanaco’ları görebileceğiniz bir minik hayvanat bahçesi de var.



Guanaco


Ekako Yeraltı Müzesinden; el Diablo…

Kompleksdeki diğer bir ilginç bölüm Inka’ların Totora bitkisinin sazlarından gemi yapım tekniklerinin ve “Kon Tiki” macerasıyla ilgili resimlerin sergilendiği bölüm. Norveçli bir bilim adamı Thor Heyerdahl, Colomb öncesi Amerika yerlilerinin yaptıkları ilkel teknelerle Pasifik Okyanusunu aşıp Polinezya’ya ulaştıkları şeklindeki savını ispatlamak için 1947’de Totora sazlarından kendi teknesini inşa edip eşlik eden 5 kişiyle birlikte bu 4300 millik seyahati gerçekleştirmiş. Bu seyahati gerçekleştirdikleri teknenin adı da Kon Tiki; yani Inka güneş tanrısı Viracocha’nın eski ismi…



Kon Tiki Macerasının anlatıldığı Belgesel 1951’de Oscar Almış… (Wikipedia’dan)

Adaya veda etmeden önce fazlasıyla turistik 2 aktiviteye katılıyoruz; ilki adanın muhteşem göl manzaralı bir köşesinde eski bir şaman ayininin canlandırıldığı; Kallawaya Ritüeli. Diğeri de; limandaki geleneksel Titicaca teknesiyle yaptığımız kısa tur. Göldeki benzerleri içerisinde en büyüğü olduğu söylenen bu teknede isterseniz kürek de çekebilirsiniz, teknenin arkasında gizli motorları olsa da…



Kallawaya Ritueli


Titicaca’ya özgü “motorlu” tekne…

(Bu arada yine bir parantez içerisinde çok gıpta ettiğim bir konudan söz etmeliyim. Inti Wata tümüyle bir seyahat acentesi tarafından yapılmış. Gerçekten çok iyi düşünülmüş, planlanmış bir kültürel kompleks. Üstelik hiç kimse size ekstra bir şeyler satmaya da çalışmıyor. Yılda yaklaşık 500 bin ile
1 Milyon turistin ziyaret ettiği bir ülkedeki bir seyahat acentesi tamamen kendi girişimleriyle böyle bir kompleks kurup kendi kültürünü tanıtırken yılda 20 Milyondan fazla turist tarafından ziyaret edilen ülkemin seyahat acentelerinin aklına neden benzer bir şey gelmez bilemiyorum…)


Güneş Adasından karaya çıktığımız Chua’ya kadar yaklaşık 2,5 saatlik bir katamaran seyahati daha yaptık.


Efsaneye göre İnkalar,  Cuzco’daki Koricancha tapınağından 2 ton altını işgalci İspanyollardan kaçırıp gölün sularına emanet etmişler.  Titicaca’yı araştırmak ve biraz da efsanenin doğruluğunu görmek isteyen Kaptan Jacques Cousteau,1969 yılında mini denizaltısını trenle bölgeye taşıyıp gölde dalışlar yapmış. Altın izine rastlayamasa da, Cousteau ekibiyle birlikte gölün derin sularında yaşayan ve boyları yarım metreye ulaşabilen dev bir kurbağa türü keşfetmiş.  Sonrasında Kaptan Cousteau’nun belgesel dizisine eklediği “Titicaca Gölü Efsanesi” isimli bu özel bölümü katamaran mürettebatı bize gururla sundu…


Titicaca üzerinde yol alırken bir yandan da uzaklarda her biri en az 6000 metre yüksekliğindeki dağların karlı doruklarını ve gittikçe yaklaşan Bolivya kıyılarını izlerken kahvemi yudumlamak kesinlikle harika bir deneyimdi. Sonra gölün 800 metreye kadar daraldığı Tiquina boğazından, teknelerle bir taraftan diğerine taşınan koca koca kamyon ve otobüslerin arasından geçerek Chua’da bizi La Paz’a götürmek üzere bekleyen otobüsümüze ulaştık. 




Titicaca Manzaraları


Tiquina Boğazı

Titicaca’yla vedalaştıktan sonra La Paz’a 1,5 saatlik bir yolumuz var. Hava kararırken rehberimiz Renan gittikçe duygusallaşan, ağlamaklı ses tonuyla yolun neredeyse yarısı kadar süren konuşmasında Commandante’yi anlattı. Che’nin, insanlarına daha iyi bir hayat sağlamak adına geldiği ama destek göremeyip sonuçta bu uğurda öldüğü ülkede, 40 yıl sonra bu kadar sevilmesinin ne kadar da trajik olduğunu düşünürken La Paz’a yaklaşmıştık…


Sürecek

10 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    geçmişin izlerini barındıran güneş adasının her köşesini gezmek, şaman ayinini seyretmek, titicaca teknesiyle gölde benzersin bir gezi yapmak sayenizde sizinle gezmiş kadar oldum ellerinize sağlık

  • NEŞE dedi ki:

    Binrota da aynı konuda bir yazı daha okumuştuk fakat her zaman söylediğim gibi kişisel yorum ve gözlemler çok farklı,güzel olanda bu tabii..Bizi çok güzel bilgilendirdiniz ve deneyimlerinize ortak ettiniz ve tur şirketlerine ne derecede güveneceğimizi öğrettiniz.Teşekkürler….

  • rome_o dedi ki:

    peru ve bolivya yazılarını çok kıskanıyorum . daha geçen cumartesi oymakaç ben ve maliho buluştuğumuzda konuştuğumuz konu buydu .bir gün fırsatını bulacağım meksikadan patagonyaya hiç durmadan gezeceğim

  • mugeyidogan dedi ki:

    Güneş adasını pek beğendim, bu buz gibi havada sıcacık yazıların devamını istiyorum 🙂

  • erozgen dedi ki:

    Yorumlarınız için çok teşekkürler… Güney Amerika’nın her köşesini gezmek benim de en büyük hayalim…Hatta bu günlerde Venezuela, Kolombiya ve Ekvador arasında bir yerlerde olmam gerekiyordu fakat şanssızlık, bir sonraki bahara kaldı…
    Tur şirketlerine güvenmek ile ilgili olarak; haklısınız fakat sezar’ın hakkını sezar’a vermeliyim, Bolivya sınırı dışında her şey çok güzeldi…Tabii ki eğer sınırdakiler işlerini adam gibi yapıp da Eşimi ülkeye sokmasalardı buraya neler yazardım bilemiyorum:))

  • süleyman dedi ki:

    özellikle hac mekanını çok merak ettim acaba herkez gidebiliyor mu?? kaleminize sağlık

  • erozgen dedi ki:

    Tşk ler. Binlerce insan “Our Lady of Copacabana” Bazilikasındaki “Virgen Morena” heykelini görmeye geliyor… Bazilika ve heykel ziyarete açık, maalesef içeride fotoğraf çekmek yasak…

  • süleyman dedi ki:

    bilgi verdiğiniz için teşekkürler…

  • Suzandan dedi ki:

    ciddi bir araştırma , emek ve bilgi birikimi ile yansıttığınız yazı için çok teşekkürler . 🙂

  • karablacksea dedi ki:

    tek kelimeyle süper.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*